Vemâ ente bihâdî-l’umyi ‘an dalâletihims in tusmi’u illâ men yu/minu bi-âyâtinâ fehum muslimûne
Meal
Körleri de savrulup durdukları yanlış yollardan kurtarıp doğru yola çekebilecek olan sen değilsin. Sen dâvetini ancak, önyargısız bir şekilde âyetlerimize inanıp gerçeğe teslim olmaya yatkın kimselere duyurabilirsin.
Kur'an Tefsiri
Cenâb-ı Hak, İslâm’ı tebliğ, yaşama ve yaşatma gibi ağır bir mesuliyetin altında bulunan Resûlullah (s.a.s.)’i tekrar tekrar teselli etmekte; tüm gücüyle çalışabilmesi ve gönlünde en küçük bir zaafiyetin peyda olmaması için yalnızca kendisine güvenip dayanmasını istemektedir. Çünkü Efendimiz (s.a.s.)’in tuttuğu yolun, Allah’ın dosdoğru yolu olduğunda şüphe yoktur. Onun yolu doğru, söyledikleri doğrudur. Ancak bu doğru sözlere inananlar olacağı gibi inanmayanlar da olacaktır. Sözün doğru olması, imtihan gereği, herkesin ona iman etmesini gerektirmemektedir. Şu halde kâfirlerin söz dinlememelerine üzülmemek lazımdır. Zira kusur peygamberde değil, o sözü dinlemeyenlerdedir. Çünkü onlar gerçeği anlama, duyma ve görme bakımından “ölü”, “sağır” ve “kör” hükmündedirler. Dolayısıyla bunlara gerçeği dinletmek, belletmek ve onları sapıklıklarından kurtarıp doğru yola getirmek Peygamberin elinde olan bir şey değildir. Onun, ancak Allah’ın âyetlerine inanan ve O’na teslim olan kişilere sözünü dinletmesi mümkün olabilir. O halde peygamberin ve onun tebliğ vazifesini üstlenen kişilerin yapması gereken, Allah’a güvenip vazifelerini yerine getirmeye çalışmaları, fakat kimin doğru yola gelip gelmeyeceği hususundaki kararı Allah’a havâle etmeleridir.
Zâten öyle bir zaman gelecek ki herkes gerçeği görecek:
Muhtasar Tefsir
Sen, hakka karşı gözleri kör olmuş kimselere hidayet edecek değilsin. Onlar için üzülme ve kendini yorma. Ayetlerimize iman etmiş, Yüce Allah’ın emirlerine boyun eğen kimselerden başkasına hakkı anlatmaya güç yetiremezsin.