Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ١٩

19. Cüz

Furkân 25:21 → Neml 27:55 Sayfa 361–380 339 âyet
FurkânŞuarâNeml
Mushaf
Furkân Sûresiالفرقان21. âyet →

وَقَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ نَرٰى رَبَّنَاۜ لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَب۪يرًا ٢١

Vekâle-lleżîne lâ yercûne likâenâ levlâ unzile ‘aleynâ-lmelâ-iketu ev nerâ rabbenâk lekadi-stekberû fî enfusihim ve’atev ‘utuvven kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰٓئِكَةَ لَا بُشْرٰى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِم۪ينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا ٢٢

Yevme yeravne-lmelâ-ikete lâ buşrâ yevme-iżin lilmucrimîne veyekûlûne hicran mahcûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler.

Muhtasar Tefsir

وَقَدِمْنَٓا اِلٰى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَٓاءً مَنْثُورًا ٢٣

Vekadimnâ ilâ mâ ‘amilû min ‘amelin fece’alnâhu hebâen menśûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz.

Muhtasar Tefsir

اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَاَحْسَنُ مَق۪يلًا ٢٤

Ashâbu-lcenneti yevme-iżin ḣayrun mustekarran veahsenu mekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَٓاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلٰٓئِكَةُ تَنْز۪يلًا ٢٥

Veyevme teşakkaku-ssemâu bilġamâmi venuzzile-lmelâ-iketu tenzîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.

Muhtasar Tefsir

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يرًا ٢٦

Elmulku yevme-iżini-lhakku lirrahmânic vekâne yevmen ‘alâ-lkâfirîne ‘asîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلًا ٢٧

Veyevme ye’addu-zzâlimu ‘alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenî-tteḣażtu me’a-rrasûli sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.

Muhtasar Tefsir

يَا وَيْلَتٰى لَيْتَن۪ي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَانًا خَل۪يلًا ٢٨

Yâ veyletâ leytenî lem etteḣiż fulânen ḣalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا ٢٩

Lekad edallenî ‘ani-żżikri ba’de iż câenîk vekâne-şşeytânu lil-insâni ḣażûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا ٣٠

Vekâle-rrasûlu yâ rabbi inne kavmî-tteḣażû hâżâ-lkur-âne mehcûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَص۪يرًا ٣١

Vekeżâlike ce’alnâ likulli nebiyyin ‘aduvven mine-lmucrimînek vekefâ birabbike hâdiyen venasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ جُمْلَةً وَاحِدَةًۚ كَذٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِه۪ فُؤٰادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْت۪يلًا ٣٢

Vekâle-lleżîne keferû levlâ nuzzile ‘aleyhi-lkur-ânu cumleten vâhidetenc keżâlike linuśebbite bihi fu-âdeke ve rattelnâhu tertîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ اِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاَحْسَنَ تَفْس۪يرًاۜ ٣٣

Velâ ye/tûneke bimeśelin illâ ci/nâke bilhakki veahsene tefsîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُحْشَرُونَ عَلٰى وُجُوهِهِمْ اِلٰى جَهَنَّمَۙ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ سَب۪يلًا۟ ٣٤

Elleżîne yuhşerûne ‘alâ vucûhihim ilâ cehenneme ulâ-ike şerrun mekânen ve edallu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُٓ اَخَاهُ هٰرُونَ وَز۪يرًاۚ ٣٥

Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe vece’alnâ me’ahu eḣâhu hârûne vezîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık.

Muhtasar Tefsir

فَقُلْنَا اذْهَبَٓا اِلَى الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْم۪يرًاۜ ٣٦

Fekulnâ-żhebâ ilâ-lkavmi-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ fedemmernâhum tedmîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اٰيَةًۜ وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ عَذَابًا اَل۪يمًاۚ ٣٧

Vekavme nûhin lemmâ keżżebû-rrusule aġraknâhum vece’alnâhum linnâsi âyetens vea’tednâ lizzâlimîne ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَث۪يرًا ٣٨

Ve ’âden ve śemûde ve ashâbe-rrassi vekurûnen beyne żâlike keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْاَمْثَالَۘ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْب۪يرًا ٣٩

Vekullen darabnâ lehu-l-emśâles vekullen tebbernâ tetbîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّت۪ٓي اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِۜ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَاۚ بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا ٤٠

Velekad etev ‘alâ-lkaryeti-lletî umtirat metara-ssev-/ic efelem yekûnû yeravnehâc bel kânû lâ yercûne nuşûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَوْكَ اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي بَعَثَ اللّٰهُ رَسُولًا ٤١

Ve-iżâ raevke in yetteḣiżûneke illâ huzuven ehâżâ-lleżî be’aśaAllâhu rasûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَاۜ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلًا ٤٢

İn kâde leyudillunâ ‘an âlihetinâ levlâ en sabernâ ‘aleyhâc vesevfe ya’lemûne hîne yeravne-l’ażâbe men edallu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلًاۙ ٤٣

Eraeyte meni-tteḣaże ilâhehu hevâhu efeente tekûnu ‘aleyhi vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَۜ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَب۪يلًا۟ ٤٤

Em tahsebu enne ekśerahum yesme’ûne ev ya’kilûnec in hum illâ kel-en’âmis bel hum edallu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّۚ وَلَوْ شَٓاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًاۚ ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَل۪يلًاۙ ٤٥

Elem tera ilâ rabbike keyfe medde-zzille velev şâe lece’alehu sâkinen śümme ce’alnâ-şşemse ‘aleyhi delîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضًا يَس۪يرًا ٤٦

Śumme kabednâhu ileynâ kabdan yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا ٤٧

Vehuve-lleżî ce’ale lekumu-lleyle libâsen ve-nnevme subâten vece’ale-nnehâra nuşûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُورًاۙ ٤٨

Vehuve-lleżî ersele-rriyâha buşran beyne yedey rahmetihic veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen tahûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.

Muhtasar Tefsir

لِنُحْيِيَ بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَٓا اَنْعَامًا وَاَنَاسِيَّ كَث۪يرًا ٤٩

Linuhyiye bihi beldeten meyten venuskiyehu mimmâ ḣalaknâ en’âmen ve enâsiyye keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُواۘ فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا ٥٠

Velekad sarrafnâhu beynehum liyeżżekkerû feebâ ekśeru-nnâsi illâ kufûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذ۪يرًاۘ ٥١

Velev şi/nâ lebe’aśnâ fî kulli karyetin neżîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَجَاهِدْهُمْ بِه۪ جِهَادًا كَب۪يرًا ٥٢

Felâ tuti’i-lkâfirîne vecâhidhum bihi cihâden kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۚ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا ٥٣

Vehuve-lleżî merace-lbahrayni hâżâ ‘ażbun furâtun vehâżâ milhun ucâcun vece’ale beynehumâ berzeḣan vehicran mahcûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ مِنَ الْمَٓاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًاۜ وَكَانَ رَبُّكَ قَد۪يرًا ٥٤

Vehuve-lleżî ḣaleka mine-lmâ-i beşeran fece’alehu neseben ve sihrâank vekâne rabbuke kadîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْۜ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلٰى رَبِّه۪ ظَه۪يرًا ٥٥

Veya’budûne min dûniAllâhi mâ lâ yenfe’uhum velâ yedurruhumk vekâne-lkâfiru ‘alâ rabbihi zahîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًا ٥٦

Vemâ erselnâke illâ mubeşşiran veneżîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلًا ٥٧

Kul mâ es-elukum ‘aleyhi min ecrin illâ men şâe en yetteḣiże ilâ rabbihi sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum."

Muhtasar Tefsir

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِه۪ۜ وَكَفٰى بِه۪ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يرًاۚۛ ٥٨

Vetevekkel ‘alâ-lhayyi-lleżî lâ yemûtu vesebbih bihamdihic vekefâ bihi biżunûbi ‘ibâdihi ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يرًا ٥٩

Elleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arşic errahmânu fes-el bihi ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمٰنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمٰنُۗ اَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا۟ ۩ ٦٠ ۩

Ve-iżâ kîle lehumu-scudû lirrahmâni kâlû vemâ-rrahmânu enescudu limâ te/murunâ vezâdehum nufûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır.

Muhtasar Tefsir

تَبَارَكَ الَّذ۪ي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُن۪يرًا ٦١

Tebârake-lleżî ce’ale fî-ssemâ-i burûcen vece’ale fîhâ sirâcen vekameran munîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا ٦٢

Vehuve-lleżî ce’ale-lleyle ve-nnehâra ḣilfeten limen erâde en yeżżekkera ev erâde şukûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا ٦٣

Ve’ibâdu-rrahmâni-lleżîne yemşûne ‘alâ-l-ardi hevnen ve-iżâ ḣâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَب۪يتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا ٦٤

Velleżîne yebîtûne lirabbihim succeden vekiyâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًاۗ ٦٥

Velleżîne yekûlûne rabbenâ-srif ‘annâ ‘ażâbe cehennemes inne ‘ażâbehâ kâne ġarâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا ٦٦

İnnehâ sâet mustekarran vemukâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا ٦٧

Velleżîne iżâ enfekû lem yusrifû velem yakturû vekâne beyne żâlike kavâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ ٦٨

Velleżîne lâ yed’ûne me’aAllâhi ilâhen âḣara velâ yaktulûne-nnefse-lletî harramaAllâhu illâ bilhakki velâ yeznûnec vemen yef’al żâlike yelka eśâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur.

Muhtasar Tefsir

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ ٦٩

Yudâ’af lehu-l’ażâbu yevme-lkiyâmeti veyaḣlud fîhi muhânân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ٧٠

İllâ men tâbe ve âmene ve’amile ‘amelen sâlihan feulâ-ike yubeddiluAllâhu seyyi-âtihim hasenâtink vekânaAllâhu ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَابًا ٧١

Vemen tâbe ve’amile sâlihan fe-innehu yetûbu ilaAllâhi metâbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا ٧٢

Velleżîne lâ yeşhedûne-zzûra ve-iżâ merrû billaġvi merrû kirâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا ٧٣

Velleżîne iżâ żukkirû bi-âyâti rabbihim lem yeḣirrû ‘aleyhâ summen ve’umyânân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا ٧٤

Velleżîne yekûlûne rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ veżurriyyâtinâ kurrate a’yunin vec’alnâ lilmuttekîne imâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًاۙ ٧٥

Ulâ-ike yuczevne-lġurfete bimâ saberû veyulakkavne fîhâ tehiyyeten veselâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.

Muhtasar Tefsir

خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا ٧٦

Ḣâlidîne fîhâc hasunet mustekarran vemukâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır!

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا ٧٧

Kul mâ ya’beu bikum rabbî levlâ du’âukums fekad keżżebtum fesevfe yekûnu lizâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الشعراء

Şuarâ Sûresi

26. sûreMekkî227 âyetSayfa 366
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

طٰسٓمٓۜ ١

Tâ-Sîn-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ta, Sin, Mim.

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢

Tilke âyâtu-lkitâbi-lmubîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٣

Le’alleke bâḣi’un nefseke ellâ yekûnû mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.

Muhtasar Tefsir

اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ٤

İn neşe/ nunezzil ‘aleyhim mine-ssemâ-i âyeten fezallet e’nâkuhum lehâ ḣâdi’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ٥

Vemâ ye/tîhim min żikrin mine-rrahmâni muhdeśin illâ kânû ‘anhu mu’ridîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

Muhtasar Tefsir

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٦

Fekad keżżebû feseye/tîhim enbâu mâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٧

Eve lem yerav ilâ-l-ardi kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨

İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٩

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ١٠

Ve-iż nâdâ rabbuke mûsâ eni-/ti-lkavme-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

Muhtasar Tefsir

قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ١١

Kavme fir’avnec elâ yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ١٢

Kâle rabbi innî eḣâfu en yukeżżibûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ١٣

Veyadîku sadrî velâ yentaliku lisânî feersil ilâ hârûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ١٤

Velehum ‘aleyye żenbun feeḣâfu en yaktulûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ١٥

Kâle kellâs feżhebâ bi-âyâtinâs innâ me’akum mustemi’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦

Fe/tiyâ fir’avne fekûlâ innâ rasûlu rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

Muhtasar Tefsir

اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٧

En ersil me’anâ benî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ١٨

Kâle elem nurabbike fînâ velîden velebiśte fînâ min ‘umurike sinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ١٩

Vefe’alte fa’leteke-lletî fe’alte veente mine-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ٢٠

Kâle fe’altuhâ iżen ve enâ mine-ddâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٢١

Feferartu minkum lemmâ ḣiftukum fevehebe lî rabbî hukmen vece’alenî mine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ٢٢

Vetilke ni’metun temunnuhâ ‘aleyye en ‘abbedte benî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٢٣

Kâle fir’avnu vemâ rabbu-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٢٤

Kâle rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâs in kuntum mûkinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٥

Kâle limen havlehu elâ testemi’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٢٦

Kâle rabbukum verabbu âbâ-ikumu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٢٧

Kâle inne rasûlekumu-lleżî ursile ileykum lemecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ٢٨

Kâle rabbu-lmeşriki velmaġribi vemâ beynehumâs in kuntum ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ٢٩

Kâle le-ini-tteḣażte ilâhen ġayrî leec’alenneke mine-lmescûnîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ٣٠

Kâle eve lev ci/tuke bişey-in mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٣١

Kâle fe/ti bihi in kunte mine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ٣٢

Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu’bânun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.

Muhtasar Tefsir

وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ٣٣

Veneze’a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ٣٤

Kâle lilmele-i havlehu inne hâżâ lesâhirun ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ٣٥

Yurîdu en yuḣricekum min ardikum bisihrihi femâżâ te/murûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ٣٦

Kâlû ercih veeḣâhu veb’aś fî-lmedâ-ini hâşirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.

Muhtasar Tefsir

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ ٣٧

Ye/tûke bikulli sehhârin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ ٣٨

Fecumi’a-sseharatu limîkâti yevmin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.

Muhtasar Tefsir

وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ ٣٩

Vekîle linnâsi hel entum muctemi’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

Muhtasar Tefsir

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ ٤٠

Le’allenâ nettebi’u-sseharate in kânû humu-lġâlibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ٤١

Felemmâ câe-sseharatu kâlû lifir’avne e-inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lġâlibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ٤٢

Kâle ne’am ve-innekum iżen lemine-lmukarrabîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ٤٣

Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ٤٤

Feelkav hibâlehum ve’isiyyehum ve kâlû bi’izzeti fir’avne innâ lenahnu-lġâlibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ ٤٥

Feelkâ mûsâ ‘asâhu fe-iżâ hiye telkafu mâ ye/fikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.

Muhtasar Tefsir

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ ٤٦

Feulkiye-sseharatu sâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ٤٧

Kâlû âmennâ birabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

Muhtasar Tefsir

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ٤٨

Rabbi mûsâ vehârûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ٤٩

Kâle âmentum lehu kable en âżene lekums innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihra felesevfe ta’lemûnec leukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ٥٠

Kâlû lâdayras innâ ilâ rabbinâ munkalibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟ ٥١

İnnâ natme’u en yaġfira lenâ rabbunâ ḣatâyânâ en kunnâ evvele-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ ٥٢

Ve evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi’ibâdî innekum muttebe’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.

Muhtasar Tefsir

فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ ٥٣

Feersele fir’avnu fî-lmedâ-ini hâşirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ ٥٤

İnne hâulâ-i leşirżimetun kalîlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ ٥٥

Ve-innehum lenâ leġâ-izûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ ٥٦

Ve-innâ lecemî’un hâżirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.

Muhtasar Tefsir

فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٥٧

Feaḣracnâhum min cennâtin ve’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ٥٨

Vekunûzin vemekâmin kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ٥٩

Keżâlike ve evraśnâhâ benî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Muhtasar Tefsir

فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ ٦٠

Feetbe’ûhum muşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ٦١

Felemmâ terâe-lcem’âni kâle ashâbu mûsâ innâ lemudrakûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٦٢

Kâle kellâ inne me’iye rabbî seyehdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ٦٣

Feevhaynâ ilâ mûsâ eni-drib bi’asâke-lbahras fenfeleka fekâne kullu firkin ke-ttavdi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.

Muhtasar Tefsir

وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ٦٤

Ve ezlefnâ śemme-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ٦٥

Ve enceynâ mûsâ vemen me’ahu ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ٦٦

Śumme aġraknâ-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öbürlerini suda boğduk.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٦٧

İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٦٨

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.

Muhtasar Tefsir

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ٦٩

Vetlu ‘aleyhim nebee ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ٧٠

İż kâle li-ebîhi vekavmihi mâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ٧١

Kâlû na’budu asnâmen fenezallu lehâ ‘âkifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ٧٢

Kâle hel yesme’ûnekum iż ted’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ٧٣

Ev yenfe’ûnekum ev yedurrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٧٤

Kâlû bel vecednâ âbâenâ keżâlike yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ٧٥

Kâle eferaeytum mâ kuntum ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ٧٦

Entum veâbâukumu-l-akdemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ٧٧

Fe-innehum ‘aduvvun lî illâ rabbe-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ٧٨

Elleżî ḣalekanî fehuve yehdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ٧٩

Velleżî huve yut’imunî veyeskîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ٨٠

Ve-iżâ meridtu fehuve yeşfîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ٨١

Velleżî yumîtunî śümme yuhyîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٨٢

Velleżî atme’u en yaġfira lî ḣatî-etî yevme-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ٨٣

Rabbi heb lî hukmen veelhiknî bi-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

Muhtasar Tefsir

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ ٨٤

Vec’al lî lisâne sidkin fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ ٨٥

Vec’alnî min veraśeti cenneti-nne’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٨٦

Vaġfir li-ebî innehu kâne mine-ddâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ ٨٧

Velâ tuḣzinî yevme yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ٨٨

Yevme lâ yenfe’u mâlun velâ benûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ ٨٩

İllâ men etaAllâhe bikalbin selîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٩٠

Veuzlifeti-lcennetu lilmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.

Muhtasar Tefsir

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ ٩١

Veburrizeti-lcehîmu lilġâvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.

Muhtasar Tefsir

وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ٩٢

Vekîle lehum eyne mâ kuntum ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.

Muhtasar Tefsir

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ ٩٣

Min dûniAllâhi hel yensurûnekum ev yentesirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.

Muhtasar Tefsir

فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ ٩٤

Fekubkibû fîhâ hum velġâvûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.

Muhtasar Tefsir

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ ٩٥

Vecunûdu iblîse ecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ ٩٦

Kâlû vehum fîhâ yaḣtasimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ٩٧

TaAllâhi in kunnâ lefî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٩٨

İż nusevvîkum birabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ ٩٩

Vemâ edallenâ illâ-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ ١٠٠

Femâ lenâ min şâfi’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ ١٠١

Velâ sadîkin hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٠٢

Felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٠٣

İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٠٤

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٠٥

Keżżebet kavmu nûhinilmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٠٦

İż kâle lehum eḣûhum nûhun elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٠٧

İnnî lekum rasûlun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٠٨

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ١٠٩

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecrins in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ ١١٠

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ ١١١

Kâlû enu/minu leke vettebe’ake-l-erżelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ١١٢

Kâle vemâ ‘ilmî bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ١١٣

İn hisâbuhum illâ ‘alâ rabbîs lev teş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ١١٤

Vemâ enâ bitâridi-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ١١٥

İn enâ illâ neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ١١٦

Kâlû le-in lem tentehi yâ nûhu letekûnenne mine-lmercûmîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ١١٧

Kâle rabbi inne kavmî keżżebûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١١٨

Feftah beynî vebeynehum fethan veneccinî vemen me’iye mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ١١٩

Feenceynâhu vemen me’ahu fî-lfulki-lmeşhûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ١٢٠

Śumme aġraknâ ba’du-lbâkîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra de geride kalanları suda boğduk.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٢١

İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٢٢

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٢٣

Keżżebet ‘âdunilmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milleti de peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٢٤

İż kâle lehum eḣûhum hûdun elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٢٥

İnnî lekum rasûlun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٢٦

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٢٧

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecrins in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ١٢٨

Etebnûne bikulli rî’in âyeten ta’beśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ١٢٩

Vetetteḣiżûne mesâni’a le’allekum taḣludûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ١٣٠

Ve-iżâ betaştum betaştum cebbârîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٣١

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ١٣٢

Vettekû-lleżî emeddekum bimâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ١٣٣

Emeddekum bi-en’âmin vebenîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ١٣٤

Vecennâtin ve’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ١٣٥

İnnî eḣâfu ‘aleykum ‘ażâbe yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ١٣٦

Kâlû sevâun ‘aleynâ eve’azte em lem tekun mine-lvâ’izîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣٧

İn hâżâ illâ ḣuluku-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ ١٣٨

Vemâ nahnu bimu’ażżebîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣٩

Fekeżżebûhu feehleknâhumk inne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٤٠

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٤١

Keżżebet śemûdu-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Semud milleti de peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٤٢

İż kâle lehum eḣûhum sâlihun elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٤٣

İnnî lekum rasûlun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٤٤

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٤٥

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecrins in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ ١٤٦

Etutrakûne fî mâ hâhunâ âminîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٤٧

Fî cennâtin ve’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ ١٤٨

Vezurû’in venaḣlin tal’uhâ hedîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ ١٤٩

Vetenhitûne mine-lcibâli buyûten fârihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٥٠

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ ١٥١

Velâ tutî’û emra-lmusrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ١٥٢

Elleżîne yufsidûne fî-l-ardi velâ yuslihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ ١٥٣

Kâlû innemâ ente mine-lmusahharîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ١٥٤

Mâ ente illâ beşerun miślunâ fe/ti bi-âyetin in kunte mine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ ١٥٥

Kâle hâżihi nâkatun lehâ şirbun velekum şirbu yevmin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٥٦

Velâ temessûhâ bisû-in feye/ḣużekum ‘ażâbu yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ ١٥٧

Fe’akarûhâ feasbehû nâdimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٥٨

Feaḣażehumu-l’ażâbuk inne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٥٩

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٦٠

Keżżebet kavmu lûtinilmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut milleti de peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٦١

İż kâle lehum eḣûhum lûtun elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٦٢

İnnî lekum rasûlun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٦٣

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٦٤

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecrins in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ ١٦٥

Ete/tûne-żżukrâne mine-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ١٦٦

Veteżerûne mâ ḣaleka lekum rabbukum min ezvâcikumc bel entum kavmun ‘âdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ ١٦٧

Kâlû le-in lem tentehi yâ lûtu letekûnenne mine-lmuḣracîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ ١٦٨

Kâle innî li’amelikum mine-lkâlîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.

Muhtasar Tefsir

رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ ١٦٩

Rabbi neccinî veehlî mimmâ ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٧٠

Fenecceynâhu veehlehu ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ ١٧١

İllâ ‘acûzen fî-lġâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ ١٧٢

Śumme demmernâ-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diğerlerini yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٣

Veemtarnâ ‘aleyhim matarâans fesâe mataru-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٧٤

İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٧٥

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧٦

Keżżebe ashâbu-l-eyketi-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ١٧٧

iż kâle lehum şu’aybun elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٧٨

İnnî lekum rasûlun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ١٧٩

FettekûAllâhe veatî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٨٠

Vemâ es-elukum ‘aleyhi min ecrins in ecriye illâ ‘alâ rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ ١٨١

Evfû-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḣsirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ ١٨٢

Vezinû bilkistâsi-lmustekîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ ١٨٣

Velâ tebḣasû-nnâse eşyâehum velâ ta’śev fî-l-ardi mufsidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ ١٨٤

Vettekû-lleżî ḣalekakum velcibillete-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ ١٨٥

Kâlû innemâ ente mine-lmusahharîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ ١٨٦

Vemâ ente illâ beşerun miślunâ ve-in nezunnuke lemine-lkâżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ ١٨٧

Feeskit ‘aleynâ kisefen mine-ssemâ-i in kunte mine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٨٨

Kâle rabbî a’lemu bimâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٨٩

Fekeżżebûhu feeḣażehum ‘ażâbu yevmi-zzulletic innehu kâne ‘ażâbe yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٩٠

İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ١٩١

Ve-inne rabbeke lehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ١٩٢

Ve-innehu letenzîlu rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.

Muhtasar Tefsir

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ ١٩٣

Nezele bihi-rrûhu-l-emînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

Muhtasar Tefsir

عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ ١٩٤

‘Alâ kalbike litekûne mine-lmunżirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

Muhtasar Tefsir

بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ ١٩٥

Bilisânin ‘arabiyyin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ ١٩٦

Ve-innehu lefî zuburi-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ١٩٧

Eve lem yekun lehum âyeten en ya’lemehu ‘ulemâu benî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ ١٩٨

Velev nezzelnâhu ‘alâ ba’di-l-a’cemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.

Muhtasar Tefsir

فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ ١٩٩

Fekaraehu ‘aleyhim mâ kânû bihi mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ ٢٠٠

Keżâlike seleknâhu fî kulûbi-lmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

Muhtasar Tefsir

لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ ٢٠١

Lâ yu/minûne bihi hattâ yeravû-l’ażâbe-l-elîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

Muhtasar Tefsir

فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ٢٠٢

Feye/tiyehum baġteten vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

Muhtasar Tefsir

فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ ٢٠٣

Feyekûlû hel nahnu munzarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.

Muhtasar Tefsir

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ٢٠٤

Efebi’ażâbinâ yesta’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ ٢٠٥

Eferaeyte in metta’nâhum sinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ ٢٠٦

Śumme câehum mâ kânû yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ ٢٠٧

Mâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yumette’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ ٢٠٨

Vemâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munżirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.

Muhtasar Tefsir

ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٢٠٩

Żikrâ vemâ kunnâ zâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ ٢١٠

Vemâ tenezzelet bihi-şşeyâtînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ ٢١١

Vemâ yenbeġî lehum vemâ yestatî’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ ٢١٢

İnnehum ‘ani-ssem’i lema’zûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ ٢١٣

Felâ ted’u me’aAllâhi ilâhen âḣara fetekûne mine-lmu’ażżebîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ ٢١٤

Veenżir ‘aşîrateke-l-akrabîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Önce en yakın hısımlarını uyar.

Muhtasar Tefsir

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٢١٥

Vaḣfid cenâhake limeni-ttebe’ake mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana uyan müminleri kanatların altına al.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ ٢١٦

Fe-in ‘asavke fekul innî berî-un mimmâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.

Muhtasar Tefsir

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ٢١٧

Vetevekkel ‘alâ-l’azîzi-rrahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ٢١٨

Elleżî yerâke hîne tekûmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ ٢١٩

Vetekallubeke fî-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٢٢٠

İnnehu huve-ssemî’u-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ ٢٢١

Hel unebbi-ukum ‘alâ men tenezzelu-şşeyâtînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.

Muhtasar Tefsir

تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٢٢٢

Tenezzelu ‘alâ kulli effâkin eśîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.

Muhtasar Tefsir

يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ ٢٢٣

Yulkûne-ssem’a veekśeruhum kâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.

Muhtasar Tefsir

وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ ٢٢٤

Ve-şşu’arâu yettebi’uhumu-lġâvûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ ٢٢٥

Elem tera ennehum fî kulli vâdin yehîmûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ ٢٢٦

Veennehum yekûlûne mâ lâ yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ ٢٢٧

İllâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti veżekerûAllâhe keśîran ventesarû min ba’di mâ zulimûk veseya’lemu-lleżîne zalemû eyye munkalebin yenkalibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ النمل

Neml Sûresi

27. sûreMekkî93 âyetSayfa 376
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١

Tâ-Sînc tilke âyâtu-lkur-âni vekitâbin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢

Huden vebuşrâ lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣

Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤

İnne-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati zeyyennâ lehum a’mâlehum fehum ya’mehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥

Ulâ-ike-lleżîne lehum sû-u-l’ażâbi vehum fî-l-âḣirati humu-l-aḣserûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦

Ve-inneke letulekkâ-lkur-âne min ledun hakîmin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًاۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧

İż kâle mûsâ li-ehlihi innî ânestu nâran seâtîkum minhâ biḣaberin ev âtîkum bişihâbin kabesin le’allekum testalûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨

Felemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fî-nnâri vemen havlehâ vesubhânaAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"

Muhtasar Tefsir

يَا مُوسٰٓى اِنَّهُٓ اَنَا۬ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩

Yâ mûsâ innehu enaAllâhu-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"

Muhtasar Tefsir

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ١٠

Veelki ‘asâkec felemmâ raâhâ tehtezzu keennehâ cânnun vellâ mudbiran velem yu’akkibc yâ mûsâ lâ teḣaf innî lâ yeḣâfu ledeyye-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١

İllâ men zaleme śümme beddele husnen ba’de sû-in fe-innî ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

Muhtasar Tefsir

وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ١٢

Veedḣil yedeke fî ceybike taḣruc beydâe min ġayri sû-/ins fî tis’i âyâtin ilâ fir’avne vekavmihic innehum kânû kavmen fâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٣

Felemmâ câet-hum âyâtunâ mubsiraten kâlû hâżâ sihrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّاۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ١٤

Vecehadû bihâ vesteykanet-hâ enfusuhum zulmen ve’uluvvâenc fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmufsidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًاۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٥

Velekad âteynâ dâvûde vesuleymâne ‘ilmâens vekâlâ-lhamdu liAllâhi-lleżî faddalenâ ‘alâ keśîrin min ‘ibâdihi-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ١٦

Veveriśe suleymânu dâvûdes vekâle yâ eyyuhâ-nnâsu ‘ullimnâ mentika-ttayri veûtînâ min kulli şey-/ins inne hâżâ lehuve-lfadlu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ١٧

Vehuşira lisuleymâne cunûduhu mine-lcinni vel-insi ve-ttayri fehum yûze’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٨

Hattâ iżâ etev ‘alâ vâdi-nnemli kâlet nemletun yâ eyyuhâ-nnemlu-dḣulû mesâkinekum lâ yahtimennekum suleymânu vecunûduhu vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ١٩

Fetebesseme dâhiken min kavlihâ vekâle rabbi evzi’nî en eşkura ni’meteke-lletî en’amte ‘aleyye ve’alâ vâlideyye veen a’mele sâlihan terdâhu veedḣilnî birahmetike fî ‘ibâdike-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٢٠

Vetefekkade-ttayra fekâle mâ liye lâ erâ-lhudhude em kâne mine-lġâ-ibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

Muhtasar Tefsir

لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَد۪يدًا اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٢١

Leu’ażżibennehu ‘ażâben şedîden ev leeżbehannehu ev leye/tiyennî bisultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ يَق۪ينٍ ٢٢

Femekeśe ġayra ba’îdin fekâle ehattu bimâ lem tuhit bihi ve ci/tuke min sebe-in binebe-in yakînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٢٣

İnnî vecedtu-mraeten temlikuhum veûtiyet min kulli şey-in velehâ ‘arşun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٢٤

Vecedtuhâ vekavmehâ yescudûne lişşemsi min dûniAllâhi vezeyyene lehumu-şşeytânu a’mâlehum fesaddehum ‘ani-ssebîli fehum lâ yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٢٥

Ellâ yescudû liAllâhi-lleżî yuḣricu-lḣab-e fî-ssemâvâti vel-ardi veya’lemu mâ tuḣfûne vemâ tu’linûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٢٦ ۩

Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbu-l’arşi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٢٧

Kâle senenzuru esadakte em kunte mine-lkâżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

Muhtasar Tefsir

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٢٨

İżheb bikitâbî hâżâ feelkih ileyhim śümme tevelle ‘anhum fenzur mâżâ yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٢٩

Kâlet yâ eyyuhâ-lmeleu innî ulkiye ileyye kitâbun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٣٠

İnnehu min suleymâne ve-innehu bismiAllâhi-rrahmâni-rrahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟ ٣١

Ellâ ta’lû ‘aleyye ve/tûnî muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْرًا حَتّٰى تَشْهَدُونِ ٣٢

Kâlet yâ eyyuhâ-lmeleu eftûnî fî emrî mâ kuntu kâti’aten emran hattâ teşhedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ ٣٣

Kâlû nahnu ulû kuvvetin veulû be/sin şedîdin vel-emru ileyki fenzurî mâżâ te/murîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٣٤

Kâlet inne-lmulûke iżâ deḣalû karyeten efsedûhâ vece’alû e’izzete ehlihâ eżilletens vekeżâlike yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ ٣٥

Ve-innî mursiletun ileyhim bihediyyetin fenâziratun bime yerci’u-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ٣٦

Felemmâ câe suleymâne kâle etumiddûneni bimâlin femâ âtâniyaAllâhu ḣayrun mimmâ âtâkum bel entum bihediyyetikum tefrahûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ ٣٧

İrci’ ileyhim felene/tiyennehum bicunûdin lâkibele lehum bihâ velenuḣricennehum minhâ eżilleten vehum sâġirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ ٣٨

Kâle yâ eyyuhâ-lmeleu eyyukum ye/tînî bi’arşihâ kable en ye/tûnî muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ ٣٩

Kâle ‘ifrîtun mine-lcinni enâ âtîke bihi kable en tekûme min makâmikes ve-innî ‘aleyhi lekaviyyun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ ٤٠

Kâle-lleżî ‘indehu ‘ilmun mine-lkitâbi enâ âtîke bihi kable en yertedde ileyke tarfukes felemmâ raâhu mustekirran ‘indehu kâle hâżâ min fadli rabbî liyebluvenî eeşkuru em ekfurus vemen şekera fe-innemâ yeşkuru linefsihis vemen kefera fe-inne rabbî ġaniyyun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ ٤١

Kâle nekkirû lehâ ‘arşehâ nenzur etehtedî em tekûnu mine-lleżîne lâ yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ ٤٢

Felemmâ câet kîle ehâkeżâ ‘arşukis kâlet keennehu huvec veûtînâ-l’ilme min kablihâ vekunnâ muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ ٤٣

Vesaddehâ mâ kânet ta’budu min dûniAllâhis innehâ kânet min kavmin kâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.

Muhtasar Tefsir

ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ٤٤

Kîle lehâ-dḣulî-ssarhas felemmâ raet-hu hasibet-hu lucceten vekeşefet ‘an sâkayhâc kâle innehu sarhun mumerradun min kavârîrak kâlet rabbi innî zalemtu nefsî veeslemtu me’a suleymâne liAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَر۪يقَانِ يَخْتَصِمُونَ ٤٥

Velekad erselnâ ilâ śemûde eḣâhum sâlihan eni-’budûAllâhe fe-iżâ hum ferîkâni yaḣtesimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٤٦

Kâle yâkavmi lime testa’cilûne bi-sseyyi-eti kable-lhasenetis levlâ testaġfirûnaAllâhe le’allekum turhamûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ ٤٧

Kâlû-ttayyernâ bike vebimen me’akec kâle tâ-irukum ‘indaAllâhis bel entum kavmun tuftenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ٤٨

Vekâne fî-lmedîneti tis’atu rahtin yufsidûne fî-l-ardi velâ yuslihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه۪ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه۪ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٤٩

Kâlû tekâsemû biAllâhi lenubeyyitennehu veehlehu śümme lenekûlenne liveliyyihi mâ şehidnâ mehlike ehlihi ve-innâ lesâdikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler.

Muhtasar Tefsir

وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٠

Vemekerû mekran vemekernâ mekran vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.

Muhtasar Tefsir

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٥١

Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu mekrihim ennâ demmernâhum vekavmehum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٥٢

Fetilke buyûtuhum ḣâviyeten bimâ zalemûk inne fî żâlike leâyeten likavmin ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ٥٣

Veenceynâ-lleżîne âmenû vekânû yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.

Muhtasar Tefsir

وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٥٤

Velûtan iż kâle likavmihi ete/tûne-lfâhişete veentum tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ٥٥

E-innekum lete/tûne-rricâle şehveten min dûni-nnisâ-/ic bel entum kavmun techelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma