İnne fî żâlike leâyetens vemâ kâne ekśeruhum mu/minîne
Meal
Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
Kur'an Tefsiri
Firavun ve etrafındaki ileri gelenler, yıllarca kendilerine apaçık mûcizeler gösterildiği halde iman etmediler. Küfür ve inat, gözlerini öylesine kör etmişti ki, gözlerinin önünde denizin yarıldığını, suların dağlar gibi iki tarafa yığıldığını ve İsrâiloğullarının geçmesi için ortada kuru bir yol açıldığını gördükleri halde, yine de, savaşmak üzere çıktıkları Hz. Mûsâ’nın arkasında ilâhî nusretin olduğunu anlayamadılar. Nihâyet akılları başlarına geldi, fakat artık çok geçti. Çünkü, Allah’ın gazabı kendilerini kuşatmış ve deniz suları üzerlerini bütünüyle örtmüştü. Tam bu durumda Firavun: “İsrâiloğulları’nın inandığından başka ilâh bulunmadığına kesinlikle inandım; artık ben de müslümanlardanım” (Yûnus 10/90) diye feryat etti. Fakat bu itirafının bir faydasını görmedi. O halde çağlar boyu Kur’an’ın karşısına düşmanca dikilen ve dikilecek olan kâfirlerin akılları başlarına gelmesi için, Firavun’un durumuna düşmeleri mi gerekiyor?
Yine bu kıssada müminler için de bir ders ve işaret vardır: Bir zamanlar Firavun’un olduğu gibi şer güçler belli bir müddet hâkim görünseler de, Allah Teâlâ, Hz. Mûsâ misâlinde görüldüğü üzere uzun vâdede lütfu keremiyle hakkı hâkim kılacak ve bâtılı yok edecektir.
Ayrıca burada Resûlullah (s.a.s.)’i teselli vardır. Gösterdiği mûcizelere rağmen kavmi tarafından yalanlanan Resûl-i Ekrem (s.a.s.) bu duruma üzülmekteydi. Ona Hz. Mûsâ’nın durumu misal verilerek teselli edilmekte, sabretmesi ve Allah’tan yardım beklemesi istenmektedir.
Şimdi ilâhî kudret ve rahmetin sergilendiği bir başka hâdiseye geçiliyor:
Muhtasar Tefsir
Şüphesiz denizin Musa için ikiye ayrılmasında, boğulmaktan kurtulmasında, Firavun ve kavminin helak olmalarında Musa`nın doğru olduğunu gösteren bir ayet ve ibret vardır. Öyle iken Firavun ile beraber olanların çoğu Mümin değillerdir.