Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الشعراء

Şuarâ Sûresi

Tefsiri
26. sûreMekkî227 âyetSayfa 366
Sûreyi oku Tefsire başla
  1. 1 Tâ. Sîn. Mîm.
  2. 2 Bunlar, gerçekleri açıklayan apaçık kitabın âyetleridir.
  3. 3 Rasûlüm! Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin. Hayır böyle yapma!
  4. 4 Biz dilesek onlara gökten bir mûcize indiririz de, onun karşısında ister istemez boyun büker, inanmak zorunda…
  5. 5 Fakat ne zaman kendilerine Rahmân’dan yeni bir öğüt, bir uyarı gelse, mutlaka hoşnutsuzluk içinde ondan yüz…
  6. 6 Nitekim onlar Kur’an’ın uyarılarını da yalanladılar. Fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri, pek yakında kendilerine gelecektir.
  7. 7 Peki bunlar, yeryüzüne bakıp hiç düşünmezler mi? Biz orada her güzel çiftten çeşit çeşit nice bitkiler…
  8. 8 Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu…
  9. 9 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  10. 10 Bir vakit Rabbin Mûsâ’ya nidâ etmiş, şöyle buyurmuştu: “Şu zâlim kavme git!”
  11. 11 “Firavun’un kavmine! Onlar hâlâ Allah’a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı?”
  12. 12 Mûsâ şöyle karşılık verdi: “Rabbim! Doğrusu ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
  13. 13 “Göğsüm daralıyor, dilim konuşamaz oluyor. Onun için, ne olur, Hârûn’u da peygamberlikle şeref­len­dir.”
  14. 14 “Hem benim onlara karşı işlediğim bir suçum da var. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”
  15. 15 Allah buyurdu ki: “Hayır, korkmayın! Sen ve Hârûn mûcizelerimizle ona gidin. Elbette biz de sizinle beraberiz…
  16. 16 “Gidin o Firavun’a ve şöyle deyin: «Biz Âlemlerin Rabbinin gönderdiği elçileriz.»”
  17. 17 “«Artık İsrâiloğulları’nı serbest bırak, bizimle beraber gelsinler!»”
  18. 18 Firavun şöyle dedi: “Öyle mi? Biz seni henüz yeni doğmuş bebekken bağrımıza basıp yanımızda büyütmedik mi?…
  19. 19 “Sonunda yapacağını da yaptın; suçsuz yere bir cana kıydın. Sen nankörün tekisin!”
  20. 20 Mûsâ şöyle cevap verdi: “Evet o işi yaptım, ama sonunun ölüme varacağını bilmeden yaptım.”
  21. 21 “Sonra da sizden korktuğum için süratle aranızdan ayrıldım. Fakat Rabbim bana ilim ve hikmet verdi ve…
  22. 22 “İşte başıma kaktığın bu nimet, gerçekte bir iyilik değil, İsrâiloğulları’nı kul köle yapmış olmanın bir sonucuydu.”
  23. 23 Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Âlemlerin Rabbi de neyin nesi?” diye sordu.
  24. 24 Mûsâ: “O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten bir ilâhın varlığına…
  25. 25 Firavun etrafında bulunanlara: “Bu adamın neler saçmaladığını duyuyorsunuz, değil mi?” dedi.
  26. 26 Mûsâ çekinmeden: “O, sizin de Rabbinizdir, önceki atalarınızın da Rabbidir” diye karşılık verdi.
  27. 27 Firavun yine etrafındakilere: “Size gönderilen şu sözde peygamberiniz var ya, gerçekten bir deli!” diye diretti.
  28. 28 Bu kez Mûsâ: “O, doğunun, batının ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer aklınızı çalıştırırsanız…
  29. 29 Firavun: “Bak, Mûsâ! Eğer benden başka birini ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana tıkarım” dedi.
  30. 30 Mûsâ: “Sana söylediklerimin doğruluğunu ispatlayan apaçık bir delil getirsem de mi?” diye karşılık verdi.
  31. 31 Firavun: “Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu da görelim!” dedi.
  32. 32 Bunun üzerine Mûsâ asasını yere attı. Bir de ne görsünler, o her hâliyle kocaman bir ejderha…
  33. 33 Sağ elini de koynundan çıkardı; o da bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak oluvermiş!
  34. 34 Firavun meseleyi etrafındaki ileri gelenlere sundu: “Bu gerçekten işini çok iyi bilen usta bir sihirbaz!”
  35. 35 “Büyüsüyle sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?”
  36. 36 Dediler ki: “Onu ve kardeşini burada bir süre alıkoy; şehirlere de tellâllar sal.”
  37. 37 “Ne kadar bilgili, usta sihirbaz varsa hepsini toplayıp sana getirsinler.”
  38. 38 Derken, dört bir yandan getirilen sihirbazlar, önceden kararlaştırılmış belli bir günde Mûsâ’yla karşılaşmak için bir araya…
  39. 39 Halka da: “Haydi, ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!” diye çağrı yapıldı.
  40. 40 İleri gelenler de: “Umarız sihirbazlar gâlip gelirler de biz de onların yoluna uyarız” dediler.
  41. 41 Sihirbazlar Firavun’a gelip: “Eğer üstün gelen biz olursak, herhalde bize bir mükâfat verilir!” dediler.
  42. 42 “Evet, evet” dedi Firavun, “o zaman siz benim en yakınlarımdan, gözdelerimden olacaksınız.”
  43. 43 Müsâbaka başlayınca Mûsâ sihirbazlara: “Haydi, ne atacaksanız önce siz atın” dedi.
  44. 44 Onlar da derhal iplerini ve değneklerini yere atıp: “Firavun’un gücü ve izzeti hakkı için, gâlip gelen…
  45. 45 Sonra da Mûsâ asâsını yere attı; bir de ne görsünler asâ, onların göz boyayıp uydurdukları şeyleri…
  46. 46 Gerçeği farkeden sihirbazlar derhal secdeye kapandılar:
  47. 47 “Şüphesiz biz Âlemlerin Rabbine iman ettik!”
  48. 48 “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine!” dediler.
  49. 49 Firavun hiddetle: “Demek, ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Meğer size sihri öğreten ustanız…
  50. 50 Sihirbazlar: “Hiç önemi yok” dediler, “biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.”
  51. 51 “Doğrusu biz, Mûsâ’ya inananların ilki olduğumuz için, umarız Rabbimiz hatalarımızı bağışlar.”
  52. 52 Biz Mûsâ’ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü Firavun ve ordusu arkadan mutlaka sizi takip edecekler” diye…
  53. 53 Bu arada Firavun asker toplamak üzere bütün şehirlere tellâllar saldı.
  54. 54 Halkı kışkırtmak için de şöyle seslendi: “Şu İsrâiloğulları bölük pörçük, üç beş çapulcudan ibarettir.”
  55. 55 “Fakat boylarına poslarına bakmadan bizi öfkelendiriyorlar.”
  56. 56 “Ama biz de tedbirli, hazırlıklı büyük bir topluluğuz.”
  57. 57 Böylece biz onları, İsrâiloğulları’nın peşine düşürerek o çok güzel bağlardan, bahçelerden, akıp giden su kaynaklarından sürüp…
  58. 58 Onca hazinelerden, servetlerden, kendilerince çok değerli o yüksek makam ve mevkilerden de…
  59. 59 Her şey işte böyle oldu. Sonunda, benzer büyük nimetleri İsrâiloğulları’na bahşettik.
  60. 60 Derken Firavun ve ordusu güneş doğup ortalığı aydınlatırken onlara yetişti.
  61. 61 İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca, Mûsâ’nın beraberindekiler: “Eyvâh! Yakalandık!” dediler.
  62. 62 Mûsâ: “Hayır, korkmayın!” dedi, “Rabbim elbette benimledir. Bana kurtuluş yolunu mutlaka gösterecektir.”
  63. 63 Biz de Mûsâ’ya: “Asân ile denize vur!” diye emrettik. Mûsâ vurur vurmaz deniz yarıldı, on iki…
  64. 64 Firavun ve ordusunu da oraya yaklaştırdık.
  65. 65 Mûsâ’yı ve beraberinde bulunan herkesi kurtardık.
  66. 66 Ardından diğerlerini suda boğduk.
  67. 67 Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu…
  68. 68 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  69. 69 Rasûlüm! Onlara İbrâhim’in kıssasını da anlat.
  70. 70 Hani o babasına ve kavmine: “Nedir bu taptıklarınız böyle?” diye sordu.
  71. 71 Onlar da: “Bir takım putlara tapıyoruz; onlara tapmaya da devam edeceğiz” diye karşılık verdiler.
  72. 72 İbrâhim: “Peki ama” dedi, “siz kendilerine yalvardığınızda onlar sizi duyabiliyorlar mı?”
  73. 73 “Yahut size bir fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?”
  74. 74 “Hayır” dediler, “fakat biz atalarımızın da böyle yaptığını gördük ve bunu benimsedik.”
  75. 75 İbrâhim şunları söyledi: “Öyle de, nelere taptığınıza şöyle bir bakmaz mısınız?”
  76. 76 “Sizin ve eskiden beri atalarınızın tapageldiği şeylere?”
  77. 77 “Şunu bilin ki, onlar benim düşmanımdır. Ancak Âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur:”
  78. 78 “Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur.”
  79. 79 “Beni yedirip içiren O’dur.”
  80. 80 “Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.”
  81. 81 “Beni öldürecek, sonra yeniden diriltecek olan O’dur.”
  82. 82 “Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da yine O’dur.”
  83. 83 “Rabbim! Bana ilim ve hikmet ver; beni sâlihler kullarının arasına ilhak eyle!”
  84. 84 “Bana gelecek nesiller arasında doğrulukla ve hayırla anılmayı nasip et!”
  85. 85 “Beni, içinde ebedî nimetlerin kaynadığı cennetin vârislerinden kıl!”
  86. 86 “Baba mı da bağışla; çünkü o yolunu şaşıranlar arasında.”
  87. 87 “İnsanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsvâ eyleme!”
  88. 88 “O gün ne mal fayda verir, ne de evlat.”
  89. 89 “Ancak Allah’ın huzuruna tertemiz bir kalple gelenler kurtulur!”
  90. 90 O gün cennet, kalpleri Allah’a saygı ile dopdolu olup günahlardan sakınanlara yaklaştırılacak.
  91. 91 Cehennem de tüm korkunçluğu ile azgınların karşısına çıkarılacak.
  92. 92 Onlara şöyle seslenilecek: “Nerede o dünyadayken taptıklarınız,”
  93. 93 “Allah’tan başka? Şimdi size yardım edebiliyorlar mı? Veya en azından kendilerine olsun faydaları var mı?”
  94. 94 Ardından hem putlar, hem de onlara tapan azgınlar tepetaklak cehenneme atılacaklar.
  95. 95 İblîs’in bütün orduları da.
  96. 96 Orada birbirlerini suçlayarak diyecekler ki:
  97. 97 “Allah’a yemin olsun ki biz dünyada gerçekten apaçık bir sapıklık içinde imişiz.”
  98. 98 “Çünkü sizi Âlemlerin Rabbiyle aynı seviyede tutuyorduk.”
  99. 99 “ Bizi de yoldan çıkaranlar, şu o azgın kâfirlerden başkası değildir.”
  100. 100 “Ama şimdi ne bir şefaatçimiz var bizim.”
  101. 101 “Ne de candan bir dostumuz.”
  102. 102 “Âh, keşke dünyaya tekrar dönebilsek de, mü’minlerden olsak!”
  103. 103 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
  104. 104 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  105. 105 Nûh kavmi de peygamberleri yalanladı.
  106. 106 Kardeşleri Nûh onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız ?”
  107. 107 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
  108. 108 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  109. 109 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
  110. 110 “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  111. 111 Onlar da: “Senin peşinden gelenler toplumun en bayağı kimseleri iken, bizim sana inanmamızı nasıl beklersin?” dediler.
  112. 112 Nûh şunları söyledi: “Onların geçmişte neler yaptıklarına dâir benim bir bilgim yoktur.”
  113. 113 “Onların hesâbı yalnızca Rabbime aittir; biraz insafla düşünseniz bunu anlarsınız.”
  114. 114 “Ben mü’minleri yanımdan kovacak da değilim.”
  115. 115 “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
  116. 116 Dediler ki: “Ey Nûh! Eğer bu dâvandan vazgeçmezsen mutlaka taşlanarak öldürüleceksin!”
  117. 117 Sonunda Nûh Allah’a şöyle yalvardı: “Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı.”
  118. 118 “Artık benimle onlar arasında hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar!”
  119. 119 Bunun üzerine biz de onu ve onunla beraber bulunanları dolu bir gemide taşıyarak kurtardık.
  120. 120 Sonra da geride kalan bütün inkârcıları suda boğduk.
  121. 121 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
  122. 122 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  123. 123 Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
  124. 124 Kardeşleri Hûd onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
  125. 125 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
  126. 126 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  127. 127 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
  128. 128 “Siz, böyle gösteriş ve eğlence olsun diye, her tepeye anıt gibi binalar dikip duracak mısınız?”
  129. 129 “Kendiniz için de, dünyada ebedî kalacakmış gibi hep böyle sağlam köşkler, kaleler mi inşa edeceksiniz?”
  130. 130 “Mazlum ve biçâre insanları elinize geçirdiğiniz zaman, onlara hep böyle acımasız zorbalar gibi mi davranacaksınız?”
  131. 131 “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  132. 132 “Öyle bir zattan korkun ki, bildiğiniz bunca nimetleri size verdi.”
  133. 133 “Size sağmal hayvanlar, oğullar bahşetti.”
  134. 134 “Bağlar, bahçeler ve akıp duran kaynaklar ihsân etti.”
  135. 135 “Doğrusu ben sizin adınıza, dehşet verici büyük bir günün azabından korkarım.”
  136. 136 Şöyle karşılık verdiler: “Sen öğüt versen de vermesen de bi­zim için farketmez. Bildiğimizden vazgeçmeyiz!”
  137. 137 “Çünkü bizim tuttuğumuz bu yol, öteden beri atalarımızın takip ettiği âdetlerinden başka bir şey değildir.”
  138. 138 “Bu sebeple biz, öğle dediğin gibi, cezalandırılacak falan da değiliz.”
  139. 139 Bedbaht kavim böylece Hûd’u yalanladılar da biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde…
  140. 140 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  141. 141 Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı.
  142. 142 Kardeşleri Sâlih onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
  143. 143 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
  144. 144 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  145. 145 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
  146. 146 “Siz burada hep güven içinde kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?”
  147. 147 “Bağların, bahçelerin içinde, akan pınarların başında.”
  148. 148 “Ekili tarlaların ve meyveleri olgunlaşmış, yüklü salkımlarıyla dalları kırılacak derecede sarkmış gönül alıcı hurmalıklar arasında.”
  149. 149 “Böyle sandığınız için mi, şımarık kimseler olarak dağlardan büyük bir ustalıkla görkemli evler yontuyorsunuz?”
  150. 150 “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  151. 151 “Sakın, o her işi aşırılık olanların isteklerine uymayın.”
  152. 152 “İşi gücü dünyada bozgunculuk çıkarmak olan ve fakat düzeltme adına hiçbir şey yapmayan o kimselerin…”
  153. 153 Onlar şöyle karşılık verdiler: “Sen gerçekten iyice büyülenmiş birisin.”
  154. 154 “Sen de ancak bizim gibi ölümlü bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mûcize…
  155. 155 Sâlih dedi ki: “İstediğiniz mûcize işte şu dişi devedir. Kuyudan su içme hakkı bir gün onun,…
  156. 156 “Sakın ona bir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi kıskıvrak yakalayıverir!”
  157. 157 Derken onlar deveyi boğazladılar; ne var ki çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
  158. 158 Çünkü azap onları yakalayıvermişti. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların…
  159. 159 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  160. 160 Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.
  161. 161 Kardeşleri Lût onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
  162. 162 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
  163. 163 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  164. 164 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
  165. 165 “İnsanlar içinde böyle göz göre göre erkeklere mi şehvetle yaklaşıyorsunuz?”
  166. 166 “Rabbinizin sizin için yaratıp helâl kıldığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Gerçekten siz haddi aşan bir gürûhsunuz.”
  167. 167 Onlar: “Ey Lût!” dediler, “Eğer işimize karışmaktan vazgeçmezsen kesinlikle sen yurdumuzdan sürülüp çıkarılacaksın!”
  168. 168 Lût onlara: “Şüphesiz ben, yaptığınız bu işten nefret ediyorum” dedi.
  169. 169 Ardından da: “Rabbim! Beni ve âilemi bunların yaptıklarından kurtar!” diye yalvardı.
  170. 170 Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık.
  171. 171 Sadece Lût’un yaşlı karısı helâk olanlar arsında kaldı.
  172. 172 Ardından, diğerlerini toptan imhâ ettik.
  173. 173 Üzerlerine öyle müthiş bir taş yağmuru yağdırdık ki sorma! Uyarılıp da doğru yola gelmeyenlerin yağmuru, gerçekten…
  174. 174 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
  175. 175 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  176. 176 Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
  177. 177 Şuayb onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
  178. 178 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
  179. 179 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  180. 180 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
  181. 181 “Ölçeği tam yapın. Eksik ölçerek başkalarına zarar verenlerden olmayın.”
  182. 182 “Tarttığınızda da doğru terazi ile tartın.”
  183. 183 “İnsanların mallarını eksilterek, onları haklarından mahrum etmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
  184. 184 “Sizi de, sizden önceki nesilleri de yaratan Allah’tan korkun!”
  185. 185 Dediler ki: “Sen gerçekten büyülenmiş birisin.”
  186. 186 “Sen de ancak bizim gibi ölümlü bir insansın. Biz senin kesinlikle yalancı biri olduğuna inanıyoruz.”
  187. 187 “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize göğü parça parça düşür!”
  188. 188 Şuayb: “Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor” dedi.
  189. 189 Hâsılı onlar Şuayb’ı yalanlamayı sürdürdüler. Derken, etrafı kapkara bulutların kapladığı o günde bir felâket onları yakalayıverdi.…
  190. 190 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
  191. 191 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
  192. 192 Şüphesiz bu Kur’an, Âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilen bir kitaptır.
  193. 193 Onu Rûhu’l-Emîn indiriyor,
  194. 194 Senin kalbine. Uyarıcılardan olasın diye.
  195. 195 Apaçık bir Arapça ile.
  196. 196 Onun ineceğinden, önceki ümmetlerin kitaplarında da bahsedilmiştir.
  197. 197 Bu gerçeği İsrâiloğulları âlimlerinin bilmesi, müşrikler için yeterli bir delil teşkil etmez mi?
  198. 198 Biz Kur’an’ı Arap olmayan birine indirseydik,
  199. 199 O da bunu kendilerine okusaydı, yine de bir bahane bulup ona inanmazlardı.
  200. 200 İşte biz inkârı, kendi tercihlerine binâen kâfirlerin kalplerine böyle yerleştirmişizdir.
  201. 201 Artık onlar can yakıcı azabı görünceye kadar ona inanmayacaklardır.
  202. 202 Bu azap onlara, hiç beklemedikleri bir anda anısızın gelip çatacaktır.
  203. 203 O zaman da: “Acaba inanıp kendimizi düzeltmemiz için bize bir fırsat daha verilmez mi?” diyeceklerdir.
  204. 204 Şimdi, onlar hâlâ azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
  205. 205 Düşün bir kere, biz onları yıllarca yaşatıp nimetlendirsek,
  206. 206 Sonra da tehdit edildikleri azap başlarına gelse,
  207. 207 Onca zaman yaşayıp nimetlenmeleri kendilerine ne fayda sağlayabilir?
  208. 208 Biz hiçbir toplumu, kendilerine uyarıcılar gönderip de azabımızla uıyarmadıkça helâk etmedik.
  209. 209 Onlara öğüt verilmiş, hatırlatma yapılmıştır. Biz kimseye hak­sızlık yapmayız.
  210. 210 Bu Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
  211. 211 Bu onların yapabileceği bir iş değildir; isteseler de buna güçleri yetmez.
  212. 212 Çünkü onlar vahyi dinlemekten tamâmen menedilmişlerdir.
  213. 213 Öyleyse sakın Allah’tan başka bir ilâha yalvarıp yakarma! Yoksa azaba uğrayanlardan olursun!
  214. 214 Rasûlüm! Önce en yakın akrabanı uyar.
  215. 215 Sana tâbi olan mü’minlere şefkat ve merhamet kanatlarını ger.
  216. 216 Şâyet sana karşı gelirlerse, “Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim” de.
  217. 217 Sonsuz kudreti ve merhamet sahibi Allah’a güvenip dayan.
  218. 218 O ki, sen namaz için, tebliğ için kıyâm ettiğin zaman seni görüyor.
  219. 219 Secde edenler arasında dolaşmanı, halden hâle girmeni de görüyor.
  220. 220 Çünkü her şeyi hakkiyle işiten ve her şeyi en iyi bilen O’dur.
  221. 221 Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?
  222. 222 Onlar yalan ve iftirâya düşkün, çok günahkâr kimselerin üzerine inerler.
  223. 223 Böyleleri zâten hep şeytanların aldatıcı vesveselerine kulak verirler. Onların çoğu başkalarına da yalan söylerler.
  224. 224 Şâirlere gelince, onlara yoldan çıkmış azgınlar tâbi olur.
  225. 225 Görmez misin şâirler, her vâdide, sözcüklerin ve hayallerin peşinde şaşkın şaşkın dolaşırlar.
  226. 226 Hem de yapmadıkları ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
  227. 227 Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, Allah’ı çok çok zikredenler ve herhangi bir zulme maruz kaldıklarında…

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma