سُورَةُ الشعراء
Şuarâ Sûresi
Tefsiri
- 1 Tâ. Sîn. Mîm.
- 2 Bunlar, gerçekleri açıklayan apaçık kitabın âyetleridir.
- 3 Rasûlüm! Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin. Hayır böyle yapma!
- 4 Biz dilesek onlara gökten bir mûcize indiririz de, onun karşısında ister istemez boyun büker, inanmak zorunda…
- 5 Fakat ne zaman kendilerine Rahmân’dan yeni bir öğüt, bir uyarı gelse, mutlaka hoşnutsuzluk içinde ondan yüz…
- 6 Nitekim onlar Kur’an’ın uyarılarını da yalanladılar. Fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri, pek yakında kendilerine gelecektir.
- 7 Peki bunlar, yeryüzüne bakıp hiç düşünmezler mi? Biz orada her güzel çiftten çeşit çeşit nice bitkiler…
- 8 Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu…
- 9 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 10 Bir vakit Rabbin Mûsâ’ya nidâ etmiş, şöyle buyurmuştu: “Şu zâlim kavme git!”
- 11 “Firavun’un kavmine! Onlar hâlâ Allah’a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı?”
- 12 Mûsâ şöyle karşılık verdi: “Rabbim! Doğrusu ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
- 13 “Göğsüm daralıyor, dilim konuşamaz oluyor. Onun için, ne olur, Hârûn’u da peygamberlikle şereflendir.”
- 14 “Hem benim onlara karşı işlediğim bir suçum da var. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”
- 15 Allah buyurdu ki: “Hayır, korkmayın! Sen ve Hârûn mûcizelerimizle ona gidin. Elbette biz de sizinle beraberiz…
- 16 “Gidin o Firavun’a ve şöyle deyin: «Biz Âlemlerin Rabbinin gönderdiği elçileriz.»”
- 17 “«Artık İsrâiloğulları’nı serbest bırak, bizimle beraber gelsinler!»”
- 18 Firavun şöyle dedi: “Öyle mi? Biz seni henüz yeni doğmuş bebekken bağrımıza basıp yanımızda büyütmedik mi?…
- 19 “Sonunda yapacağını da yaptın; suçsuz yere bir cana kıydın. Sen nankörün tekisin!”
- 20 Mûsâ şöyle cevap verdi: “Evet o işi yaptım, ama sonunun ölüme varacağını bilmeden yaptım.”
- 21 “Sonra da sizden korktuğum için süratle aranızdan ayrıldım. Fakat Rabbim bana ilim ve hikmet verdi ve…
- 22 “İşte başıma kaktığın bu nimet, gerçekte bir iyilik değil, İsrâiloğulları’nı kul köle yapmış olmanın bir sonucuydu.”
- 23 Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Âlemlerin Rabbi de neyin nesi?” diye sordu.
- 24 Mûsâ: “O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten bir ilâhın varlığına…
- 25 Firavun etrafında bulunanlara: “Bu adamın neler saçmaladığını duyuyorsunuz, değil mi?” dedi.
- 26 Mûsâ çekinmeden: “O, sizin de Rabbinizdir, önceki atalarınızın da Rabbidir” diye karşılık verdi.
- 27 Firavun yine etrafındakilere: “Size gönderilen şu sözde peygamberiniz var ya, gerçekten bir deli!” diye diretti.
- 28 Bu kez Mûsâ: “O, doğunun, batının ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer aklınızı çalıştırırsanız…
- 29 Firavun: “Bak, Mûsâ! Eğer benden başka birini ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana tıkarım” dedi.
- 30 Mûsâ: “Sana söylediklerimin doğruluğunu ispatlayan apaçık bir delil getirsem de mi?” diye karşılık verdi.
- 31 Firavun: “Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu da görelim!” dedi.
- 32 Bunun üzerine Mûsâ asasını yere attı. Bir de ne görsünler, o her hâliyle kocaman bir ejderha…
- 33 Sağ elini de koynundan çıkardı; o da bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak oluvermiş!
- 34 Firavun meseleyi etrafındaki ileri gelenlere sundu: “Bu gerçekten işini çok iyi bilen usta bir sihirbaz!”
- 35 “Büyüsüyle sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?”
- 36 Dediler ki: “Onu ve kardeşini burada bir süre alıkoy; şehirlere de tellâllar sal.”
- 37 “Ne kadar bilgili, usta sihirbaz varsa hepsini toplayıp sana getirsinler.”
- 38 Derken, dört bir yandan getirilen sihirbazlar, önceden kararlaştırılmış belli bir günde Mûsâ’yla karşılaşmak için bir araya…
- 39 Halka da: “Haydi, ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!” diye çağrı yapıldı.
- 40 İleri gelenler de: “Umarız sihirbazlar gâlip gelirler de biz de onların yoluna uyarız” dediler.
- 41 Sihirbazlar Firavun’a gelip: “Eğer üstün gelen biz olursak, herhalde bize bir mükâfat verilir!” dediler.
- 42 “Evet, evet” dedi Firavun, “o zaman siz benim en yakınlarımdan, gözdelerimden olacaksınız.”
- 43 Müsâbaka başlayınca Mûsâ sihirbazlara: “Haydi, ne atacaksanız önce siz atın” dedi.
- 44 Onlar da derhal iplerini ve değneklerini yere atıp: “Firavun’un gücü ve izzeti hakkı için, gâlip gelen…
- 45 Sonra da Mûsâ asâsını yere attı; bir de ne görsünler asâ, onların göz boyayıp uydurdukları şeyleri…
- 46 Gerçeği farkeden sihirbazlar derhal secdeye kapandılar:
- 47 “Şüphesiz biz Âlemlerin Rabbine iman ettik!”
- 48 “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine!” dediler.
- 49 Firavun hiddetle: “Demek, ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Meğer size sihri öğreten ustanız…
- 50 Sihirbazlar: “Hiç önemi yok” dediler, “biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.”
- 51 “Doğrusu biz, Mûsâ’ya inananların ilki olduğumuz için, umarız Rabbimiz hatalarımızı bağışlar.”
- 52 Biz Mûsâ’ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü Firavun ve ordusu arkadan mutlaka sizi takip edecekler” diye…
- 53 Bu arada Firavun asker toplamak üzere bütün şehirlere tellâllar saldı.
- 54 Halkı kışkırtmak için de şöyle seslendi: “Şu İsrâiloğulları bölük pörçük, üç beş çapulcudan ibarettir.”
- 55 “Fakat boylarına poslarına bakmadan bizi öfkelendiriyorlar.”
- 56 “Ama biz de tedbirli, hazırlıklı büyük bir topluluğuz.”
- 57 Böylece biz onları, İsrâiloğulları’nın peşine düşürerek o çok güzel bağlardan, bahçelerden, akıp giden su kaynaklarından sürüp…
- 58 Onca hazinelerden, servetlerden, kendilerince çok değerli o yüksek makam ve mevkilerden de…
- 59 Her şey işte böyle oldu. Sonunda, benzer büyük nimetleri İsrâiloğulları’na bahşettik.
- 60 Derken Firavun ve ordusu güneş doğup ortalığı aydınlatırken onlara yetişti.
- 61 İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca, Mûsâ’nın beraberindekiler: “Eyvâh! Yakalandık!” dediler.
- 62 Mûsâ: “Hayır, korkmayın!” dedi, “Rabbim elbette benimledir. Bana kurtuluş yolunu mutlaka gösterecektir.”
- 63 Biz de Mûsâ’ya: “Asân ile denize vur!” diye emrettik. Mûsâ vurur vurmaz deniz yarıldı, on iki…
- 64 Firavun ve ordusunu da oraya yaklaştırdık.
- 65 Mûsâ’yı ve beraberinde bulunan herkesi kurtardık.
- 66 Ardından diğerlerini suda boğduk.
- 67 Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu…
- 68 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 69 Rasûlüm! Onlara İbrâhim’in kıssasını da anlat.
- 70 Hani o babasına ve kavmine: “Nedir bu taptıklarınız böyle?” diye sordu.
- 71 Onlar da: “Bir takım putlara tapıyoruz; onlara tapmaya da devam edeceğiz” diye karşılık verdiler.
- 72 İbrâhim: “Peki ama” dedi, “siz kendilerine yalvardığınızda onlar sizi duyabiliyorlar mı?”
- 73 “Yahut size bir fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?”
- 74 “Hayır” dediler, “fakat biz atalarımızın da böyle yaptığını gördük ve bunu benimsedik.”
- 75 İbrâhim şunları söyledi: “Öyle de, nelere taptığınıza şöyle bir bakmaz mısınız?”
- 76 “Sizin ve eskiden beri atalarınızın tapageldiği şeylere?”
- 77 “Şunu bilin ki, onlar benim düşmanımdır. Ancak Âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur:”
- 78 “Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur.”
- 79 “Beni yedirip içiren O’dur.”
- 80 “Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.”
- 81 “Beni öldürecek, sonra yeniden diriltecek olan O’dur.”
- 82 “Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da yine O’dur.”
- 83 “Rabbim! Bana ilim ve hikmet ver; beni sâlihler kullarının arasına ilhak eyle!”
- 84 “Bana gelecek nesiller arasında doğrulukla ve hayırla anılmayı nasip et!”
- 85 “Beni, içinde ebedî nimetlerin kaynadığı cennetin vârislerinden kıl!”
- 86 “Baba mı da bağışla; çünkü o yolunu şaşıranlar arasında.”
- 87 “İnsanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsvâ eyleme!”
- 88 “O gün ne mal fayda verir, ne de evlat.”
- 89 “Ancak Allah’ın huzuruna tertemiz bir kalple gelenler kurtulur!”
- 90 O gün cennet, kalpleri Allah’a saygı ile dopdolu olup günahlardan sakınanlara yaklaştırılacak.
- 91 Cehennem de tüm korkunçluğu ile azgınların karşısına çıkarılacak.
- 92 Onlara şöyle seslenilecek: “Nerede o dünyadayken taptıklarınız,”
- 93 “Allah’tan başka? Şimdi size yardım edebiliyorlar mı? Veya en azından kendilerine olsun faydaları var mı?”
- 94 Ardından hem putlar, hem de onlara tapan azgınlar tepetaklak cehenneme atılacaklar.
- 95 İblîs’in bütün orduları da.
- 96 Orada birbirlerini suçlayarak diyecekler ki:
- 97 “Allah’a yemin olsun ki biz dünyada gerçekten apaçık bir sapıklık içinde imişiz.”
- 98 “Çünkü sizi Âlemlerin Rabbiyle aynı seviyede tutuyorduk.”
- 99 “ Bizi de yoldan çıkaranlar, şu o azgın kâfirlerden başkası değildir.”
- 100 “Ama şimdi ne bir şefaatçimiz var bizim.”
- 101 “Ne de candan bir dostumuz.”
- 102 “Âh, keşke dünyaya tekrar dönebilsek de, mü’minlerden olsak!”
- 103 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
- 104 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 105 Nûh kavmi de peygamberleri yalanladı.
- 106 Kardeşleri Nûh onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız ?”
- 107 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
- 108 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 109 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
- 110 “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 111 Onlar da: “Senin peşinden gelenler toplumun en bayağı kimseleri iken, bizim sana inanmamızı nasıl beklersin?” dediler.
- 112 Nûh şunları söyledi: “Onların geçmişte neler yaptıklarına dâir benim bir bilgim yoktur.”
- 113 “Onların hesâbı yalnızca Rabbime aittir; biraz insafla düşünseniz bunu anlarsınız.”
- 114 “Ben mü’minleri yanımdan kovacak da değilim.”
- 115 “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
- 116 Dediler ki: “Ey Nûh! Eğer bu dâvandan vazgeçmezsen mutlaka taşlanarak öldürüleceksin!”
- 117 Sonunda Nûh Allah’a şöyle yalvardı: “Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı.”
- 118 “Artık benimle onlar arasında hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar!”
- 119 Bunun üzerine biz de onu ve onunla beraber bulunanları dolu bir gemide taşıyarak kurtardık.
- 120 Sonra da geride kalan bütün inkârcıları suda boğduk.
- 121 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
- 122 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 123 Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
- 124 Kardeşleri Hûd onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
- 125 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
- 126 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 127 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
- 128 “Siz, böyle gösteriş ve eğlence olsun diye, her tepeye anıt gibi binalar dikip duracak mısınız?”
- 129 “Kendiniz için de, dünyada ebedî kalacakmış gibi hep böyle sağlam köşkler, kaleler mi inşa edeceksiniz?”
- 130 “Mazlum ve biçâre insanları elinize geçirdiğiniz zaman, onlara hep böyle acımasız zorbalar gibi mi davranacaksınız?”
- 131 “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 132 “Öyle bir zattan korkun ki, bildiğiniz bunca nimetleri size verdi.”
- 133 “Size sağmal hayvanlar, oğullar bahşetti.”
- 134 “Bağlar, bahçeler ve akıp duran kaynaklar ihsân etti.”
- 135 “Doğrusu ben sizin adınıza, dehşet verici büyük bir günün azabından korkarım.”
- 136 Şöyle karşılık verdiler: “Sen öğüt versen de vermesen de bizim için farketmez. Bildiğimizden vazgeçmeyiz!”
- 137 “Çünkü bizim tuttuğumuz bu yol, öteden beri atalarımızın takip ettiği âdetlerinden başka bir şey değildir.”
- 138 “Bu sebeple biz, öğle dediğin gibi, cezalandırılacak falan da değiliz.”
- 139 Bedbaht kavim böylece Hûd’u yalanladılar da biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde…
- 140 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 141 Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı.
- 142 Kardeşleri Sâlih onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
- 143 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
- 144 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 145 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
- 146 “Siz burada hep güven içinde kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?”
- 147 “Bağların, bahçelerin içinde, akan pınarların başında.”
- 148 “Ekili tarlaların ve meyveleri olgunlaşmış, yüklü salkımlarıyla dalları kırılacak derecede sarkmış gönül alıcı hurmalıklar arasında.”
- 149 “Böyle sandığınız için mi, şımarık kimseler olarak dağlardan büyük bir ustalıkla görkemli evler yontuyorsunuz?”
- 150 “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 151 “Sakın, o her işi aşırılık olanların isteklerine uymayın.”
- 152 “İşi gücü dünyada bozgunculuk çıkarmak olan ve fakat düzeltme adına hiçbir şey yapmayan o kimselerin…”
- 153 Onlar şöyle karşılık verdiler: “Sen gerçekten iyice büyülenmiş birisin.”
- 154 “Sen de ancak bizim gibi ölümlü bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mûcize…
- 155 Sâlih dedi ki: “İstediğiniz mûcize işte şu dişi devedir. Kuyudan su içme hakkı bir gün onun,…
- 156 “Sakın ona bir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi kıskıvrak yakalayıverir!”
- 157 Derken onlar deveyi boğazladılar; ne var ki çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
- 158 Çünkü azap onları yakalayıvermişti. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların…
- 159 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 160 Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.
- 161 Kardeşleri Lût onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
- 162 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
- 163 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 164 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
- 165 “İnsanlar içinde böyle göz göre göre erkeklere mi şehvetle yaklaşıyorsunuz?”
- 166 “Rabbinizin sizin için yaratıp helâl kıldığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Gerçekten siz haddi aşan bir gürûhsunuz.”
- 167 Onlar: “Ey Lût!” dediler, “Eğer işimize karışmaktan vazgeçmezsen kesinlikle sen yurdumuzdan sürülüp çıkarılacaksın!”
- 168 Lût onlara: “Şüphesiz ben, yaptığınız bu işten nefret ediyorum” dedi.
- 169 Ardından da: “Rabbim! Beni ve âilemi bunların yaptıklarından kurtar!” diye yalvardı.
- 170 Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık.
- 171 Sadece Lût’un yaşlı karısı helâk olanlar arsında kaldı.
- 172 Ardından, diğerlerini toptan imhâ ettik.
- 173 Üzerlerine öyle müthiş bir taş yağmuru yağdırdık ki sorma! Uyarılıp da doğru yola gelmeyenlerin yağmuru, gerçekten…
- 174 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
- 175 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 176 Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
- 177 Şuayb onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
- 178 “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
- 179 “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
- 180 “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
- 181 “Ölçeği tam yapın. Eksik ölçerek başkalarına zarar verenlerden olmayın.”
- 182 “Tarttığınızda da doğru terazi ile tartın.”
- 183 “İnsanların mallarını eksilterek, onları haklarından mahrum etmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
- 184 “Sizi de, sizden önceki nesilleri de yaratan Allah’tan korkun!”
- 185 Dediler ki: “Sen gerçekten büyülenmiş birisin.”
- 186 “Sen de ancak bizim gibi ölümlü bir insansın. Biz senin kesinlikle yalancı biri olduğuna inanıyoruz.”
- 187 “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize göğü parça parça düşür!”
- 188 Şuayb: “Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor” dedi.
- 189 Hâsılı onlar Şuayb’ı yalanlamayı sürdürdüler. Derken, etrafı kapkara bulutların kapladığı o günde bir felâket onları yakalayıverdi.…
- 190 Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman…
- 191 Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
- 192 Şüphesiz bu Kur’an, Âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilen bir kitaptır.
- 193 Onu Rûhu’l-Emîn indiriyor,
- 194 Senin kalbine. Uyarıcılardan olasın diye.
- 195 Apaçık bir Arapça ile.
- 196 Onun ineceğinden, önceki ümmetlerin kitaplarında da bahsedilmiştir.
- 197 Bu gerçeği İsrâiloğulları âlimlerinin bilmesi, müşrikler için yeterli bir delil teşkil etmez mi?
- 198 Biz Kur’an’ı Arap olmayan birine indirseydik,
- 199 O da bunu kendilerine okusaydı, yine de bir bahane bulup ona inanmazlardı.
- 200 İşte biz inkârı, kendi tercihlerine binâen kâfirlerin kalplerine böyle yerleştirmişizdir.
- 201 Artık onlar can yakıcı azabı görünceye kadar ona inanmayacaklardır.
- 202 Bu azap onlara, hiç beklemedikleri bir anda anısızın gelip çatacaktır.
- 203 O zaman da: “Acaba inanıp kendimizi düzeltmemiz için bize bir fırsat daha verilmez mi?” diyeceklerdir.
- 204 Şimdi, onlar hâlâ azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
- 205 Düşün bir kere, biz onları yıllarca yaşatıp nimetlendirsek,
- 206 Sonra da tehdit edildikleri azap başlarına gelse,
- 207 Onca zaman yaşayıp nimetlenmeleri kendilerine ne fayda sağlayabilir?
- 208 Biz hiçbir toplumu, kendilerine uyarıcılar gönderip de azabımızla uıyarmadıkça helâk etmedik.
- 209 Onlara öğüt verilmiş, hatırlatma yapılmıştır. Biz kimseye haksızlık yapmayız.
- 210 Bu Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
- 211 Bu onların yapabileceği bir iş değildir; isteseler de buna güçleri yetmez.
- 212 Çünkü onlar vahyi dinlemekten tamâmen menedilmişlerdir.
- 213 Öyleyse sakın Allah’tan başka bir ilâha yalvarıp yakarma! Yoksa azaba uğrayanlardan olursun!
- 214 Rasûlüm! Önce en yakın akrabanı uyar.
- 215 Sana tâbi olan mü’minlere şefkat ve merhamet kanatlarını ger.
- 216 Şâyet sana karşı gelirlerse, “Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim” de.
- 217 Sonsuz kudreti ve merhamet sahibi Allah’a güvenip dayan.
- 218 O ki, sen namaz için, tebliğ için kıyâm ettiğin zaman seni görüyor.
- 219 Secde edenler arasında dolaşmanı, halden hâle girmeni de görüyor.
- 220 Çünkü her şeyi hakkiyle işiten ve her şeyi en iyi bilen O’dur.
- 221 Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?
- 222 Onlar yalan ve iftirâya düşkün, çok günahkâr kimselerin üzerine inerler.
- 223 Böyleleri zâten hep şeytanların aldatıcı vesveselerine kulak verirler. Onların çoğu başkalarına da yalan söylerler.
- 224 Şâirlere gelince, onlara yoldan çıkmış azgınlar tâbi olur.
- 225 Görmez misin şâirler, her vâdide, sözcüklerin ve hayallerin peşinde şaşkın şaşkın dolaşırlar.
- 226 Hem de yapmadıkları ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
- 227 Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, Allah’ı çok çok zikredenler ve herhangi bir zulme maruz kaldıklarında…