Feḣarace ‘alâ kavmihi fî zînetihis kâle-lleżîne yurîdûne-lhayâte-ddunyâ yâ leyte lenâ miśle mâ ûtiye kârûnu innehu leżû hazzin ‘azîmin
Meal
Derken bir gün Kãrûn göz kamaştırıcı bir ihtişâm ve debdebe içinde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına düşkün olanlar: “Keşke Kãrûn’a verilen şu servetin bir benzeri de bizim olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibi!” dediler.
Kur'an Tefsiri
O dönemde Kârun’a özenip onun gibi servet sahibi olmayı arzulayan gâfiller olduğu gibi, Resûlullah (s.a.s.) zamanında da servet sahibi o müşriklere özenip, hangi yolla olursa olsun, onların ulaştığı zenginliğe büyük bir ihtirasla ulaşmak isteyen insanlar da vardı. Diğer taraftan, Hz. Mûsâ’ya iman ettiklerinden dolayı, dünya malının geçici, esas hayatın âhiret hayatı olduğunun idrâki içinde bulunan mü’minler, Kârun’a özenmiyor, Allah’ın mükâfatını celbedecek ameller yapmayı daha ehemmiyetli görüyorlardı. Resûlullah (s.a.s.)’e iman eden mü’minler de bunlar gibiydi. Cenâb-ı Hak burada şımarık Kârun’un feci âkıbetini haber vermek üzere, bu iki gruptan hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğunu gözler önüne sermektedir:
Kahr-ı ilâhî Kârun’u bütün hazineleriyle, servetiyle, köşk ve saraylarıyla bir anda yerin dibine geçiriverdi. Ne malı mülkü, ne bir grup, ne de hiç kimse ona yardımcı olabildi. Pek tabi, kendi kendini kurtarmaya da gücü yetmedi. Şâirin ifadesiyle:
“Vermedi kendisine fâide genc-i mahzûn
Attı Kârûn’u Âdem çâhına çerh-i vârûn.” (Münîb, Hoca Mustafa)
“Hazineler dolusu servet, Kârûn’a da yâr olmadı. Felek, yeryüzünde eşi bulunmayacak kadar zengin olan bu bedbahtı da yerin dibine geçirdi.”
Bu sebeple, daha dün onun yerinde olmayı, onun gibi servet sahibi olmayı arzulayanlar, düşüncelerinin yanlışlığını ve Allah’ın emrine uygun davranmayan kâfirlerin asla iflâh olmayacağını anlamış oldular. Demek ki insan, nihâyetinde başına belâ ve helâkine sebep olacak bir servetin peşine koşmak yerine, dünya ve âhirette kendine fayda verecek işlerin ve sâlih amellerin peşinde olmalıdır. Çünkü âhiret yurdu böyle kişiler için hazırlanmıştır:
Muhtasar Tefsir
Karun, süslerindeki ihtişamı göstere göstere dışarı çıktı. Dünya hayatının süsüne düşkün olan Karun’un ashabından bazıları şöyle dediler: "Keşke Karun’a verilmiş olan dünya malının aynısı bize de verilmiş olsa. Şüphesiz Karun, (dünya nimetlerinden) yeteri kadar büyük bir paya sahibidir."