Vemâ yef’alû min ḣayrin felen yukferûhuk vaAllâhu ‘alîmun bilmuttekîne
Meal
Onların yaptıkları hiçbir iyilik karşılıksız kalmayacaktır. Allah, içleri kendine karşı saygıyla dopdolu olup itaatsizlikten kaçınanları çok iyi bilir.
Kur'an Tefsiri
110. âyette Ehl-i kitaptan bir kısmının “mü’min”, çoğunun ise dinden çıkmış “fâsık” olduğu haber verilmiş, 112-113. âyetlerde de onlardan “fâsık” olanların hazin durumları açıklanmıştı. Bu âyetlerde ise onlardan “mü’min” olanların güzel hâlleri beyân edilmektedir. Burada geçen اُمَّةٌ قَاۤئِمَةٌ (ümmetün kâimetün) ifadesi, “kâim” kelimesinin Kur’ân-ı Kerîm’deki diğer kullanılışları da dikkate alındığında “Allah’ın dinine sımsıkı sarılan ve bıkmadan buna devam eden, doğru, adil ve müstakîm, namazda kıyamda duran” gibi mânalar ihtiva etmektedir. İşte Ehl-i kitaptan böyle bir grup vardır ki, bunlar Peygamberimiz’e ve Kur’an’a inananlardır. Bunlar gecelerini kıyamda durup Allah’ın âyetlerini, Kur’ân-ı Kerîm’i okuyarak ve secdelere kapanarak ihya ederler. Allah’a ve âhirete inanır, iyiliği emredip kötülüğü yasaklar ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar. Bu güzel vasıflarıyla onlar, Allah’ın kendilerinden râzı olduğu sâlih kimselerden olabilme başarısını göstermişlerdir. Cenâb-ı Hak, onların yaptıkları her türlü iyiliğe bol bol mükafat verecek ve yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız kalmayacaktır. Çünkü Cenâb-ı Hak, içileri Allah korkusu ve Allah saygısı ile dopdolu olup, bu derin duygularla kendisine karşı gelmekten sakınan müttakî kullarını çok iyi bilmekte, onların bütün yaptıklarını görmekte ve amel defterlerine yazmaktadır. Üstelik Allah, yapılan iyiliklere vâdettiği mükâfatları verebilecek yüce bir kudrete ve sonsuz bir zenginliğe de sahiptir.
Âyetlerin ifade ettiği mânalar, bu vasıfları taşıyan herkese şâmil olmakla birlikte iniş sebebiyle ilgili şu rivayetleri zikretmek faydalı olacaktır:
› Medine’de yahudilerden Abdullah b. Selâm, Sa‘lebe b. Sa‘ye, Useyd b. Sa‘ye, Esed b. Ubeyd gibi kimseler müslüman olunca yahudi hahamları: “Muhammed’e ancak bizim kötülerimiz iman ettiler. Eğer onlar bizim hayırlılarımızdan olsalardı atalarının dinini terkedip başka bir dine gitmezlerdi” dediler. Sonra da onlara hitaben: “Dininizi başka bir dinle değiştirmekle ihanet ettiniz, kâfir olup hüsrâna uğradınız” demeleri üzerine bu âyet-i kerîmeler indirildi. (Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 122).
› Hz. İsa’nın dini üzere iken Hz. Muhammed (s.a.s.)’i tasdik eden kırk Necranlı, otuz iki Habeşli ve üç de Rum hakkında nâzil olmuştur. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VIII, 164)
Ehl-i kitabın önce inkâr edenlerinin sonra da iman edenlerinin halleri izah edildikten sonra şimdi söz genel olarak bütün kâfirlere yönlendirilerek onların ebedî hüsranları ve feci akıbetleri gözle önüne serilmektedir:
Muhtasar Tefsir
Onlar az ya da çok ne hayır işlerlerse sevabı zayi olmayacak ve ecri eksilmeyecektir. Allah emirlerini yerine getiren ve yasaklarından sakınan takva sahiplerini hakkıyla bilmektedir. Yapmış oldukları ameller O`na gizli kalmaz. O, buna göre size karşılığını verecektir.