Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
Fâtır Sûresi Tefsiri

Fâtır Sûresi 5. Âyet Tefsiri

Tüm meallerle oku Sûre içinde oku
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥

Yâ eyyuhâ-nnâsu inne va’daAllâhi hakkuns felâ teġurrannekumu-lhayâtu-ddunyâs velâ yeġurrannekum biAllâhi-lġarûru

Meal

Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın va‘di gerçektir. Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O çok hilekâr şeytan da, sizi Allah’ın rahmeti ve affına güvendirerek kandırmasın!

Kur'an Tefsiri

Allah’ın va’di, kıyâmettir; mü’minlere cennet, kâfirlere cehennemdir. Va’dedilen şeyler mutlaka gerçekleşecektir. Ancak bu hususta iki düşmana karşı dikkatli olmak lazımdır: Dünyanın câzibesi ve şeytan. İnsan; “bu gün keyfime bakayım yarın ne olursa olsun” dememeli, dünyaya dalıp âhiret vazifelerini unutmamalı ve dünya için âhiretini fedâ etmemelidir. Çünkü dünya hayatı bir rüya gibi gelir geçer ve bir gün ebedî âhiret âlemi gelir çatar. Nitekim şâir Hayâlî bu hususta şu uyarıyı yapar:

“Ne mihrinden safâ kesbet, ne mâhından saadet um

Sakın aldanma bu dehre, iki yüzlü münafıkdır.”[1]

Şeytanın da diğer tahrikleriyle beraber daha ziyade; “Allah çok bağışlayıcıdır, büyük günahları bile affeder, bu kadarcık günahtan bir şey çıkmaz” gibi telkinler yaparak bizzat Allah ile aldatmasına karşı uyanık olunmalıdır. (bk. Lokmân 31/33) Çünkü onun yaratılış maksadı insana düşmanlıktır. Kur’ân-ı Kerîm’de yedi kez tekrar edilen Hz. Âdem-İblîs kıssası bu düşmanlığı tüm safahatıyla anlatmaktadır. Kendine tâbi olanları alevli cehennem ateşine çağırmaktan başka maharet ve mârifeti olmayan o mel’ûnu düşman bilip ona karşı kesintisiz bir savaşa girişmekten başka çıkar yol yoktur. Zira insanın ya şiddetli bir azaba uğraması veya ebedî cennet nimetlerine kavuşması, şeytanı dost ya da düşman edinmesine ve o istikâmette bir hayat sürmesine bağlıdır.

Hasan Basrî (k.s.)’a soruldu:

“- Şeytan hiç uyur mu?”

Şöyle cevap verdi:

“- O uyusaydı; biz dinlenir, rahat ederdik.” (el-Hadâiku’l-Verdiyye, s. 316)

Hz. Mevlânâ, avcılığıyla meşhur doğan kuşunu örnek vererek şeytanın hîlesine karşı şöyle uyarır:

Doğan kuşu, kaz kuşuna: “Sudan çık da ovaların şekerler yağdırdığını, yâni nimetler verdiğini gör” dedi. Akıllı kaz da, ona dedi ki: “Ey doğan kuşu, sen bizden uzaklaş. Su, bi­zim kalemizdir, eman yurdumuzdur. Neşemiz, sevincimizdir.” Şeytan da doğan gibidir. Ey kazlar, sakın ha, su kalesinden, yâni iman kalesinden, imanlı kişilerin yanından pek az dışarı çıkın. Doğana, yâni şeytana da deyin ki; “Dön, geri dön. Elini başımızdan çek, ey aşağılık varlık. Biz senin davetini istemiyoruz. Davetin senin olsun. Ey kâfir, biz sana inanmayız. Senin sözüne kanmayız. Kale bizim olsun, şeker kamışlığı da senin olsun. Armağanını da iste­miyoruz. Sen al, o senin olsun.” (Mevlânâ, Mesnevî, 432-437. beyitler)[2]

Buraya kadar beyân edilen konu şu âyetle neticeye bağlanır.


[1] Mihr: Güneş. Mâh: Ay

[2] Burada kaz, din deresinde yüzen iman ehlini göstermektedir. Doğan kuşu; imanlı ki­şileri din nehrinden dışarı çıkarıp sapıklık ovasına götürmek isteyen şeytandır.

Muhtasar Tefsir

Ey insanlar! Allah`ın vadetmiş olduğu yeniden dirilme, ceza (karşılık) ve kıyamet günü hakkında hiçbir şüphe olmayan hakikattir. Dünyanın lezzetleri ve arzuları sakın sizi, bu gün için salih ameller ile hazırlık yapmaktan alıkoymasın. Sakın şeytan, batılı süsleyerek ve dünya hayatına meylettirerek sizi kandırmasın.

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma