Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ فاطر

Fâtır Sûresi

35. sûreMekkî45 âyetSayfa 433
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ١

Elhamdu liAllâhi fâtiri-ssemâvâti vel-ardi câ’ili-lmelâ-iketi rusulen ulî ecnihatin meśnâ veśulâśe verubâ’ac yezîdu fî-lḣalki mâ yeşâuc innaAllâhe ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır.

Muhtasar Tefsir

مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٢

Mâ yeftehiAllâhu linnâsi min rahmetin felâ mumsike lehâs vemâ yumsik felâ mursile lehu min ba’dihic vehuve-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣

Yâ eyyuhâ-nnâsu-żkurû ni’metaAllâhi ‘aleykumc hel min ḣâlikin ġayruAllâhi yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ardic lâ ilâhe illâ huves feennâ tu/fekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٤

Ve-in yukeżżibûke fekad kużżibet rusulun min kablikec ve-ilaAllâhi turce’u-l-umûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah' a döndürülür.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٥

Yâ eyyuhâ-nnâsu inne va’daAllâhi hakkuns felâ teġurrannekumu-lhayâtu-ddunyâs velâ yeġurrannekum biAllâhi-lġarûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ ٦

İnne-şşeytâne lekum ‘aduvvun fetteḣiżûhu ‘aduvvâenc innemâ yed’û hizbehu liyekûnû min ashâbi-ssa’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟ ٧

Elleżîne keferû lehum ‘ażâbun şedîduns velleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lehum maġfiratun veecrun kebîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar eden kimselere çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَنًاۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٨

Efemen zuyyine lehu sû-u ‘amelihi feraâhu hasenâens fe-innaAllâhe yudillu men yeşâu veyehdî men yeşâus felâ teżheb nefsuke ‘aleyhim haserâtinc innaAllâhe ‘alîmun bimâ yasne’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harabetme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ٩

VeAllâhu-lleżî ersele-rriyâha fetuśîru sehâben fesuknâhu ilâ beledin meyyitin feahyeynâ bihi-l-arda ba’de mevtihâc keżâlike-nnuşûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعًاۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ١٠

Men kâne yurîdu-l’izzete feliAllâhi-l’izzetu cemî’âanc ileyhi yas’adu-lkelimu-ttayyibu vel’amelu-ssâlihu yerfe’uhuc velleżîne yemkurûne-sseyyi-âti lehum ‘ażâbun şedîduns vemekru ulâ-ike huve yebûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًاۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ١١

VaAllâhu ḣalekakum min turâbin śümme min nutfetin śümme ce’alekum ezvâcâic vemâ tahmilu min unśâ velâ teda’u illâ bi’ilmihic vemâ yu’ammeru min mu’ammerin velâ yunkasu min ‘umurihi illâ fî kitâbinc inne żâlike ‘alaAllâhi yesîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٢

Vemâ yestevî-lbahrâni hâżâ ‘ażbun furâtun sâ-iġun şerâbuhu vehâżâ milhun ucâcuns vemin kullin te/kulûne lahmen tariyyen vetestaḣricûne hilyeten telbesûnehâs veterâ-lfulke fîhi mevâḣira litebteġû min fadlihi vele’allekum teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.

Muhtasar Tefsir

يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ ١٣

Yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî li-ecelin musemmâenc żâlikumuAllâhu rabbukum lehu-lmulkuc velleżîne ted’ûne min dûnihi mâ yemlikûne min kitmîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ ١٤

İn ted’ûhum lâ yesme’û du’âekum velev semi’û mâ-stecâbû lekums ve yevme-lkiyâmeti yekfurûne bişirkikumc velâ yunebbi-uke miślu ḣabîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Herşeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ١٥

Yâ eyyuhâ-nnâsu entumu-lfukarâu ilaAllâhis vaAllâhu huve-lġaniyyu-lhamîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

Muhtasar Tefsir

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ١٦

İn yeşe/ yużhibkum veye/ti biḣalkin cedîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilerse sizi yokeder, yeniden başkalarını yaratır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ١٧

Vemâ żâlike ‘alaAllâhi bi’azîzin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, Allah'a göre zor değildir.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ١٨

Velâ teziru vâziratun vizra uḣrâc ve-in ted’u muśkaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey-un velev kâne żâ kurbâk innemâ tunżiru-lleżîne yaḣşevne rabbehum bilġaybi veekâmû-ssalâtec vemen tezekkâ fe-innemâ yetezekkâ linefsihic ve-ilaAllâhi-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ ١٩

Vemâ yestevî-l-a’mâ velbasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

Muhtasar Tefsir

وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ ٢٠

Velâ-zzulumâtu velâ-nnûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

Muhtasar Tefsir

وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ٢١

Velâ-zzillu velâ-lharûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٢٢

Vemâ yestevî-l-ahyâu velâ-l-emvâtuc innaAllâhe yusmi’u men yeşâus vemâ ente bimusmi’in men fî-lkubûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.

Muhtasar Tefsir

اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ ٢٣

İn ente illâ neżîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen sadece bir uyarıcısın.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ ٢٤

İnnâ erselnâke bilhakki beşîran veneżîrâanc ve-in min ummetin illâ ḣalâ fîhâ neżîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ٢٥

Ve-in yukeżżibûke fekad keżżebe-lleżîne min kablihim câet-hum rusuluhum bilbeyyinâti vebi-zzuburi vebilkitâbi-lmunîri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟ ٢٦

Śumme eḣażtu-lleżîne keferûs fekeyfe kâne nekîri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ ٢٧

Elem tera ennaAllâhe enzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi śemerâtin muḣtelifen elvânuhâc vemine-lcibâli cudedun bîdun vehumrun muḣtelifun elvânuhâ veġarâbîbu sûdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ ٢٨

Vemine-nnâsi ve-ddevâbbi vel-en’âmi muḣtelifun elvânuhu keżâlikek innemâ yaḣşaAllâhe min ‘ibâdihi-l’ulemâuk innaAllâhe ‘azîzun ġafûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ ٢٩

İnne-lleżîne yetlûne kitâbaAllâhi ve ekâmû-ssalâte ve enfekû mimmâ razeknâhum sirran ve’alâniyeten yercûne ticâraten len tebûra

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.

Muhtasar Tefsir

لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٠

Liyuveffiyehum ucûrahum veyezîdehum min fadlihic innehu ġafûrun şekûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٣١

Velleżî evhaynâ ileyke mine-lkitâbi huve-lhakku musaddikan limâ beyne yedeyhik innaAllâhe bi’ibâdihi leḣabîrun basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitap'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ ٣٢

Śumme evraśnâ-lkitâbe-lleżîne-stafeynâ min ‘ibâdinâs feminhum zâlimun linefsihi veminhum muktesidun veminhum sâbikun bilḣayrâti bi-iżniAllâhic żâlike huve-lfadlu-lkebîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ٣٣

Cennâtu ‘adnin yedḣulûnehâ yuhallevne fîhâ min esâvira min żehebin velu/lu-âens ve libâsuhum fîhâ harîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ ٣٤

Ve kâlû-lhamdu liAllâhi-lleżî eżhebe ‘annâ-lhazenes inne rabbenâ leġafûrun şekûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Derler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ ٣٥

Elleżî ehallenâ dâra-lmukâmeti min fadlihi lâ yemessunâ fîhâ nesabun velâ yemessunâ fîhâ luġûbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir."

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي كُلَّ كَفُورٍۚ ٣٦

Velleżîne keferû lehum nâru cehenneme lâ yukdâ ‘aleyhim feyemûtû velâ yuḣaffefu ‘anhum min ‘ażâbihâc keżâlike neczî kulle kefûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.

Muhtasar Tefsir

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟ ٣٧

Vehum yastariḣûne fîhâ rabbenâ aḣricnâ na’mel sâlihan ġayra-lleżî kunnâ na’meluc eve lem nu’ammirkum mâ yeteżekkeru fîhi men teżekkera vecâekumu-nneżîrus feżûkû femâ lizzâlimîne min nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣٨

İnnaAllâhe ‘âlimu ġaybi-ssemâvâti vel-ardic innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۜ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًاۚ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا ٣٩

Huve-lleżî ce’alekum ḣalâ-ife fî-l-ardic femen kefera fe’aleyhi kufruhus velâ yezîdu-lkâfirîne kufruhum ‘inde rabbihim illâ maktâens velâ yezîdu-lkâfirîne kufruhum illâ ḣasârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا ٤٠

Kul eraeytum şurakâekumu-lleżîne ted’ûne min dûniAllâhi erûnî mâżâ ḣalekû mine-l-ardi em lehum şirkun fî-ssemâvâti em âteynâhum kitâben fehum ‘alâ beyyinetin minhuc bel in ya’idu-zzâlimûne ba’duhum ba’dan illâ ġurûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا ٤١

İnnaAllâhe yumsiku-ssemâvâti vel-arda en tezûlâc vele-in zâletâ in emsekehumâ min ehadin min ba’dihic innehu kâne halîmen ġafûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.

Muhtasar Tefsir

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ ٤٢

Veaksemû biAllâhi cehde eymânihim le-in câehum neżîrun leyekûnunne ehdâ min ihdâ-l-umemis felemmâ câehum neżîrun mâ zâdehum illâ nufûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.

Muhtasar Tefsir

اِسْتِكْبَارًا فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِۜ وَلَا يَح۪يقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِه۪ۜ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّل۪ينَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْد۪يلًاۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْو۪يلًا ٤٣

İstikbâran fî-l-ardi vemekra-sseyyi-/ic velâ yahîku-lmekru-sseyyi-u illâ bi-ehlihic fehel yenzurûne illâ sunnete-l-evvelînec felen tecide lisunnetiAllâhi tebdîlâens velen tecide lisunnetiAllâhi tahvîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَل۪يمًا قَد۪يرًا ٤٤

Eve lem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne min kablihim vekânû eşedde minhum kuvvetenc vemâ kânaAllâhu liyu’cizehu min şey-in fî-ssemâvâti velâ fî-l-ardic innehu kâne ‘alîmen kadîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يرًا ٤٥

Velev yu-âḣiżuAllâhu-nnâse bimâ kesebû mâ terake ‘alâ zahrihâ min dâbbetin velâkin yu-aḣḣiruhum ilâ ecelin musemmâens fe-iżâ câe eceluhum fe-innaAllâhe kâne bi’ibâdihi basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.

Muhtasar Tefsir

Fâtır Sûresi hakkında

Âyet
45
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
43.
Kelime
775
Harf
3.184
Cüz
22.
Sayfa
433
Fatır suresi kaç ayettir?

Fâtır Sûresi 45 âyettir.

Fatır suresi Mekki mi Medeni mi?

Fâtır Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Fatır suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Fâtır Sûresi, mushaf sıralamasında 35. sûredir; iniş sırasına göre 43. sûredir.

Fatır suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Fâtır Sûresi 22. cüzde, mushafın 433. sayfasında başlar.

Surah Fatir in English · Fatir surəsi · Fotir surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma