Vemâ liye lâ a’budu-lleżî fetaranî ve-ileyhi turce’ûne
Meal
“Hem ben, niçin beni kendime has özelliklerle yoktan yaratana kulluk etmeyeyim? Sonunda siz de O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.”
Kur'an Tefsiri
Şehrin en uzak ucundan koşarak gelen o talihli adam, Habîb-i Neccâr’dır. Gelip ayağının tozuyla elçilere arka çıktı. Halka nasihat edip, onlardan elçilere tâbi olmalarını istedi. Çünkü kalbine iman dürbünü takmış o Allah adamı, elçilerin nasıl bir şahsiyet ve hususiyette seçkin insanlar olduğunu derhal anlamıştı. Bunlar sıradan insanlar değildi. Allah’ın dinini tebliğ ediyorlar, tebliğlerine karşılık hiçbir ücret talep etmiyorlardı. Doğru yol üzere bulunuyor, insanları da o yola çağırıyorlardı. Bunun akabinde Habib-i Neccâr sözü tevhide getirip kendisinden misal vererek nasihatlerine şöyle devam etti: “Bu elçilerin davet ettiği esas, şirki terk edip Allah’ın birliğini kabuldür. Ben de bir olan Allah’a inanıyor ve O’na kulluk yapıyorum. Çünkü beni yoktan var edip ruhumla bedenimle bana en güzel insan kıvâmı veren O’dur. Siz de O’na kulluk etmelisiniz; çünkü sizin dönüşünüz de O’na olacaktır. O’nun dışında taptığınız putların bize bir fayda ya da zararı yoktur. Meselâ Allah Teâlâ bize bir zarar vermek istese, onlar bu zararı engelleyemezler. Bizi helak etmek istese, onlar bizi Allah’ın azabından kurtaramazlar. O halde Allah’ı bırakıp putlara tapmak apaçık bir sapıklıktır. İşte bu sebepledir ki ben, putları terk edip benim de sizin de Rabbimiz olan Allah’a iman ettim. Eğer sözümü dinleyip gereğini yaparsanız bu sizin için faydalı olacaktır.”
Fakat o zalim halk, Habib-i Neccar’ı dinlemediler:Muhtasar Tefsir
Nasihatçı olan bu adam şöyle dedi: "Ve hangi engel beni yaratan Allah`a ibadet etmekten alıkoyabilir? Ve hangi engel sizleri yaratan Allah`a ibadet etmekten alıkoyabilir? Öyle ki, yeniden dirilme ile birlikte hepiniz karşılık için sadece O`na döndürüleceksiniz."