Kul liAllâhi-şşefâ’atu cemî’âans lehu mulku-ssemâvâti vel-ardis śümme ileyhi turce’ûne
Meal
De ki: “Şefaat bütünüyle Allah’ındır. Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti yalnız O’na aittir. Sonunda, hesap vermek üzere, O’nun huzuruna döndürüleceksiniz.”
Kur'an Tefsiri
Bizi yaratan, yaşatan, bize rızık veren, bizi öldürüp tekrar diriltecek olan böyle bir Rabbimiz varken, onu bırakıp başka şefaatçiler aramanın, boş yere onların eşiğine yüz sürmenin ve insanlık haysiyetimizi ayaklar altına almanın haklı ve tutarlı bir yönü olabilir mi? Göklerin ve yerin mutlak hâkimi olarak tüm şefaat yetkileri yalnızca Allah’ın elindedir. Ancak başka âyet-i kerîmelerden anlaşıldığı kadarıyla Cenâb-ı Hak, melekler, peygamberler ve bir kısım sâlih kullarına şefaat izni verecektir. Fakat Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamayacaktır. (bk. Bakara 2/255; Tâha 20/109)
Gelen âyette ise Allah’ın birliğine inanmayan, O’nun dışında bir takım putlara gönül bağlayan, şirke bulaşmış insanların ruh hallerinden bir tablo arz edilir:
Muhtasar Tefsir
-Ey Resul!- O müşriklere de ki: Şefaat tamamıyla Yüce Allah`a aittir. O`nun katında izni olmadan hiç kimse şefaat edemez ve razı oldukları haricinde kimseye şefaat edilmez. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O`na aittir. Kıyamet günü hesap ve karşılık için O`na döndürüleceksiniz. Amellerinize karşılık size mükâfatınızı verecektir.