Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الزمر

Zümer Sûresi

39. sûreMekkî75 âyetSayfa 457
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١

Tenzîlu-lkitâbi minaAllâhi-l’azîzi-lhakîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۜ ٢

İnnâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki fa’budiAllâhe muḣlisan lehu-ddîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et.

Muhtasar Tefsir

اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ٣

Elâ liAllâhi-ddînu-lḣâlisuc velleżîne-tteḣażû min dûnihi evliyâe mâ na’buduhum illâ liyukarribûnâ ilaAllâhi zulfâ innaAllâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yaḣtelifûnek innaAllâhe lâ yehdî men huve kâżibun keffârun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.

Muhtasar Tefsir

لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُۜ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٤

Lev erâdaAllâhu en yetteḣiże veleden lestafâ mimmâ yaḣluku mâ yeşâuc subhânehus huvaAllâhu-lvâhidu-lkahhâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٥

Ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bilhakkis yukevviru-lleyle ‘alâ-nnehâri veyukevviru-nnehâra ‘alâ-lleylis vesaḣḣara-şşemse velkameras kullun yecrî li-ecelin musemmenk alâ huve-l’azîzu-lġaffâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ayı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.

Muhtasar Tefsir

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٦

Ḣalekakum min nefsin vâhidetin śümme ce’ale minhâ zevcehâ ve enzele lekum mine-l-en’âmi śemâniyete ezvâcinc yaḣlukukum fî butûni ummehâtikum ḣalkan min ba’di ḣalkin fî zulumâtin śelâśinc żâlikumuAllâhu rabbukum lehu-lmulkus lâ ilâhe illâ huves feennâ tusrafûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?

Muhtasar Tefsir

اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧

İn tekfurû fe-innaAllâhe ġaniyyun ‘ankums velâ yerdâ li’ibâdihi-lkufras ve-in teşkurû yerdahu lekumk velâ teziru vâziratun vizra uḣrâk śümme ilâ rabbikum merci’ukum feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûnec innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir; yaptıklarınızı o zaman size haber verir; çünkü O, kalblerde olanı bilir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُن۪يبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَل۪يلًاۗ اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ ٨

Ve-iżâ messe-l-insâne durrun de’â rabbehu munîben ileyhi śümme iżâ ḣavvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu vece’ale liAllâhi endâden liyudille ‘an sebîlihic kul temetta’ bikufrike kalîlâens inneke min ashâbi-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "İnkarınla az bir müddet zevklen, şüphesiz sen cehennemliksin."

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَٓائِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟ ٩

Emmen huve kânitun ânâe-lleyli sâciden ve kâ-imen yahżeru-l-âḣirate ve yercû rahmete rabbihik kul hel yestevî-lleżîne ya’lemûne velleżîne lâ ya’lemûnek innemâ yeteżekkeru ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar."

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ١٠

Kul yâ ‘ibâdi-lleżîne âmenû-ttekû rabbekumc lilleżîne ahsenû fî hâżihi-ddunyâ hasenetunk ve arduAllâhi vâsi’atunk innemâ yuveffâ-ssâbirûne ecrahum biġayri hisâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle de: "Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۙ ١١

Kul innî umirtu en a’budaAllâhe muḣlisan lehu-ddîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Dini Allah'a halis kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum."

Muhtasar Tefsir

وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِم۪ينَ ١٢

Ve umirtu li-en ekûne evvele-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ve Müslümanların ilki olmakla emrolundum."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٣

Kul innî eḣâfu in ‘asaytu rabbî ‘ażâbe yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım."

Muhtasar Tefsir

قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ د۪ين۪يۙ ١٤

KuliAllâhe a’budu muḣlisan lehu dînî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben, dinimi Allah'a halis kılarak O'na kulluk ederim;

Muhtasar Tefsir

فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ١٥

Fa’budû mâ şi/tum min dûnihik kul inne-lḣâsirîne-lleżîne ḣasirû enfusehum ve ehlîhim yevme-lkiyâmetik elâ żâlike huve-lḣusrânu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Allah'a eş koşanlar! Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin, işte apaçık hüsran budur.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ١٦

Lehum min fevkihim zulelun mine-nnâri vemin tahtihim zulelunc żâlike yuḣavvifuAllâhu bihi ‘ibâdehuc yâ ‘ibâdi fettekûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, Benden sakının.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ ١٧

Velleżîne-ctenebû-ttâġûte en ya’budûhâ ve enâbû ilaAllâhi lehumu-lbuşrâc febeşşir ‘ibâdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ١٨

Elleżîne yestemi’ûne-lkavle feyettebi’ûne ahsenehuc ulâ-ike-lleżîne hedâhumuAllâhus veulâ-ike hum ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِۜ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِۚ ١٩

Efemen hakka ‘aleyhi kelimetu-l’ażâbi efeente tunkiżu men fî-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimseyi, ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?

Muhtasar Tefsir

لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْم۪يعَادَ ٢٠

Lâkini-lleżîne-ttekav rabbehum lehum ġurafun min fevkihâ ġurafun mebniyyetun tecrî min tahtihâ-l-enhârus va’daAllâhis lâ yuḣlifuAllâhu-lmî’âde

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat, Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah'ın verdiği sözdür, Allah verdiği sözden caymaz.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَاب۪يعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟ ٢١

Elem tera ennaAllâhe enzele mine-ssemâ-i mâen feselekehu yenâbî’a fî-l-ardi śümme yuḣricu bihi zer’an muḣtelifen elvânuhu śümme yehîcu feterâhu musferran śümme yec’aluhu hutâmâenc inne fî żâlike leżikrâ li-ulî-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onları kurutur ki sen de onları sapsarı görürsün, sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahipleri için öğüt vardır.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٢

Efemen şerahaAllâhu sadrahu lil-islâmi fehuve ‘alâ nûrin min rabbihic feveylun lilkâsiyeti kulûbuhum min żikriAllâhic ulâ-ike fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o, Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kalbleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık sapıklıktadırlar.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٢٣

Allâhu nezzele ahsene-lhadîśi kitâben muteşâbihen meśâniye takşe’irru minhu culûdu-lleżîne yaḣşevne rabbehum śümme telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ żikriAllâhic żâlike hudaAllâhi yehdî bihi men yeşâ/uc vemen yudliliAllâhu femâ lehu min hâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap'ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu Kitap'tan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٢٤

Efemen yettekî bivechihi sû-e-l’ażâbi yevme-lkiyâmetic ve kîle lizzâlimîne żûkû mâ kuntum teksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü kötü azaptan yüzünü korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir? Zalimlere: "Kazandıklarınızın karşılığını tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٢٥

Keżżebe-lleżîne min kablihim feetâhumu-l’ażâbu min hayśu lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekiler de peygamberleri yalanlamışlardı da farkına varmadıkları yerden onlara bir azap çatmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَاَذَاقَهُمُ اللّٰهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٢٦

FeeżâkahumuAllâhu-lḣizye fî-lhayâti-ddunyâs vele’ażâbu-l-âḣirati ekberuc lev kânû ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onlara, dünya hayatında rezilliği tattırdı; ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilseler!

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۚ ٢٧

Velekad darabnâ linnâsi fî hâżâ-lkur-âni min kulli meśelin le’allehum yeteżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bu Kuran'da insanlara her türlü misali, belki öğüt alırlar diye, and olsun ki verdik.

Muhtasar Tefsir

قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذ۪ي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٢٨

Kur-ânen ‘arabiyyen ġayra żî ‘ivecin le’allehum yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar.

Muhtasar Tefsir

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلًا ف۪يهِ شُرَكَٓاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًاۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۚ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٢٩

DarabaAllâhu meśelen raculen fîhi şurakâu muteşâkisûne ve raculen selemen liraculin hel yesteviyâni meśelâenc elhamdu liAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَۘ ٣٠

İnneke meyyitun ve-innehum meyyitûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ۟ ٣١

Śumme innekum yevme-lkiyâmeti ‘inde rabbikum taḣtasimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.

Muhtasar Tefsir

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ٣٢

Femen azlemu mimmen keżebe ‘alaAllâhi vekeżżebe bi-ssidki iż câehuc eleyse fî cehenneme meśven lilkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı yalan uydurandan, kendisine gelmiş gerçeği yalan sayandan daha zalim olan kimdir? İnkarcılar için cehennemde dur durak olmaz olur mu?

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ي جَٓاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ ٣٣

Velleżî câe bi-ssidki ve saddeka bihiﻻ ulâ-ike humu-lmuttekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçeği getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِن۪ينَۚ ٣٤

Lehum mâ yeşâûne ‘inde rabbihimc żâlike cezâu-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, Rablerinin katında diledikleri şeyler vardır, bu, iyilerin mükafatıdır.

Muhtasar Tefsir

لِيُكَفِّرَ اللّٰهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٣٥

LiyukeffiraAllâhu ‘anhum esvee-lleżî ‘amilû ve yecziyehum ecrahum bi-ahseni-lleżî kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zira Allah, onların yaptıkları kötülükleri örter, onlara, işledikleri şeylerin en güzel karşılıklarını verir.

Muhtasar Tefsir

اَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۜ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍۚ ٣٦

EleysaAllâhu bikâfin ‘abdehus ve yuḣavvifûneke billeżîne min dûnihic vemen yudliliAllâhu femâ lehu min hâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah'ın, saptırdığını doğru yola koyacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُضِلٍّۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِعَز۪يزٍ ذِي انْتِقَامٍ ٣٧

Vemen yehdiAllâhu femâ lehu min mudillink eleysaAllâhu bi’azîzin żî-ntikâmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın doğru yola eriştirdiğini de saptıracak yoktur. Allah, güçlü olan, öç alabilen değil midir?

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ ٣٨

Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunnaAllâhuc kul eferaeytum mâ ted’ûne min dûniAllâhi in erâdeniyaAllâhu bidurrin hel hunne kâşifâtu durrihi ev erâdenî birahmetin hel hunne mumsikâtu rahmetihic kul hasbiyaAllâhus ‘aleyhi yetevekkelu-lmutevekkilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlara, "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan: "Allah'tır" derler. De ki: "Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmetdilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?" De ki: "Allah bana yeter; güvenenler O'na güvenir."

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ٣٩

Kul yâ kavmi-’melû ‘alâ mekânetikum innî ‘âmiluns fesevfe ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."

Muhtasar Tefsir

مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ٤٠

Men ye/tîhi ‘ażâbun yuḣzîhi veyehillu ‘aleyhi ‘ażâbun mukîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ۟ ٤١

İnnâ enzelnâ ‘aleyke-lkitâbe linnâsi bilhakkis femeni-htedâ felinefsihis vemen dalle fe-innemâ yadillu ‘aleyhâs vemâ ente ‘aleyhim bivekîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, insanlar için Kitap'ı gerçekle sana indirdik; kim doğru yolda ise bu kendi lehinedir; sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Sen onlara vekil değilsin.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ ح۪ينَ مَوْتِهَا وَالَّت۪ي لَمْ تَمُتْ ف۪ي مَنَامِهَاۚ فَيُمْسِكُ الَّت۪ي قَضٰى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْاُخْرٰٓى اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٤٢

Allâhu yeteveffâ-l-enfuse hîne mevtihâ velletî lem temut fî menâmihâs feyumsiku-lletî kadâ ‘aleyhâ-lmevte ve yursilu-l-uḣrâ ilâ ecelin musemmâenc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُفَعَٓاءَۜ قُلْ اَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَعْقِلُونَ ٤٣

Emi-tteḣażû min dûniAllâhi şufe’â/ec kul eve lev kânû lâ yemlikûne şey-en velâ ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?"

Muhtasar Tefsir

قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَم۪يعًاۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٤٤

Kul liAllâhi-şşefâ’atu cemî’âans lehu mulku-ssemâvâti vel-ardis śümme ileyhi turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bütün şefaat Allah'ın iznine bağlıdır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döneceksiniz."

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَحْدَهُ اشْمَاَزَّتْ قُلُوبُ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِۚ وَاِذَا ذُكِرَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ٤٥

Ve-iżâ żukiraAllâhu vahdehu-şmeezzet kulûbu-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣiratis ve-iżâ żukira-lleżîne min dûnihi iżâ hum yestebşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbleri nefretle çarpar, ama Allah'tan başka putlar anıldığı zaman hemen yüzleri güler.

Muhtasar Tefsir

قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٤٦

KuliAllâhumme fâtira-ssemâvâti vel-ardi ‘âlime-lġaybi ve-şşehâdeti ente tahkumu beyne ‘ibâdike fî mâ kânû fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey göklerin, yerin yaratanı, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'ım! Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ مِنْ سُٓوءِ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ ٤٧

Velev enne lilleżîne zalemû mâ fî-l-ardi cemî’an vemiślehu me’ahu leftedev bihi min sû-i-l’ażâbi yevme-lkiyâmetic ve bedâ lehum minaAllâhi mâ lem yekûnû yahtesibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde olanların hepsi ve bir misli daha zalimlerin olmuş olsa, kıyamet günündeki kötü azap için fidye verseler kabul edilmez. Allah katından onlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.

Muhtasar Tefsir

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٤٨

Ve bedâ lehum seyyi-âtu mâ kesebû ve hâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, işledikleri kötü şeyler belli olur; alaya aldıkları şeyler de kendilerini çepeçevre sarar.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَاۘ ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّاۙ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍۜ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٤٩

Fe-iżâ messe-l-insâne durrun de’ânâ śümme iżâ ḣavvelnâhu ni’meten minnâ kâle innemâ ûtîtuhu ‘alâ ‘ilminc bel hiye fitnetun velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.

Muhtasar Tefsir

قَدْ قَالَهَا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٥٠

Kad kâlehâ-lleżîne min kablihim femâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunu onlardan öncekiler de söylemişti, ama kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواۜ وَالَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ سَيُص۪يبُهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواۙ وَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ٥١

Feesâbehum seyyi-âtu mâ kesebûc velleżîne zalemû min hâulâ-i seyusîbuhum seyyi-âtu mâ kesebû vemâ hum bimu’cizîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun için, işledikleri kötülükler başlarına geldi. Bunlar içinde zulmedenlerin de kazandıkları kötülükler başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı aciz bırakamazlar.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟ ٥٢

Eve lem ya’lemû ennaAllâhe yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiruc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın rızkı dilediğine yaydığını ve kısıp bir ölçüye göre verdiğini bilmezler mi? Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٥٣

Kul yâ ‘ibâdiye-lleżîne esrafû ‘alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetiAllâhic innaAllâhe yaġfiru-żżunûbe cemî’âanc innehu huve-lġafûru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."

Muhtasar Tefsir

وَاَن۪يبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ٥٤

Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye/tiyekumu-l’ażâbu śümme lâ tunsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbinize yönelin. Azap size gelmeden önce O'na teslim olun; sonra yardım görmezsiniz."

Muhtasar Tefsir

وَاتَّبِعُٓوا اَحْسَنَ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ ٥٥

Vettebi’û ahsene mâ unzile ileykum min rabbikum min kabli en ye/tiyekumu-l’ażâbu baġteten veentum lâ teş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kuran'a uyun."

Muhtasar Tefsir

اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتٰى عَلٰى مَا فَرَّطْتُ ف۪ي جَنْبِ اللّٰهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِر۪ينَۙ ٥٦

En tekûle nefsun yâ hasratâ ‘alâ mâ ferrattu fî cenbiAllâhi ve-in kuntu lemine-ssâḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin: "Allah'a karşı aşırı gitmemden ötürü bana yazıklar olsun. Gerçekten ben alaya alanlardandım" diyeceği günden sakının.

Muhtasar Tefsir

اَوْ تَقُولَ لَوْ اَنَّ اللّٰهَ هَدٰين۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَۙ ٥٧

Ev tekûle lev ennaAllâhe hedânî lekuntu mine-lmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.

Muhtasar Tefsir

اَوْ تَقُولَ ح۪ينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ اَنَّ ل۪ي كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٥٨

Ev tekûle hîne terâ-l’ażâbe lev enne lî kerraten feekûne mine-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.

Muhtasar Tefsir

بَلٰى قَدْ جَٓاءَتْكَ اٰيَات۪ي فَكَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتَ وَكُنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٥٩

Belâ kad câetke âyâtî fekeżżebte bihâ vestekberte vekunte mine-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanoğlu! Evet; ayetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştun.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ تَرَى الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلَى اللّٰهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّر۪ينَ ٦٠

Veyevme-lkiyâmeti terâ-lleżîne keżebû ‘alaAllâhi vucûhuhum musveddetunc eleyse fî cehenneme meśven lilmutekebbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü, yüzlerinin simsiyah olduğunu görürsün. Böbürlenenler için cehennemde bir durak olmaz olur mu?

Muhtasar Tefsir

وَيُنَجِّي اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا بِمَفَازَتِهِمْۘ لَا يَمَسُّهُمُ السُّٓوءُ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٦١

VeyunecciAllâhu-lleżîne-ttekav bimefâzetihim lâ yemessuhumu-ssû-u velâ hum yahzenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, sakınanları başarılarından ötürü kurtarır. Onlara hiçbir kötülük gelmez; onlar üzülmezler.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ ٦٢

Allâhu ḣâliku kulli şey-/ins vehuve ‘alâ kulli şey-in vekîlun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye Vekil'dir.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟ ٦٣

Lehu mekâlîdu-ssemâvâti vel-ardik velleżîne keferû bi-âyâtiAllâhi ulâ-ike humu-lḣâsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler, işte onlar hüsrandadırlar.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَأْمُرُٓونّ۪ٓي اَعْبُدُ اَيُّهَا الْجَاهِلُونَ ٦٤

Kul efeġayraAllâhi te/murûnnî a’budu eyyuhâ-lcâhilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey cahiller! Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?"

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٦٥

Velekad ûhiye ileyke ve-ilâ-lleżîne min kablike le-in eşrakte leyahbetanne ‘ameluke veletekûnenne mine-lḣâsirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuştur: "And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun."

Muhtasar Tefsir

بَلِ اللّٰهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ٦٦

BeliAllâhe fa’bud vekun mine-şşâkirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Hayır; yalnız Allah'a kulluk et ve şukredenlerden ol."

Muhtasar Tefsir

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٦٧

Vemâ kaderûAllâhe hakka kadrihi vel-ardu cemî’an kabdatuhu yevme-lkiyâmeti ve-ssemâvâtu matviyyâtun biyemînihic subhânehu vete’âlâ ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O'nun avucundadır; gökler O'nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ ف۪يهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ ٦٨

Venufiḣa fî-ssûri fesa’ika men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ardi illâ men şâaAllâhus śümme nufiḣa fîhi uḣrâ fe-iżâ hum kiyâmun yenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.

Muhtasar Tefsir

وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَج۪ٓيءَ بِالنَّبِيّ۪نَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٦٩

Ve eşrakati-l-ardu binûri rabbihâ ve vudi’a-lkitâbu vecî-e bi-nnebiyyîne ve-şşuhedâ-i ve kudiye beynehum bilhakki vehum lâ yuzlemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şahidler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir.

Muhtasar Tefsir

وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ۟ ٧٠

Ve vuffiyet kullu nefsin mâ ‘amilet ve huve a’lemu bimâ yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.

Muhtasar Tefsir

وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ٧١

Vesîka-lleżîne keferû ilâ cehenneme zumerâans hattâ iżâ câûhâ futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum ḣazenetuhâ elem ye/tikum rusulun minkum yetlûne ‘aleykum âyâti rabbikum veyunżirûnekum likâe yevmikum hâżâc kâlû belâ velâkin hakkat kelimetu-l’ażâbi ‘alâ-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır; bekçileri onlara: "Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi" derler. "Evet geldi" derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir.

Muhtasar Tefsir

ق۪يلَ ادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٧٢

Kîle-dḣulû ebvâbe cehenneme ḣâlidîne fîhâs febi/se meśvâ-lmutekebbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir.

Muhtasar Tefsir

وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِد۪ينَ ٧٣

Vesîka-lleżîne-ttekav rabbehum ilâ-lcenneti zumerâans hattâ iżâ câûhâ vefutihat ebvâbuhâ ve kâle lehum ḣazenetuhâ selâmun ‘aleykum tibtum fedḣulûhâ ḣâlidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin" derler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَ ٧٤

Ve kâlû-lhamdu liAllâhi-lleżî sadekanâ va’dehu ve evraśenâ-l-arda netebevveu mine-lcenneti hayśu neşâ/us feni’me ecru-l’âmilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَٓافّ۪ينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَق۪يلَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٧٥

Veterâ-lmelâ-ikete hâffîne min havli-l’arşi yusebbihûne bihamdi rabbihims ve kudiye beynehum bilhakki vekîle-lhamdu liAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekleri, arşın etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. "Övgü, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir" denir.

Muhtasar Tefsir

Zümer Sûresi hakkında

Âyet
75
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
59.
Kelime
1.172
Harf
4.786
Cüz
23.
Sayfa
457
Zümer suresi kaç ayettir?

Zümer Sûresi 75 âyettir.

Zümer suresi Mekki mi Medeni mi?

Zümer Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Zümer suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Zümer Sûresi, mushaf sıralamasında 39. sûredir; iniş sırasına göre 59. sûredir.

Zümer suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Zümer Sûresi 23. cüzde, mushafın 457. sayfasında başlar.

Surah Az-Zumar in English · Zumər surəsi · Zumar surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma