Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ٢٣

23. Cüz

Yâsîn 36:28 → Zümer 39:31 Sayfa 441–460 357 âyet
YâsînSâffâtSâdZümer
Mushaf
Yâsîn Sûresiيس28. âyet →

وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ ٢٨

Vemâ enzelnâ ‘alâ kavmihi min ba’dihi min cundin mine-ssemâ-i vemâ kunnâ munzilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ ٢٩

İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe-iżâ hum ḣâmidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.

Muhtasar Tefsir

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٣٠

Yâ hasraten ‘alâ-l’ibâdic mâ ye/tîhim min rasûlin illâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ ٣١

Elem yerav kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni ennehum ileyhim lâ yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ۟ ٣٢

Ve-in kullun lemmâ cemî’un ledeynâ muhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُۚ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ ٣٣

Veâyetun lehumu-l-ardu-lmeytetu ahyeynâhâ veaḣracnâ minhâ habben feminhu ye/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا ف۪يهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا ف۪يهَا مِنَ الْعُيُونِۙ ٣٤

Vece’alnâ fîhâ cennâtin min naḣîlin vea’nâbin vefeccernâ fîhâ mine-l’uyûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.

Muhtasar Tefsir

لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِه۪ۙ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْد۪يهِمْۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ٣٥

Liye/kulû min śemerihi vemâ ‘amilet-hu eydîhims efelâ yeşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?

Muhtasar Tefsir

سُبْحَانَ الَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ ٣٦

Subhâne-lleżî ḣaleka-l-ezvâce kullehâ mimmâ tunbitu-l-ardu vemin enfusihim vemimmâ lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

وَاٰيَةٌ لَهُمُ الَّيْلُۚ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَۙ ٣٧

Veâyetun lehumu-lleylu nesleḣu minhu-nnehâra fe-iżâ hum muzlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.

Muhtasar Tefsir

وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۜ ٣٨

Ve-şşemsu tecrî limustekarrin lehâc żâlike takdîru-l’azîzi-l’alîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.

Muhtasar Tefsir

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ ٣٩

Velkamera kaddernâhu menâzile hattâ ‘âde kel’urcûni-lkadîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.

Muhtasar Tefsir

لَا الشَّمْسُ يَنْبَغ۪ي لَهَٓا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِۜ وَكُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ٤٠

Lâ-şşemsu yenbeġî lehâ en tudrike-lkamera velâ-lleylu sâbiku-nnehâric ve kullun fî felekin yesbehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.

Muhtasar Tefsir

وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ٤١

Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ żurriyyetehum fî-lfulki-lmeşhûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.

Muhtasar Tefsir

وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ ٤٢

Veḣalaknâ lehum min miślihi mâ yerkebûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ ٤٣

Ve-in neşe/ nuġrikhum felâ sarîḣa lehum velâ hum yunkażûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ٤٤

İllâ rahmeten minnâ vemetâ’an ilâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٤٥

Ve-iżâ kîle lehumu-ttekû mâ beyne eydîkum vemâ ḣalfekum le’allekum turhamûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ٤٦

Vemâ te/tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû ‘anhâ mu’ridîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٧

Ve-iżâ kîle lehum enfikû mimmâ razekakumuAllâhu kâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû enut’imu men lev yeşâuAllâhu et’amehu in entum illâ fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤٨

Ve yekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler.

Muhtasar Tefsir

مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ٤٩

Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te/ḣużuhum vehum yaḣissimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler.

Muhtasar Tefsir

فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟ ٥٠

Felâ yestatî’ûne tavsiyeten velâ ilâ ehlihim yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.

Muhtasar Tefsir

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ ٥١

Venufiḣa fî-ssûri fe-iżâ hum mine-l-ecdâśi ilâ rabbihim yensilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ٥٢

Kâlû yâ veylenâ men be’aśenâ min merkadinâk-s hâżâ mâ ve’ade-rrahmânu vesadeka-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ٥٣

İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe-iżâ hum cemî’un ledeynâ muhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.

Muhtasar Tefsir

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥٤

Felyevme lâ tuzlemu nefsun şey-en velâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ ٥٥

İnne ashâbe-lcenneti-lyevme fî şuġulin fâkihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.

Muhtasar Tefsir

هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ ف۪ي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ ٥٦

Hum ve ezvâcuhum fî zilâlin ‘alâ-l-erâ-iki mutteki-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ ٥٧

Lehum fîhâ fâkihetun velehum mâ yedde’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ ٥٨

Selâmun kavlen min rabbin rahîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.

Muhtasar Tefsir

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ ٥٩

Vemtâzû-lyevme eyyuhâ-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ ٦٠

Elem a’hed ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budû-şşeytânes innehu lekum ‘aduvvun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

Muhtasar Tefsir

وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦١

Ve eni-’budûnîc hâżâ sirâtun mustekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَث۪يرًاۜ اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ ٦٢

Velekad edalle minkum cibillen keśîrâans efelem tekûnû ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?

Muhtasar Tefsir

هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٦٣

Hâżihi cehennemu-lletî kuntum tû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu, size söz verilen cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ٦٤

İslevhâ-lyevme bimâ kuntum tekfurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.

Muhtasar Tefsir

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٦٥

Elyevme naḣtimu ‘alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ نَشَٓاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ ٦٦

Velev neşâu letamesnâ ‘alâ a’yunihim festebekû-ssirâta feennâ yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ نَشَٓاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ۟ ٦٧

Velev neşâu lemesaḣnâhum ‘alâ mekânetihim femâ-stetâ’û mudiyyen velâ yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِۜ اَفَلَا يَعْقِلُونَ ٦٨

Vemen nu’ammirhu nunekkis-hu fî-lḣalkis efelâ ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?

Muhtasar Tefsir

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُب۪ينٌۙ ٦٩

Vemâ ‘allemnâhu-şşi’ra vemâ yenbeġî lehuc in huve illâ żikrun ve kur-ânun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.

Muhtasar Tefsir

لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ٧٠

Liyunżira men kâne hayyen ve yahikka-lkavlu ‘alâ-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْد۪ينَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ٧١

Eve lem yerav ennâ ḣalaknâ lehum mimmâ ‘amilet eydînâ en’âmen fehum lehâ mâlikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.

Muhtasar Tefsir

وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ ٧٢

Ve żellelnâhâ lehum feminhâ rakûbuhum veminhâ ye/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ٧٣

Velehum fîhâ menâfi’u ve meşâribus efelâ yeşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi?

Muhtasar Tefsir

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَۜ ٧٤

Vetteḣażû min dûniAllâhi âliheten le’allehum yunsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ ٧٥

Lâ yestatî’ûne nasrahum vehum lehum cundun muhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.

Muhtasar Tefsir

فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ٧٦

Felâ yahzunke kavluhumm innâ na’lemu mâ yusirrûne vemâ yu’linûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٧٧

Eve lem yerâ-l-insânu ennâ ḣalaknâhu min nutfetin fe-iżâ huve ḣasîmun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?

Muhtasar Tefsir

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُۜ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَم۪يمٌ ٧٨

Ve darabe lenâ meśelen venesiye ḣalkahus kâle men yuhyî-l’izâme vehiye ramîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?

Muhtasar Tefsir

قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌۙ ٧٩

Kul yuhyîhâ-lleżî enşeehâ evvele merratins vehuve bikulli ḣalkin ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir."

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ ٨٠

Elleżî ce’ale lekum mine-şşeceri-l-aḣdari nâran fe-iżâ entum minhu tûkidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَيْسَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْۜ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ ٨١

Eve leyse-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bikâdirin ‘alâ en yaḣluka miślehumc belâ vehuve-lḣallâku-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٨٢

İnnemâ emruhu iżâ erâde şey-en en yekûle lehu kun feyekûnu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur.

Muhtasar Tefsir

فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٣

Fesubhâne-lleżî biyedihi melekûtu kulli şey-in ve-ileyhi turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الصافات

Sâffât Sûresi

37. sûreMekkî182 âyetSayfa 445
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ ١

Ve-ssâffâti saffân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ٢

Fe-zzâcirâti zecrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ ٣

Fe-ttâliyâti żikrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ ٤

İnne ilâhekum levâhidun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ ٥

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ ve rabbu-lmeşâriki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ ٦

İnnâ zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bizînetinilkevâkibi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

Muhtasar Tefsir

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ٧

Ve hifzan min kulli şeytânin mâridin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ ٨

Lâ yessemme’ûne ilâ-lmele-i-l-a’lâ veyukżefûne min kulli cânibin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

Muhtasar Tefsir

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ٩

Duhûrâans velehum ‘ażâbun vâsibun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠

İllâ men ḣatife-lḣatfete feetbe’ahu şihâbun śâkibun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ ١١

Festeftihim ehum eşeddu ḣalkan em men ḣalaknâc innâ ḣalaknâhum min tînin lâzibin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ ١٢

Bel ‘acibte veyesḣarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ ١٣

Ve-iżâ żukkirû lâ yeżkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ ١٤

Ve-iżâ raev âyeten yestesḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٥

Ve kâlû in hâżâ illâ sihrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Muhtasar Tefsir

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ١٦

E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve’izâmen e-innâ lemeb’ûśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Muhtasar Tefsir

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ ١٧

Eve âbâunâ-l-evvelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ١٨

Kul ne’am ve entum dâḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ١٩

Fe-innemâ hiye zecratun vâhidetun fe-iżâ hum yenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ ٢٠

Ve kâlû yâ veylenâ hâżâ yevmu-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

Muhtasar Tefsir

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ ٢١

Hâżâ yevmu-lfasli-lleżî kuntum bihi tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

Muhtasar Tefsir

اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ ٢٢

Uhşurû-lleżîne zalemû ve ezvâcehum vemâ kânû ya’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

Muhtasar Tefsir

مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ ٢٣

Min dûniAllâhi fehdûhum ilâ sirâti-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

Muhtasar Tefsir

وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ ٢٤

Vekifûhum innehum mes-ûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥

Mâ lekum lâ tenâsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦

Bel humu-lyevme musteslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٢٧

Ve akbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp soruşurlar.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ٢٨

Kâlû innekum kuntum te/tûnenâ ‘ani-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ٢٩

Kâlû bel lem tekûnû mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ٣٠

Vemâ kâne lenâ ‘aleykum min sultânins bel kuntum kavmen tâġîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

Muhtasar Tefsir

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ٣١

Fehakka ‘aleynâ kavlu rabbinâs innâ leżâ-ikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

Muhtasar Tefsir

فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ٣٢

Feaġveynâkum innâ kunnâ ġâvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣

Fe-innehum yevme-iżin fî-l’ażâbi muşterikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün hepsi azabda birleşirler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ٣٤

İnnâ keżâlike nef’alu bilmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ٣٥

İnnehum kânû iżâ kîle lehum lâ ilâhe illaAllâhu yestekbirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ٣٦

Ve yekûlûne e-innâ letârikû âlihetinâ lişâ’irin mecnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ٣٧

Bel câe bilhakki vesaddeka-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ٣٨

İnnekum leżâ-ikû-l’ażâbi-l-elîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٣٩

Vemâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ٤٠

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlesîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ٤١

Ulâ-ike lehum rizkun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ٤٢

Fevâkihus vehum mukramûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ٤٣

Fî cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٤

‘Alâ sururin mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ٤٥

Yutâfu ‘aleyhim bike/sin min me’înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Muhtasar Tefsir

بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ٤٦

Beydâe leżżetin lişşâribîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Muhtasar Tefsir

لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ٤٧

Lâ fîhâ ġavlun velâ hum ‘anhâ yunzefûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Muhtasar Tefsir

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ٤٨

Ve ’indehum kâsirâtu-ttarfi ‘înun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

Muhtasar Tefsir

كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ٤٩

Keennehunne beydun meknûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٠

Feakbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp sorarlar:

Muhtasar Tefsir

قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ٥١

Kâle kâ-ilun minhum innî kâne lî karînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Muhtasar Tefsir

يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ٥٢

Yekûlu e-inneke lemine-lmusaddikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Muhtasar Tefsir

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ٥٣

E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve ’izâmen e-innâ lemedînûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Muhtasar Tefsir

قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ٥٤

Kâle hel entum muttali’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

Muhtasar Tefsir

فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ٥٥

Fettale’a feraâhu fî sevâ-i-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

Muhtasar Tefsir

قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ٥٦

Kâle taAllâhi in kidte leturdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ٥٧

Velevlâ ni’metu rabbî lekuntu mine-lmuhdarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

Muhtasar Tefsir

اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ٥٨

Efemâ nahnu bimeyyitîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ٥٩

İllâ mevtetenâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimu’ażżebîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٦٠

İnne hâżâ lehuve-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

Muhtasar Tefsir

لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ٦١

Limiśli hâżâ felya’meli-l’âmilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çalışanlar bunun için çalışsın.

Muhtasar Tefsir

اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ٦٢

Eżâlike ḣayrun nuzulen em şeceratu-zzakkûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

Muhtasar Tefsir

اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ٦٣

İnnâ ce’alnâhâ fitneten lizzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ٦٤

İnnehâ şeceratun taḣrucu fî asli-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

Muhtasar Tefsir

طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ٦٥

Tal’uhâ keennehu ruûsu-şşeyâtîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tomurcukları şeytan başı gibidir.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ٦٦

Fe-innehum leâkilûne minhâ femâli-ûne minhâ-lbutûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ٦٧

Śumme inne lehum ‘aleyhâ leşevben min hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ٦٨

Śumme inne merci’ahum le-ilâ-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ٦٩

İnnehum elfev âbâehum dâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

Muhtasar Tefsir

فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ٧٠

Fehum ‘alâ âśârihim yuhra’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٧١

Velekad dalle kablehum ekśeru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٧٢

Velekad erselnâ fîhim munżirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.

Muhtasar Tefsir

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ٧٣

Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ٧٤

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ٧٥

Velekad nâdânâ nûhun feleni’me-lmucîbûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ٧٦

Venecceynâhu ve ehlehu mine-lkerbi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ ٧٧

Vece’alnâ żurriyyetehu humu-lbâkîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak onun soyunu sürekli kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ ٧٨

Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ ٧٩

Selâmun ‘alâ nûhin fî-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٨٠

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ٨١

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ ٨٢

Śumme aġraknâ-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, diğerlerini suda boğduk.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ ٨٣

Ve-inne min şî’atihi le-ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ ٨٤

İż câe rabbehu bikalbin selîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ ٨٥

İż kâle li-ebîhi ve kavmihi mâżâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ ٨٦

E-ifken âliheten dûnaAllâhi turîdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٧

Femâ zannukum birabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"

Muhtasar Tefsir

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ ٨٨

Fenezara nezraten fî-nnucûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ ٨٩

Fekâle innî sekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ ٩٠

Fetevellev ‘anhu mudbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu bırakıp gittiler.

Muhtasar Tefsir

فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ ٩١

Ferâġa ilâ âlihetihim fekâle elâ te/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ٩٢

Mâ lekum lâ tentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ ٩٣

Ferâġa ‘aleyhim darben bilyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤

Feakbelû ileyhi yeziffûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ ٩٥

Kâle eta’budûne mâ tenhitûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦

VaAllâhu ḣalekakum vemâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

Muhtasar Tefsir

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ ٩٧

Kâlû-bnû lehu bunyânen feelkûhu fî-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٨

Fe-erâdû bihi keyden fece’alnâhumu-l-esfelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٩٩

Vekâle innî żâhibun ilâ rabbî seyehdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.

Muhtasar Tefsir

رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١٠٠

Rabbi heb lî mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.

Muhtasar Tefsir

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ١٠١

Febeşşernâhu biġulâmin halîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ ١٠٢

Felemmâ belaġa me’ahu-ssa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fî-lmenâmi ennî eżbehuke fenzur mâżâ terâc kâle yâ ebeti-f’al mâ tu/merus setecidunî in şâaAllâhu mine-ssâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ١٠٣

Felemmâ eslemâ vetellehu lilcebîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Muhtasar Tefsir

وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ١٠٤

Venâdeynâhu en yâ ibrâhîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Muhtasar Tefsir

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٠٥

Kad saddekte-rru/yâc innâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ١٠٦

İnne hâżâ lehuve-lbelâu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.

Muhtasar Tefsir

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ١٠٧

Ve fedeynâhu biżibhin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٠٨

Ve teraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ١٠٩

Selâmun ‘alâ ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١١٠

Keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١١١

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١١٢

Ve beşşernâhu bi-ishâka nebiyyen mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.

Muhtasar Tefsir

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ١١٣

Ve bâraknâ ‘aleyhi ve ’alâ ishâkac vemin żurriyyetihimâ muhsinun vezâlimun linefsihi mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ١١٤

Velekad menennâ ‘alâ mûsâ ve hârûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.

Muhtasar Tefsir

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ١١٥

Ve necceynâhumâ ve kavmehumâ mine-lkerbi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ١١٦

Ve nasarnâhum fekânû humu-lġâlibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ١١٧

Ve âteynâhumâ-lkitâbe-lmustebîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ١١٨

Ve hedeynâhumâ-ssirâta-lmustakîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ١١٩

Ve teraknâ ‘aleyhimâ fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ١٢٠

Selâmun ‘alâ mûsâ ve hârûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٢١

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٢٢

İnnehumâ min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٢٣

Ve-inne ilyâse lemine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤

İż kâle likavmihi elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Muhtasar Tefsir

اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ١٢٥

Eted’ûne ba’len ve teżerûne ahsene-lḣâlikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ١٢٦

Allâhe rabbekum ve rabbe âbâ-ikumu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٢٧

Fekeżżebûhu fe-innehum lemuhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٢٨

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٢٩

Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ ١٣٠

Selâmun ‘alâ ilyâsîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٣١

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٣٢

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٣

Ve-inne lûtan lemine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.

Muhtasar Tefsir

اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٣٤

İż necceynâhu ve ehlehu ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ ١٣٥

İllâ ‘acûzen fî-lġâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ ١٣٦

Śumme demmernâ-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra diğerlerini yok etmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ ١٣٧

Ve-innekum letemurrûne ‘aleyhim musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٣٨

Vebilleylik efelâ ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٩

Ve-inne yûnuse lemine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.

Muhtasar Tefsir

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ١٤٠

İż ebeka ilâ-lfulki-lmeşhûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dolu bir gemiye kaçmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ ١٤١

Fesâheme fekâne mine-lmudhadîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ ١٤٢

Feltekamehu-lhûtu vehuve mulîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ ١٤٣

Felevlâ ennehu kâne mine-lmusebbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

Muhtasar Tefsir

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤٤

Lelebiśe fî batnihi ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

Muhtasar Tefsir

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ ١٤٥

Fenebeżnâhu bil’arâ-i vehuve sekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ ١٤٦

Ve enbetnâ ‘aleyhi şeceraten min yaktînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ ١٤٧

Ve erselnâhu ilâ mi-eti elfin ev yezîdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ ١٤٨

Feâmenû femetta’nâhum ilâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ ١٤٩

Festeftihim elirabbike-lbenâtu velehumu-lbenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?

Muhtasar Tefsir

اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ١٥٠

Em ḣalaknâ-lmelâ-ikete inâśen vehum şâhidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ ١٥١

Elâ innehum min ifkihim leyekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٥٢

VeledaAllâhu ve-innehum lekâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Muhtasar Tefsir

اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ ١٥٣

Estafâ-lbenâti ‘alâ-lbenîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ١٥٤

Mâ lekum keyfe tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ ١٥٥

Efelâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiç düşünmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ ١٥٦

Em lekum sultânun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

Muhtasar Tefsir

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٥٧

Fe/tû bikitâbikum in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٥٨

Vece’alû beynehu vebeyne-lcinneti nesebâenc velekad ‘alimeti-lcinnetu innehum lemuhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

Muhtasar Tefsir

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ١٥٩

SubhânaAllâhi ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٠

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ ١٦١

Fe-innekum vemâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ ١٦٢

Mâ entum ‘aleyhi bifâtinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ ١٦٣

İllâ men huve sâli-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ١٦٤

Vemâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ١٦٥

Ve-innâ lenahnu-ssâffûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ١٦٦

Ve-innâ lenahnu-lmusebbihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ ١٦٧

Ve-in kânû leyekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٦٨

Lev enne ‘indenâ żikran mine-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٩

Lekunnâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ١٧٠

Fekeferû bihis fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧١

Velekad sebekat kelimetunâ li’ibâdinâ-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ ١٧٢

İnnehum lehumu-lmensûrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ١٧٣

Ve-inne cundenâ lehumu-lġâlibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٤

Fetevelle ‘anhum hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir süreye kadar onlara aldırış etme.

Muhtasar Tefsir

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٥

Ve ebsirhum fesevfe yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ١٧٦

Efebi’ażâbinâ yesta’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٧

Fe-iżâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhu-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!

Muhtasar Tefsir

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٨

Vetevelle ‘anhum hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Muhtasar Tefsir

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٩

Ve ebsir fesevfe yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ ١٨٠

Subhâne rabbike rabbi-l’izzeti ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٨١

Ve selâmun ‘alâ-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ve selam, peygamberleredir.

Muhtasar Tefsir

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ١٨٢

Velhamdu liAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ ص

Sâd Sûresi

38. sûreMekkî88 âyetSayfa 452
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ ١

Sâdc velkur-âni żî-żżikri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ ٢

Beli-lleżîne keferû fî ‘izzetin veşikâkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ ٣

Kem ehleknâ min kablihim min karnin fenâdev velâte hîne menâsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.

Muhtasar Tefsir

وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ ٤

Ve ’acibû en câehum munżirun minhums ve kâle-lkâfirûne hâżâ sâhirun keżżâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهًا وَاحِدًاۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ٥

Ece’ale-l-âlihete ilâhen vâhidâens inne hâżâ leşey-un ‘ucâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ ٦

Ventaleka-lmeleu minhum eni-mşû vasbirû ‘alâ âlihetikums inne hâżâ leşey-un yurâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Muhtasar Tefsir

مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ ٧

Mâ semi’nâ bihâżâ fî-lmilleti-l-âḣirati in hâżâ illâ-ḣtilâkun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Muhtasar Tefsir

ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ ٨

E-unzile ‘aleyhi-żżikru min beyninâc bel hum fî şekkin min żikrîs bel lemmâ yeżûkû ‘ażâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ ٩

Em ‘indehum ḣazâ-inu rahmeti rabbike-l’azîzi-lvehhâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ ١٠

Em lehum mulku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâs felyertekû fî-l-esbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!

Muhtasar Tefsir

جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ ١١

Cundun mâ hunâlike mehzûmun mine-l-ahzâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ ١٢

Keżżebet kablehum kavmu nûhin ve ’âdun ve fir’avnu żû-l-evtâdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.

Muhtasar Tefsir

وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ ١٣

Ve śemûdu ve kavmu lûtin ve ashâbu-l-eyketic ulâ-ike-l-ahzâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ ١٤

İn kullun illâ keżżebe-rrusule fehakka ‘ikâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ ١٥

Vemâ yenzuru hâulâ-i illâ sayhaten vâhideten mâ lehâ min fevâkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ ١٦

Ve kâlû rabbenâ ‘accil lenâ kittanâ kable yevmi-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.

Muhtasar Tefsir

اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ١٧

İsbir ‘alâ mâ yekûlûne veżkur ‘abdenâ dâvûde żâ-l-eydis innehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ ١٨

İnnâ seḣḣarnâ-lcibâle me’ahu yusebbihne bil’aşiyyi vel-işrâki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.

Muhtasar Tefsir

وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَهُٓ اَوَّابٌ ١٩

Ve-ttayra mahşûratens kullun lehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.

Muhtasar Tefsir

وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ ٢٠

Ve şedednâ mulkehu ve âteynâhu-lhikmete vefasle-lḣitâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَهَلْ اَتٰيكَ نَبَؤُ۬ا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ ٢١

Vehel etâke nebeu-lḣasmi iż tesevverû-lmihrâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."

Muhtasar Tefsir

اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ ٢٢

İż deḣalû ‘alâ dâvûde fefezi’a minhums kâlû lâ teḣafs ḣasmâni beġâ ba’dunâ ‘alâ ba’din fahkum beynenâ bilhakki velâ tuştit vehdinâ ilâ sevâ-i-ssirâti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ ٢٣

İnne hâżâ eḣî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten veliye na’cetun vâhidetun fekâle ekfilnîhâ ve’azzenî fî-lḣitâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ ۩ ٢٤ ۩

Kâle lekad zalemeke bisu-âli na’cetike ilâ ni’âcihis ve-inne keśîran mine-lḣuletâ-i leyebġî ba’duhum ‘alâ ba’din illâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti ve kalîlun mâ humk ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festaġfera rabbehu ve ḣarra râki’an ve enâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.

Muhtasar Tefsir

فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ ٢٥

Feġafernâ lehu żâlikes ve-inne lehu ‘indenâ lezulfâ ve husne meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

Muhtasar Tefsir

يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟ ٢٦

Yâ dâvûdu innâ ce’alnâke ḣalîfeten fî-l-ardi fahkum beyne-nnâsi bilhakki velâ tettebi’i-lhevâ feyudilleke ‘an sebîliAllâhic inne-lleżîne yadillûne ‘an sebîliAllâhi lehum ‘ażâbun şedîdun bimâ nesû yevme-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًاۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ ٢٧

Vemâ ḣaleknâ-ssemâe vel-arda vemâ beynehumâ bâtilâenc żâlike zannu-lleżîne keferû feveylun lilleżîne keferû mine-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!

Muhtasar Tefsir

اَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ ٢٨

Em nec’alu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti kelmufsidîne fî-l-ardi em nec’alu-lmuttekîne kelfuccâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?

Muhtasar Tefsir

كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٢٩

Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun liyeddebberû âyâtihi veliyeteżekkera ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ ٣٠

Ve vehebnâ lidâvûde suleymânec ni’me-l’abdus innehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.

Muhtasar Tefsir

اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ ٣١

İż ‘urida ‘aleyhi bil’aşiyyi-ssâfinâtu-lciyâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.

Muhtasar Tefsir

فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠ ٣٢

Fekâle innî ahbebtu hubbe-lḣayri ‘an żikri rabbî hattâ tevârat bilhicâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Muhtasar Tefsir

رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ ٣٣

Ruddûhâ ‘aleyyes fetafika meshan bi-ssûki vel-a’nâki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمٰنَ وَاَلْقَيْنَا عَلٰى كُرْسِيِّه۪ جَسَدًا ثُمَّ اَنَابَ ٣٤

Velekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ ‘alâ kursiyyihi ceseden śümme enâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٣٥

Kâle rabbi-ġfir lî veheb lî mulken lâ yenbeġî li-ehadin min ba’dîs inneke ente-lvehhâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَسَخَّرْنَا لَهُ الرّ۪يحَ تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ رُخَٓاءً حَيْثُ اَصَابَۙ ٣٦

Feseḣḣarnâ lehu-rrîha tecrî bi-emrihi ruḣâen hayśu esâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Muhtasar Tefsir

وَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ ٣٧

Ve-şşeyâtîne kulle bennâ-in ve ġavvâsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Muhtasar Tefsir

وَاٰخَر۪ينَ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ ٣٨

Ve âḣarîne mukarranîne fî-l-asfâdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٩

Hâżâ ‘atâunâ femnun ev emsik biġayri hisâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ۟ ٤٠

Ve-inne lehu ‘indenâ lezulfâ ve husne meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ ٤١

Veżkur ‘abdenâ eyyûbe iż nâdâ rabbehu ennî messeniye-şşeytânu binusbin ve ’ażâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.

Muhtasar Tefsir

اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ٤٢

Urkud biriclikes hâżâ muġteselun bâridun ve şerâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ٤٣

Ve vehebnâ lehu ehlehu ve miślehum me’ahum rahmeten minnâ ve żikrâ li-ulî-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ٤٤

Veḣuż biyedike diġśen fadrib bihi velâ tahneśk innâ vecednâhu sâbirâanc ni’me-l’abdus innehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ ٤٥

Veżkur ‘ibâdenâ ibrâhîme ve-ishâka ve ya’kûbe ulî-l-eydî vel-ebsâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ ٤٦

İnnâ aḣlasnâhum biḣâlisatin żikrâ-ddâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ ٤٧

Ve-innehum ‘indenâ lemine-lmustafeyne-l-aḣyâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ ٤٨

Veżkur ismâ’île ve-lyese’a ve żâ-lkiflis vekullun mine-l-aḣyâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ ٤٩

Hâżâ żikrunc ve-inne lilmuttekîne lehusne meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ ٥٠

Cennâti ‘adnin mufettehaten lehumu-l-ebvâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ ٥١

Mutteki-îne fîhâ yed’ûne fîhâ bifâkihetin keśîratin ve şerâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.

Muhtasar Tefsir

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ ٥٢

Ve ’indehum kâsirâtu-ttarfi etrâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ٥٣

Hâżâ mâ tû’adûne liyevmi-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ ٥٤

İnne hâżâ lerizkunâ mâ lehu min nefâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.

Muhtasar Tefsir

هٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ ٥٥

Hâżâc ve-inne littâġîne leşerra meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.

Muhtasar Tefsir

جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ ٥٦

Cehenneme yaslevnehâ febi/se-lmihâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!

Muhtasar Tefsir

هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ ٥٧

Hâżâ felyeżûkûhu hamîmun ve ġassâkun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.

Muhtasar Tefsir

وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ ٥٨

Ve âḣaru min şeklihi ezvâcun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlara benzer daha başkaları da vardır...

Muhtasar Tefsir

هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَبًا بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ ٥٩

Hâżâ fevcun muktehimun me’akums lâ merhaben bihimc innehum sâlû-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَبًا بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ٦٠

Kâlû bel entum lâ merhaben bikums entum kaddemtumûhu lenâs febi/se-lkarâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ ٦١

Kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâżâ fezidhu ‘ażâben di’fen fî-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ ٦٢

Ve kâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen kunnâ ne’udduhum mine-l-eşrâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"

Muhtasar Tefsir

اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ ٦٣

Etteḣażnâhum siḣriyyen em zâġat ‘anhumu-l-ebsâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ۟ ٦٤

İnne żâlike lehakkun teḣâsumu ehli-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌۗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ ٦٥

Kul innemâ enâ munżiruns vemâ min ilâhin illaAllâhu-lvâhidu-lkahhâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."

Muhtasar Tefsir

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٦٦

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ-l’azîzu-lġaffâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."

Muhtasar Tefsir

قُلْ هُوَ نَبَؤٌ۬ا عَظ۪يمٌۙ ٦٧

Kul huve nebeun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."

Muhtasar Tefsir

اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ٦٨

Entum ‘anhu mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."

Muhtasar Tefsir

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ ٦٩

Mâ kâne liye min ‘ilmin bilmele-i-l-a’lâ iż yaḣtasimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."

Muhtasar Tefsir

اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٧٠

İn yûhâ ileyye illâ ennemâ enâ neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ ط۪ينٍ ٧١

İż kâle rabbuke lilmelâ-iketi innî ḣâlikun beşeran min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٧٢

Fe-iżâ sevveytuhu venefaḣtu fîhi min rûhî feka’û lehu sâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."

Muhtasar Tefsir

فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٧٣

Fesecede-lmelâ-iketu kulluhum ecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٧٤

İllâ iblîse-stekbera vekâne mine-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّۜ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَال۪ينَ ٧٥

Kâle yâ iblîsu mâ mene’ake en tescude limâ ḣalektu biyedeyyes estekberte em kunte mine-l’âlîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ٧٦

Kâle enâ ḣayrun minhus ḣalektenî min nârin ve ḣalektehu min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ ٧٧

Kâle faḣruc minhâ fe-inneke racîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ٧٨

Ve-inne ‘aleyke la’netî ilâ yevmi-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٧٩

Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ٨٠

Kâle fe-inneke mine-lmunzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ٨١

İlâ yevmi-lvakti-lma’lûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٨٢

Kâle febi’izzetike leuġviyennehum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ٨٣

İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَالْحَقُّۘ وَالْحَقَّ اَقُولُۚ ٨٤

Kâle felhakku velhakka ekûlu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٨٥

Leemleenne cehenneme minke vemimmen tebi’ake minhum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ ٨٦

Kul mâ es-elukum ‘aleyhi min ecrin vemâ enâ mine-lmutekellifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."

Muhtasar Tefsir

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ٨٧

İn huve illâ żikrun lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."

Muhtasar Tefsir

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ ٨٨

Veleta’lemunne nebeehu ba’de hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الزمر

Zümer Sûresi

39. sûreMekkî75 âyetSayfa 457
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١

Tenzîlu-lkitâbi minaAllâhi-l’azîzi-lhakîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۜ ٢

İnnâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki fa’budiAllâhe muḣlisan lehu-ddîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et.

Muhtasar Tefsir

اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ٣

Elâ liAllâhi-ddînu-lḣâlisuc velleżîne-tteḣażû min dûnihi evliyâe mâ na’buduhum illâ liyukarribûnâ ilaAllâhi zulfâ innaAllâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yaḣtelifûnek innaAllâhe lâ yehdî men huve kâżibun keffârun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.

Muhtasar Tefsir

لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُۜ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٤

Lev erâdaAllâhu en yetteḣiże veleden lestafâ mimmâ yaḣluku mâ yeşâuc subhânehus huvaAllâhu-lvâhidu-lkahhâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٥

Ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bilhakkis yukevviru-lleyle ‘alâ-nnehâri veyukevviru-nnehâra ‘alâ-lleylis vesaḣḣara-şşemse velkameras kullun yecrî li-ecelin musemmenk alâ huve-l’azîzu-lġaffâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ayı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.

Muhtasar Tefsir

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٦

Ḣalekakum min nefsin vâhidetin śümme ce’ale minhâ zevcehâ ve enzele lekum mine-l-en’âmi śemâniyete ezvâcinc yaḣlukukum fî butûni ummehâtikum ḣalkan min ba’di ḣalkin fî zulumâtin śelâśinc żâlikumuAllâhu rabbukum lehu-lmulkus lâ ilâhe illâ huves feennâ tusrafûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?

Muhtasar Tefsir

اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧

İn tekfurû fe-innaAllâhe ġaniyyun ‘ankums velâ yerdâ li’ibâdihi-lkufras ve-in teşkurû yerdahu lekumk velâ teziru vâziratun vizra uḣrâk śümme ilâ rabbikum merci’ukum feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûnec innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir; yaptıklarınızı o zaman size haber verir; çünkü O, kalblerde olanı bilir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُن۪يبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَل۪يلًاۗ اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ ٨

Ve-iżâ messe-l-insâne durrun de’â rabbehu munîben ileyhi śümme iżâ ḣavvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu vece’ale liAllâhi endâden liyudille ‘an sebîlihic kul temetta’ bikufrike kalîlâens inneke min ashâbi-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "İnkarınla az bir müddet zevklen, şüphesiz sen cehennemliksin."

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَٓائِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟ ٩

Emmen huve kânitun ânâe-lleyli sâciden ve kâ-imen yahżeru-l-âḣirate ve yercû rahmete rabbihik kul hel yestevî-lleżîne ya’lemûne velleżîne lâ ya’lemûnek innemâ yeteżekkeru ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar."

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ١٠

Kul yâ ‘ibâdi-lleżîne âmenû-ttekû rabbekumc lilleżîne ahsenû fî hâżihi-ddunyâ hasenetunk ve arduAllâhi vâsi’atunk innemâ yuveffâ-ssâbirûne ecrahum biġayri hisâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle de: "Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۙ ١١

Kul innî umirtu en a’budaAllâhe muḣlisan lehu-ddîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Dini Allah'a halis kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum."

Muhtasar Tefsir

وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِم۪ينَ ١٢

Ve umirtu li-en ekûne evvele-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ve Müslümanların ilki olmakla emrolundum."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٣

Kul innî eḣâfu in ‘asaytu rabbî ‘ażâbe yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım."

Muhtasar Tefsir

قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ د۪ين۪يۙ ١٤

KuliAllâhe a’budu muḣlisan lehu dînî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben, dinimi Allah'a halis kılarak O'na kulluk ederim;

Muhtasar Tefsir

فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ١٥

Fa’budû mâ şi/tum min dûnihik kul inne-lḣâsirîne-lleżîne ḣasirû enfusehum ve ehlîhim yevme-lkiyâmetik elâ żâlike huve-lḣusrânu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Allah'a eş koşanlar! Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin, işte apaçık hüsran budur.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ١٦

Lehum min fevkihim zulelun mine-nnâri vemin tahtihim zulelunc żâlike yuḣavvifuAllâhu bihi ‘ibâdehuc yâ ‘ibâdi fettekûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, Benden sakının.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ ١٧

Velleżîne-ctenebû-ttâġûte en ya’budûhâ ve enâbû ilaAllâhi lehumu-lbuşrâc febeşşir ‘ibâdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ١٨

Elleżîne yestemi’ûne-lkavle feyettebi’ûne ahsenehuc ulâ-ike-lleżîne hedâhumuAllâhus veulâ-ike hum ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِۜ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِۚ ١٩

Efemen hakka ‘aleyhi kelimetu-l’ażâbi efeente tunkiżu men fî-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimseyi, ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?

Muhtasar Tefsir

لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْم۪يعَادَ ٢٠

Lâkini-lleżîne-ttekav rabbehum lehum ġurafun min fevkihâ ġurafun mebniyyetun tecrî min tahtihâ-l-enhârus va’daAllâhis lâ yuḣlifuAllâhu-lmî’âde

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat, Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah'ın verdiği sözdür, Allah verdiği sözden caymaz.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَاب۪يعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟ ٢١

Elem tera ennaAllâhe enzele mine-ssemâ-i mâen feselekehu yenâbî’a fî-l-ardi śümme yuḣricu bihi zer’an muḣtelifen elvânuhu śümme yehîcu feterâhu musferran śümme yec’aluhu hutâmâenc inne fî żâlike leżikrâ li-ulî-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onları kurutur ki sen de onları sapsarı görürsün, sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahipleri için öğüt vardır.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٢

Efemen şerahaAllâhu sadrahu lil-islâmi fehuve ‘alâ nûrin min rabbihic feveylun lilkâsiyeti kulûbuhum min żikriAllâhic ulâ-ike fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o, Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kalbleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık sapıklıktadırlar.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٢٣

Allâhu nezzele ahsene-lhadîśi kitâben muteşâbihen meśâniye takşe’irru minhu culûdu-lleżîne yaḣşevne rabbehum śümme telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ żikriAllâhic żâlike hudaAllâhi yehdî bihi men yeşâ/uc vemen yudliliAllâhu femâ lehu min hâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap'ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu Kitap'tan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٢٤

Efemen yettekî bivechihi sû-e-l’ażâbi yevme-lkiyâmetic ve kîle lizzâlimîne żûkû mâ kuntum teksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü kötü azaptan yüzünü korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir? Zalimlere: "Kazandıklarınızın karşılığını tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٢٥

Keżżebe-lleżîne min kablihim feetâhumu-l’ażâbu min hayśu lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekiler de peygamberleri yalanlamışlardı da farkına varmadıkları yerden onlara bir azap çatmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَاَذَاقَهُمُ اللّٰهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٢٦

FeeżâkahumuAllâhu-lḣizye fî-lhayâti-ddunyâs vele’ażâbu-l-âḣirati ekberuc lev kânû ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onlara, dünya hayatında rezilliği tattırdı; ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilseler!

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۚ ٢٧

Velekad darabnâ linnâsi fî hâżâ-lkur-âni min kulli meśelin le’allehum yeteżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bu Kuran'da insanlara her türlü misali, belki öğüt alırlar diye, and olsun ki verdik.

Muhtasar Tefsir

قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذ۪ي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٢٨

Kur-ânen ‘arabiyyen ġayra żî ‘ivecin le’allehum yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar.

Muhtasar Tefsir

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلًا ف۪يهِ شُرَكَٓاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًاۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۚ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٢٩

DarabaAllâhu meśelen raculen fîhi şurakâu muteşâkisûne ve raculen selemen liraculin hel yesteviyâni meśelâenc elhamdu liAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَۘ ٣٠

İnneke meyyitun ve-innehum meyyitûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ۟ ٣١

Śumme innekum yevme-lkiyâmeti ‘inde rabbikum taḣtasimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma