Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الصافات

Sâffât Sûresi

37. sûreMekkî182 âyetSayfa 445
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ ١

Ve-ssâffâti saffân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ٢

Fe-zzâcirâti zecrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ ٣

Fe-ttâliyâti żikrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ ٤

İnne ilâhekum levâhidun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ ٥

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ ve rabbu-lmeşâriki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ ٦

İnnâ zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bizînetinilkevâkibi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

Muhtasar Tefsir

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ٧

Ve hifzan min kulli şeytânin mâridin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ ٨

Lâ yessemme’ûne ilâ-lmele-i-l-a’lâ veyukżefûne min kulli cânibin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

Muhtasar Tefsir

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ٩

Duhûrâans velehum ‘ażâbun vâsibun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠

İllâ men ḣatife-lḣatfete feetbe’ahu şihâbun śâkibun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ ١١

Festeftihim ehum eşeddu ḣalkan em men ḣalaknâc innâ ḣalaknâhum min tînin lâzibin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ ١٢

Bel ‘acibte veyesḣarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ ١٣

Ve-iżâ żukkirû lâ yeżkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ ١٤

Ve-iżâ raev âyeten yestesḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٥

Ve kâlû in hâżâ illâ sihrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Muhtasar Tefsir

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ١٦

E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve’izâmen e-innâ lemeb’ûśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Muhtasar Tefsir

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ ١٧

Eve âbâunâ-l-evvelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ١٨

Kul ne’am ve entum dâḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ١٩

Fe-innemâ hiye zecratun vâhidetun fe-iżâ hum yenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ ٢٠

Ve kâlû yâ veylenâ hâżâ yevmu-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

Muhtasar Tefsir

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ ٢١

Hâżâ yevmu-lfasli-lleżî kuntum bihi tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

Muhtasar Tefsir

اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ ٢٢

Uhşurû-lleżîne zalemû ve ezvâcehum vemâ kânû ya’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

Muhtasar Tefsir

مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ ٢٣

Min dûniAllâhi fehdûhum ilâ sirâti-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

Muhtasar Tefsir

وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ ٢٤

Vekifûhum innehum mes-ûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥

Mâ lekum lâ tenâsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦

Bel humu-lyevme musteslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٢٧

Ve akbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp soruşurlar.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ٢٨

Kâlû innekum kuntum te/tûnenâ ‘ani-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ٢٩

Kâlû bel lem tekûnû mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ٣٠

Vemâ kâne lenâ ‘aleykum min sultânins bel kuntum kavmen tâġîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

Muhtasar Tefsir

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ٣١

Fehakka ‘aleynâ kavlu rabbinâs innâ leżâ-ikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

Muhtasar Tefsir

فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ٣٢

Feaġveynâkum innâ kunnâ ġâvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣

Fe-innehum yevme-iżin fî-l’ażâbi muşterikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün hepsi azabda birleşirler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ٣٤

İnnâ keżâlike nef’alu bilmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ٣٥

İnnehum kânû iżâ kîle lehum lâ ilâhe illaAllâhu yestekbirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ٣٦

Ve yekûlûne e-innâ letârikû âlihetinâ lişâ’irin mecnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ٣٧

Bel câe bilhakki vesaddeka-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ٣٨

İnnekum leżâ-ikû-l’ażâbi-l-elîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٣٩

Vemâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ٤٠

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlesîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ٤١

Ulâ-ike lehum rizkun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ٤٢

Fevâkihus vehum mukramûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ٤٣

Fî cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٤

‘Alâ sururin mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Muhtasar Tefsir

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ٤٥

Yutâfu ‘aleyhim bike/sin min me’înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Muhtasar Tefsir

بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ٤٦

Beydâe leżżetin lişşâribîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Muhtasar Tefsir

لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ٤٧

Lâ fîhâ ġavlun velâ hum ‘anhâ yunzefûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Muhtasar Tefsir

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ٤٨

Ve ’indehum kâsirâtu-ttarfi ‘înun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

Muhtasar Tefsir

كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ٤٩

Keennehunne beydun meknûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٠

Feakbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp sorarlar:

Muhtasar Tefsir

قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ٥١

Kâle kâ-ilun minhum innî kâne lî karînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Muhtasar Tefsir

يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ٥٢

Yekûlu e-inneke lemine-lmusaddikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Muhtasar Tefsir

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ٥٣

E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve ’izâmen e-innâ lemedînûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Muhtasar Tefsir

قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ٥٤

Kâle hel entum muttali’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

Muhtasar Tefsir

فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ٥٥

Fettale’a feraâhu fî sevâ-i-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

Muhtasar Tefsir

قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ٥٦

Kâle taAllâhi in kidte leturdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ٥٧

Velevlâ ni’metu rabbî lekuntu mine-lmuhdarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

Muhtasar Tefsir

اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ٥٨

Efemâ nahnu bimeyyitîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ٥٩

İllâ mevtetenâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimu’ażżebîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٦٠

İnne hâżâ lehuve-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

Muhtasar Tefsir

لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ٦١

Limiśli hâżâ felya’meli-l’âmilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çalışanlar bunun için çalışsın.

Muhtasar Tefsir

اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ٦٢

Eżâlike ḣayrun nuzulen em şeceratu-zzakkûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

Muhtasar Tefsir

اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ٦٣

İnnâ ce’alnâhâ fitneten lizzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ٦٤

İnnehâ şeceratun taḣrucu fî asli-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

Muhtasar Tefsir

طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ٦٥

Tal’uhâ keennehu ruûsu-şşeyâtîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tomurcukları şeytan başı gibidir.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ٦٦

Fe-innehum leâkilûne minhâ femâli-ûne minhâ-lbutûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ٦٧

Śumme inne lehum ‘aleyhâ leşevben min hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ٦٨

Śumme inne merci’ahum le-ilâ-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ٦٩

İnnehum elfev âbâehum dâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

Muhtasar Tefsir

فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ٧٠

Fehum ‘alâ âśârihim yuhra’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٧١

Velekad dalle kablehum ekśeru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ٧٢

Velekad erselnâ fîhim munżirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.

Muhtasar Tefsir

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ٧٣

Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ٧٤

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ٧٥

Velekad nâdânâ nûhun feleni’me-lmucîbûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ٧٦

Venecceynâhu ve ehlehu mine-lkerbi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ ٧٧

Vece’alnâ żurriyyetehu humu-lbâkîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak onun soyunu sürekli kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ ٧٨

Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ ٧٩

Selâmun ‘alâ nûhin fî-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٨٠

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ٨١

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ ٨٢

Śumme aġraknâ-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, diğerlerini suda boğduk.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ ٨٣

Ve-inne min şî’atihi le-ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.

Muhtasar Tefsir

اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ ٨٤

İż câe rabbehu bikalbin selîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ ٨٥

İż kâle li-ebîhi ve kavmihi mâżâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ ٨٦

E-ifken âliheten dûnaAllâhi turîdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٧

Femâ zannukum birabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"

Muhtasar Tefsir

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ ٨٨

Fenezara nezraten fî-nnucûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ ٨٩

Fekâle innî sekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ ٩٠

Fetevellev ‘anhu mudbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu bırakıp gittiler.

Muhtasar Tefsir

فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ ٩١

Ferâġa ilâ âlihetihim fekâle elâ te/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ٩٢

Mâ lekum lâ tentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ ٩٣

Ferâġa ‘aleyhim darben bilyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤

Feakbelû ileyhi yeziffûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ ٩٥

Kâle eta’budûne mâ tenhitûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦

VaAllâhu ḣalekakum vemâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

Muhtasar Tefsir

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ ٩٧

Kâlû-bnû lehu bunyânen feelkûhu fî-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٨

Fe-erâdû bihi keyden fece’alnâhumu-l-esfelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ٩٩

Vekâle innî żâhibun ilâ rabbî seyehdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.

Muhtasar Tefsir

رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١٠٠

Rabbi heb lî mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.

Muhtasar Tefsir

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ١٠١

Febeşşernâhu biġulâmin halîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ ١٠٢

Felemmâ belaġa me’ahu-ssa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fî-lmenâmi ennî eżbehuke fenzur mâżâ terâc kâle yâ ebeti-f’al mâ tu/merus setecidunî in şâaAllâhu mine-ssâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ١٠٣

Felemmâ eslemâ vetellehu lilcebîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Muhtasar Tefsir

وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ١٠٤

Venâdeynâhu en yâ ibrâhîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Muhtasar Tefsir

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٠٥

Kad saddekte-rru/yâc innâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ١٠٦

İnne hâżâ lehuve-lbelâu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.

Muhtasar Tefsir

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ١٠٧

Ve fedeynâhu biżibhin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٠٨

Ve teraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ١٠٩

Selâmun ‘alâ ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١١٠

Keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١١١

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ١١٢

Ve beşşernâhu bi-ishâka nebiyyen mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.

Muhtasar Tefsir

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ١١٣

Ve bâraknâ ‘aleyhi ve ’alâ ishâkac vemin żurriyyetihimâ muhsinun vezâlimun linefsihi mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ١١٤

Velekad menennâ ‘alâ mûsâ ve hârûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.

Muhtasar Tefsir

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ١١٥

Ve necceynâhumâ ve kavmehumâ mine-lkerbi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ١١٦

Ve nasarnâhum fekânû humu-lġâlibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ١١٧

Ve âteynâhumâ-lkitâbe-lmustebîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ١١٨

Ve hedeynâhumâ-ssirâta-lmustakîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ١١٩

Ve teraknâ ‘aleyhimâ fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ١٢٠

Selâmun ‘alâ mûsâ ve hârûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٢١

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٢٢

İnnehumâ min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٢٣

Ve-inne ilyâse lemine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤

İż kâle likavmihi elâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Muhtasar Tefsir

اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ١٢٥

Eted’ûne ba’len ve teżerûne ahsene-lḣâlikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ١٢٦

Allâhe rabbekum ve rabbe âbâ-ikumu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٢٧

Fekeżżebûhu fe-innehum lemuhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٢٨

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ١٢٩

Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ ١٣٠

Selâmun ‘alâ ilyâsîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٣١

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ١٣٢

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, inanmış kullarımızdandı.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٣

Ve-inne lûtan lemine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.

Muhtasar Tefsir

اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ١٣٤

İż necceynâhu ve ehlehu ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ ١٣٥

İllâ ‘acûzen fî-lġâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ ١٣٦

Śumme demmernâ-l-âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra diğerlerini yok etmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ ١٣٧

Ve-innekum letemurrûne ‘aleyhim musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٣٨

Vebilleylik efelâ ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ١٣٩

Ve-inne yûnuse lemine-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.

Muhtasar Tefsir

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ١٤٠

İż ebeka ilâ-lfulki-lmeşhûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dolu bir gemiye kaçmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ ١٤١

Fesâheme fekâne mine-lmudhadîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ ١٤٢

Feltekamehu-lhûtu vehuve mulîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ ١٤٣

Felevlâ ennehu kâne mine-lmusebbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

Muhtasar Tefsir

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤٤

Lelebiśe fî batnihi ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

Muhtasar Tefsir

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ ١٤٥

Fenebeżnâhu bil’arâ-i vehuve sekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ ١٤٦

Ve enbetnâ ‘aleyhi şeceraten min yaktînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ ١٤٧

Ve erselnâhu ilâ mi-eti elfin ev yezîdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ ١٤٨

Feâmenû femetta’nâhum ilâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ ١٤٩

Festeftihim elirabbike-lbenâtu velehumu-lbenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?

Muhtasar Tefsir

اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ١٥٠

Em ḣalaknâ-lmelâ-ikete inâśen vehum şâhidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ ١٥١

Elâ innehum min ifkihim leyekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٥٢

VeledaAllâhu ve-innehum lekâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Muhtasar Tefsir

اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ ١٥٣

Estafâ-lbenâti ‘alâ-lbenîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ١٥٤

Mâ lekum keyfe tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ ١٥٥

Efelâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiç düşünmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ ١٥٦

Em lekum sultânun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

Muhtasar Tefsir

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ١٥٧

Fe/tû bikitâbikum in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ١٥٨

Vece’alû beynehu vebeyne-lcinneti nesebâenc velekad ‘alimeti-lcinnetu innehum lemuhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

Muhtasar Tefsir

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ١٥٩

SubhânaAllâhi ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٠

İllâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ ١٦١

Fe-innekum vemâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ ١٦٢

Mâ entum ‘aleyhi bifâtinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ ١٦٣

İllâ men huve sâli-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ١٦٤

Vemâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ١٦٥

Ve-innâ lenahnu-ssâffûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ١٦٦

Ve-innâ lenahnu-lmusebbihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ ١٦٧

Ve-in kânû leyekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٦٨

Lev enne ‘indenâ żikran mine-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ١٦٩

Lekunnâ ‘ibâdaAllâhi-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ١٧٠

Fekeferû bihis fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٧١

Velekad sebekat kelimetunâ li’ibâdinâ-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ ١٧٢

İnnehum lehumu-lmensûrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ١٧٣

Ve-inne cundenâ lehumu-lġâlibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٤

Fetevelle ‘anhum hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir süreye kadar onlara aldırış etme.

Muhtasar Tefsir

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٥

Ve ebsirhum fesevfe yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ١٧٦

Efebi’ażâbinâ yesta’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ ١٧٧

Fe-iżâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhu-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!

Muhtasar Tefsir

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ١٧٨

Vetevelle ‘anhum hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Muhtasar Tefsir

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٩

Ve ebsir fesevfe yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ ١٨٠

Subhâne rabbike rabbi-l’izzeti ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ ١٨١

Ve selâmun ‘alâ-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ve selam, peygamberleredir.

Muhtasar Tefsir

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ١٨٢

Velhamdu liAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.

Muhtasar Tefsir

Sâffât Sûresi hakkında

Âyet
182
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
56.
Kelime
861
Harf
3.828
Cüz
23.
Sayfa
445
Saffat suresi kaç ayettir?

Sâffât Sûresi 182 âyettir.

Saffat suresi Mekki mi Medeni mi?

Sâffât Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Saffat suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Sâffât Sûresi, mushaf sıralamasında 37. sûredir; iniş sırasına göre 56. sûredir.

Saffat suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Sâffât Sûresi 23. cüzde, mushafın 445. sayfasında başlar.

Surah As-Saffat in English · Saffat surəsi · Soffot surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma