Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الصافات

Sâffât Sûresi

Tefsiri
37. sûreMekkî182 âyetSayfa 445
Sûreyi oku Tefsire başla
  1. 1 Yemin olsun saf saf dizilenlere,
  2. 2 Haykırıp sürenlere,
  3. 3 Zikir okuyanlara ki,
  4. 4 Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır.
  5. 5 O, göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan her şeyin Rabbi, aynı şekilde doğuların da Rabbidir.
  6. 6 Şüphesiz biz yere en yakın göğü muhteşem güzelliklerle, parlak birer inci demeti gibi ışıldayan yıldızlarla süsledik.
  7. 7 O göğü her türlü azgın ve isyânkâr şeytana karşı koruduk.
  8. 8 Bu sebepledir ki onlar yükselip yüce melekler meclisini dinleyemezler. Her ne zaman dinlemeye kalkışsalar, her taraftan…
  9. 9 Son derece alçaltılmış, onurları kırılmış bir halde oradan kovulup atılırlar. Hem onlar için devamlı bir azap…
  10. 10 Ancak kulak hırsızlığıyla meleklerin konuşmalarından bir şey kapan olursa, onu da derhal yakıcı ve delip geçici…
  11. 11 Sor onlara: Kendileri mi yaratılışça daha güçlü kuvvetli, yoksa bizim gök, yer, melekler gibi yarattığımız diğer…
  12. 12 Evet, sen Allah’ın varlığı ve kudreti karşısında hayran kaldın; onlar ise seninle ve Allah’ın âyetleriyle alay…
  13. 13 Kendilerine öğüt verildiğinde düşünüp öğüt almıyorlar.
  14. 14 Gerçeği ortaya koyan bir mûcize görseler, kendileri onunla alay ettikleri gibi, başkalarını da alay etmeye çağırıyorlar.
  15. 15 Diyorlar ki: “Bu Kur’an, başka değil, düpedüz bir büyü!”
  16. 16 “Biz ölüp de toprak ve çürümüş kemik yığını hâline geldikten sonra, yani biz o zaman mı…
  17. 17 “Önceden ölüp gitmiş atalarımız da, öyle mi?”
  18. 18 De ki: “Evet, hem de zelil ve perişan bir halde diriltileceksiniz.”
  19. 19 Yeniden diriltiliş için yalnızca bir çığlık yeter! Bir de bakarsın ki hepsi kabirlerinden kalkmış etraflarına bakıyorlar.
  20. 20 “Yazıklar olsun bize!” diye feryat edecekler, “İşte bize haber verilen hesap günü!”
  21. 21 Melekler de: “Evet, evet! Sizin dünyada iken yalan saydığınız hüküm günü, işte bu gündür!” diye cevap…
  22. 22 Allah meleklere şöyle emreder: “Toplayın o zâlimleri, onların eşlerini, zulme ortak olan taraftarlarını ve taptıkları putlarını!
  23. 23 Allah’ı bırakıp da taptıkları. Sonra da hepsine o kızgın alevli cehennemin yolunu gösterin!”
  24. 24 “Durdurun, tutuklayın onları! Çünkü onlar yaptılarından hesaba çekilecekler.”
  25. 25 Sonra kâfirlere seslenir: “Ne oldu size; azaptan kurtulmak için neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?”
  26. 26 Hayır! Kimse kimseye yardım edemeyecek. Çünkü bugün herkes Allah’ın emrine tam teslim olmuş durumdadır.
  27. 27 Derken birbirlerine dönüp, karşılıklı söz düellosuna başlarlar.
  28. 28 Tâbi olanlar önderlerine: “Evet, siz sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır ve bâtılı hak göstererek bizi ona…
  29. 29 Onlar da şöyle derler: “Hayır, ne münâsebet! Siz zâten inanmak gibi bir niyet taşımıyordunuz.”
  30. 30 “Hem bizim sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktu. Aksine siz kendiniz azgın ve isyânkâr bir gürûhtunuz.”
  31. 31 “Artık ne desek boş! Hakkımızda Rabbimizin azap sözü kesinleşmiş bulunuyor. Hiçbir çıkış yolu yok; günahlarımızın cezasını…
  32. 32 “Evet, sizi baştan biz çıkardık; çünkü zâten kendimiz de azmış gitmiştik.”
  33. 33 Madem öyle, o gün azabı hep birlikte çekecekler.
  34. 34 Biz, inkârcı suçlulara işte böyle davranacağız.
  35. 35 Onlara: “Allah’tan başka ilâh yok” dendiği zaman büyüklük taslıyorlardı.
  36. 36 “Delirmiş bir şâirin sözüne güvenerek hiç ilâhlarımızı terk eder miyiz? Olacak iş mi bu?” diyorlardı.
  37. 37 Hayır! O ne delidir, ne de şâir. O gerçeği getirmiş, önceki bütün peygamberleri de doğrulamıştır.
  38. 38 Hiç şüphesiz siz o can yakıcı azabı tadacaksınız.
  39. 39 Fakat, fazla değil, sadece yaptığınız kötülüklerin cezasını çekeceksiniz.
  40. 40 Ancak Allah’ın ihlâsa erdirdiği kullar başka!
  41. 41 Onlar için özel hazırlanmış nimetler vardır:
  42. 42 Türlü türlü meyveler… Onlar çok değerli misafirler olarak ağırlanır, sürekli ikrâm görürler;
  43. 43 Nimetlerle dopdolu cennetlerde.
  44. 44 Çeşitli mücevherlerle işlenmiş koltuklar üzerinde otururlar.
  45. 45 Çevrelerinde, çağıldayan tertemiz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır.
  46. 46 Duru mu duru; içenlere pek hoş gelir, lezzet verir.
  47. 47 İçinde zararlı ve sersemletici hiçbir şey bulunmaz; ondan içmekle sarhoş da olunmaz.
  48. 48 Yanlarında da gözlerini sadece kocalarına çevirmiş, yumuşak bakışlı, ceylan gözlü eşler vardır.
  49. 49 Sanki onlar, gün yüzü görmemiş, toz topraktan korunmuş beyaz ve pürüzsüz deve kuşu yumurtaları gibidir.
  50. 50 Cennet ehli, bu halde otururken birbirlerine yönelir, candan bir sohbete dalarlar.
  51. 51 İçlerinden biri şöyle anlatır: “Sahi, benim çok yakın bir arkadaşım vardı.”
  52. 52 “Yanıma gelir, iğneli iğneli: «Sen de mi» derdi, «yeniden dirileceğimize inanıyorsun?»”
  53. 53 “«Biz ölüp de toprak ve çürümüş kemik yığınına dönüştükten sonra, yani biz o halde iken mi…
  54. 54 Sonra: “O zâlimin şimdi ne halde olduğunu görmek ister misiniz?” der.
  55. 55 Derken bakar da, onu kızgın alevli cehennemin tam ortasında görür.
  56. 56 Ona şöyle seslenir: “Allah’a yemin olsun ki, neredeyse beni de içine düştüğün o helâke sürükleyecektin.”
  57. 57 “Eğer Rabbimin lutf u inâyeti yetişmeseydi, şimdi ben de elbette eli kolu bağlanıp cehenneme atılanlardan olacaktım.”
  58. 58 Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek şöyle devam eder: “Artık bir daha ölmeyeceğiz, değil mi?”
  59. 59 “Dünyadan ayrılırken tattığımız o ilk ölümümüzden başka? Azaba da uğratılmayacağız, değil mi?”
  60. 60 “Şüphesiz en büyük başarı ve kurtuluş işte budur!”
  61. 61 “Çalışacak olanlar, işte böyle bir başarıya ulaşmak için çalışsınlar!”
  62. 62 Allah buyurur: Şimdi iyi düşünün! Cennette böyle bir kabul ve ağırlanma mı daha iyidir, yoksa cehennemlikleri…
  63. 63 Biz onu zâlimler için bir imtihan ve azap sebebi kıldık.
  64. 64 O, kızgın alevli cehennemin tâ dibinde bitip çıkan bir ağaçtır.
  65. 65 Meyveleri, şeytanların başları gibi korkunç ve tiksindiricidir.
  66. 66 Cehennemlikler bundan yer ve karınlarını tıka basa bununla doldururlar.
  67. 67 Bu yedikleri üzerine onlara, içine irin ve kusmuk karıştırılmış kaynar sudan bir içecek vardır.
  68. 68 Sonra onların dönecekleri yer yine cehennemdir.
  69. 69 Çünkü onlar atalarını yanlış yol üzerinde buldular.
  70. 70 Ne var ki, kendileri de onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.
  71. 71 Onlardan önce gelip geçmiş toplumların çoğu da aynı şekilde doğru yoldan sapmıştı.
  72. 72 Biz, onlara da içlerinden uyarıcı peygamberler göndermiştik.
  73. 73 Şimdi bak, o uyarılanların sonu nasıl oldu?
  74. 74 Ancak Allah’ın ihlâsa erdirdiği samimi kullar başka!
  75. 75 Vaktiyle Nûh yardım için bize yalvarmıştı; biz de onun duâsını en güzel bir şekilde kabul buyurduk:
  76. 76 Kendisini ve yanındaki mü’minleri o büyük felâketten kurtardık.
  77. 77 Yeryüzünde yalnız onun ve ona inananların neslini devam ettirdik.
  78. 78 Sonraki nesiller arasında onun için güzel bir nâm bıraktık.
  79. 79 Bütün âlemler içinde selâm olsun Nûh’a!
  80. 80 Biz iyilik eden ve işini güzel yapanları işte böyle mükâfat­landırırız!
  81. 81 Gerçekten o bizim mü’min kullarımızdandı.
  82. 82 Nûh’u kurtarmamızın ardından, gemiye binmeyip geride kalan kâfirleri de suda boğduk!
  83. 83 İbrâhim de, Nûh’un izinden gidenlerdendi.
  84. 84 O, her türlü mânevî hastalıklardan uzak, tertemiz ve bir kalple Rabbine yönelmişti.
  85. 85 Hani o, babasına ve halkına şöyle sormuştu: “Nedir bu taptığınız şeyler?”
  86. 86 “Sırf bir yalan ve iftirâ olsun diye mi Allah’tan başka ilâhlar peşindesiniz?”
  87. 87 “Peki, başkasına taptığınız halde, huzuruna vardığınızda Âlemlerin Rabbinin size nasıl davranacağıyla ilgili düşünceniz nedir?”
  88. 88 Sonra bir bayram gecesi yıldızlara şöyle göz attı:
  89. 89 “Gerçekten ben hastayım” dedi.
  90. 90 Halk, kendilerine bulaşır korkusuyla onu bırakıp arkalarını döndüler ve gittiler.
  91. 91 İbrâhim fırsatı değerlendirip çaktırmadan putların yanına sokuldu. Önlerine konmuş yemeklerin öylece durduğunu görünce: “Yesenize, niye yemiyorsunuz?”…
  92. 92 “Neyiniz var sizin, niçin konuşmuyorsunuz?”
  93. 93 Bunun üzerine yanlarına iyice sokulup bütün kuvvetiyle putlara vurmaya başladı, böylece hepsini kırıp geçirdi.
  94. 94 Hâdiseyi duyan halk, telaşla ve süratle İbrâhim’in başına üşüştüler. Neden böyle yaptığını sordular.
  95. 95 İbrâhim onlara şöyle çıkıştı: “Yoksa siz ellerinizle yonttuğunuz, kendilerini korumaktan âciz bu heykellere mi tapıyorsunuz?”
  96. 96 “Oysa sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratan Allah’tır.”
  97. 97 Onlar ise: “İbrâhim için büyük bir fırın yapıp odunları tutuşturun ve onu alevlerin içine atın” dediler.
  98. 98 Böylece ona tuzak kurmaya yeltendiler. Fakat biz heveslerini kursaklarında bırakıp onları perişan ve zelil duruma düşürdük.
  99. 99 İbrâhim karar verdi: “Ben Rabbimin rızâsı için hicret ediyorum. Rabbim beni, kendisine en güzel şekilde kulluk…
  100. 100 Ardından da: “Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir erkek çocuk bağışla!” diye duâ etti.
  101. 101 Biz de ona yumuşak huylu, aklı başında bir oğul müjdeledik.
  102. 102 Çocuk büyüyüp de, beraberinde çalışıp çabalayacak yaşa gelince İbrâhim bir gün: “Evlâdım! Son birkaç gecedir rüyâmda…
  103. 103 İkisi de Allah’ın emrine tam mânasıyla teslim olmuştu. İbrâhim oğlunu sağ şakağı üzerine yere yatırdı.
  104. 104 Kendisine: “Ey İbrâhim!” diye seslendik.
  105. 105 “Gerçekten sen gördüğün rüYanin gereğini yerine getirdin. Biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları işte böyle…
  106. 106 Hiç şüphe yok ki bu apaçık bir imtihandı.
  107. 107 Oğlunun canına bedel olarak, ona büyük bir kurbanlık verdik.
  108. 108 Sonraki nesiller arasında onun için güzel bir nâm bıraktık.
  109. 109 Selâm olsun İbrâhim’e.
  110. 110 Biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları işte böyle mükâfat­landırırız.
  111. 111 Şüphesiz o bizim mü’min kullarımızdandı.
  112. 112 Biz ona, sâlihlere dâhil bir peygamber olacak bir başka evlâdı, İshâk’ı müjdeledik.
  113. 113 Hem önceki çocuğa, hem İshâk’a feyiz ve bereketler bahşettik. Ama her ikisinin neslinden Allah’a iyi kulluk…
  114. 114 Biz, Mûsâ ve Hârûn’a da büyük bir lutufta bulunduk.
  115. 115 Her ikisini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  116. 116 Onlara yardım ettik de neticede üstün geldiler.
  117. 117 Kendilerine, ilâhî gerçekleri ve dünya-âhiret mutluluğunun yollarını apaçık gösteren kitabı verdik.
  118. 118 Her meselede onların doğru yola gitmelerini sağladık.
  119. 119 Sonraki nesiller arasında onlar için güzel bir nâm bıraktık.
  120. 120 Selâm olsun Mûsâ ve Hârûn’a!
  121. 121 Biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
  122. 122 Gerçekten o ikisi de bizim mü’min kullarımızdandı.
  123. 123 İlyâs da şüphesiz peygamberlerimizden biriydi.
  124. 124 O zaman kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  125. 125 “İlâh olarak Ba‘l’e yalvaracak da, her şeyi en güzel ve en uygun biçimde yaratanı terk mi…
  126. 126 “Sizin de Rabbiniz, gelmiş geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı?”
  127. 127 Fakat kavmi onu yalanladı. Bu yüzden onların hepsi tutuklanarak cehenneme atılacaklardır.
  128. 128 Ancak Allah’ın ihlâsa erdirdiği kulları başka!
  129. 129 Sonra gelen nesiller arasında onun için güzel bir nâm bıraktık.
  130. 130 Selâm olsun İlyâs’a ve onun yolundan gidenlere!
  131. 131 Biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
  132. 132 Gerçekten o bizim mü’min kullarımızdandı.
  133. 133 Şüphesiz Lût da peygamberlerimizden biriydi.
  134. 134 Biz onu ve kendisine inanan bütün ailesini kurtardık.
  135. 135 Ancak gerideki inkârcılar arasında bulunan yaşlı bir kadın hariç!
  136. 136 Sonra geride kalan o inkârcıları helâk ettik.
  137. 137 Siz, yolculuğunuz esnâsında sabahları yıkılmış şehirlerinin harâbelerine uğruyorsunuz.
  138. 138 Geceleri de. Hâlâ aklınızı kullanıp bunlardan ibret almayacak mısınız?
  139. 139 Doğrusu Yûnus da peygamberlerimizden biriydi.
  140. 140 Hani o, sahibinden kaçmış köle gibi, Rabbinden izinsiz vazîfe yerinden ayrılmış ve dolu bir gemiye kendini…
  141. 141 Sonra yolcular arasında kur‘a çektiler; Yûnus kur‘ayı kaybederek denize atıldı.
  142. 142 Onu büyük bir balık yutuverdi; bu sırada Yûnus, pişmanlık içinde kendisini kınayıp duruyordu.
  143. 143 Eğer o, Allah’ı her dâim tesbih eden kullardan olmasaydı,
  144. 144 Elbette insanların yeniden diriltileceği güne kadar o balığın karnında kalacaktı.
  145. 145 Sonra onu hasta ve yorgun bir halde ağaçsız, ıssız bir sahile attık.
  146. 146 Üzerine gölge yapması için asma kabak cinsinden bir ağaç bitiriverdik.
  147. 147 Biz onu sayıları yüz bine ulaşan, hatta gittikçe artan halkına yeniden gönderdik.
  148. 148 Onlar bu defa iman ettiler; biz de kendilerini belli bir süreye kadar nimetlerimizden faydalandırdık.
  149. 149 Müşriklere sor: “Kızlar Rabbinin de, erkek çocuklar onların mı?”
  150. 150 Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da, onlar buna şâhit mi olmuşlar?
  151. 151 Haberiniz olsun ki onlar, sırf iftirâ ederek diyorlar:
  152. 152 “Allah çocuk edindi!” Hiç şüphesiz onlar yalancıların tâ kendileridir.
  153. 153 Ne yani, Allah kızları erkek çocuklara tercih mi etmiş?
  154. 154 Ne oluyor size? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
  155. 155 Hiç aklınızı başınıza alıp düşünmüyor musunuz?
  156. 156 Yoksa elinizde kesin bir deliliniz, bir dayanağınız mı var?
  157. 157 Eğer doğru söylüyorsanız, haydi getirin o kitabınızı!
  158. 158 Bir de kalkıp Allah ile cinler-melekler arasında bir soy bağı uydurdular. Oysa melekler çok iyi biliyor…
  159. 159 Allah, onların bu asılsız yakıştırmalarından çok uzaktır, yücedir!
  160. 160 Ancak Allah’ın ihlâsa erdirdiği kulları hariç! Onlar böyle yakıştırmalarda bulunmaz; aksine Rablerini şânına lâyık sıfatlarla yüceltirler.
  161. 161 Ey müşrikler! Siz de, taptıklarınız da,
  162. 162 Allah’a karşı kimseyi azdırıp yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.
  163. 163 Siz ancak ille de cehennemi boylayıp orada kavrulmak isteyen azgınları saptırabilirsiniz.
  164. 164 Melekler şöyle der: “Bizim her birimizin Allah katında belli bir makamı ve vazîfesi vardır.”
  165. 165 “O’nun emrini alıp yerine getirmek için bizler saf saf dizilmiş beklemekteyiz.”
  166. 166 “Biz, Allah’ın her türlü eksiklik ve ortaktan uzak olduğunu sürekli ikrar ve ilan etmekteyiz.”
  167. 167 Müşrikler önceleri şöyle deyip duruyorlardı:
  168. 168 “Öncekilerin kitapları gibi bizim de elimizde bir kitap olsaydı”,
  169. 169 “Hiç şüphesiz biz de, Allah’ın ihlâsa erdirdiği kullarından olurduk.”
  170. 170 Ne var ki, kendilerine Kur’an gelince onu inkâr ettiler. Fakat inkârlarının cezasız kalmayacağını yakında görecekler.
  171. 171 Doğrusu, peygamber kıldığımız kullarımız hakkında bizim geçmişte verdiğimiz şöyle bir söz vardır:
  172. 172 “Onlara Allah’ın yardımı kesinlikle ulaşacaktır.”
  173. 173 “Neticede üstün gelen, kesinlikle her zaman bizim ordumuz olacaktır.”
  174. 174 Rasûlüm! Bir süre için sen onları kendi hâline bırak.
  175. 175 Onların başına gelecekleri gözetle! Zâten kendileri de başlarına gelecekleri yakında görecekler.
  176. 176 Yoksa onlar, azabımızın bir an önce tepelerine inmesini mi bekliyorlar?
  177. 177 Fakat bir an önce gelmesini bekledikleri o azap onların yurtlarına indiğinde, önceden uyarılıp da uyarıya kulak…
  178. 178 Yine bir süre için sen onları kendi hâline bırak!
  179. 179 Onların başına gelecekleri gözetle! Zâten kendileri de başlarına gelecekleri yakında görecekler.
  180. 180 Bütün izzet ve şerefin sahibi olan Rabbin, onların yakıştırdıkları bütün noksanlıklardan pak ve uzaktır!
  181. 181 Selâm olsun gönderilen bütün peygamberlere!
  182. 182 Hamdolsun Âlemlerin Rabbi olan Allah’a!

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma