Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ ص

Sâd Sûresi

38. sûreMekkî88 âyetSayfa 452
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ ١

Sâdc velkur-âni żî-żżikri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ ٢

Beli-lleżîne keferû fî ‘izzetin veşikâkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ ٣

Kem ehleknâ min kablihim min karnin fenâdev velâte hîne menâsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.

Muhtasar Tefsir

وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ ٤

Ve ’acibû en câehum munżirun minhums ve kâle-lkâfirûne hâżâ sâhirun keżżâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهًا وَاحِدًاۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ٥

Ece’ale-l-âlihete ilâhen vâhidâens inne hâżâ leşey-un ‘ucâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ ٦

Ventaleka-lmeleu minhum eni-mşû vasbirû ‘alâ âlihetikums inne hâżâ leşey-un yurâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Muhtasar Tefsir

مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ ٧

Mâ semi’nâ bihâżâ fî-lmilleti-l-âḣirati in hâżâ illâ-ḣtilâkun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Muhtasar Tefsir

ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ ٨

E-unzile ‘aleyhi-żżikru min beyninâc bel hum fî şekkin min żikrîs bel lemmâ yeżûkû ‘ażâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ ٩

Em ‘indehum ḣazâ-inu rahmeti rabbike-l’azîzi-lvehhâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ ١٠

Em lehum mulku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâs felyertekû fî-l-esbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!

Muhtasar Tefsir

جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ ١١

Cundun mâ hunâlike mehzûmun mine-l-ahzâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ ١٢

Keżżebet kablehum kavmu nûhin ve ’âdun ve fir’avnu żû-l-evtâdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.

Muhtasar Tefsir

وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ ١٣

Ve śemûdu ve kavmu lûtin ve ashâbu-l-eyketic ulâ-ike-l-ahzâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ ١٤

İn kullun illâ keżżebe-rrusule fehakka ‘ikâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ ١٥

Vemâ yenzuru hâulâ-i illâ sayhaten vâhideten mâ lehâ min fevâkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ ١٦

Ve kâlû rabbenâ ‘accil lenâ kittanâ kable yevmi-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.

Muhtasar Tefsir

اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ١٧

İsbir ‘alâ mâ yekûlûne veżkur ‘abdenâ dâvûde żâ-l-eydis innehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ ١٨

İnnâ seḣḣarnâ-lcibâle me’ahu yusebbihne bil’aşiyyi vel-işrâki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.

Muhtasar Tefsir

وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَهُٓ اَوَّابٌ ١٩

Ve-ttayra mahşûratens kullun lehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.

Muhtasar Tefsir

وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ ٢٠

Ve şedednâ mulkehu ve âteynâhu-lhikmete vefasle-lḣitâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَهَلْ اَتٰيكَ نَبَؤُ۬ا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ ٢١

Vehel etâke nebeu-lḣasmi iż tesevverû-lmihrâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."

Muhtasar Tefsir

اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ ٢٢

İż deḣalû ‘alâ dâvûde fefezi’a minhums kâlû lâ teḣafs ḣasmâni beġâ ba’dunâ ‘alâ ba’din fahkum beynenâ bilhakki velâ tuştit vehdinâ ilâ sevâ-i-ssirâti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ ٢٣

İnne hâżâ eḣî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten veliye na’cetun vâhidetun fekâle ekfilnîhâ ve’azzenî fî-lḣitâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ ۩ ٢٤ ۩

Kâle lekad zalemeke bisu-âli na’cetike ilâ ni’âcihis ve-inne keśîran mine-lḣuletâ-i leyebġî ba’duhum ‘alâ ba’din illâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti ve kalîlun mâ humk ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festaġfera rabbehu ve ḣarra râki’an ve enâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.

Muhtasar Tefsir

فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ ٢٥

Feġafernâ lehu żâlikes ve-inne lehu ‘indenâ lezulfâ ve husne meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

Muhtasar Tefsir

يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟ ٢٦

Yâ dâvûdu innâ ce’alnâke ḣalîfeten fî-l-ardi fahkum beyne-nnâsi bilhakki velâ tettebi’i-lhevâ feyudilleke ‘an sebîliAllâhic inne-lleżîne yadillûne ‘an sebîliAllâhi lehum ‘ażâbun şedîdun bimâ nesû yevme-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًاۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ ٢٧

Vemâ ḣaleknâ-ssemâe vel-arda vemâ beynehumâ bâtilâenc żâlike zannu-lleżîne keferû feveylun lilleżîne keferû mine-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!

Muhtasar Tefsir

اَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ ٢٨

Em nec’alu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti kelmufsidîne fî-l-ardi em nec’alu-lmuttekîne kelfuccâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?

Muhtasar Tefsir

كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٢٩

Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun liyeddebberû âyâtihi veliyeteżekkera ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ ٣٠

Ve vehebnâ lidâvûde suleymânec ni’me-l’abdus innehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.

Muhtasar Tefsir

اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ ٣١

İż ‘urida ‘aleyhi bil’aşiyyi-ssâfinâtu-lciyâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.

Muhtasar Tefsir

فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠ ٣٢

Fekâle innî ahbebtu hubbe-lḣayri ‘an żikri rabbî hattâ tevârat bilhicâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Muhtasar Tefsir

رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ ٣٣

Ruddûhâ ‘aleyyes fetafika meshan bi-ssûki vel-a’nâki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمٰنَ وَاَلْقَيْنَا عَلٰى كُرْسِيِّه۪ جَسَدًا ثُمَّ اَنَابَ ٣٤

Velekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ ‘alâ kursiyyihi ceseden śümme enâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٣٥

Kâle rabbi-ġfir lî veheb lî mulken lâ yenbeġî li-ehadin min ba’dîs inneke ente-lvehhâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَسَخَّرْنَا لَهُ الرّ۪يحَ تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ رُخَٓاءً حَيْثُ اَصَابَۙ ٣٦

Feseḣḣarnâ lehu-rrîha tecrî bi-emrihi ruḣâen hayśu esâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Muhtasar Tefsir

وَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ ٣٧

Ve-şşeyâtîne kulle bennâ-in ve ġavvâsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Muhtasar Tefsir

وَاٰخَر۪ينَ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ ٣٨

Ve âḣarîne mukarranîne fî-l-asfâdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٩

Hâżâ ‘atâunâ femnun ev emsik biġayri hisâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ۟ ٤٠

Ve-inne lehu ‘indenâ lezulfâ ve husne meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ ٤١

Veżkur ‘abdenâ eyyûbe iż nâdâ rabbehu ennî messeniye-şşeytânu binusbin ve ’ażâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.

Muhtasar Tefsir

اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ٤٢

Urkud biriclikes hâżâ muġteselun bâridun ve şerâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ٤٣

Ve vehebnâ lehu ehlehu ve miślehum me’ahum rahmeten minnâ ve żikrâ li-ulî-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ٤٤

Veḣuż biyedike diġśen fadrib bihi velâ tahneśk innâ vecednâhu sâbirâanc ni’me-l’abdus innehu evvâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ ٤٥

Veżkur ‘ibâdenâ ibrâhîme ve-ishâka ve ya’kûbe ulî-l-eydî vel-ebsâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ ٤٦

İnnâ aḣlasnâhum biḣâlisatin żikrâ-ddâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ ٤٧

Ve-innehum ‘indenâ lemine-lmustafeyne-l-aḣyâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ ٤٨

Veżkur ismâ’île ve-lyese’a ve żâ-lkiflis vekullun mine-l-aḣyâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ ٤٩

Hâżâ żikrunc ve-inne lilmuttekîne lehusne meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ ٥٠

Cennâti ‘adnin mufettehaten lehumu-l-ebvâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ ٥١

Mutteki-îne fîhâ yed’ûne fîhâ bifâkihetin keśîratin ve şerâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.

Muhtasar Tefsir

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ ٥٢

Ve ’indehum kâsirâtu-ttarfi etrâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ٥٣

Hâżâ mâ tû’adûne liyevmi-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ ٥٤

İnne hâżâ lerizkunâ mâ lehu min nefâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.

Muhtasar Tefsir

هٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ ٥٥

Hâżâc ve-inne littâġîne leşerra meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.

Muhtasar Tefsir

جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ ٥٦

Cehenneme yaslevnehâ febi/se-lmihâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!

Muhtasar Tefsir

هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ ٥٧

Hâżâ felyeżûkûhu hamîmun ve ġassâkun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.

Muhtasar Tefsir

وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ ٥٨

Ve âḣaru min şeklihi ezvâcun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlara benzer daha başkaları da vardır...

Muhtasar Tefsir

هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَبًا بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ ٥٩

Hâżâ fevcun muktehimun me’akums lâ merhaben bihimc innehum sâlû-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَبًا بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ٦٠

Kâlû bel entum lâ merhaben bikums entum kaddemtumûhu lenâs febi/se-lkarâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ ٦١

Kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâżâ fezidhu ‘ażâben di’fen fî-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ ٦٢

Ve kâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen kunnâ ne’udduhum mine-l-eşrâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"

Muhtasar Tefsir

اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ ٦٣

Etteḣażnâhum siḣriyyen em zâġat ‘anhumu-l-ebsâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ۟ ٦٤

İnne żâlike lehakkun teḣâsumu ehli-nnâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌۗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ ٦٥

Kul innemâ enâ munżiruns vemâ min ilâhin illaAllâhu-lvâhidu-lkahhâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."

Muhtasar Tefsir

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٦٦

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ-l’azîzu-lġaffâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."

Muhtasar Tefsir

قُلْ هُوَ نَبَؤٌ۬ا عَظ۪يمٌۙ ٦٧

Kul huve nebeun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."

Muhtasar Tefsir

اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ٦٨

Entum ‘anhu mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."

Muhtasar Tefsir

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ ٦٩

Mâ kâne liye min ‘ilmin bilmele-i-l-a’lâ iż yaḣtasimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."

Muhtasar Tefsir

اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٧٠

İn yûhâ ileyye illâ ennemâ enâ neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ ط۪ينٍ ٧١

İż kâle rabbuke lilmelâ-iketi innî ḣâlikun beşeran min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٧٢

Fe-iżâ sevveytuhu venefaḣtu fîhi min rûhî feka’û lehu sâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."

Muhtasar Tefsir

فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٧٣

Fesecede-lmelâ-iketu kulluhum ecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٧٤

İllâ iblîse-stekbera vekâne mine-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّۜ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَال۪ينَ ٧٥

Kâle yâ iblîsu mâ mene’ake en tescude limâ ḣalektu biyedeyyes estekberte em kunte mine-l’âlîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ٧٦

Kâle enâ ḣayrun minhus ḣalektenî min nârin ve ḣalektehu min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ ٧٧

Kâle faḣruc minhâ fe-inneke racîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ٧٨

Ve-inne ‘aleyke la’netî ilâ yevmi-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٧٩

Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ٨٠

Kâle fe-inneke mine-lmunzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ٨١

İlâ yevmi-lvakti-lma’lûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٨٢

Kâle febi’izzetike leuġviyennehum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ٨٣

İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَالْحَقُّۘ وَالْحَقَّ اَقُولُۚ ٨٤

Kâle felhakku velhakka ekûlu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٨٥

Leemleenne cehenneme minke vemimmen tebi’ake minhum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ ٨٦

Kul mâ es-elukum ‘aleyhi min ecrin vemâ enâ mine-lmutekellifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."

Muhtasar Tefsir

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ٨٧

İn huve illâ żikrun lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."

Muhtasar Tefsir

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ ٨٨

Veleta’lemunne nebeehu ba’de hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."

Muhtasar Tefsir

Sâd Sûresi hakkında

Âyet
88
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
38.
Kelime
733
Harf
3.018
Cüz
23.
Sayfa
452
Sad suresi kaç ayettir?

Sâd Sûresi 88 âyettir.

Sad suresi Mekki mi Medeni mi?

Sâd Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Sad suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Sâd Sûresi, mushaf sıralamasında 38. sûredir; iniş sırasına göre 38. sûredir.

Sad suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Sâd Sûresi 23. cüzde, mushafın 452. sayfasında başlar.

Surah Sad in English · Sad surəsi · Sod surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma