İn kullun illâ keżżebe-rrusule fehakka ‘ikâbi
Meal
Hepsi de peygamberleri kesinlikle yalanladı ve bu yüzden hak ettikleri şiddetli cezam, başlarına patlayıverdi.
Kur'an Tefsiri
Burada isimleri sayılan geçmiş kavimlerin, peygamberlerini yalanlama sebebiyle helak edilmeleri, müşriklerin de Resûlullah (s.a.s.)’e muhalefet ve düşmanlık etmelerinin neticesinin helak olacağının bir delilidir. Dolayısıyla bu âyetler, bir taraftan müşrikleri ikaz ederken, bir taraftan da Mekke döneminin o zor zamanlarında peygamberimiz (s.a.s.) ve mü’minleri teselli etmektedir. Bunları helak etmek Allah’a güç değil, gayet kolaydır. Bunların helaki de döndürülmesi ve engellenmesi mümkün olmayan korkunç bir çığlığa, patlamaya bakmaktadır.
Firavun için kullanılan ذُو الْاَوْتَادِ (zü’l-evtâd) kelimesi zengin bir mâna ihtiva eder. “Evtâd”, “kazıklar” mânasına gelip, Firavun insanların ellerini ve ayaklarını kazıklarla tahtalara çiviletip işkence ettirdiği için ona bu lakap verilmiştir. Bu kelimenin “saray ve saltanat sahibi, yüksek binalar yani pramitler sahibi, ordular sahibi” gibi mânaları da vardır. Bu mânalar da Firavun için doğrudur. Böyle yüksek binaları, orduları, saray ve saltanatına rağmen Allah Teâlâ Firavun’u da helak etmiştir. O halde Mekke müşrikleri de kim oluyor? Buna rağmen onlar küstahça, üstelik alay ederek “Rabbimiz! Hesap günü gelmeden önce bize azaptan düşen payımızı hemen veriver!” (Sād 38/16) diyebiliyorlar. (bk. Enfâl 8/32; Ra‘d 13/6; Ankebût 29/53-54)
İslâm düşmanlarının her türlü muhalefet, küstahlık ve saldırılarına rağmen, doğru yol rehberimiz olan Kur’an’ın gösterdiği istikâmette yürümemiz hatırlatılarak buyruluyor ki:Muhtasar Tefsir
O topluluklardan her biri gönderilen resulleri mutlaka yalanlamışlardır. Böylece Allah`ın azabı bir zamana kadar gecikmesine rağmen hak ettikleri o ceza yine başlarına geldi.