Velekum nisfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veledunc fe-in kâne lehunne veledun felekumu-rrubu’u mimmâ teraknec min ba’di vasiyyetin yûsîne bihâ ev deyninc velehunne-rrubu’u mimmâ teraktum in lem yekun lekum veledunk fe-in kâne lekum veledun felehunne-śśumunu mimmâ teraktumc min ba’di vasiyyetin tûsûne bihâ ev deynink ve-in kâne raculun yûraśu kelâleten evi-mraetun velehu eḣun ev uḣtun felikulli vâhidin minhumâ-ssudusuc fe-in kânû ekśera min żâlike fehum şurakâu fî-śśuluśic min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin ġayra mudârrinc vasiyyeten minaAllâhik vaAllâhu ‘alîmun halîmun
Meal
Hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirâsın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Fakat bu taksim, vasiyetlerinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra yapılacaktır. Sizin çocuklarınız yoksa, bıraktığınız mirasın dörtte biri dul eşlerinizindir. Çocuklarınız varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Fakat bu taksim, vasiyetinizin yerine getirilmesinden ve borçlarınızın ödenmesinden sonra yapılacaktır. Eğer mirâs bırakan erkek veya kadının ana babası ve çocukları yok da, sadece bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu durumda onların her birine altıda bir pay düşer. Bundan fazla iseler, üçte bire ortak olurlar. Ama bütün bunlar da, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Ancak vasiyetin yerine getirilip borcun ödenmesinde mirasçılar zarara uğratılmamalıdır. Bunlar, Allah’ın size olan emridir. Allah her şeyi hakkiyle bilendir, cezalandırmada acele etmeyendir.
Kur'an Tefsiri
İslâm’a göre mirasın nasıl taksim edileceği bu âyetlerle sûrenin sonunda yer alan 176. âyette beyân edilir. Âyetlerin izah ettiği kısımlar dışında kalan hususlar ise Resûlullah (s.a.s.)’in sünnetiyle açıklığa kavuşturulur.
İslâm öncesi câhiliye Arapları mirası kendilerine göre taksim ederlerdi. Mesela akrabalık bağı dışında “hılf” denilen karşılıklı ahitleşmeyi ve evlat edinmeyi de miras için esas kabul etmişlerdi. Bunlardan “karşılıklı ahitleşme”, iki kişinin birbirini vâris tanıması esasına dayanıyordu. İkisinden hangisi önce ölürse öteki onun malına varis olurdu. Birisi bir başkasının oğlunu evlat edinirse, bundan böyle nesebi evlat edinene nispet edilir ve o kişinin vârisi olurdu. Yine câhiliye döneminde miras yalnız at üzerinde savaşabilen yetişkin erkeklere kalabilirdi. Kadınlara ve küçük çocuklara mirastan pay verilmezdi. Bu âyetlerle birlikte İslâmın miras hususundaki esasları açık ve detaylı bir biçimde belirlenmiş oldu.
İslâm hukukuna göre mirastan belirli paylara sahip olan yakın akrabalara “ashâbü’l-ferâiz” denir. Tek başlarına olunca mirasın tamamını, ferâiz ashâbıyla beraber olunca ise mirasın geri kalanını alan akrabaya ise “asabe” denir. Mesela ölenin oğlu tek başına olunca mirasın tamamını, ölenin karısıyla beraber bulunduğu takdirde de sekizde bir hisseden geri kalan sekizde yedi hisseyi alır.
Bu âyetlerde ölenin oğlu, kızı, anası, babası, hanımı ve kardeşinin miras payları açıkça ifade edilir. Buna göre ölenin çocuklarından erkeğe kadının iki katı kadar pay verilecektir Allah Teâlâ’nın tanzîm buyurduğu aile ve toplum yapısı açısından âdil olan budur. İslâm’da aslolan, erkek ve kadının bir aile hayatı içerisinde yaşamasıdır. Aile içinde de mâlî mesuliyet, ev halkının nafakasının temini erkeğin omuzlarına yüklenmiştir. Erkek hem kendinin, hem de eşi ve çocuklarının nafakasını karşılamak zorundadır. Buna mukâbil, kadın yalnız kendinden mesuldür ve kendisine kalan miras hissesi üzerinde tek başına tasarrufa yetkilidir.
Ölenin bir kızı varsa mirasın yarısını, ikiden fazla kızı varsa üçte ikisini alacaklardır. Âyet iki kızı bulunması durumunu açıkça zikretmemektedir. Müçtehitler, çeşitli delillere dayanarak, iki kızın payının da ikiden fazlası gibi üçte iki olacağını kabul etmişlerdir.
“Ana babanız ve çocuklarınızdan hangisinin faydaları itibariyle size daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz” (Nisâ 4/11) beyânıyla, miras paylarının âyetlerde emredildiği şekilde yerine getirilmesi lüzumu hatırlatılır. Vârislerden bir kısmını diğerine tercih edecek ve bir kısmını mahrum bırakıp zarara uğratacak tarzda vasiyetler yapılmaması tembih edilir. Çünkü mirasta asıl olan şahsî hissiyât ve tasarruflar değil, akrabalık bağı ve yakınlık derecesidir.
Bu âyetlerde birkaç kere tekrarlanan “ölenin yaptığı vasiyet yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra” (Nisâ 4/11) ifadesi, mirasta öncelikle bu iki meselenin halledilmesi gerektiğini gösterir. Buna göre önce ölünün borçları ödenir, sonra vasiyeti yerine getirilir, daha sonra da kalan miras paylaştırılır. Kişinin malvarlığı üzerinde yapabileceği vasiyetin miktarı hadislerde üçte birle sınırlandırılmış, vârislere vasiyet yoluyla mal bırakmak da yasaklanmıştır.
Gelen âyetlerde Allah Teâlâ’nın beyân buyurduğu bu miras hükümlerine uymamız gerektiği kuvvetli ifadelerle belirtilir. Bunlara aykırı uygulamalardan uzak durmamız istenir:
Muhtasar Tefsir
-Ey Kocalar!- Eğer hanımlarınızın sizden ya da başkasından erkek ya da kız çocukları yoksa, bıraktıkları (mirasın) yarısı sizindir. Eğer onların erkek ya da kız çocukları varsa bıraktıkları mirasın dörtte biri sizindir. Ölen hanımlarınızın yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi yahut borçlarının ödenmesinden sonra bu paylaştırma gerçekleştirilir. -Ey Kocalar!- Eğer sizin hanımlarınızdan yada başkalarından, erkek ya da kız çocuğunuz yoksa, bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Eğer sizin erkek ya da kız çocuklarınız varsa bıraktığınız mirastan sekizde biri hanımlarınızındır. Yapmış olduğunuz vasiyetin yerine getirilmesi yahut borçlarınızın ödenmesinden sonra onlar için bu paylaştırma yapılır. Eğer babası ya da çocuğu olmayan bir adam ölürse, ya da babası veya çocuğu olmayan bir kadın ölürse ve bu ikisinden (erkek ve kadın) ölen kimsenin anne bir erkek kardeşi ya da anne bir kız kardeşi varsa, anne bir erkek kardeşi ya da anne bir kız kardeşinden her biri altıda bir farz olarak mirastan pay alır. Eğer anne bir erkek kardeşler ya da anne bir kız kardeşler birden fazla ise bu kardeşlerin hepsi mirasın üçte birini ortaklaşa farz olarak alırlar. Bu miras taksiminde erkek ve kızlar eşittir. Bu taksim edilmiş haklarını ölen kimsenin vasiyeti yerine getirilip, borcu ödendikten sonra alırlar. Ancak bırakmış olduğu vasiyetinin, malının üçte birinden fazla olması gibi varislere zarar vermemesi gerekir. Ayetin içerdiği bu hüküm yüce Allah`ın size farz kıldığı bir sorumluluktur. Yüce Allah dünya ve ahirette kullarının maslahatına olan her şeyi hakkıyla bilendir. Halim`dir, asi olana cezasını bir an önce vermek için acele etmez.