Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ النساء

Nisâ Sûresi

4. sûreMedenî176 âyetSayfa 76
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يبًا ١

Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekumu-lleżî ḣalekakum min nefsin vâhidetin veḣaleka minhâ zevcehâ vebeśśe minhumâ ricâlen keśîran venisâ-âenc vettekûAllâhe-lleżî tesâelûne bihi vel-erhâmec innaAllâhe kâne ‘aleykum rakîben

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَب۪يرًا ٢

Veâtû-lyetâmâ emvâlehum velâ tetebeddelû-lḣabîśe bi-ttayyibis velâ te/kulû emvâlehum ilâ emvâlikumc innehu kâne hûben kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yetimlere mallarını verin. Temizi murdara değişmeyin, onların mallariyle kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ ٣

Ve-in ḣiftum ellâ tuksitû fî-lyetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum mine-nnisâ-i meśnâ veśulâśe verubâ’as fe-in ḣiftum ellâ ta’dilû fevâhideten ev mâ meleket eymânukumc żâlike ednâ ellâ te’ûlû

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـًٔا مَر۪ٓيـًٔا ٤

Veâtû-nnisâe sadukâtihinne nihletenc fe-in tibne lekum ‘an şey-in minhu nefsen fekulûhu henî-en merî-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّت۪ي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ ف۪يهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا ٥

Velâ tu/tû-ssufehâe emvâlekumu-lletî ce’alaAllâhu lekum kiyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum vekûlû lehum kavlen ma’rûfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini bunların geliriyle rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

Muhtasar Tefsir

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يبًا ٦

Vebtelû-lyetâmâ hattâ iżâ belaġû-nnikâha fe-in ânestum minhum ruşden fedfe’û ileyhim emvâlehums velâ te/kulûhâ isrâfen vebidâran en yekberûc vemen kâne ġaniyyen felyesta’fifs vemen kâne fakîran felye/kul bilma’rûfic fe-iżâ defa’tum ileyhim emvâlehum feeşhidû ‘aleyhimc vekefâ biAllâhi hasîbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَۜ نَص۪يبًا مَفْرُوضًا ٧

Lirricâli nasîbun mimmâ terake-lvâlidâni vel-akrabûne velinnisâ-i nasîbun mimmâ terake-lvâlidâni vel-akrabûne mimmâ kalle minhu ev keśurac nasîben mefrûdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا ٨

Ve-iżâ hadara-lkismete ulû-lkurbâ velyetâmâ velmesâkînu ferzukûhum minhu vekûlû lehum kavlen ma’rûfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Taksimde, yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyleyin.

Muhtasar Tefsir

وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَد۪يدًا ٩

Velyaḣşe-lleżîne lev terakû min ḣalfihim żurriyyeten di’âfen ḣâfû ‘aleyhim felyettekûAllâhe velyekûlû kavlen sedîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Arkalarında cılız çocuklar bıraktıkları takdirde, bundan endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korksunlar; dürüst söz söylesinler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَارًاۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يرًا۟ ١٠

İnne-lleżîne ye/kulûne emvâle-lyetâmâ zulmen innemâ ye/kulûne fî butûnihim nârâanc veseyaslevne se’îrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.

Muhtasar Tefsir

يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًاۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ١١

YûsîkumuAllâhu fî evlâdikumc liżżekeri miślu hazzi-lunśeyeynic fe-in kunne nisâen fevka-śneteyni felehunne śuluśâ mâ terakes ve-in kânet vâhideten felehâ-nnisfuc veli-ebeveyhi likulli vâhidin minhumâ-ssudusu mimmâ terake in kâne lehu veledunc fe-in lem yekun lehu veledun veveriśehu ebevâhu feli-ummihi-śśuluśuc fe-in kâne lehu iḣvetun feli-ummihi-ssudusuc min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deynink âbâukum veebnâukum lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’âanc ferîdaten minaAllâhik innaAllâhe kâne ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır.

Muhtasar Tefsir

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ ١٢

Velekum nisfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veledunc fe-in kâne lehunne veledun felekumu-rrubu’u mimmâ teraknec min ba’di vasiyyetin yûsîne bihâ ev deyninc velehunne-rrubu’u mimmâ teraktum in lem yekun lekum veledunk fe-in kâne lekum veledun felehunne-śśumunu mimmâ teraktumc min ba’di vasiyyetin tûsûne bihâ ev deynink ve-in kâne raculun yûraśu kelâleten evi-mraetun velehu eḣun ev uḣtun felikulli vâhidin minhumâ-ssudusuc fe-in kânû ekśera min żâlike fehum şurakâu fî-śśuluśic min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin ġayra mudârrinc vasiyyeten minaAllâhik vaAllâhu ‘alîmun halîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir.

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ١٣

Tilke hudûduAllâhic vemen yuti’iAllâhe verasûlehu yudḣilhu cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâc veżâlike-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟ ١٤

Vemen ya’siAllâhe verasûlehu veyete’adde hudûdehu yudḣilhu nâran ḣâliden fîhâ velehu ‘ażâbun muhînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim Allah'a ve Peygamberine baş kaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azab onadır.

Muhtasar Tefsir

وَالّٰت۪ي يَأْت۪ينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَٓائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَب۪يلًا ١٥

Vellâtî ye/tîne-lfâhişete min nisâ-ikum festeşhidû ‘aleyhinne erbe’aten minkums fe-in şehidû feemsikûhunne fî-lbuyûti hattâ yeteveffâhunne-lmevtu ev yec’alaAllâhu lehunne sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَاۚ فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَوَّابًا رَح۪يمًا ١٦

Velleżâni ye/tiyânihâ minkum feâżûhumâs fe-in tâbâ ve aslehâ fea’ridû ‘anhumâ innaAllâhe kâne tevvâben rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinizden zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzeltirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tevbeleri daima kabul ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ١٧

İnnemâ-ttevbetu ‘alaAllâhi lilleżîne ya’melûne-ssû-e bicehâletin śümme yetûbûne min karîbin feulâ-ike yetûbuAllâhu ‘aleyhimk vekânaAllâhu ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır.

Muhtasar Tefsir

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا ١٨

Veleyseti-ttevbetu lilleżîne ya’melûne-sseyyi-âti hattâ iżâ hadara ehadehumu-lmevtu kâle innî tubtu-l-âne velâ-lleżîne yemûtûne vehum kuffârunc ulâ-ike a’tednâ lehum ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman; "şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azab hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهًاۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْرًا كَث۪يرًا ١٩

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ yahillu lekum en teriśû-nnisâe kerhâens velâ ta’dulûhunne liteżhebû biba’di mâ âteytumûhunne illâ en ye/tîne bifâhişetin mubeyyinetinc ve’âşirûhunne bilma’rûfic fe-in kerihtumûhunne fe’asâ en tekrahû şey-en veyec’alaAllâhu fîhi ḣayran keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـًٔاۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُب۪ينًا ٢٠

Ve-in eradtumu-stibdâle zevcin mekâne zevcin veâteytum ihdâhunne kintâran felâ te/ḣużû minhu şey-âenc ete/ḣużûnehu buhtânen ve-iśmen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız?

Muhtasar Tefsir

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقًا غَل۪يظًا ٢١

Vekeyfe te/ḣużûnehu vekad efdâ ba’dukum ilâ ba’din veaḣażne minkum mîśâkan ġalîzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nasıl alırsınız ki siz birbirinize katılmıştınız ve onlar sizden sağlam teminat almışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًاۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلًا۟ ٢٢

Velâ tenkihû mâ nekeha âbâukum mine-nnisâ-i illâ mâ kad selefec innehu kâne fâhişeten vemakten vesâe sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin, geçmişte olanlar artık geçmiştir çünkü bu bir fuhuş ve igrenç bir şeydi, ne kötü yoldu!

Muhtasar Tefsir

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًاۙ ٢٣

hurrimet ‘aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve eḣavâtukum ve ’ammâtukum ve ḣâlâtukum ve benâtu-l-eḣi ve benâtu-l-uḣti ve ummehâtukumu-llâtî erda’nekum ve eḣavâtukum mine-rradâ’ati ve ummehâtu nisâ-ikum ve rabâ-ibukumu-llâtî fî hucûrikum min nisâ-ikumu-llâtî deḣaltum bihinne fe-in lem tekûnû deḣaltum bihinne felâ cunâha ‘aleykum ve halâ-ilu ebnâ-ikumu-lleżîne min aslâbikum ve en tecme’û beyne-l-uḣteyni illâ mâ kad selefek innaAllâhe kâne ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızin yanınızda kalan üvey kızlarınız ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ٢٤

Velmuhsanâtu mine-nnisâ-i illâ mâ meleket eymânukums kitâbaAllâhi ‘aleykumc ve uhille lekum mâ verâe żâlikum en tebteġû bi-emvâlikum muhsinîne ġayra musâfihînec femâ-stemta’tum bihi minhunne feâtûhunne ucûrahunne ferîdatenc velâ cunâha ‘aleykum fîmâ terâdaytum bihi min ba’di-lferîdatic innaAllâhe kâne ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, zinadan kaçınıp, iffetli olarak, mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin; kararlaştırılandan başka, karşılıklı hoşnud olduğunuz hususda size bir sorumluluk yoktur. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا اَنْ يَنْكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِكُمْۜ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍۚ فَاِذَٓا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْۜ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٢٥

Vemen lem yestati’ minkum tavlen en yenkiha-lmuhsanâti-lmu/minâti femin mâ meleket eymânukum min feteyâtikumu-lmu/minâtic vaAllâhu a’lemu bi-îmânikumc ba’dukum min ba’dinc fenkihûhunne bi-iżni ehlihinne veâtûhunne ucûrahunne bilma’rûfi muhsanâtin ġayra musâfihâtin velâ mutteḣiżâti aḣdâninc fe-iżâ uhsinne fe-in eteyne bifâhişetin fe’aleyhinne nisfu mâ ‘alâ-lmuhsanâti mine-l’ażâbic żâlike limen ḣaşiye-l’anete minkumc veen tasbirû ḣayrun lekumk vaAllâhu ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Birbirinizdensiniz, aynı soydansınız. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٢٦

YurîduAllâhu liyubeyyine lekum veyehdiyekum sunene-lleżîne min kablikum veyetûbe ‘aleykumk vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلًا عَظ۪يمًا ٢٧

VeAllâhu yurîdu en yetûbe ‘aleykum veyurîdu-lleżîne yettebi’ûne-şşehevâti en temîlû meylen ‘azîmâen

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa girmenizi isterler.

Muhtasar Tefsir

يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفًا ٢٨

YurîduAllâhu en yuḣaffife ‘ankum veḣulika-l-insânu da’îfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يمًا ٢٩

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ te/kulû emvâlekum beynekum bilbâtili illâ en tekûne ticâraten ‘an terâdin minkumc velâ taktulû enfusekumc innaAllâhe kâne bikum rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَارًاۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ٣٠

Vemen yef’al żâlike ‘udvânen vezulmen fesevfe nuslîhi nârâanc vekâne żâlike ‘alaAllâhi yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَر۪يمًا ٣١

İn tectenibû kebâ-ira mâ tunhevne ‘anhu nukeffir ‘ankum seyyi-âtikum venudḣilkum mudḣalen kerîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمًا ٣٢

Velâ tetemennev mâ faddalaAllâhu bihi ba’dakum ‘alâ ba’dinc lirricâli nasîbun mimmâ-ktesebû velinnisâ-i nasîbun mimmâ-ktesebnec ves-elûAllâhe min fadlihik innaAllâhe kâne bikulli şey-in ‘alîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah her şeyi bilir.

Muhtasar Tefsir

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدًا۟ ٣٣

Velikullin ce’alnâ mevâliye mimmâ terake-lvâlidâni vel-akrabûnec velleżîne ‘akadet eymânukum feâtûhum nasîbehumc innaAllâhe kâne ‘alâ kulli şey-in şehîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir.

Muhtasar Tefsir

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَب۪يرًا ٣٤

Erricâlu kavvâmûne ‘alâ annisâ-i bimâ faddalaAllâhu ba’dahum ‘alâ ba’din vebimâ enfekû min emvâlihimc fe-ssâlihâtu kânitâtun hâfizâtun lilġaybi bimâ hafizaAllâhuc vellâtî teḣâfûne nuşûzehunne fe’izûhunne vehcurûhunne fî-lmedâci’i vadribûhunnes fe-in eta’nekum felâ tebġû ‘aleyhinne sebîlâenk innaAllâhe kâne ‘aliyyen kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ اَهْلِه۪ وَحَكَمًا مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ يُر۪يدَٓا اِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا خَب۪يرًا ٣٥

Ve-in ḣiftum şikâka beynihimâ feb’aśû hakemen min ehlihi vehakemen min ehlihâ in yurîdâ islâhan yuveffikiAllâhu beynehumâc innaAllâhe kâne ‘alîmen ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi Bilen ve haberdar olandır.

Muhtasar Tefsir

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًاۙ ٣٦

Va’budûAllâhe velâ tuşrikû bihi şey-âens vebilvâlideyni ihsânen vebiżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni velcâriżî-lkurbâ velcâri-lcunubi ve-ssâhibi bilcenbi vebni-ssebîli vemâ meleket eymânukumk innaAllâhe lâ yuhibbu men kâne muḣtâlen feḣûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًاۚ ٣٧

Elleżîne yebḣalûne veye/murûne-nnâse bilbuḣli veyektumûne mâ âtâhumuAllâhu min fadlihik vea’tednâ lilkâfirîne ‘ażâben muhînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪ينًا فَسَٓاءَ قَر۪ينًا ٣٨

Velleżîne yunfikûne emvâlehum ri-âe-nnâsi velâ yu/minûne biAllâhi velâ bilyevmi-l-âḣirik vemen yekuni-şşeytânu lehu karînen fesâe karînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır!

Muhtasar Tefsir

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يمًا ٣٩

Vemâżâ ‘aleyhim lev âmenû biAllâhi velyevmi-l-âḣiri veenfekû mimmâ razekahumuAllâhuc vekânaAllâhu bihim ‘alîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar Allah'a, ahiret gününe inanmış, Allah'ın verdiği rızıklardan sarfetmiş olsalardı ne zararı olurdu? Oysa Allah onları bilir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظ۪يمًا ٤٠

İnnaAllâhe lâ yazlimu miśkâle żerratins ve-in teku haseneten yudâ’ifhâ veyu/ti min ledunhu ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır ve yapana büyük ecir verir.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَه۪يدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شَه۪يدًاۜ ٤١

Fekeyfe iżâ ci/nâ min kulli ummetin bişehîdin veci/nâ bike ‘alâ hâulâ-i şehîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?

Muhtasar Tefsir

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُۜ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَد۪يثًا۟ ٤٢

Yevme-iżin yeveddu-lleżîne keferû ve’asavû-rrasûle lev tusevvâ bihimu-l-ardu velâ yektumûnaAllâhe hadîśân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, inkar edip Peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ٤٣

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ takrabû-ssalâte veentum sukârâ hattâ ta’lemû mâ tekûlûne velâ cunuben illâ ‘âbirî sebîlin hattâ taġtesilûc ve-in kuntum merdâ ev ‘alâ seferin ev câe ehadun minkum mine-lġâ-iti ev lâmestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa’îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkumk innaAllâhe kâne ‘afuvven ġafûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ ٤٤

Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yeşterûne-ddalâlete veyurîdûne en tadillû-ssebîle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine Kitap'dan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin yolu sapıtmanızı istediklerini görmüyor musun?

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِيًّاۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يرًا ٤٥

VeAllâhu a’lemu bi-a’dâ-ikumc vekefâ biAllâhi veliyyen vekefâ biAllâhi nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost olarak da yeter, yardımcı olarak da yeter.

Muhtasar Tefsir

مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدّ۪ينِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَۙ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلًا ٤٦

Mine-lleżîne hâdû yuharrifûne-lkelime ‘an mevâdi’ihi veyekûlûne semi’nâ ve’asaynâ vesma’ ġayra musma’in verâ’inâ leyyen bi-elsinetihim veta’nen fî-ddînic velev ennehum kâlû semi’nâ veata’nâ vesma’ venzurnâ lekâne ḣayran lehum veakveme velâkin le’anehumuAllâhu bikufrihim felâ yu/minûne illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: "İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle" ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: "Bizi de dinle" diyenler vardır. Şayet: "İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet" demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَٓا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّٓا اَصْحَابَ السَّبْتِۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا ٤٧

Yâ eyyuhâ-lleżîne ûtû-lkitâbe âminû bimâ nezzelnâ musaddikan limâ me’akum min kabli en natmise vucûhen feneruddehâ ‘alâ edbârihâ ev nel’anehum kemâ le’annâ ashâbe-ssebtic vekâne emruAllâhi mef’ûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Kitap verilenler! Yüzleri silip arkaya çevirerek enseler gibi dümdüz yapmadan, yahut cumartesi güncüleri lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce, yanınızdakini tasdik ederek indirdiğimiz Kuran'a inanın; Allah'ın emri daima yapılagelmiştir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظ۪يمًا ٤٨

İnnaAllâhe lâ yaġfiru en yuşrake bihi veyaġfiru mâ dûne żâlike limen yeşâuc vemen yuşrik biAllâhi fekadi-fterâ iśmen ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُزَكُّونَ اَنْفُسَهُمْۜ بَلِ اللّٰهُ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلًا ٤٩

Elem tera ilâ-lleżîne yuzekkûne enfusehumc beliAllâhu yuzekkî men yeşâu velâ yuzlemûne fetîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar haksızlık yapmaz.

Muhtasar Tefsir

اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَكَفٰى بِه۪ٓ اِثْمًا مُب۪ينًا۟ ٥٠

Unzur keyfe yefterûne ‘alaAllâhi-lkeżibes vekefâ bihi iśmen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a nasıl yalan yere iftira ettiklerine bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا سَب۪يلًا ٥١

Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yu/minûne bilcibti ve-ttâġûti veyekûlûne lilleżîne keferû hâulâ-i ehdâ mine-lleżîne âmenû sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar" dediklerini görmedin mi?

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يرًاۜ ٥٢

Ulâ-ike-lleżîne le’anehumuAllâhus vemen yel’aniAllâhu felen tecide lehu nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte, Allah'ın lanetledikleri onlardır. Allah'ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَاِذًا لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَق۪يرًاۙ ٥٣

Em lehum nasîbun mine-lmulki fe-iżen lâ yu/tûne-nnâse nakîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? O zaman insanlara bir çekirdek parçası bile vermezler.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظ۪يمًا ٥٤

Em yahsudûne-nnâse ‘alâ mâ âtâhumuAllâhu min fadlihis fekad âteynâ âle ibrâhîme-lkitâbe velhikmete veâteynâhum mulken ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Allah'ın bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar? Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik.

Muhtasar Tefsir

فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُۜ وَكَفٰى بِجَهَنَّمَ سَع۪يرًا ٥٥

Feminhum men âmene bihi veminhum men sadde ‘anhuc vekefâ bicehenneme sa’îrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا سَوْفَ نُصْل۪يهِمْ نَارًاۜ كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَز۪يزًا حَك۪يمًا ٥٦

İnne-lleżîne keferû bi-âyâtinâ sevfe nuslîhim nâran kullemâ nadicet culûduhum beddelnâhum culûden ġayrahâ liyeżûkû-l’ażâbek innaAllâhe kâne ‘azîzen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ لَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَل۪يلًا ٥٧

Velleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti senudḣiluhum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ ebedâens lehum fîhâ ezvâcun mutahheratuns venudḣiluhum zillen zalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعًا بَص۪يرًا ٥٨

İnnaAllâhe ye/murukum en tu-eddû-l-emânâti ilâ ehlihâ ve-iżâ hakemtum beyne-nnâsi en tahkumû bil’adlic innaAllâhe ni’immâ ye’izukum bihik innaAllâhe kâne semî’en basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟ ٥٩

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’ûAllâhe veatî’û-rrasûle veulî-l-emri minkums fe-in tenâza’tum fî şey-in feruddûhu ilaAllâhi ve-rrasûli in kuntum tu/minûne biAllâhi velyevmi al-âḣiric żâlike ḣayrun veahsenu te/vîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا ٦٠

Elem tera ilâ-lleżîne yez’umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike yurîdûne en yetehâkemû ilâ-ttâġûti vekad umirû en yekfurû bihi veyurîdu-şşeytânu en yudillehum dalâlen ba’îdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putlarının önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emr olunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًاۚ ٦١

Ve-iżâ kîle lehum te’âlev ilâ mâ enzelaAllâhu ve-ilâ-rrasûli raeyte-lmunâfikîne yasuddûne ‘anke sudûdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَانًا وَتَوْف۪يقًا ٦٢

Fekeyfe iżâ esâbet-hum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim śümme câûke yahlifûne biAllâhi in eradnâ illâ ihsânen vetevfîkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye de nasıl Allah'a yemin ederler?

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَل۪يغًا ٦٣

Ulâ-ike-lleżîne ya’lemuAllâhu mâ fî kulûbihim fea’rid ‘anhum ve’izhum vekul lehum fî enfusihim kavlen belîġân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bunlarin kalblerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَح۪يمًا ٦٤

Vemâ erselnâ min rasûlin illâ liyutâ’a bi-iżniAllâhic velev ennehum iż zalemû enfusehum câûke festaġferûAllâhe vestaġfera lehumu-rrasûlu levecedûAllâhe tevvâben rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tevbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.

Muhtasar Tefsir

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا ٦٥

Felâ verabbike lâ yu/minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beynehum śümme lâ yecidû fî enfusihim haracen mimmâ kadayte veyusellimû teslîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; Rabb'ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَل۪يلٌ مِنْهُمْۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِه۪ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْب۪يتًاۙ ٦٦

Velev ennâ ketebnâ ‘aleyhim eni-ktulû enfusekum evi-ḣrucû min diyârikum mâ fe’alûhu illâ kalîlun minhums velev ennehum fe’alû mâ yû’azûne bihi lekâne ḣayran lehum veeşedde teśbîtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şayet onlara "Kendinizi öldürün" yahut "Memleketinizden çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.

Muhtasar Tefsir

وَاِذًا لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ ٦٧

Ve-iżen leâteynâhum min ledunnâ ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.

Muhtasar Tefsir

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًا ٦٨

Velehedeynâhum sirâtan mustekîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ ٦٩

Vemen yuti’iAllâhe ve-rrasûle feulâ-ike me’a-lleżîne en’amaAllâhu ‘aleyhim mine-nnebiyyîne ve-ssiddîkîne ve-şşuhedâ-i ve-ssâlihînec vehasune ulâ-ike rafîkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يمًا۟ ٧٠

Żâlike-lfadlu minaAllâhic vekefâ biAllâhi ‘alîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu nimet, Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعًا ٧١

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû ḣużû hiżrakum fenfirû śubâtin evi-nfirû cemî’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! İhtiyatlı davranın, bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يدًا ٧٢

Ve-inne minkum lemen leyubatti-enne fe-in esâbetkum musîbetun kâle kad en’amaAllâhu ‘aleyye iż lem ekun me’ahum şehîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: "Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim" der.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظ۪يمًا ٧٣

Vele-in esâbekum fadlun minaAllâhi leyekûlenne keen lem tekun beynekum vebeynehu meveddetun yâ leytenî kuntu me’ahum feefûze fevzen ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'tan size bir nimet erişse, and olsun ki, sizinle kendi arasında bir dostluk yokmuş gibi: "Keşki onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım" der.

Muhtasar Tefsir

فَلْيُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۜ وَمَنْ يُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا ٧٤

Felyukâtil fî sebîliAllâhi-lleżîne yeşrûne-lhayâte-ddunyâ bil-âḣiratic vemen yukâtil fî sebîliAllâhi feyuktel ev yaġlib fesevfe nu/tîhi ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galib gelirse, Biz ona büyük bir ecir vereceğiz.

Muhtasar Tefsir

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يرًاۜ ٧٥

Vemâ lekum lâ tukâtilûne fî sebîliAllâhi velmustad’afîne mine-rricâli ve-nnisâ-i velvildâni-lleżîne yekûlûne rabbenâ aḣricnâ min hâżihi-lkaryeti-zzâlimi ehluhâ vec’al lenâ min ledunke veliyyen vec’al lenâ min ledunke nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِۚ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفًا۟ ٧٦

Elleżîne âmenû yukâtilûne fî sebîliAllâhis velleżîne keferû yukâtilûne fî sebîli-ttâġûti fekâtilû evliyâe-şşeytânis inne keyde-şşeytâni kâne da’îfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ ق۪يلَ لَهُمْ كُفُّٓوا اَيْدِيَكُمْ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۚ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةًۚ وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَۚ لَوْلَٓا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۜ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَل۪يلٌۚ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَت۪يلًا ٧٧

Elem tera ilâ-lleżîne kîle lehum kuffû eydiyekum veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte felemmâ kutibe ‘aleyhimu-lkitâlu iżâ ferîkun minhum yaḣşevne-nnâse keḣaşyetiAllâhi ev eşedde ḣaşyetenc ve kâlû rabbenâ lime ketebte ‘aleynâ-lkitâle levlâ aḣḣartenâ ilâ ecelin karîbink kul metâ’u-ddunyâ kalîlun vel-âḣiratu ḣayrun limeni-ttekâ velâ tuzlemûne fetîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine: "Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar tehir edemez miydin?" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez".

Muhtasar Tefsir

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِكَۜ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ فَمَالِ‌ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَد۪يثًا ٧٨

Eynemâ tekûnû yudrikkumu-lmevtu velev kuntum fî burûcin muşeyyedetink ve-in tusibhum hasenetun yekûlû hâżihi min ‘indiAllâhis ve-in tusibhum seyyi-etun yekûlû hâżihi min ‘indikec kul kullun min ‘indiAllâhis femâli hâulâ-i-lkavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîśân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır". Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِۘ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَۜ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًاۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا ٧٩

Mâ esâbeke min hasenetin feminaAllâhis ve mâ esâbeke min seyyi-etin femin nefsikec ve erselnâke linnâsi rasûlâenc ve kefâ biAllâhi şehîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ ٨٠

Men yuti’i-rrasûle fekad etâ’aAllâhec vemen tevellâ femâ erselnâke ‘aleyhim hafîzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُۜ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ٨١

Veyekûlûne tâ’atun fe-iżâ berazû min ‘indike beyyete tâ-ifetun minhum ġayra-lleżî tekûlus vaAllâhu yektubu mâ yubeyyitûnes fea’rid ‘anhum vetevekkel ‘alaAllâhic vekefâ biAllâhi vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Peki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden bir takımı, geceleyin senin dediklerinden başka bir şey kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazıyor, onlara aldırış etme. Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافًا كَث۪يرًا ٨٢

Efelâ yetedebberûne-lkur-ânec velev kâne min ‘indi ġayriAllâhi levecedû fîhi-ḣtilâfen keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا جَٓاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه۪ۜ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَل۪يلًا ٨٣

Ve-iżâ câehum emrun mine-l-emni evi-lḣavfi eżâ’û bihis velev raddûhu ilâ-rrasûli ve-ilâ ulî-l-emri minhum le’alimehu-lleżîne yestenbitûnehu minhumk velevlâ fadluAllâhi ‘aleykum verahmetuhu letteba’tumu-şşeytâne illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.

Muhtasar Tefsir

فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْسًا وَاَشَدُّ تَنْك۪يلًا ٨٤

Fekâtil fî sebîliAllâhi lâ tukellefu illâ nefsekec veharridi-lmu/minînes ‘asaAllâhu en yekuffe be/se-lleżîne keferûc vaAllâhu eşeddu be/sen veeşeddu tenkîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, inananları teşvik et; umulur ki Allah, inkar edenlerin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.

Muhtasar Tefsir

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتًا ٨٥

Men yeşfe’ şefâ’aten haseneten yekun lehu nasîbun minhâs vemen yeşfe’ şefâ’aten seyyi-eten yekun lehu kiflun minhâk vekânaAllâhu ‘alâ kulli şey-in mukîtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا حُيّ۪يتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَٓا اَوْ رُدُّوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَس۪يبًا ٨٦

Ve-iżâ huyyîtum bitahiyyetin fehayyû bi-ahsene minhâ ev ruddûhâk innaAllâhe kâne ‘alâ kulli şey-in hasîbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَد۪يثًا۟ ٨٧

Allâhu lâ ilâhe illâ huvec leyecme’annekum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîhik vemen asdeku minaAllâhi hadîśân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'tan başka tanrı yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?

Muhtasar Tefsir

فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِق۪ينَ فِئَتَيْنِ وَاللّٰهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُواۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلًا ٨٨

Femâ lekum fî-lmunâfikîne fi-eteyni vaAllâhu erkesehum bimâ kesebûc eturîdûne en tehdû men edallaAllâhus vemen yudliliAllâhu felen tecide lehu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey müslümanlar! Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları, yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın.

Muhtasar Tefsir

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَص۪يرًاۙ ٨٩

Veddû lev tekfurûne kemâ keferû fetekûnûne sevâ-âens felâ tetteḣiżû minhum evliyâe hattâ yuhâcirû fî sebîliAllâhic fe-in tevellev feḣużûhum vaktulûhum hayśu vecedtumûhums velâ tetteḣiżû minhum veliyyen velâ nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلًا ٩٠

İllâ-lleżîne yasilûne ilâ kavmin beynekum vebeynehum mîśâkun ev câûkum hasirat sudûruhum en yukâtilûkum ev yukâtilû kavmehumc velev şâaAllâhu leselletahum ‘aleykum felekâtelûkumc fe-ini-’tezelûkum felem yukâtilûkum veelkav ileykumu-sseleme femâ ce’alaAllâhu lekum ‘aleyhim sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir millete sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi milletleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize çullandırırdı da sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez.

Muhtasar Tefsir

سَتَجِدُونَ اٰخَر۪ينَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا قَوْمَهُمْۜ كُلَّمَا رُدُّٓوا اِلَى الْفِتْنَةِ اُرْكِسُوا ف۪يهَاۚ فَاِنْ لَمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُٓوا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّٓوا اَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُب۪ينًا۟ ٩١

Setecidûne âḣarîne yurîdûne en ye/menûkum veye/menû kavmehum kulle mâ ruddû ilâ-lfitneti urkisû fîhâc fe-in lem ya’tezilûkum veyulkû ileykumu-sseleme veyekuffû eydiyehum feḣużûhum vaktulûhum hayśu śekiftumûhumc veulâ-ikum ce’alnâ lekum ‘aleyhim sultânen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diğerlerinin de sizden ve kendi milletlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. Ne var ki fitneciliğe her çağırıldıklarında ona can atarlar; eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık ferman verdik.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔاۚ وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُواۜ فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۜ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ وَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِۘ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ٩٢

Vemâ kâne limu/minin en yaktule mu/minen illâ ḣata-âenc vemen katele mu/minen ḣataen fetehrîru rakabetin mu/minetin vediyetun musellemetun ilâ ehlihi illâ en yassaddekûc fe-in kâne min kavmin ‘aduvvin lekum vehuve mu/minun fetehrîru rakabetin mu/minetins ve-in kâne min kavmin beynekum vebeynehum mîśâkun fediyetun musellemetun ilâ ehlihi vetehrîru rakabetin mu/minetins femen lem yecid fesiyâmu şehrayni mutetâbi’ayni tevbeten minaAllâhik vekânaAllâhu ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِدًا ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظ۪يمًا ٩٣

Vemen yaktul mu/minen mute’ammiden fecezâuhu cehennemu ḣâliden fîhâ veġadibaAllâhu ‘aleyhi vele’anehu vee’adde lehu ‘ażâben ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًاۚ تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۘ فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَث۪يرَةٌۜ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا ٩٤

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ darabtum fî sebîliAllâhi fetebeyyenû velâ tekûlû limen elkâ ileykumu-sselâme leste mu/minen tebteġûne ‘arada-lhayâti-ddunyâ fe’indaAllâhi meġânimu keśîratunc keżâlike kuntum min kablu femennaAllâhu ‘aleykum fetebeyyenûc innaAllâhe kâne bimâ ta’melûne ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ دَرَجَةًۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ ٩٥

Lâ yestevî-lkâ’idûne mine-lmu/minîne ġayru ulî-ddarari velmucâhidûne fî sebîliAllâhi bi-emvâlihim veenfusihimc faddalaAllâhu-lmucâhidîne bi-emvâlihim veenfusihim ‘alâ-lkâ’idîne deraceten vekullen ve’adaAllâhu-lhusnâ vefaddalaAllâhu-lmucâhidîne ‘alâ-lkâ’idîne ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟ ٩٦

Deracâtin minhu vemaġfiraten verahmetenc vekânaAllâhu ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَالُوا ف۪يمَ كُنْتُمْۜ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَف۪ينَ فِي الْاَرْضِۜ قَالُٓوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا ف۪يهَاۜ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًاۙ ٩٧

İnne-lleżîne teveffâhumu-lmelâ-iketu zâlimî enfusihim kâlû fîme kuntums kâlû kunnâ mustad’afîne fî-l-ardic kâlû elem tekun arduAllâhi vâsi’aten fetuhâcirû fîhâc feulâ-ike me/vâhum cehennemus vesâet masîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler, melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onlarınvaracakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلًا ٩٨

İllâ-lmustad’afîne mine-rricâli ve-nnisâ-i velvildâni lâ yestatî’ûne hîleten velâ yehtedûne sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar.

Muhtasar Tefsir

فَاُو۬لٰٓئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُوًّا غَفُورًا ٩٩

Feulâ-ike ‘asaAllâhu en ya’fuve ‘anhumc vekânaAllâhu ‘afuvven ġafûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayan'dır.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُهَاجِرْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَث۪يرًا وَسَعَةًۜ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟ ١٠٠

Vemen yuhâcir fî sebîliAllâhi yecid fî-l-ardi murâġamen keśîran vese’atenc vemen yaḣruc min beytihi muhâciran ilaAllâhi verasûlihi śümme yudrik-hu-lmevtu fekad veka’a ecruhu ‘alaAllâhik vekânaAllâhu ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ اِنَّ الْكَافِر۪ينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُب۪ينًا ١٠١

Ve-iżâ darabtum fî-l-ardi feleyse ‘aleykum cunâhun en taksurû mine-ssalâti in ḣiftum en yeftinekumu-lleżîne keferûc inne-lkâfirîne kânû lekum ‘aduvven mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yolculuk ettiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zira kafirler, size apaçık düşmandırlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا كُنْتَ ف۪يهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُٓوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَٓائِكُمْۖ وَلْتَأْتِ طَٓائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْۚ وَدَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَم۪يلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُٓوا اَسْلِحَتَكُمْۚ وَخُذُوا حِذْرَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًا ١٠٢

Ve-iżâ kunte fîhim feekamte lehumu-ssalâte feltekum tâ-ifetun minhum me’ake velye/ḣużû eslihatehum fe-iżâ secedû felyekûnû min verâ-ikum velte/ti tâ-ifetun uḣrâ lem yusallû felyusallû me’ake velye/ḣużû hiżrahum veeslihatehumk vedde-lleżîne keferû lev taġfulûne ‘an eslihatikum veemti’atikum feyemîlûne ‘aleykum meyleten vâhidetenc velâ cunâha ‘aleykum in kâne bikum eżen min matarin ev kuntum merdâ en tada’û eslihatekums veḣużû hiżrakumk innaAllâhe e’adde lilkâfirîne ‘ażâben muhînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا ١٠٣

Fe-iżâ kadaytumu-ssalâte feżkurûAllâhe kiyâmen veku’ûden ve’alâ cunûbikumc fe-iżâ-tme/nentum feekîmû-ssalâtec inne-ssalâte kânet ‘alâ-lmu/minîne kitâben mevkûtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Namazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَٓاءِ الْقَوْمِۜ اِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَاِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَۚ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا يَرْجُونَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا۟ ١٠٤

Velâ tehinû fî-btiġâ-i-lkavmis in tekûnû te/lemûne fe-innehum ye/lemûne kemâ te/lemûnec vetercûne minaAllâhi mâ lâ yercûnek vekânaAllâhu ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Düşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ ١٠٥

İnnâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki litahkume beyne-nnâsi bimâ erâkaAllâhuc velâ tekun lilḣâ-inîne ḣasîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.

Muhtasar Tefsir

وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًاۚ ١٠٦

VestaġfiriAllâhec innaAllâhe kâne ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'tan mağfiret dile. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذ۪ينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَث۪يمًاۚ ١٠٧

Velâ tucâdil ‘ani-lleżîne yaḣtânûne enfusehumc innaAllâhe lâ yuhibbu men kâne ḣavvânen eśîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine hainlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma. Allah, hainlikte direnen suçluyu sevmez.

Muhtasar Tefsir

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطًا ١٠٨

Yestaḣfûne mine-nnâsi velâ yestaḣfûne minaAllâhi vehuve me’ahum iż yubeyyitûne mâ lâ yerdâ mine-lkavlic vekânaAllâhu bimâ ya’melûne muhîtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken, onu, insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah'dan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir.

Muhtasar Tefsir

هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَك۪يلًا ١٠٩

Hâ entum hâulâ-i câdeltum ‘anhum fî-lhayâti-ddunyâ femen yucâdiluAllâhe ‘anhum yevme-lkiyâmeti em men yekûnu ‘aleyhim vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte siz dünya hayatında onları savunuyorsunuz ama, kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak? Veya onların vekaletini kim üzerine alacaktır?

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءًا اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُورًا رَح۪يمًا ١١٠

Vemen ya’mel sû-en ev yazlim nefsehu śümme yestaġfiriAllâhe yecidiAllâhe ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim kötülük işler veya kendine yazık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَكْسِبْ اِثْمًا فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلٰى نَفْسِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ١١١

Vemen yeksib iśmen fe-innemâ yeksibuhu ‘alâ nefsihic vekânaAllâhu ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim günah işlerse bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَكْسِبْ خَط۪ٓيـَٔةً اَوْ اِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِه۪ بَر۪ٓيـًٔا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُب۪ينًا۟ ١١٢

Vemen yeksib ḣatî-eten ev iśmen śümme yermi bihi berî-en fekadi-htemele buhtânen ve-iśmen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يمًا ١١٣

Velevlâ fadluAllâhi ‘aleyke verahmetuhu lehemmet tâ-ifetun minhum en yudillûke vemâ yudillûne illâ enfusehums vemâ yedurrûneke min şey-/inc veenzelaAllâhu ‘aleyke-lkitâbe velhikmete ve’allemeke mâ lem tekun ta’lemuc vekâne fadluAllâhi ‘aleyke ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar vermezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür.

Muhtasar Tefsir

لَا خَيْرَ ف۪ي كَث۪يرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِۜ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا ١١٤

Lâ ḣayra fî keśîrin min necvâhum illâ men emera bisadekatin ev ma’rûfin ev islâhin beyne-nnâsic vemen yef’al żâlike-btiġâe merdâtiAllâhi fesevfe nu/tîhi ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا۟ ١١٥

Vemen yuşâkiki-rrasûle min ba’di mâ tebeyyene lehu-lhudâ veyettebi’ ġayra sebîli-lmu/minîne nuvellihi mâ tevellâ venuslihi cehennemes vesâet masîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَع۪يدًا ١١٦

İnnaAllâhe lâ yaġfiru en yuşrake bihi veyaġfiru mâ dûne żâlike limen yeşâ-/uc vemen yuşrik biAllâhi fekad dalle dalâlen be’îdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.

Muhtasar Tefsir

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثًاۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَر۪يدًاۙ ١١٧

İn yed’ûne min dûnihi illâ inâśen ve-in yed’ûne illâ şeytânen merîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.

Muhtasar Tefsir

لَعَنَهُ اللّٰهُۢ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَص۪يبًا مَفْرُوضًاۙ ١١٨

Le’anehuAllâhu vekâle leetteḣiżenne min ‘ibâdike nasîben mefrûdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.

Muhtasar Tefsir

وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُب۪ينًاۜ ١١٩

Veleudillennehum veleumenniyennehum veleâmurannehum feleyubettikunne âżâne-l-en’âmi veleâmurannehum feleyuġayyirunne ḣalkaAllâhic vemen yetteḣiżi-şşeytâne veliyyen min dûniAllâhi fekad ḣasira ḣusrânen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.

Muhtasar Tefsir

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّ۪يهِمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا ١٢٠

Ye’iduhum veyumennîhims vemâ ye’iduhumu-şşeytânu illâ ġurûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şeytan onlara vadediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَح۪يصًا ١٢١

Ulâ-ike me/vâhum cehennemu velâ yecidûne ‘anhâ mehîsân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak yer de bulamıyacaklardır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ ق۪يلًا ١٢٢

Velleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti senudḣiluhum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ ebedâenc va’daAllâhi hakkan vemen asdeku minaAllâhi kîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı işler yapanları, Allah'ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?

Muhtasar Tefsir

لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَٓا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِۜ مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءًا يُجْزَ بِه۪ۙ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَص۪يرًا ١٢٣

Leyse bi-emâniyyikum velâ emâniyyi ehli-lkitâbik men ya’mel sû-en yucze bihi velâ yecid lehu min dûniAllâhi veliyyen velâ nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, sizin kuruntularınıza ve Kitap ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim fenalık yaparsa cezasını görür, kendisine Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulur.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَق۪يرًا ١٢٤

Vemen ya’mel mine-ssâlihâti min żekerin ev unśâ vehuve mu/minun feulâ-ike yedḣulûne-lcennete velâ yuzlemûne nakîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ اَحْسَنُ د۪ينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰه۪يمَ خَل۪يلًا ١٢٥

Vemen ahsenu dînen mimmen esleme vechehu liAllâhi vehuve muhsinun vettebe’a millete ibrâhîme hanîfâenk vetteḣażaAllâhu ibrâhîme ḣalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti.

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطًا۟ ١٢٦

VeliAllâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardic vekânaAllâhu bikulli şey-in muhîtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatır.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يمًا ١٢٧

Veyesteftûneke fî-nnisâ-/is kuliAllâhu yuftîkum fîhinne vemâ yutlâ ‘aleykum fî-lkitâbi fî yetâmâ-nnisâ-i-llâtî lâ tu/tûnehunne mâ kutibe lehunne veterġabûne en tenkihûhunne velmustad’afîne mine-lvildâni veen tekûmû lilyetâmâ bilkistic vemâ tef’alû min ḣayrin fe-innaAllâhe kâne bihi ‘alîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: "Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermeyip kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'da size okunandır". Ne iyilik yaparsaniz Allah onu şüphesiz bilir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًاۜ وَالصُّلْحُ خَيْرٌۜ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّۜ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا ١٢٨

Ve-ini-mraetun ḣâfet min ba’lihâ nuşûzen ev i’râdan felâ cunâha ‘aleyhimâ en yuslihâ beynehumâ sulhâanc ve-ssulhu ḣayrunk veuhdirati-l-enfusu-şşuhhac ve-in tuhsinû vetettekû fe-innaAllâhe kâne bimâ ta’melûne ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsaniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَنْ تَسْتَط۪يعُٓوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَٓاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَم۪يلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِۜ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًا ١٢٩

Velen testatî’û en ta’dilû beyne-nnisâ-i velev harastums felâ temîlû kulle-lmeyli feteżerûhâ kelmu’allekatic ve-in tuslihû vetettekû fe-innaAllâhe kâne ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. İşleri düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَك۪يمًا ١٣٠

Ve-in yeteferrakâ yuġniAllâhu kullen min se’atihic vekânaAllâhu vâsi’en hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayrılırlarsa, Allah her birini nimetinin genişliğiyle yoksulluktan kurtarır, Allah her şeyi kaplayandır. Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِيًّا حَم۪يدًا ١٣١

VeliAllâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardik velekad vassaynâ-lleżîne ûtû-lkitâbe min kablikum ve-iyyâkum eni-ttekûAllâhec ve-in tekfurû fe-inne liAllâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardic vekânaAllâhu ġaniyyen hamîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ١٣٢

VeliAllâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardic vekefâ biAllâhi vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِاٰخَر۪ينَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَد۪يرًا ١٣٣

İn yeşe/ yużhibkum eyyuhâ-nnâsu veye/ti bi-âḣarînec vekânaAllâhu ‘alâ żâlike kadîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnsanlar! Allah dilerse sizi yok eder, başkalarını getirir, O, buna Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعًا بَص۪يرًا۟ ١٣٤

Men kâne yurîdu śevâbe-ddunyâ fe’indaAllâhi śevâbu-ddunyâ vel-âḣiratic vekânaAllâhu semî’an basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dünya nimetini kim isterse, bilsin ki, dünyanın ve ahiretin nimeti Allah'ın katındadır. Allah işitir ve görür.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَق۪يرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ وَاِنْ تَلْوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا ١٣٥

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kûnû kavvâmîne bilkisti şuhedâe liAllâhi velev ‘alâ enfusikum evi-lvâlideyni vel-akrabînec in yekun ġaniyyen ev fakîran faAllâhu evlâ bihimâs felâ tettebi’û-lhevâ en ta’dilûc ve-in telvû ev tu’ridû fe-innaAllâhe kâne bimâ ta’melûne ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَع۪يدًا ١٣٦

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû âminû biAllâhi verasûlihi velkitâbi-lleżî nezzele ‘alâ rasûlihi velkitâbi-lleżî enzele min kabluc vemen yekfur biAllâhi vemelâ-iketihi vekutubihi verusulihi velyevmi-l-âḣiri fekad dalle dalâlen ba’îdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap'a ve daha önce indirdiği Kitap'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününu inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَب۪يلًاۜ ١٣٧

İnne-lleżîne âmenû śümme keferû śümme âmenû śümme keferû śümme-zdâdû kufran lem yekuniAllâhu liyaġfira lehum velâ liyehdiyehum sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra da inkarları artmış olanları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.

Muhtasar Tefsir

بَشِّرِ الْمُنَافِق۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًاۙ ١٣٨

Beşşiri-lmunâfikîne bi-enne lehum ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۜ ١٣٩

Elleżîne yetteḣiżûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minînec eyebteġûne ‘indehumu-l’izzete fe-inne-l’izzete liAllâhi cemî’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinirler; onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır.

Muhtasar Tefsir

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعًاۙ ١٤٠

Vekad nezzele ‘aleykum fî-lkitâbi en iżâ semi’tum âyâtiAllâhi yukferu bihâ veyustehzeu bihâ felâ tak’udû me’ahum hattâ yeḣûdû fî hadîśin ġayrihic innekum iżen miśluhumk innaAllâhe câmi’u-lmunâfikîne velkâfirîne fî cehenneme cemî’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, size Kitap'da "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe, onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلًا۟ ١٤١

Elleżîne yeterabbasûne bikum fe-in kâne lekum fethun minaAllâhi kâlû elem nekun me’akum ve-in kâne lilkâfirîne nasîbun kâlû elem nestahviż ‘aleykum venemna’kum mine-lmu/minînec faAllâhu yahkumu beynekum yevme-lkiyâmetic velen yec’alaAllâhu lilkâfirîne ‘alâ-lmu/minîne sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi gözleyenler, Allah'tan size bir zafer gelirse, "Sizinle beraber değil miydik?" derler; eğer kafirlere bir pay çıkarsa, onlara: "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hüküm verir. Allah inkarcılara, inananlar aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلًاۘ ١٤٢

İnne-lmunâfikîne yuḣâdi’ûnaAllâhe vehuve ḣâdi’uhum ve-iżâ kâmû ilâ-ssalâti kâmû kusâlâ yurâûne-nnâse velâ yeżkurûnaAllâhe illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.

Muhtasar Tefsir

مُذَبْذَب۪ينَ بَيْنَ ذٰلِكَۗ لَٓا اِلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَلَٓا اِلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلًا ١٤٣

Mużebżebîne beyne żâlike lâ ilâ hâulâ-i velâ ilâ hâulâ-/ic vemen yudliliAllâhu felen tecide lehu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُب۪ينًا ١٤٤

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minînec eturîdûne en tec’alû liAllâhi ‘aleykum sultânen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَص۪يرًاۙ ١٤٥

İnne-lmunâfikîne fî-dderki-l-esfeli mine-nnâri velen tecide lehum nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا د۪ينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ اَجْرًا عَظ۪يمًا ١٤٦

İllâ-lleżîne tâbû veaslehû va’tesamû biAllâhi veaḣlesû dînehum liAllâhi feulâ-ike me’a-lmu/minînes vesevfe yu/tiAllâhu-lmu/minîne ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah'ın Kitap'ına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstesnadır. Onlar inananlarla beraberdirler. Allah müminlere büyük ecir verecektir.

Muhtasar Tefsir

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِرًا عَل۪يمًا ١٤٧

Mâ yef’aluAllâhu bi’ażâbikum in şekertum veâmentumc vekânaAllâhu şâkiran ‘alîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şükreder ve inanırsanız, Allah size niçin azabetsin? Allah şükrün karşılığını verir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّٓوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعًا عَل۪يمًا ١٤٨

Lâ yuhibbuAllâhu-lcehra bi-ssû-i mine-lkavli illâ men zulimec vekânaAllâhu semî’an ‘alîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, zulme uğrayan kimseden başkasının, kötülüğü sözle bile açıklamasını sevmez. Allah işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ تُبْدُوا خَيْرًا اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُٓوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا قَد۪يرًا ١٤٩

İn tubdû ḣayran ev tuḣfûhu ev ta’fû ‘an sû-in fe-innaAllâhe kâne ‘afuvven kadîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü affederseniz, bilin ki Allah da Affeden'dir, Güçlü Olan'dır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلًاۙ ١٥٠

İnne-lleżîne yekfurûne biAllâhi verusulihi veyurîdûne en yuferrikû beynaAllâhi verusulihi veyekûlûne nu/minu biba’din venekfuru biba’din veyurîdûne en yetteḣiżû beyne żâlike sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّاۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًا ١٥١

Ulâ-ike humu-lkâfirûne hakkanc vea’tednâ lilkâfirîne ‘ażâben muhînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْت۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟ ١٥٢

Velleżîne âmenû biAllâhi verusulihi velem yuferrikû beyne ehadin minhum ulâ-ike sevfe yu/tîhim ucûrahumk vekânaAllâhu ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُٓوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْۚ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَۚ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَانًا مُب۪ينًا ١٥٣

Yes-eluke ehlu-lkitâbi en tunezzile ‘aleyhim kitâben mine-ssemâ-/ic fekad seelû mûsâ ekbera min żâlike fekâlû erinaAllâhe cehraten feaḣażet-humu-ssâ’ikatu bizulmihimc śümme-tteḣażû-l’icle min ba’di mâ câet-humu-lbeyyinâtu fe’afevnâ ‘an żâlikec veâteynâ mûsâ sultânen mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.

Muhtasar Tefsir

وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِم۪يثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقًا غَل۪يظًا ١٥٤

Verafa’nâ fevkahumu-ttûra bimîśâkihim vekulnâ lehumu-dḣulû-lbâbe succeden vekulnâ lehum lâ ta’dû fî-ssebti veeḣażnâ minhum mîśâkan ġalîzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.

Muhtasar Tefsir

فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلًاۖ ١٥٥

Febimâ nakdihim mîśâkahum vekufrihim bi-âyâtiAllâhi vekatlihimu-l-enbiyâe biġayri hakkin vekavlihim kulûbunâ ġulfunc bel tabe’aAllâhu ‘aleyhâ bikufrihim felâ yu/minûne illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sözleşmelerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, "Kalblerimiz perdelidir" demelerinden ötürü Allah, evet, inkarlarına karşılık onların kalblerini mühürledi, onun için bunların ancak pek azı inanır.

Muhtasar Tefsir

وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلٰى مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظ۪يمًاۙ ١٥٦

Vebikufrihim vekavlihim ‘alâ meryeme buhtânen ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪ينًاۙ ١٥٧

Vekavlihim innâ katelnâ-lmesîha ‘îsâ-bne meryeme rasûlaAllâhi vemâ katelûhu vemâsalebûhu velâkin şubbihe lehumc ve-inne-lleżîne-ḣtelefû fîhi lefî şekkin minhuc mâ lehum bihi min ‘ilmin illâ-ttibâ’a-zzanni vemâ katelûhu yakînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

بَلْ رَفَعَهُ اللّٰهُ اِلَيْهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزًا حَك۪يمًا ١٥٨

Bel rafe’ahuAllâhu ileyhic vekânaAllâhu ‘azîzen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًاۚ ١٥٩

Ve-in min ehli-lkitâbi illâ leyu/minenne bihi kable mevtihis veyevme-lkiyâmeti yekûnu ‘aleyhim şehîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur.

Muhtasar Tefsir

فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ اُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ كَث۪يرًاۙ ١٦٠

Febizulmin mine-lleżîne hâdû harramnâ ‘aleyhim tayyibâtin uhillet lehum vebisaddihim ‘an sebîliAllâhi keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.

Muhtasar Tefsir

وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ مِنْهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا ١٦١

Veaḣżihimu-rribâ vekad nuhû ‘anhu veeklihim emvâle-nnâsi bilbâtilic vea’tednâ lilkâfirîne minhum ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.

Muhtasar Tefsir

لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُق۪يم۪ينَ الصَّلٰوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَنُؤْت۪يهِمْ اَجْرًا عَظ۪يمًا۟ ١٦٢

Lâkini-rrâsiḣûne fî-l’ilmi minhum velmu/minûne yu/minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile minkablikec velmukîmîne-ssalâtec velmu/tûne-zzekâte velmu/minûne biAllâhi velyevmi-l-âḣiri ulâ-ike senu/tîhim ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahiret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّ۪نَ مِنْ بَعْدِه۪ۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَع۪يسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًاۚ ١٦٣

İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ve-nnebiyyîne min ba’dihic veevhaynâ ilâ ibrâhîme ve-ismâ’île ve-ishâka veya’kûbe vel-esbâti ve’îsâ veeyyûbe veyûnuse vehârûne vesuleymânec veâteynâ dâvûde zebûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.

Muhtasar Tefsir

وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَۜ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْل۪يمًاۚ ١٦٤

Ve rusulen kad kasasnâhum ‘aleyke min kablu ve rusulen lem naksushum ‘aleyket ve kellemaAllâhu mûsâ teklîmânc

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

رُسُلًا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزًا حَك۪يمًا ١٦٥

Rusulen mubeşşirîne vemunżirîne li-ellâ yekûne linnâsi ‘alaAllâhi huccetun ba’de-rrusulic vekânaAllâhu ‘azîzen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

لٰكِنِ اللّٰهُ يَشْهَدُ بِمَٓا اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِه۪ۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا ١٦٦

LâkiniAllâhu yeşhedu bimâ enzele ileykes enzelehu bi’ilmihis velmelâ-iketu yeşhedûnec vekefâ biAllâhi şehîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat Allah sana indirdiğine şahidlik eder, onu bilerek indirmiştir, melekler de şahidlik ederler. Şahid olarak Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَع۪يدًا ١٦٧

İnne-lleżîne keferû vesaddû ‘an sebîliAllâhi kad dallû dalâlen ba’îdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmışlardır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقًاۙ ١٦٨

İnne-lleżîne keferû vezalemû lem yekuniAllâhu liyaġfira lehum velâ liyehdiyehum tarîkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ١٦٩

İllâ tarîka cehenneme ḣâlidîne fîhâ ebedâenc vekâne żâlike ‘alaAllâhi yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْرًا لَكُمْۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا ١٧٠

Yâ eyyuhâ-nnâsu kad câekumu-rrasûlu bilhakki min rabbikum feâminû ḣayran lekumc ve-in tekfurû fe-inne liAllâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ardic vekânaAllâhu ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnsanlar! Peygamber Rabbiniz'den size gerçekle geldi, inanın, bu sizin hayrınızadır. İnkar ederseniz, bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ اِنَّمَا الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُۚ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُۘ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌۜ اِنْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْۜ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ سُبْحَانَهُٓ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌۢ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا۟ ١٧١

Yâ ehle-lkitâbi lâ taġlû fî dînikum velâ takûlû ‘alaAllâhi illâ-lhakkac innemâ-lmesîhu ‘îsâ-bnu meryeme rasûluAllâhi vekelimetuhu elkâhâ ilâ meryeme verûhun minhus feâminû biAllâhi verusulihis velâ takûlû śelâśetunc intehû ḣayran lekumc innemaAllâhu ilâhun vâhiduns subhânehu en yekûne lehu veledun lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardik vekefâ biAllâhi vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

Muhtasar Tefsir

لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَس۪يحُ اَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلّٰهِ وَلَا الْمَلٰٓئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَۜ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ اِلَيْهِ جَم۪يعًا ١٧٢

Len yestenkife-lmesîhu en yekûne ‘abden liAllâhi velâ-lmelâ-iketu-lmukarrabûnec vemen yestenkif ‘an ‘ibâdetihi veyestekbir feseyahşuruhum ileyhi cemî’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mesih de, gözde melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, hepsini huzuruna toplayacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًاۙ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَص۪يرًا ١٧٣

Feemmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti feyuveffîhim ucûrahum veyezîduhum min fadlihis veemmâ-lleżîne-stenkefû vestekberû feyu’ażżibuhum ‘ażâben elîmen velâ yecidûne lehum min dûniAllâhi veliyyen velâ nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, ecirlerini ödeyecek, onlara olan bol nimetini daha da artıracaktır. Kulluk etmekten çekinenleri ve büyüklük taslayanları elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا ١٧٤

Yâ eyyuhâ-nnâsu kad câekum burhânun min rabbikum veenzelnâ ileykum nûran mubînân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnsanlar! Rabbiniz'den size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik.

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَاعْتَصَمُوا بِه۪ فَسَيُدْخِلُهُمْ ف۪ي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍۙ وَيَهْد۪يهِمْ اِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًاۜ ١٧٥

Feemmâ-lleżîne âmenû biAllâhi va’tasamû bihi feseyudḣiluhum fî rahmetin minhu vefadlin veyehdîhim ileyhi sirâtan mustekîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kendisine inananları ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.

Muhtasar Tefsir

يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١٧٦

Yesteftûneke kuliAllâhu yuftîkum fî-lkelâletic ini-mruun heleke leyse lehu veledun velehu uḣtun felehâ nisfu mâ terakec vehuve yeriśuhâ in lem yekun lehâ veledun fe-in kânetâ-śneteyni felehumâ-śśuluśâni mimmâ terakec ve-in kânû iḣveten ricâlen venisâen feliżżekeri miślu hazzi-lunśeyeynik yubeyyinuAllâhu lekum en tadillûk vaAllâhu bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden fetva isterler, de ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: "Şayet çocuğu olmayıp bir kızkardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kızkardeşe kalır. Fakat kızkardeşinin çocuğu yoksa kendisi, ona tamamen varis olur. Eğer iki kızkardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor." Allah her şeyi bilir.

Muhtasar Tefsir

Nisâ Sûresi hakkında

Âyet
176
İniş yeri
Medine
İniş sırası
92.
Kelime
3.747
Harf
16.086
Cüz
4.
Sayfa
76
Nisa suresi kaç ayettir?

Nisâ Sûresi 176 âyettir.

Nisa suresi Mekki mi Medeni mi?

Nisâ Sûresi Medine'de indirilmiş Medenî bir sûredir.

Nisa suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Nisâ Sûresi, mushaf sıralamasında 4. sûredir; iniş sırasına göre 92. sûredir.

Nisa suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Nisâ Sûresi 4. cüzde, mushafın 76. sayfasında başlar.

Surah An-Nisa in English · Nisa surəsi · Niso surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma