Yâ eyyuhâ-lleżîne ûtû-lkitâbe âminû bimâ nezzelnâ musaddikan limâ me’akum min kabli en natmise vucûhen feneruddehâ ‘alâ edbârihâ ev nel’anehum kemâ le’annâ ashâbe-ssebtic vekâne emruAllâhi mef’ûlân
Meal
Ey kendilerine kitap verilenler! Biz birtakım yüzleri silip dümdüz ederek enseleri hâline çevirmeden, yahut cumartesi gününe saygı göstermeyen kimseleri lânetlediğimiz gibi sizi de lânetlemeden önce, yanınızdaki Tevrat’ı doğrulamak üzere indirdiğimiz Kur’an’a iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.
Kur'an Tefsiri
Bu âyette Kur’an’a ve Peygamber’e inanmamakta inat eden Ehl-i kitaba yönelik büyük bir azap tehdidi vardır. “Yüzleri silip dümdüz etmek” bir yüzü yüz olmaktan çıkacak şekilde değişime uğratmak, yüzdeki organları silip yok etmek; “arkalarına çevirmek”ten kasıt da yüzdeki organları başın arkasına koymak anlamına gelebilir. Bir insan yüzünün kafanın arkasında olmasının değil gerçekleşmesi, hayali bile dehşet vermeye yetecektir. Bu ifadeler şayet mecazi anlamda kullanılıyor ise, bu durumda bir yüzü yüz yapan özelliklerin yok edilmesi; idrâkten ve idrâk duyularından mahrum bırakılması, insanın ileriye, kemâle yönelik olan yürüyüşünün ters istikamete çevrilip geriye, ilkelliğe, nâdânlığa yöneltilmesi ve böylelikle iki cihanda şekâvet damgası yapıştırılarak ebedî azâba dûçar kılınması kastediliyor demektir. Bedenleri, yahut tıynetleri maymunlara ve domuzlara çevrilen “Ashâb-ı sebt” kıssasına Bakara sûresi 65-66. âyetlerde temas edilmiş, bu kıssa daha geniş olarak da A‘râf sûresi 163-166 âyetlerde anlatılmıştır.
Hâsılı müslüman, Allah’ın emir ve nehiyleri karşısında son derece dikkatli olmalı, sû-i hâtimeden korkmalıdır. Bu açıdan bakıldığında müezzin Abdullah b. Ahmed’in anlattığı şu olay, ne kadar ibretlidir: “Beytullah’ı tavâf ediyordum. Adamın biri devamlı «Allahım, beni bu dünyadan müslüman olarak çıkar» diye dua edip duruyor, başka bir şey söylemiyordu. Kabe’nin örtüsüne tutunmuş gözyaşı döken adama: «Niçin bu duadan başka bir dua etmiyorsun?» deyince adam: «Benim başıma gelenleri bilsen beni mâzur görürdün» dedi ve anlatmaya başladı: «Benim iki kardeşim vardı ki bunların büyük olanı Allah rızâsı için kırk sene ezan okuyan bir müezzindi. Ölümü yaklaşınca mushafın getirilmesini istedi. Biz, mushafı teberrük için istediğini zannettik. Mushafı eline aldı ve oradakileri kendisinin bu mushafta bulunanlardan uzak olduğuna şâhit tuttu. Sonra Hristiyan oldu ve Hristiyan olarak öldü. O defnedilince otuz sene de öteki kardeşim müezzinlik yaptı. Ölüm gelip çattığında o da ilk kardeşimin yaptıklarını yaptı ve Hristiyan olarak öldü. Şimdi ben de onlar gibi olmaktan korkuyorum. Onun için Allah’tan dînimi korumasını niyâz ediyorum». Bunun üzerine ben:
«Peki onlar hayattayken ne yaparlar, ne ederlerdi» diye sordum. Adam:
«Kadınların avret yerlerini tâkip ederler ve tüysüz oğlanlara şehvetle bakarlardı» dedi.”
Ancak kul, nefis ve şeytanın aldatması ve gafletin tesiriyle ne kadar günaha düşerse düşsün, bütün günahları bağışlayıcı sonsuz merhamet sahibi bir Rabbinin olduğunu unutmamalı, ümitsizliğe kapılmamalı ve O’nun tevbe çağrısına kulak vermelidir:
Muhtasar Tefsir
Ey kendilerine kitap gönderilmiş Yahudi ve Hristiyan topluluğu! Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-`e indirdiğimiz kitaba iman edin! Zira o sizlere indirilen Tevrat ve İncil`i doğrulayan bir kitaptır. Yüzlerinizde bulunan duyu hislerini silip, onları arkalarınız tarafına çevirmeden yahut sizleri Allah rahmetinden kovmadan önce bu kitaba iman ediniz. Nitekim daha önce cumartesi günü kendilerine balık avlanmak yasak olmasına rağmen avlanıp, haddi aşanları rahmetimizden kovmuş, onları maymuna çevirmiştik. Allah Teâlâ’nın emri ve takdiri kaçınılmazdır, muhakkak gerçekleşecektir.