Lâ cerame ennemâ ted’ûnenî ileyhi leyse lehu da’vetun fî-ddunyâ velâ fî-l-âḣirati ve enne meraddenâ ilaAllâhi ve enne-lmusrifîne hum ashâbu-nnâri
Meal
“Şu da apaçık bir gerçektir ki, sizin beni tapmaya çağırdığınız putlar, ne dünyada ne de âhirette yapılan dualara kesinlikle cevap veremezler. Hepimizin dönüşü elbette Allah’adır! Şüphe yok ki, ilâhî hükümleri reddederek haddi aşanlar, evet onlar, kesinlikle cehennem yoldaşı olacaklardır.”
Kur'an Tefsiri
Burada, mü’min adamla kavmi arasındaki tartışma sona ermektedir. Fakat, Firavun’un ailesinden olan bu inanmış adam, gerçek sözünü zamanın kalbine sonsuza dek silinmeyecek biçimde kazımış bulunmaktadır. O da: “Ben işimi tam bir teslimiyet içinde Allah’a havâle ediyorum. Şüphesiz Allah kullarını çok iyi görmektedir” (Mü’min 40/44) sözüdür.
Şeyh Hamîdüddîn Aksarâyî, bir mânada da o mü’min adamın halini terennüm ederek şöyle der:
“Diriyiz dâim ölmeyiz, karanlıkta da kalmayız,
Çürüyüp toprak da olmayız, bize leyl ü nehâr olmaz.
Ne kahrı düşman elinden, ne lütfu âşinâdan bil,
Umûru Hakk’a tefvîz et Cenâb-ı Kibriyâ’dan bil.”[1]
Bundan sonra o mü’min kişinin akıbetinden ve ona karşı gelen Firavun ehlinin gerek kabirdeki gerekse mahşerdeki durumlarından bazı kesitler verilmektedir:[1] Leyl ü nehâr: Gece ve gündüz. Âşinâ: Dost. Umûr: İşler. Tefvîz: Ismarlama, havale etme.
Muhtasar Tefsir
Gerçek şu ki, kendisine iman ve itaat etmeye çağırdığınız şeyin, dünyada ve ahirette çağırmaya değer bir tarafı yoktur. Kendisine dua edene icabet edemez. Hepimiz yalnızca Yüce Allah`a döneceğiz. Şüphesiz küfür ve günahlarda haddi aşanlar kıyamet günü ateşe girecek kimselerdir ve oradan ayrılmayacaklardır.