Seyekûlu leke-lmuḣallefûne mine-l-a’râbi şeġaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festaġfir lenâc yekûlûne bi-elsinetihim mâ leyse fî kulûbihimc kul femen yemliku lekum minaAllâhi şey-en in erâde bikum darran ev erâde bikum nef’âanc bel kânaAllâhu bimâ ta’melûne ḣabîrân
Meal
Hudeybiye seferine katılmayıp geride kalan bedevîler sana gelip: “Mallarımız ve evlatlarımız bizi oyaladı, seferden alıkoydu; ne olur bizim için Allah’tan bağışlanma dile” diyecekler. Onlar, gönüllerinde olmayanı dillerinin ucuyla söylüyorlar. De ki: “Eğer Allah size bir zarar vermek veya bir fayda sağlamak istese, O’ndan size gelecek şeyi kim engelleyebilir? Doğrusu Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Kur'an Tefsiri
Sefere katılmayanlar, Medine civarında oturan Gifâr, Müzeyne, Cüheyne, Eşca’, Nah’ ve Eslem kabileleri idi. Resûlullah (s.a.s.) umre niyetiyle sefere karar verince müşriklerin, Kâbe’yi ziyaretlerine engel olmamaları için Medine etrafındaki göçebe kabilelerin de sefere katılmalarını istedi. Fakat onlar bu seferden ganimet ummadıkları ve müşriklerin saldırıp müslümanların işini bitireceklerini sandıkları için, işleri olduğunu bahane ederek sefere katılmadılar. İşte bu âyet-i kerîmeler, mûcizevî olarak, bu kabilelerin, müslümanların sağ salim Medine’ye döndüklerini gördükleri zaman, Peygamberimiz (s.a.s.)’e gelip bahaneler ileri süreceklerini, kendileri için istiğfar etmesini isteyeceklerini haber vermektedir. Fakat onların bu taleplerinde samimi olmadıklarını, sözleriyle özlerinin birbirini tutmadığını, daha doğrusu yalan söylediklerini ihbar etmektedir. Çünkü onlar bu hareketlerinden dolayı gerçekten pişman olmuş değillerdir. Peygamber’e tabi olmadıklarından dolayı günah işlediklerini de düşünmemişlerdir. Kalplerinde gerçekten bir bağışlanma arzusu da yoktur. Hatta akıllarınca bu tehlikeli sefere gitmeyerek onlar çok akıllı hareket ettiklerini zannetmektedirler.
12. âyette geçen اَلْبُورُ (bûr) kelimesi;
› Bozguncu, içinde fesat olan, hiçbir hayırlı işe yaramayan, hayırsız adamlar,
› Mahvolan, sonu kötü, felaket yolunda giden kimseler anlamına gelir.
Bu tip insanlar, bir taraftan Allah ve Rasûlü’ne gerçekten iman etmedikleri takdirde cehennem ateşiyle tehdit edilirlerken, bir taraftan da samimi olarak tevbe edip bağışlanma diledikleri takdirde affedilecekleri müjdelenir.
Ganimet ümidi olmadığı için sefere katılmayan bu insanların, bir de ganimet ihtimalinin artması karşısında nasıl ağızlarının sulandığına bakın:Muhtasar Tefsir
-Ey Peygamber!- Mekke`ye yolcuğunda Allah Teâlâ`nın bedevilerden seninle birlikte olmaktan geri bıraktıkları var ya, sen onları azarlarsan sana diyecekler ki: "Bizleri seninle yolculuk etmekten mallarımız ve evlatlarımız ile ilgilenmemiz alıkoydu. Bundan dolayı bizim günahlarımız için Allah`tan bağışlanma dile!" Onlar Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-`in kendileri için Allah`tan bağışlanma talebini kalplerinde olmadığı halde dilleri ile söylerler. Çünkü onlar, günahlarından tövbe etmediler. Onlara de ki: "Eğer Allah size bir hayır yahut zarar gelmesini dilerse O`na karşı kimsenin gücü yetmez. Hayır! Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Siz ne kadar gizleseniz de yaptıklarınızdan hiçbir şey O`na gizli kalmaz."