şera’a lekum mine-ddîni mâ vassâ bihi nûhan velleżî evhaynâ ileyke vemâ vassaynâ bihi ibrâhîme ve mûsâ ve ’îsâs en ekîmû-ddîne velâ teteferrakû fîhic kebura ‘alâ-lmuşrikîne mâ ted’ûhum ileyhic Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu veyehdî ileyhi men yunîbu
Meal
Allah, din olarak Nûh’a emrettiğini, hem sana vahyettiğimizi, keza İbrâhim’e, Mûsâ’ya, İsa’ya emrettiğimizi sizin ferdî ve içtimâî hayatınız için de mutlaka uyulması gereken, değişmez ve değiştirilemez bir şeriat, bir hukuk düzeni kıldı. Onun da aslı şudur: “Dinî doğru anlayıp hükümlerini en güzel şekilde uygulayın ve bu hususta ayrılığa düşmeyin!” Ancak senin dâvet ettiğin esaslar, müşriklere çok ağır gelmektedir. Oysa Allah dilediği kullarını bu mükemmel dini hem yaşamak hem de tebliğ etmek için seçer ve kendisine gönülden yönelenleri doğru yola iletir.
Kur'an Tefsiri
Bütün peygamberlere emredilen din İslâm’dır. Çünkü Hak katında tek makbul din odur. Burada özellikle beş peygamberin ismi zikredilir. Bunlar; Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsa ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Nitekim Ahzab sûresi 7. âyette de diğer peygamberler isimleri tafsil edilmeksizin bir bütün halinde zikredilmişken bu beş peygamberin isimleri açıkça belirtilmiştir. Çünkü bunlar, Allah Teâlâ’nın müstakil şeriatler indirdiği “ulu’l-azm” peygamberlerdir. İnsanlık tarihinin mühim dönüm noktalarında vazife yapmışlar ve çok büyük bir mücadele vermişlerdir.
Bu peygamberlere vahyedilen dinin, أَصُولُ الدّ۪ينِ (usûlu’d-dîn) dediğimiz temel esasları aynıdır. Tevhid, iman, ahlâk ve -ayrıntılarda farklılık olsa da- ibâdet esasları bu nevidendir. فُرُوعُ الدّ۪ينِ (furu‘u’d-dîn) dediğimiz muamelât esaslarına gelince, peygamberin gönderildiği zaman ve toplumun şartlarına göre bir kısım esaslar belirlenmiş; bir peygamberden diğer peygambere bir kısım değişiklikler olabilmiştir. Mesela Hz. Âdem zamanında, o dönemin taşıdığı hususi şartlar gereği bir erkeğin aynı batından olmamak şartıyla kendi kız kardeşi ile evlenmesi caizdi. Hz. Nûh zamanında bu uygulamaya son verilmiştir. Zulüm ve haksızlıkları sebebiyle yahudilere bazı mübah şeyler haram kılınmıştı. (bk. Nisâ 4/160-161) Hz. İsa bunların bir kısmını tekrar helâl kıldı. (bk. Âl-i İmran 3/50) Resûlullah (s.a.s.)’e gelen şeriat de önceki dönemlerde var olan bir kısım zor hükümleri kaldırmış, zamanın şartları ve insanların maslahatlarına göre yeni bir takım hükümler koymuştur. (bk. A‘râf 7/157) Ancak bu tür farklılıklar, dinin uygulanması istenen temel esasları noktasından bakıldığında, ne büyük bir yekün, ne de büyük bir anlam ifade eder. Bu sebeple âyet-i kerîmede her çağda bütün insanlara: “Dinin ikâmesi ve onda ayrılığa düşülmemesi” emredilir.
“Dinin ikâmesi”; hak dini kabul ettikten sonra itikat, ahlâk, ibâdet ve muâmelât bakımından dinin tam olarak uygulanması ve her işin dinî esaslara göre tanzim edilmesidir. “Dinde ayrılığa düşmemek” ise, dinin emir ve yasaklarına ehemmiyet vermek ve bu hususta farklı yorumlarla bölünüp parçalanmamaktır. Dini esasları, oradaki farz, haram, vacip, müstehap veya mekruh hükümleri şahsi telakkilerle farklı şekillerde tevil edip önem sırasını değiştirmemek, hepsini yerli yerince kabullenip uygulamaya çalışmaktır. İşte bütün bunlar, putperestlik örf ve adetlerine alışmış müşriklere ağır gelmekte ve bunları kabulde zorlanmaktadırlar. Fakat Allah Teâlâ, dilediği kullarını dinini öğrenme, anlama, yaşama ve tebliğ etme vazifesi için seçecektir. Şirki bırakıp tam bir teslimiyet ve samimiyet içinde kendine yönelenleri doğru yola eriştirecektir.
Gerçek böyle olmakla birlikte:Muhtasar Tefsir
-Ey Resul!- Sana vahyettiğimiz ve dinden meşru kıldığımız gibi Nuh`a tebliğ etmesini ve amel etmesini emrettik. İbrahim`e, Musa`ya ve İsa`ya tebliğ etmesini ve amel etmesini meşru kıldığımız gibi Allah size de meşru kıldı. Hülasa, dini ikame edin ve onda tefrikayı ve ayrılığı bırakın. Fakat müşrikleri kendisine davet ettiğin Allah`ın tevhidi ve O`ndan başkasına ibadet etmeyi terk etmelerini davet etmen onlara zor gelmiştir. Allah, kullarından dilediğini kendisine seçer ve onu kendisine ibadet etmeye ve itaat etmeye muvaffak kılar. Onlardan günahlarından tövbe ederek kendisine dönenleri de hidayet eder.