Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الشورى

Şûrâ Sûresi

42. sûreMekkî53 âyetSayfa 482
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

حٰمٓ ١

Hâ-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ha, Mim.

Muhtasar Tefsir

عٓسٓقٓ۠ ٢

‘Ayn-Sîn-Kâf

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayn, Sin, Kaf,

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣

Keżâlike yûhî ileyke ve-ilâ-lleżîne min kablikaAllâhu-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ ٤

Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardis vehuve-l’aliyyu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.

Muhtasar Tefsir

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٥

Tekâdu-ssemâvâtu yetefattarne min fevkihinnec velmelâ-iketu yusebbihûne bihamdi rabbihim ve yestaġfirûne limen fî-l-ardik elâ innaAllâhe huve-lġafûru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ٦

Velleżîne-tteḣażû min dûnihi evliyâaAllâhu hafîzun ‘aleyhim vemâ ente ‘aleyhim bivekîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ ٧

Ve keżâlike evhaynâ ileyke kur-ânen ‘arabiyyen litunżira umme-lkurâ vemen havlehâ ve tunżira yevme-lcem’i lâ raybe fîhic ferîkun fî-lcenneti ve ferîkun fî-ssa’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٨

Velev şâaAllâhu lece’alehum ummeten vâhideten velâkin yudḣilu men yeşâu fî rahmetihic ve-zzâlimûne mâ lehum min veliyyin velâ nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.

Muhtasar Tefsir

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩

Emi-tteḣażû min dûnihi evliyâ/es faAllâhu huve-lveliyyu ve huve yuhyî-lmevtâ ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ١٠

Vemâ-ḣteleftum fîhi min şey-in fehukmuhu ilaAllâhic żâlikumuAllâhu rabbî ‘aleyhi tevekkeltu ve-ileyhi unîbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)

Muhtasar Tefsir

فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًاۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ ف۪يهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١١

Fâtiru-ssemâvâti vel-ardic ce’ale lekum min enfusikum ezvâcen vemine-l-en’âmi ezvâcens yeżraukum fîhic leyse kemiślihi şey-un vehuve-ssemî’u-lbasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١٢

Lehu mekâlîdu-ssemâvâti vel-ardis yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiruc innehu bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.

Muhtasar Tefsir

شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا وَصّٰى بِه۪ نُوحًا وَالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِه۪ٓ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسٰٓى اَنْ اَق۪يمُوا الدّ۪ينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا ف۪يهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِك۪ينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَب۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يُن۪يبُ ١٣

şera’a lekum mine-ddîni mâ vassâ bihi nûhan velleżî evhaynâ ileyke vemâ vassaynâ bihi ibrâhîme ve mûsâ ve ’îsâs en ekîmû-ddîne velâ teteferrakû fîhic kebura ‘alâ-lmuşrikîne mâ ted’ûhum ileyhic Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu veyehdî ileyhi men yunîbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ١٤

Vemâ teferrakû illâ min ba’di mâ câehumu-l’ilmu baġyen beynehumc velevlâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen lekudiye beynehumc ve-inne-lleżîne ûriśû-lkitâbe min ba’dihim lefî şekkin minhu murîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.

Muhtasar Tefsir

فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ ١٥

Feliżâlike fed’us vestakim kemâ umirtes velâ tettebi’ ehvâehums ve kul âmentu bimâ enzelaAllâhu min kitâbins ve umirtu li-a’dile beynekumus Allâhu rabbunâ ve rabbukums lenâ a’mâlunâ velekum a’mâlukums lâhuccete beynenâ vebeynekumus Allâhu yecme’u beynenâ ve-ileyhi-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يُحَٓاجُّونَ فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُج۪يبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ١٦

Velleżîne yuhâccûne fiAllâhi min ba’di mâ-stucîbe lehu huccetuhum dâhidatun ‘inde rabbihim ve ’aleyhim ġadabun velehum ‘ażâbun şedîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ ١٧

Allâhu-lleżî enzele-lkitâbe bilhakki velmîzânek vemâ yudrîke le’alle-ssâ’ate karîbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.

Muhtasar Tefsir

يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ١٨

Yesta’cilu bihâ-lleżîne lâ yu/minûne bihâs velleżîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehâ-lhakkuk elâ inne-lleżîne yumârûne fî-ssâ’ati lefî dalâlin ba’îdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ لَط۪يفٌ بِعِبَادِه۪ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ۟ ١٩

Allâhu latîfun bi’ibâdihi yerzuku men yeşâ/us ve huve-lkaviyyu-l’azîzu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ ٢٠

Men kâne yurîdu harśe-l-âḣirati nezid lehu fî harśihis vemen kâne yurîdu harśe-ddunyâ nu/tihi minhâ vemâ lehu fî-l-âḣirati min nasîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢١

Em lehum şurakâu şera’û lehum mine-ddîni mâ lem ye/żen bihiAllâhuc velevlâ kelimetu-lfasli lekudiye beynehumk ve-inne-zzâlimîne lehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.

Muhtasar Tefsir

تَرَى الظَّالِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُ ٢٢

Terâ-zzâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû ve huve vâki’un bihimk velleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti fî ravdâti-lcennâtis lehum mâ yeşâûne ‘inde rabbihimc żâlike huve-lfadlu-lkebîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ الَّذ۪ي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ ف۪يهَا حُسْنًاۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ٢٣

Żâlike-lleżî yubeşşiruAllâhu ‘ibâdehu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâtik kul lâ es-elukum ‘aleyhi ecran illâ-lmeveddete fî-lkurbâk vemen yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâenc innaAllâhe ġafûrun şekûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۚ فَاِنْ يَشَاِ اللّٰهُ يَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَۜ وَيَمْحُ اللّٰهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٢٤

Em yekûlûne-fterâ ‘alaAllâhi keżibâens fe-in yeşe-iAllâhu yaḣtim ‘alâ kalbikek ve yemhuAllâhu-lbâtile ve yuhikku-lhakka bikelimâtihic innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ٢٥

Ve huve-lleżî yakbelu-ttevbete ‘an ‘ibâdihi ve ya’fû ‘ani-sseyyi-âti ve ya’lemu mâ tef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٢٦

Ve yestecîbu-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti ve yezîduhum min fadlihic velkâfirûne lehum ‘ażâbun şedîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه۪ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٢٧

Velev besataAllâhu-rrizka li’ibâdihi lebeġav fî-l-ardi velâkin yunezzilu bikaderin mâ yeşâ/us innehu bi’ibâdihi ḣabîrun basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَم۪يدُ ٢٨

Vehuve-lleżî yunezzilu-lġayśe min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmetehuc vehuve-lveliyyu-lhamîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ ف۪يهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَد۪يرٌ۟ ٢٩

Vemin âyâtihi ḣalku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beśśe fîhimâ min dâbbetinc ve huve ‘alâ cem’ihim iżâ yeşâu kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ ٣٠

Vemâ esâbekum min musîbetin febimâ kesebet eydîkum ve ya’fû ‘an keśîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِۚ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٣١

Vemâ entum bimu’cizîne fî-l-ardis vemâ lekum min dûniAllâhi min veliyyin velâ nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِهِ الْجَوَارِ فِي الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِۜ ٣٢

Vemin âyâtihi-lcevâri fî-lbahri kel-a’lâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرّ۪يحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍۙ ٣٣

İn yeşe/ yuskini-rrîha feyazlelne ravâkide ‘alâ zahrihic inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَيَعْفُ عَنْ كَث۪يرٍۘ ٣٤

Ev yûbikhunne bimâ kesebû ve ya’fu ‘an keśîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.

Muhtasar Tefsir

وَيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ ٣٥

Ve ya’leme-lleżîne yucâdilûne fî âyâtinâ mâ lehum min mehîsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.

Muhtasar Tefsir

فَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ ٣٦

Femâ ûtîtum min şey-in femetâ’u-lhayâti-ddunyâs vemâ ‘indaAllâhi ḣayrun ve ebkâ lilleżîne âmenû ve ’alâ rabbihim yetevekkelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَۚ ٣٧

Velleżîne yectenibûne kebâ-ira-l-iśmi velfevâhişe ve-iżâ mâ ġadibû hum yaġfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۚ ٣٨

Velleżîne-stecâbû lirabbihim ve ekâmû-ssalâte ve emruhum şûrâ beynehum ve mimmâ razeknâhum yunfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ ٣٩

Velleżîne iżâ esâbehumu-lbaġyu hum yentasirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَجَزٰٓؤُ۬ا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ ٤٠

Ve cezâu seyyi-etin seyyi-etun miśluhâs femen ‘afâ ve asleha fe-ecruhu ‘alaAllâhic innehu lâ yuhibbu-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَا عَلَيْهِمْ مِنْ سَب۪يلٍۜ ٤١

Velemeni-ntesara ba’dezulmihi feulâ-ike mâ ‘aleyhim min sebîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤٢

İnnemâ-ssebîlu ‘alâ-lleżîne yazlimûne-nnâse ve yebġûne fî-l-ardi biġayri-lhakkic ulâ-ike lehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ۟ ٤٣

Velemen sabera ve ġafera inne żâlike lemin ‘azmi-l-umûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِيٍّ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَتَرَى الظَّالِم۪ينَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ اِلٰى مَرَدٍّ مِنْ سَب۪يلٍۚ ٤٤

Vemen yudliliAllâhu femâ lehu min veliyyin min ba’dihik ve terâ-zzâlimîne lemmâ raevû-l’ażâbe yekûlûne hel ilâ meraddin min sebîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.

Muhtasar Tefsir

وَتَرٰيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِع۪ينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِم۪ينَ ف۪ي عَذَابٍ مُق۪يمٍ ٤٥

Veterâhum yu’radûne ‘aleyhâ ḣâşi’îne mine-żżulli yenzurûne min tarfin ḣafiyyink ve kâle-lleżîne âmenû inne-lḣâsirîne-lleżîne ḣasirû enfusehum ve ehlîhim yevme-lkiyâmetik elâ inne-zzâlimîne fî ‘ażâbin mukîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَب۪يلٍۜ ٤٦

Vemâ kâne lehum min evliyâe yensurûnehum min dûniAllâhik vemen yudliliAllâhu femâ lehu min sebîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.

Muhtasar Tefsir

اِسْتَج۪يبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِۜ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَك۪يرٍ ٤٧

İstecîbû lirabbikum min kabli en ye/tiye yevmun lâ meradde lehu minaAllâhic mâ lekum min melce-in yevme-iżin vemâ lekum min nekîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَاۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ ٤٨

Fe-in a’radû femâ erselnâke ‘aleyhim hafîzâans in ‘aleyke illâ-lbelâġuk ve-innâ iżâ eżaknâ-l-insâne minnâ rahmeten feriha bihâs ve-in tusibhum seyyi-etun bimâ kaddemet eydîhim fe-inne-l-insâne kefûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.

Muhtasar Tefsir

لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ يَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ ٤٩

LiAllâhi mulku-ssemâvâti vel-ardic yaḣluku mâ yeşâ/us yehebu limen yeşâu inâśen ve yehebu limen yeşâu-żżukûra

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًاۚ وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَٓاءُ عَق۪يمًاۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ ٥٠

Ev yuzevvicuhum żukrânen ve-inâśâens ve yec’alu men yeşâu ‘akîmâenc innehu ‘alîmun kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ ٥١

Vemâ kâne libeşerin en yukellimehuAllâhu illâ vahyen ev min verâ-i hicâbin ev yursile rasûlen feyûhiye bi-iżnihi mâ yeşâ/uc innehu ‘aliyyun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاۜ مَا كُنْتَ تَدْر۪ي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْا۪يمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْد۪ي بِه۪ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاۜ وَاِنَّكَ لَتَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۙ ٥٢

Ve keżâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâc mâ kunte tedrî mâ-lkitâbu velâ-l-îmânu velâkin ce’alnâhu nûran nehdî bihi men neşâu min ‘ibâdinâc ve-inneke letehdî ilâ sirâtin mustakîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.

Muhtasar Tefsir

صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَص۪يرُ الْاُمُورُ ٥٣

SirâtiAllâhi-lleżî lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardik elâ ilaAllâhi tasîru-l-umûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.

Muhtasar Tefsir

Şûrâ Sûresi hakkında

Âyet
53
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
62.
Kelime
860
Harf
3.471
Cüz
25.
Sayfa
482
Şura suresi kaç ayettir?

Şûrâ Sûresi 53 âyettir.

Şura suresi Mekki mi Medeni mi?

Şûrâ Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Şura suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Şûrâ Sûresi, mushaf sıralamasında 42. sûredir; iniş sırasına göre 62. sûredir.

Şura suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Şûrâ Sûresi 25. cüzde, mushafın 482. sayfasında başlar.

Surah Ash-Shura in English · Şura surəsi · Shuro surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma