Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ٢٥

25. Cüz

Fussilet 41:47 → Câsiye 45:37 Sayfa 481–501 246 âyet
FussiletŞûrâZuhrufDuhânCâsiye
Mushaf
Fussilet Sûresiفصلت47. âyet →

اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ ٤٧

İleyhi yuraddu ‘ilmu-ssâ’atic vemâ taḣrucu min śemerâtin min ekmâmihâ vemâ tahmilu min unśâ velâ teda’u illâ bi’ilmihic ve yevme yunâdîhim eyne şurakâ-î kâlû âżennâke mâ minnâ min şehîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler.

Muhtasar Tefsir

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ ٤٨

Ve dalle ‘anhum mâ kânû yed’ûne min kablus ve zannû mâ lehum min mehîsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ ٤٩

Lâ yes-emu-l-insânu min du’â-i-lḣayri ve-in messehu-şşerru feyeûsun kanûtun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٥٠

Vele-in eżaknâhu rahmeten minnâ min ba’di darrâe messet-hu leyekûlenne hâżâ lî vemâ ezunnu-ssâ’ate kâ-imeten vele-in ruci’tu ilâ rabbî inne lî ‘indehu lelhusnâc felenunebbi-enne-lleżîne keferû bimâ ‘amilû velenużîkannehum min ‘ażâbin ġalîzin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ ٥١

Ve-iżâ en’amnâ ‘alâ-l-insâni a’rada ve neâ bicânibihi ve-iżâ messehu-şşerru feżû du’â-in ‘arîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ ٥٢

Kul eraeytum in kâne min ‘indiAllâhi śümme kefertum bihi men edallu mimmen huve fî şikâkin ba’îdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?"

Muhtasar Tefsir

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٥٣

Senurîhim âyâtinâ fî-l-âfâki vefî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehu-lhakkuk eve lem yekfi birabbike ennehu ‘alâ kulli şey-in şehîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ ٥٤

Elâ innehum fî miryetin min likâ-i rabbihimk elâ innehu bikulli şey-in muhîtun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الشورى

Şûrâ Sûresi

42. sûreMekkî53 âyetSayfa 482
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

حٰمٓ ١

Hâ-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ha, Mim.

Muhtasar Tefsir

عٓسٓقٓ۠ ٢

‘Ayn-Sîn-Kâf

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayn, Sin, Kaf,

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣

Keżâlike yûhî ileyke ve-ilâ-lleżîne min kablikaAllâhu-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ ٤

Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardis vehuve-l’aliyyu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.

Muhtasar Tefsir

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٥

Tekâdu-ssemâvâtu yetefattarne min fevkihinnec velmelâ-iketu yusebbihûne bihamdi rabbihim ve yestaġfirûne limen fî-l-ardik elâ innaAllâhe huve-lġafûru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ٦

Velleżîne-tteḣażû min dûnihi evliyâaAllâhu hafîzun ‘aleyhim vemâ ente ‘aleyhim bivekîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ ٧

Ve keżâlike evhaynâ ileyke kur-ânen ‘arabiyyen litunżira umme-lkurâ vemen havlehâ ve tunżira yevme-lcem’i lâ raybe fîhic ferîkun fî-lcenneti ve ferîkun fî-ssa’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٨

Velev şâaAllâhu lece’alehum ummeten vâhideten velâkin yudḣilu men yeşâu fî rahmetihic ve-zzâlimûne mâ lehum min veliyyin velâ nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.

Muhtasar Tefsir

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩

Emi-tteḣażû min dûnihi evliyâ/es faAllâhu huve-lveliyyu ve huve yuhyî-lmevtâ ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ١٠

Vemâ-ḣteleftum fîhi min şey-in fehukmuhu ilaAllâhic żâlikumuAllâhu rabbî ‘aleyhi tevekkeltu ve-ileyhi unîbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)

Muhtasar Tefsir

فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًاۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ ف۪يهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١١

Fâtiru-ssemâvâti vel-ardic ce’ale lekum min enfusikum ezvâcen vemine-l-en’âmi ezvâcens yeżraukum fîhic leyse kemiślihi şey-un vehuve-ssemî’u-lbasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١٢

Lehu mekâlîdu-ssemâvâti vel-ardis yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiruc innehu bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.

Muhtasar Tefsir

شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا وَصّٰى بِه۪ نُوحًا وَالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِه۪ٓ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسٰٓى اَنْ اَق۪يمُوا الدّ۪ينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا ف۪يهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِك۪ينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَب۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يُن۪يبُ ١٣

şera’a lekum mine-ddîni mâ vassâ bihi nûhan velleżî evhaynâ ileyke vemâ vassaynâ bihi ibrâhîme ve mûsâ ve ’îsâs en ekîmû-ddîne velâ teteferrakû fîhic kebura ‘alâ-lmuşrikîne mâ ted’ûhum ileyhic Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu veyehdî ileyhi men yunîbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ١٤

Vemâ teferrakû illâ min ba’di mâ câehumu-l’ilmu baġyen beynehumc velevlâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen lekudiye beynehumc ve-inne-lleżîne ûriśû-lkitâbe min ba’dihim lefî şekkin minhu murîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.

Muhtasar Tefsir

فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ ١٥

Feliżâlike fed’us vestakim kemâ umirtes velâ tettebi’ ehvâehums ve kul âmentu bimâ enzelaAllâhu min kitâbins ve umirtu li-a’dile beynekumus Allâhu rabbunâ ve rabbukums lenâ a’mâlunâ velekum a’mâlukums lâhuccete beynenâ vebeynekumus Allâhu yecme’u beynenâ ve-ileyhi-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يُحَٓاجُّونَ فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُج۪يبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ١٦

Velleżîne yuhâccûne fiAllâhi min ba’di mâ-stucîbe lehu huccetuhum dâhidatun ‘inde rabbihim ve ’aleyhim ġadabun velehum ‘ażâbun şedîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ ١٧

Allâhu-lleżî enzele-lkitâbe bilhakki velmîzânek vemâ yudrîke le’alle-ssâ’ate karîbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.

Muhtasar Tefsir

يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ١٨

Yesta’cilu bihâ-lleżîne lâ yu/minûne bihâs velleżîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehâ-lhakkuk elâ inne-lleżîne yumârûne fî-ssâ’ati lefî dalâlin ba’îdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ لَط۪يفٌ بِعِبَادِه۪ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ۟ ١٩

Allâhu latîfun bi’ibâdihi yerzuku men yeşâ/us ve huve-lkaviyyu-l’azîzu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ ٢٠

Men kâne yurîdu harśe-l-âḣirati nezid lehu fî harśihis vemen kâne yurîdu harśe-ddunyâ nu/tihi minhâ vemâ lehu fî-l-âḣirati min nasîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢١

Em lehum şurakâu şera’û lehum mine-ddîni mâ lem ye/żen bihiAllâhuc velevlâ kelimetu-lfasli lekudiye beynehumk ve-inne-zzâlimîne lehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.

Muhtasar Tefsir

تَرَى الظَّالِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُ ٢٢

Terâ-zzâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû ve huve vâki’un bihimk velleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti fî ravdâti-lcennâtis lehum mâ yeşâûne ‘inde rabbihimc żâlike huve-lfadlu-lkebîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ الَّذ۪ي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ ف۪يهَا حُسْنًاۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ٢٣

Żâlike-lleżî yubeşşiruAllâhu ‘ibâdehu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâtik kul lâ es-elukum ‘aleyhi ecran illâ-lmeveddete fî-lkurbâk vemen yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâenc innaAllâhe ġafûrun şekûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۚ فَاِنْ يَشَاِ اللّٰهُ يَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَۜ وَيَمْحُ اللّٰهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٢٤

Em yekûlûne-fterâ ‘alaAllâhi keżibâens fe-in yeşe-iAllâhu yaḣtim ‘alâ kalbikek ve yemhuAllâhu-lbâtile ve yuhikku-lhakka bikelimâtihic innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ٢٥

Ve huve-lleżî yakbelu-ttevbete ‘an ‘ibâdihi ve ya’fû ‘ani-sseyyi-âti ve ya’lemu mâ tef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٢٦

Ve yestecîbu-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti ve yezîduhum min fadlihic velkâfirûne lehum ‘ażâbun şedîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه۪ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٢٧

Velev besataAllâhu-rrizka li’ibâdihi lebeġav fî-l-ardi velâkin yunezzilu bikaderin mâ yeşâ/us innehu bi’ibâdihi ḣabîrun basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَم۪يدُ ٢٨

Vehuve-lleżî yunezzilu-lġayśe min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmetehuc vehuve-lveliyyu-lhamîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ ف۪يهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَد۪يرٌ۟ ٢٩

Vemin âyâtihi ḣalku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beśśe fîhimâ min dâbbetinc ve huve ‘alâ cem’ihim iżâ yeşâu kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ ٣٠

Vemâ esâbekum min musîbetin febimâ kesebet eydîkum ve ya’fû ‘an keśîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِۚ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٣١

Vemâ entum bimu’cizîne fî-l-ardis vemâ lekum min dûniAllâhi min veliyyin velâ nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِهِ الْجَوَارِ فِي الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِۜ ٣٢

Vemin âyâtihi-lcevâri fî-lbahri kel-a’lâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرّ۪يحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍۙ ٣٣

İn yeşe/ yuskini-rrîha feyazlelne ravâkide ‘alâ zahrihic inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَيَعْفُ عَنْ كَث۪يرٍۘ ٣٤

Ev yûbikhunne bimâ kesebû ve ya’fu ‘an keśîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.

Muhtasar Tefsir

وَيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ ٣٥

Ve ya’leme-lleżîne yucâdilûne fî âyâtinâ mâ lehum min mehîsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.

Muhtasar Tefsir

فَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ ٣٦

Femâ ûtîtum min şey-in femetâ’u-lhayâti-ddunyâs vemâ ‘indaAllâhi ḣayrun ve ebkâ lilleżîne âmenû ve ’alâ rabbihim yetevekkelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَۚ ٣٧

Velleżîne yectenibûne kebâ-ira-l-iśmi velfevâhişe ve-iżâ mâ ġadibû hum yaġfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۚ ٣٨

Velleżîne-stecâbû lirabbihim ve ekâmû-ssalâte ve emruhum şûrâ beynehum ve mimmâ razeknâhum yunfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ ٣٩

Velleżîne iżâ esâbehumu-lbaġyu hum yentasirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَجَزٰٓؤُ۬ا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ ٤٠

Ve cezâu seyyi-etin seyyi-etun miśluhâs femen ‘afâ ve asleha fe-ecruhu ‘alaAllâhic innehu lâ yuhibbu-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَا عَلَيْهِمْ مِنْ سَب۪يلٍۜ ٤١

Velemeni-ntesara ba’dezulmihi feulâ-ike mâ ‘aleyhim min sebîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤٢

İnnemâ-ssebîlu ‘alâ-lleżîne yazlimûne-nnâse ve yebġûne fî-l-ardi biġayri-lhakkic ulâ-ike lehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ۟ ٤٣

Velemen sabera ve ġafera inne żâlike lemin ‘azmi-l-umûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِيٍّ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَتَرَى الظَّالِم۪ينَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ اِلٰى مَرَدٍّ مِنْ سَب۪يلٍۚ ٤٤

Vemen yudliliAllâhu femâ lehu min veliyyin min ba’dihik ve terâ-zzâlimîne lemmâ raevû-l’ażâbe yekûlûne hel ilâ meraddin min sebîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.

Muhtasar Tefsir

وَتَرٰيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِع۪ينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِم۪ينَ ف۪ي عَذَابٍ مُق۪يمٍ ٤٥

Veterâhum yu’radûne ‘aleyhâ ḣâşi’îne mine-żżulli yenzurûne min tarfin ḣafiyyink ve kâle-lleżîne âmenû inne-lḣâsirîne-lleżîne ḣasirû enfusehum ve ehlîhim yevme-lkiyâmetik elâ inne-zzâlimîne fî ‘ażâbin mukîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَب۪يلٍۜ ٤٦

Vemâ kâne lehum min evliyâe yensurûnehum min dûniAllâhik vemen yudliliAllâhu femâ lehu min sebîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.

Muhtasar Tefsir

اِسْتَج۪يبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِۜ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَك۪يرٍ ٤٧

İstecîbû lirabbikum min kabli en ye/tiye yevmun lâ meradde lehu minaAllâhic mâ lekum min melce-in yevme-iżin vemâ lekum min nekîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَاۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ ٤٨

Fe-in a’radû femâ erselnâke ‘aleyhim hafîzâans in ‘aleyke illâ-lbelâġuk ve-innâ iżâ eżaknâ-l-insâne minnâ rahmeten feriha bihâs ve-in tusibhum seyyi-etun bimâ kaddemet eydîhim fe-inne-l-insâne kefûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.

Muhtasar Tefsir

لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ يَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ ٤٩

LiAllâhi mulku-ssemâvâti vel-ardic yaḣluku mâ yeşâ/us yehebu limen yeşâu inâśen ve yehebu limen yeşâu-żżukûra

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًاۚ وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَٓاءُ عَق۪يمًاۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ ٥٠

Ev yuzevvicuhum żukrânen ve-inâśâens ve yec’alu men yeşâu ‘akîmâenc innehu ‘alîmun kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ ٥١

Vemâ kâne libeşerin en yukellimehuAllâhu illâ vahyen ev min verâ-i hicâbin ev yursile rasûlen feyûhiye bi-iżnihi mâ yeşâ/uc innehu ‘aliyyun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاۜ مَا كُنْتَ تَدْر۪ي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْا۪يمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْد۪ي بِه۪ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاۜ وَاِنَّكَ لَتَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۙ ٥٢

Ve keżâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâc mâ kunte tedrî mâ-lkitâbu velâ-l-îmânu velâkin ce’alnâhu nûran nehdî bihi men neşâu min ‘ibâdinâc ve-inneke letehdî ilâ sirâtin mustakîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.

Muhtasar Tefsir

صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَص۪يرُ الْاُمُورُ ٥٣

SirâtiAllâhi-lleżî lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardik elâ ilaAllâhi tasîru-l-umûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الزخرف

Zuhruf Sûresi

43. sûreMekkî89 âyetSayfa 488
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

حٰمٓۜ ١

Hâ-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ha, Mim,

Muhtasar Tefsir

وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢

Velkitâbi-lmubîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ ٣

İnnâ ce’alnâhu kur-ânen ‘arabiyyen le’allekum ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ ف۪ٓي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَك۪يمٌۜ ٤

Ve-innehu fî ummi-lkitâbi ledeynâ le’aliyyun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.

Muhtasar Tefsir

اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِف۪ينَ ٥

Efenadribu ‘ankumu-żżikra safhan en kuntum kavmen musrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ ٦

Vekem erselnâ min nebiyyin fî-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٧

Vemâ ye/tîhim min nebiyyin illâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَهْلَكْنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّل۪ينَ ٨

Fe-ehleknâ eşedde minhum batşen vemedâ meśelu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ ٩

Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunne ḣalekahunne-l’azîzu-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ ١٠

Elleżî ce’ale lekumu-l-arda mehden ve ce’ale lekum fîhâ subulen le’allekum tehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ١١

Velleżî nezzele mine-ssemâ-i mâen bikaderin fe-enşernâ bihi beldeten meytâenc keżâlike tuḣracûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ١٢

Velleżî ḣaleka-l-ezvâce kullehâ ve ce’ale lekum mine-lfulki vel-en’âmi mâ terkebûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.

Muhtasar Tefsir

لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ١٣

Litestevû ‘alâ zuhûrihi śümme teżkurû ni’mete rabbikum iżâ-steveytum ‘aleyhi ve tekûlû subhâne-lleżî saḣḣara lenâ hâżâ vemâ kunnâ lehu mukrinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ١٤

Ve-innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ١٥

Ve ce’alû lehu min ‘ibâdihi cuz-âenc inne-l-insâne lekefûrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.

Muhtasar Tefsir

اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ١٦

Emi-tteḣaże mimmâ yaḣluku benâtin ve asfâkum bilbenîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌ ١٧

Ve-iżâ buşşira ehaduhum bimâ darabe lirrahmâni meśelen zalle vechuhu musvedden vehuve kazîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.

Muhtasar Tefsir

اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ١٨

Evemen yuneşşeu fî-lhilyeti ve huve fî-lḣisâmi ġayru mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ١٩

Ve ce’alû-lmelâ-ikete-lleżîne hum ‘ibâdu-rrahmâni inâśâenc eşehidû ḣalkahumc setuktebu şehâdetuhum ve yus-elûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ٢٠

Ve kâlû lev şâe-rrahmânu mâ ‘abednâhumk mâ lehum biżâlike min ‘ilmins in hum illâ yaḣrusûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.

Muhtasar Tefsir

اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ٢١

Em âteynâhum kitâben min kablihi fehum bihi mustemsikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?

Muhtasar Tefsir

بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ٢٢

Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ ‘alâ ummetin ve-innâ ‘alâ âśârihim muhtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٢٣

Ve keżâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min neżîrin illâ kâle mutrafûhâ innâ vecednâ âbâenâ ‘alâ ummetin ve-innâ ‘alâ âśârihim muktedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٢٤

Kâle eve lev ci/tukum bi-ehdâ mimmâ vecedtum ‘aleyhi âbâekums kâlû innâ bimâ ursiltum bihi kâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٢٥

Fentekamnâ minhums fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ ٢٦

Ve-iż kâle ibrâhîmu li-ebîhi ve kavmihi innenî berâun mimmâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ ٢٧

İllâ-lleżî fetaranî fe-innehu seyehdîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢٨

Ve ce’alehâ kelimeten bâkiyeten fî ‘akibihi le’allehum yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.

Muhtasar Tefsir

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ ٢٩

Bel metta’tu hâulâ-i ve âbâehum hattâ câehumu-lhakku ve rasûlun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ ٣٠

Velemmâ câehumu-lhakku kâlû hâżâ sihrun ve-innâ bihi kâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ ٣١

Ve kâlû levlâ nuzzile hâżâ-lkur-ânu ‘alâ raculin mine-lkaryeteyni ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.

Muhtasar Tefsir

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّاۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ٣٢

Ehum yaksimûne rahmete rabbikec nahnu kasemnâ beynehum ma’îşetehum fî-lhayâti-ddunyâc ve rafa’nâ ba’dahum fevka ba’din deracâtin liyetteḣiże ba’duhum ba’dan suḣriyyâenk ve rahmetu rabbike ḣayrun mimmâ yecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ ٣٣

Ve levlâ en yekûne-nnâsu ummeten vâhideten lece’alnâ limen yekfuru bi-rrahmâni libuyûtihim sukufen min fiddatin ve me’ârice ‘aleyhâ yazherûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Muhtasar Tefsir

وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِؤُ۫نَۙ ٣٤

Velibuyûtihim ebvâben ve sururan ‘aleyhâ yetteki-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Muhtasar Tefsir

وَزُخْرُفًاۜ وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَالْاٰخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ٣٥

Ve-zuḣrufâenc ve-in kullu żâlike lemmâ metâ’u-lhayâti-ddunyâc vel-âḣiratu ‘inde rabbike lilmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ ٣٦

Vemen ya’şu ‘an żikri-rrahmâni nukayyid lehu şeytânen fehuve lehu karînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ٣٧

Ve-innehum leyesuddûnehum ‘ani-ssebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ ٣٨

Hattâ iżâ câenâ kâle yâ leyte beynî ve beyneke bu’de-lmeşrikayni febi/se-lkarînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٩

Velen yenfe’akumu-lyevme iż zalemtum ennekum fî-l’ażâbi muşterikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.

Muhtasar Tefsir

اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٠

Efe-ente tusmi’u-ssumme ev tehdî-l’umye vemen kâne fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?

Muhtasar Tefsir

فَاِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَاِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَۙ ٤١

Fe-immâ neżhebenne bike fe-innâ minhum muntakimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.

Muhtasar Tefsir

اَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذ۪ي وَعَدْنَاهُمْ فَاِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ ٤٢

Ev nuriyenneke-lleżî ve’adnâhum fe-innâ ‘aleyhim muktedirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٤٣

Festemsik billeżî ûhiye ileykes inneke ‘alâ sirâtin mustakîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ ٤٤

Ve-innehu leżikrun leke velikavmikes ve sevfe tus-elûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَاۗ اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ۟ ٤٥

Ves-el men erselnâ min kablike min rusulinâ ece’alnâ min dûni-rrahmâni âliheten yu’bedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَقَالَ اِنّ۪ي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٤٦

Ve lekad erselnâ mûsâ bi-âyâtinâ ilâ fir’avne ve mele-ihi fekâle innî rasûlu rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِاٰيَاتِنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ ٤٧

Felemmâ câehum bi-âyâtinâ iżâ hum minhâ yadhakûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَمَا نُر۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِيَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَاۘ وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٤٨

Vemâ nurîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uḣtihâs ve eḣażnâhum bil’ażâbi le’allehum yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ ٤٩

Ve kâlû yâ eyyuhâ-ssâhiru ud’u lenâ rabbeke bimâ ‘ahide ‘indeke innenâ lemuhtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ٥٠

Felemmâ keşefnâ ‘anhumu-l’ażâbe iżâ hum yenkuśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.

Muhtasar Tefsir

وَنَادٰى فِرْعَوْنُ ف۪ي قَوْمِه۪ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪يۚ اَفَلَا تُبْصِرُونَۜ ٥١

Ve nâdâ fir’avnu fî kavmihi kâle yâ kavmi eleyse lî mulku misra ve hâżihi-l-enhâru tecrî min tahtîs efelâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"

Muhtasar Tefsir

اَمْ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ مَه۪ينٌ وَلَا يَكَادُ يُب۪ينُ ٥٢

Em enâ ḣayrun min hâżâ-lleżî huve mehînun velâ yekâdu yubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اُلْقِيَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ الْمَلٰٓئِكَةُ مُقْتَرِن۪ينَ ٥٣

Felevlâ ulkiye ‘aleyhi esviratun min żehebin ev câe me’ahu-lmelâ-iketu mukterinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ٥٤

Festeḣaffe kavmehu fe-etâ’ûhuc innehum kânû kavmen fâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٥٥

Felemmâ âsefûnâ-ntekamnâ minhum feaġraknâhum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْاٰخِر۪ينَ۟ ٥٦

Fece’alnâhum selefen ve meśelen lil-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ ٥٧

Velemmâ duribe-bnu meryeme meśelen iżâ kavmuke minhu yasiddûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ ٥٨

Ve kâlû e-âlihetunâ ḣayrun em huvec mâ darabûhu leke illâ cedelâenc bel hum kavmun ḣasimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ٥٩

İn huve illâ ‘abdun en’amnâ ‘aleyhi ve ce’alnâhu meśelen libenî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً فِي الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ ٦٠

Velev neşâu lece’alnâ minkum melâ-iketen fî-l-ardi yaḣlufûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦١

Ve-innehu le’ilmun lissâ’ati felâ temterunne bihâ vettebi’ûnic hâżâ sirâtun mustekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٦٢

Velâ yesuddennekumu-şşeytânus innehu lekum ‘aduvvun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَّا جَٓاءَ ع۪يسٰى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِاُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي تَخْتَلِفُونَ ف۪يهِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ ٦٣

Velemmâ câe ‘îsâ bilbeyyinâti kâle kad ci/tukum bilhikmeti veli-ubeyyine lekum ba’da-lleżî taḣtelifûne fîhis fettekûAllâhe ve-etî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٦٤

İnnaAllâhe huve rabbî ve rabbukum fa’budûhuc hâżâ sirâtun mustakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."

Muhtasar Tefsir

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٥

Faḣtelefe-l-ahzâbu min beynihims feveylun lilleżîne zalemû min ‘ażâbi yevmin elîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!

Muhtasar Tefsir

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٦٦

Hel yenzurûne illâ-ssâ’ate en te/tiyehum baġteten vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?

Muhtasar Tefsir

اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ۟ ٦٧

El-eḣillâu yevme-iżin ba’duhum liba’din ‘aduvvun illâ-lmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.

Muhtasar Tefsir

يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَۚ ٦٨

Yâ ‘ibâdi lâ ḣavfun ‘aleykumu-lyevme velâ entum tahzenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِم۪ينَۚ ٦٩

Elleżîne âmenû bi-âyâtinâ vekânû muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.

Muhtasar Tefsir

اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ ٧٠

Udḣulû-lcennete entum ve ezvâcukum tuhberûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."

Muhtasar Tefsir

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَۚ ٧١

Yutâfu ‘aleyhim bisihâfin min żehebin ve ekvâbins ve fîhâ mâ teştehîhi-l-enfusu ve teleżżu-l-a’yunus ve-entum fîhâ ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ٓي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٧٢

Ve tilke-lcennetu-lletî ûriśtumûhâ bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.

Muhtasar Tefsir

لَكُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ كَث۪يرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ ٧٣

Lekum fîhâ fâkihetun keśîratun minhâ te/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ٧٤

İnne-lmucrimîne fî ‘ażâbi cehenneme ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.

Muhtasar Tefsir

لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَۚ ٧٥

Lâ yufetteru ‘anhum vehum fîhi mublisûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.

Muhtasar Tefsir

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ ٧٦

Vemâ zalemnâhum velâkin kânû humu-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.

Muhtasar Tefsir

وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَۜ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ ٧٧

Ve nâdev yâ mâliku liyakdi ‘aleynâ rabbukes kâle innekum mâkiśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٨

Lekad ci/nâkum bilhakki velâkinne ekśerakum lilhakki kârihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَۚ ٧٩

Em ebramû emran fe-innâ mubrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْۜ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ ٨٠

Em yahsebûne ennâ lâ nesme’u sirrahum ve necvâhumc belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌۗ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِد۪ينَ ٨١

Kul in kâne lirrahmâni veledun fe-enâ evvelu-l’âbidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

Muhtasar Tefsir

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٨٢

Subhâne rabbi-ssemâvâti vel-ardi rabbi-l’arşi ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٨٣

Feżerhum yeḣûdû ve yel’abû hattâ yulâkû yevmehumu-lleżî yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٨٤

Ve huve-lleżî fî-ssemâ-i ilâhun ve fî-l-ardi ilâhunc ve huve-lhakîmu-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَتَبَارَكَ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٥

Ve tebârake-lleżî lehu mulku-ssemâvâti vel-ardi ve mâ beynehumâ ve ’indehu ‘ilmu-ssâ’ati ve-ileyhi turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَمْلِكُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٨٦

Velâ yemliku-lleżîne yed’ûne min dûnihi-şşefâ’ate illâ men şehide bilhakki vehum ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَۙ ٨٧

Vele-in seeltehum men ḣalakahum leyekûlunnaAllâhus fe-ennâ yu/fekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?

Muhtasar Tefsir

وَق۪يلِه۪ يَا رَبِّ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ لَا يُؤْمِنُونَۢ ٨٨

Ve-kîlihi yâ rabbi inne hâulâ-i kavmun lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.

Muhtasar Tefsir

فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌۜ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٨٩

Fasfah ‘anhum ve kul selâmunc fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الدخان

Duhân Sûresi

44. sûreMekkî59 âyetSayfa 495
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

حٰمٓۜ ١

Hâ-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ha, Mim.

Muhtasar Tefsir

وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢

Velkitâbi-lmubîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ ٣

İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubâraketinc innâ kunnâ munżirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.

Muhtasar Tefsir

ف۪يهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَك۪يمٍۜ ٤

Fîhâ yufraku kullu emrin hakîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

Muhtasar Tefsir

اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَۚ ٥

Emran min ‘indinâc innâ kunnâ mursilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

Muhtasar Tefsir

رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۙ ٦

Rahmeten min rabbikec innehu huve-ssemî’u-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

Muhtasar Tefsir

رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٧

Rabbi-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâs in kuntum mûkinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

Muhtasar Tefsir

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٨

Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumîtus rabbukum ve rabbu âbâ-ikumu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ يَلْعَبُونَ ٩

Bel hum fî şekkin yel’abûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.

Muhtasar Tefsir

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَٓاءُ بِدُخَانٍ مُب۪ينٍۙ ١٠

Fertakib yevme te/tî-ssemâu biduḣânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.

Muhtasar Tefsir

يَغْشَى النَّاسَۜ هٰذَا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١١

Yaġşâ-nnâses hâżâ ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.

Muhtasar Tefsir

رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ ١٢

Rabbenâ-kşif ‘annâ-l’ażâbe innâ mu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.

Muhtasar Tefsir

اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مُب۪ينٌۙ ١٣

Ennâ lehumu-żżikrâ ve kad câehum rasûlun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌۢ ١٤

Śumme tevellev ‘anhu ve kâlû mu’allemun mecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَل۪يلًا اِنَّكُمْ عَٓائِدُونَۢ ١٥

İnnâ kâşifû-l’ażâbi kalîlâens innekum ‘â-idûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰىۚ اِنَّا مُنْتَقِمُونَ ١٦

Yevme nebtişu-lbatşete-lkubrâ innâ muntekimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَٓاءَهُمْ رَسُولٌ كَر۪يمٌۙ ١٧

Ve lekad fetennâ kablehum kavme fir’avne ve câehum rasûlun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:

Muhtasar Tefsir

اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٨

En eddû ileyye ‘ibâdaAllâhis innî lekum rasûlun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

Muhtasar Tefsir

وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۚ ١٩

Ve-en lâ ta’lû ‘alaAllâhis innî âtîkum bisultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِۘ ٢٠

Ve-innî ‘użtu birabbî ve rabbikum en tercumûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا ل۪ي فَاعْتَزِلُونِ ٢١

Ve-in lem tu/minû lî fa’tezilûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."

Muhtasar Tefsir

فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ ٢٢

Fede’â rabbehu enne hâulâ-ikavmun mucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَسْرِ بِعِبَاد۪ي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ ٢٣

Fe-esri bi’ibâdî leylen innekum muttebe’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."

Muhtasar Tefsir

وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ ٢٤

Vetruki-lbahra rahvâens innehum cundun muġrakûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."

Muhtasar Tefsir

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٢٥

Kem terakû min cennâtin ve ’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ٢٦

Ve zurû’in ve mekâmin kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَنَعْمَةٍ كَانُوا ف۪يهَا فَاكِه۪ينَۙ ٢٧

Ve na’metin kânû fîhâ fâkihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ٢٨

Keżâlikes ve evraśnâhâ kavmen âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.

Muhtasar Tefsir

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟ ٢٩

Femâ beket ‘aleyhimu-ssemâu vel-ardu vemâ kânû munzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُه۪ينِۙ ٣٠

Ve lekad necceynâ benî isrâ-île mine-l’ażâbi-lmuhîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

Muhtasar Tefsir

مِنْ فِرْعَوْنَۜ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِف۪ينَ ٣١

Min fir’avnec innehu kâne ‘âliyen mine-lmusrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ٣٢

Ve lekadi-ḣternâhum ‘alâ ‘ilmin ‘alâ-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ ٣٣

Ve âteynâhum mine-l-âyâti mâ fîhi belâun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَۙ ٣٤

İnne hâulâ-i leyekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَر۪ينَ ٣٥

İn hiye illâ mevtetunâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimunşerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

Muhtasar Tefsir

فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٦

Fe/tû bi-âbâ-inâ in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

Muhtasar Tefsir

اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ اَهْلَكْنَاهُمْۘ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ ٣٧

Ehum ḣayrun em kavmu tubbe’in velleżîne min kablihimc ehleknâhums innehum kânû mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ٣٨

Vemâ ḣaleknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ lâ’ibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.

Muhtasar Tefsir

مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٣٩

Mâ ḣalaknâhumâ illâ bilhakki velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ م۪يقَاتُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٤٠

İnne yevme-lfasli mîkâtuhum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ لَا يُغْن۪ي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۙ ٤١

Yevme lâ yuġnî mevlen ‘an mevlen şey-en velâ hum yunsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٤٢

İllâ men rahimaAllâhuc innehu huve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِۙ ٤٣

İnne şecerate-zzakkûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Muhtasar Tefsir

طَعَامُ الْاَث۪يمِۚۛ ٤٤

Ta’âmu-l-eśîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Muhtasar Tefsir

كَالْمُهْلِۚۛ يَغْل۪ي فِي الْبُطُونِۙ ٤٥

Kelmuhli yaġlî fî-lbutûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Muhtasar Tefsir

كَغَلْيِ الْحَم۪يمِ ٤٦

Keġalyi-lhamîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Muhtasar Tefsir

خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلٰى سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِۚ ٤٧

Ḣużûhu fa’tilûhu ilâ sevâ-i-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِه۪ مِنْ عَذَابِ الْحَم۪يمِۜ ٤٨

Śumme subbû fevka ra/sihi min ‘ażâbi-lhamîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

Muhtasar Tefsir

ذُقْۚۙ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْكَر۪يمُ ٤٩

Żuk inneke ente-l’azîzu-lkerîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا مَا كُنْتُمْ بِه۪ تَمْتَرُونَ ٥٠

İnne hâżâ mâ kuntum bihi temterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي مَقَامٍ اَم۪ينٍۙ ٥١

İnne-lmuttekîne fî makâmin emînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ٥٢

Fî cennâtin ve ’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

Muhtasar Tefsir

يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِل۪ينَۚ ٥٣

Yelbesûne min sundusin ve-istebrakin mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍۜ ٥٤

Keżâlike ve zevvecnâhum bihûrin ‘înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.

Muhtasar Tefsir

يَدْعُونَ ف۪يهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِن۪ينَۙ ٥٥

Yed’ûne fîhâ bikulli fâkihetin âminîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.

Muhtasar Tefsir

لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِۙ ٥٦

Lâ yeżûkûne fîhâ-lmevte illâ-lmevtete-l-ûlâs ve vekâhum ‘ażâbe-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.

Muhtasar Tefsir

فَضْلًا مِنْ رَبِّكَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٥٧

Fadlen min rabbikec żâlike huve-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٨

Fe-innemâ yessernâhu bilisânike le’allehum yeteżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.

Muhtasar Tefsir

فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ ٥٩

Fertakib innehum murtakibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الجاثية

Câsiye Sûresi

45. sûreMekkî37 âyetSayfa 498
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

حٰمٓۜ ١

Hâ-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ha, Mim.

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ٢

Tenzîlu-lkitâbi minaAllâhi-l’azîzi-lhakîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٣

İnne fî-ssemâvâti vel-ardi leâyâtin lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۜ ٤

Vefî ḣalkikum vemâ yebuśśu min dâbbetin âyâtun likavmin yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ٥

Vaḣtilâfi-lleyli ve-nnehâri vemâ enzelaAllâhu mine-ssemâ-i min rizkin fe-ahyâ bihi-l-arda ba’de mevtihâ ve tasrîfi-rriyâhi âyâtun likavmin ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ ٦

Tilke âyâtuAllâhi netlûhâ ‘aleyke bilhakkis febi-eyyi hadîśin ba’daAllâhi ve âyâtihi yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٧

Veylun likulli effâkin eśîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.

Muhtasar Tefsir

يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٨

Yesme’u âyâtiAllâhi tutlâ ‘aleyhi śümme yusirru mustekbiran ke-en lem yesma’hâs fe-beşşirhu bi’ażâbin elîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـًٔاۨ اتَّخَذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌۜ ٩

Ve-iżâ ‘alime min âyâtinâ şey-enitteḣażehâ huzuvâenc ulâ-ike lehum ‘ażâbun muhînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.

Muhtasar Tefsir

مِنْ وَرَٓائِهِمْ جَهَنَّمُۚ وَلَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـًٔا وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۜ ١٠

Min verâ-ihim cehennemus velâ yuġnî ‘anhum mâ kesebû şey-en velâ mâ-tteḣażû min dûniAllâhi evliyâ/es velehum ‘ażâbun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٍ۟ ١١

Hâżâ hudâens velleżîne keferû bi-âyâti rabbihim lehum ‘ażâbun min riczin elîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu Kuran doğruluk rehberidir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ ١٢

Allâhu-lleżî seḣḣara lekumu-lbahra litecriye-lfulku fîhi bi-emrihi ve litebteġû min fadlihi ve le’allekum teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.

Muhtasar Tefsir

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٣

Ve seḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi cemî’an minhuc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ١٤

Kul lilleżîne âmenû yaġfirû lilleżîne lâ yercûne eyyâmaAllâhi liyecziye kavmen bimâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.

Muhtasar Tefsir

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ ١٥

Men ‘amile sâlihan felinefsihis vemen esâe fe’aleyhâs śümme ilâ rabbikum turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ١٦

Ve lekad âteynâ benî isrâ-île-lkitâbe velhukme ve-nnubuvvete ve razeknâhum mine-ttayyibâti ve faddalnâhum ‘alâ-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ١٧

Ve âteynâhum beyyinâtin mine-l-emris femâ-ḣtelefû illâ min ba’di mâ câehumu-l’ilmu baġyen beynehumc inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirini çekememezlikten ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ١٨

Śumme ce’alnâke ‘alâ şerî’atin mine-l-emri fettebi’hâ velâ tettebi’ ehvâe-lleżîne lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ ١٩

İnnehum len yuġnû ‘anke minaAllâhi şey-âenc ve-inne-zzâlimîne ba’duhum evliyâu ba’dins vaAllâhu veliyyu-lmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ ٢٠

Hâżâ besâ-iru linnâsi ve huden ve rahmetun likavmin yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu Kuran, insanlar için açık belgeler; kesin olarak inanan millet için doğruluk rehberi ve rahmettir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟ ٢١

Em hasibe-lleżîne-cterahû-sseyyi-âti en nec’alehum kelleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhumc sâe mâ yahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

Muhtasar Tefsir

وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٢

VeḣalekaAllâhu-ssemâvâti vel-arda bilhakki velituczâ kullu nefsin bimâ kesebet vehum lâ yuzlemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez.

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٢٣

Eferaeyte meni-tteḣaże ilâhehu hevâhu ve-edallehuAllâhu ‘alâ ‘ilmin ve ḣateme ‘alâ sem’ihi ve kalbihi ve ce’ale ‘alâ basarihi ġişâveten femen yehdîhi min ba’diAllâhic efelâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٢٤

Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtunâ-ddunyâ nemûtu ve nahyâ vemâ yuhlikunâ illâ-ddehruc vemâ lehum biżâlike min ‘ilmins in hum illâ yazunnûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٥

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû-/tû bi-âbâ-inâ in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur.

Muhtasar Tefsir

قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٢٦

KuliAllâhu yuhyîkum śümme yumîtukum śümme yecme’ukum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîhi velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler."

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ٢٧

VeliAllâhi mulku-ssemâvâti vel-ardic ve yevme tekûmu-ssâ’atu yevme-iżin yaḣseru-lmubtilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٨

Ve terâ kulle ummetin câśiyetenc kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ-lyevme tuczevne mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir."

Muhtasar Tefsir

هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٩

Hâżâ kitâbunâ yentiku ‘aleykum bilhakkic innâ kunnâ nestensiḣu mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk."

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٣٠

Fe-emmâ-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti feyudḣiluhum rabbuhum fî rahmetihic żâlike huve-lfevzu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp, yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine garkeder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ٣١

Ve-emmâ-lleżîne keferû efelem tekun âyâtî tutlâ ‘aleykum festekbertum ve kuntum kavmen mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama, inkar eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir millet olmuştunuz değil mi?"

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ ٣٢

Ve-iżâ kîle inne va’daAllâhi hakkun ve-ssâ’atu lâ raybe fîhâ kultum mâ nedrî mâ-ssâ’atu in nezunnu illâ zannen vemâ nahnu bimusteykinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.

Muhtasar Tefsir

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٣٣

Ve bedâ lehum seyyi-âtu mâ ‘amilû ve hâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti.

Muhtasar Tefsir

وَق۪يلَ الْيَوْمَ نَنْسٰيكُمْ كَمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٣٤

Ve kîle-lyevme nensâkum kemâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ veme/vâkumu-nnâru vemâ lekum min nâsirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur."

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكُمْ بِاَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ٣٥

Żâlikum bi-ennekumu-tteḣażtum âyâtiAllâhi huzuven ve ġarratkumu-lhayâtu-ddunyâc felyevme lâ yuḣracûne minhâ velâ hum yusta’tebûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir.

Muhtasar Tefsir

فَلِلّٰهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَرَبِّ الْاَرْضِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٣٦

FeliAllâhi-lhamdu rabbi-ssemâvâti ve rabbi-l-ardi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُ الْكِبْرِيَٓاءُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۖ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣٧

Velehu-lkibriyâu fî-ssemâvâti vel-ardis vehuve-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma