Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الحجر

Hicr Sûresi

Tefsiri
15. sûreMekkî99 âyetSayfa 261
Sûreyi oku Tefsire başla
  1. 1 Elif. Lâm. Râ. Bunlar, kitabın ve kendisi apaçık olup bütün gerçekleri açıklayan Kur’an’ın âyetleridir.
  2. 2 Bir gün gelecek kâfirler: “Keşke dünyada iken müslüman olup Allah’ın emrine boyun eğseydik!” diye hasret çekecekler.
  3. 3 Onları kendi hallerine bırak, yiyip içsinler, dünyanın sefâsını sürsünler, boş ümitler onları oyalaya dursun. Aldırış etme,…
  4. 4 Biz hiçbir memleket halkını, önceden tarafımızca belirlenmiş bir yazgıları olmadan helâk etmedik.
  5. 5 Vakti gelince de artık hiçbir toplum ne ecelini bir an öne alabilir, ne de onu bir…
  6. 6 Kâfirler alay ederek şöyle dediler: “Ey kendisine sözde Kur’an indirilen adam! Sen elbette delinin birisin.”
  7. 7 “Eğer doğru söylüyorsan, bize melekleri getirip göstersene!”
  8. 8 Oysa biz melekleri ancak gerçek bir sebep ve hikmetle indiririz. Melekler indiğinde ise artık onlara hiç…
  9. 9 Şüphesiz ki bu Kur’an’ı biz indirdik; onu muhafaza edecek olan da elbette biziz.
  10. 10 Doğrusu biz, senden önce gelip geçen toplumlara da nice peygamberler gönderdik.
  11. 11 Fakat onlara ne zaman bir peygamber gelse, mutlaka onunla alay ederlerdi.
  12. 12 İşte biz, o inkâr ve alay etme hastalığını günahkâr kâfirlerin kalplerine böyle yerleştiririz.
  13. 13 Böylece onlar, aynı hastalık yüzünden önceki toplumların başına gelenler ortada dururken, yine de Kur’an’a inanmazlar.
  14. 14 Hatta üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yukarılara çıksalar bile,
  15. 15 Hiç şüphesiz: “Gâliba gözümüz bağlandı; daha doğrusu biz büyülendik” derler.
  16. 16 Gerçekten biz, gökyüzünde muazzam burçlar yarattık ve ibretle temâşâ edecekler için onu süsledik.
  17. 17 Hem göğü taşlanan ve kovulan bütün şeytanlardan koruduk.
  18. 18 Ancak içlerinden, kulak hırsızlığıyla göğün sırlarından bir bilgi, bir haber kapmaya teşebbüs eden olursa, onu da…
  19. 19 Yeryüzünü de yayıp genişlettik, üzerine sağlam, sarsılmaz dağlar yerleştirdik ve orada rengi, tadı, şekli ölçülü her…
  20. 20 Orada hem sizin için, hem de rızkı size bağlı olmayan diğer canlılar için geçim kaynakları var…
  21. 21 Her şeyin hazinesi bizim yanımızdadır; ancak biz onu belirli bir ölçüye göre indiriyoruz.
  22. 22 Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderiyoruz. Böylece gökten sağanak sağanak yağmur indiriyor ve bu sayede sizin su…
  23. 23 Hiç şüphesiz yaşatan da biziz, öldüren de biziz. Her şey yok olup gittikten sonra bâkî kalan…
  24. 24 Doğrusu biz, sizden önce geçip gidenleri de biliyoruz, sizden sonra gelecek olanları da biliyoruz.
  25. 25 Şüphesiz senin Rabbin mahşer günü onların hepsini huzurunda toplayacaktır. Gerçekten O, her hükmü ve işi hikmetli…
  26. 26 Gerçekten biz insanı pişmemiş kuru çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
  27. 27 Cinlere gelince, onları daha önceden bedenin gözeneklerine işleyen zehirleyici, yakıcı, kavurucu bir ateşten yaratmıştık.
  28. 28 Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben pişmemiş kuru çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.”
  29. 29 “Yaratılışını tamamlayıp onu insan olarak düzenlediğim ve içine kendi ruhumdan üflediğim zaman, ona secde ederek yerlere…
  30. 30 Bunun üzerine bütün melekler hep birlikte secdeye kapandılar.
  31. 31 İblîs hâriç. O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
  32. 32 Allah şöyle buyurdu: “Ey İblîs! Sana ne oluyor ki, secde edenlerle beraber bulunmuyorsun?”
  33. 33 İblîs: “Ben senin pişmemiş kuru çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana asla secde edecek değilim”…
  34. 34 Allah buyurdu ki: “Öyleyse çık oradan! Çünkü sen artık kovulmuş birisin!”
  35. 35 “Ta hesap gününe kadar bu lânet senin tependen hiç ayrılmayacaktır.”
  36. 36 İblîs: “Rabbim! Madem öyle, insanların diriltilip kabirlerinden çıkacakları güne kadar bana yaşama fırsatı ver” dedi.
  37. 37 Allah da şöyle buyurdu: “Tamam, artık sen kendisine yaşama fırsatı verilenlerden birisin.”
  38. 38 “Ama diriliş gününe kadar değil, vakti ancak tarafımca bilinen belirli bir güne kadar!”
  39. 39 İblîs şöyle dedi: “Rabbim! Madem beni azdırıp saptırdın, yemin olsun ki, ben de yeryüzünde günahları onlara…
  40. 40 “Ancak içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların müstesnâ! Onları azdırmaya gücüm yetmez.”
  41. 41 Allah şöyle buyurdu: “İşte bu ihlâs ve teslimiyet yolu, bana varan dosdoğru yoldur.”
  42. 42 “Benim ihlâsa erdirilmiş o has kullarım ki, senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün yoktur. Senin nüfûzun…
  43. 43 “Hiç şüphesiz cehennem de, o azgınların hepsi için kararlaştırılmış ve onlara va‘dedilmiş bir yerdir.”
  44. 44 “Onun yedi kapısı vardır. O azgınlardan kimin hangi kapıdan gireceği belirlenmiştir.”
  45. 45 Kalpleri Allah’a saygı ile dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
  46. 46 Kendilerine: “Huzur, selâmet ve tam bir emniyet içinde girin cennetlere!” denir.
  47. 47 Biz onların kalplerinde kin ve nefret adına ne varsa hepsini söküp atarız. Dost ve kardeş olarak…
  48. 48 Orada hiçbir yorgunluk ve zahmete maruz kalmazlar ve oradan artık bir daha çıkarılmazlar.
  49. 49 Rasûlüm! Kullarıma şunu haber ver: Elbette ben, evet ben çok bağışlayıcıyım ve çok merhamet edenim.
  50. 50 Ama azabım da acı mı acı, can yakıcı bir azaptır!
  51. 51 Onlara İbrâhim’in gerçekte birer melek olan misâfirlerinden söz et:
  52. 52 Bu misâfirler, İbrâhim’in yanına girip ona: “Sana selâm olsun!” demişlerdi. O da: “Doğrusu biz sizden korkuyoruz”…
  53. 53 Melekler: “Korkma! Biz elbette sana, derin bilgi sahibi bir oğlun olacağını müjdeliyoruz” dediler.
  54. 54 İbrâhim: “Şu ihtiyarlık başıma gelip çökmüşken, bana müjde veriyorsunuz, öyle mi? O halde söyleyin bakalım, beni…
  55. 55 “Sana kesinlikle olacak bir şeyi müjdeliyoruz. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” dediler.
  56. 56 İbrâhim de: “Doğru yoldan sapanlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümidini yitirir ki?” diye karşılık verdi.
  57. 57 Onların melek olduğunu anlayınca: “Ey elçiler! Esas vazîfeniz nedir, niçin gönderildiniz?” diye sordu.
  58. 58 Onlar şöyle cevap verdiler: “Aslında biz günaha gömülmüş inkârcı bir toplumu helâk etmek için gönderildik.”
  59. 59 “Yalnız Lût’un ailesi bu helâkin dışındadır; biz kesinlikle onların hepsini kurtaracağız.”
  60. 60 “Ama Lût’un karısı hâriç. Biz onun suçlularla beraber helâk edilmek üzere geride kalanlardan olmasını takdir ettik.”
  61. 61 Derken elçiler Lût’un evine geldiler.
  62. 62 Lût onlara: “Siz buralarda tanınan kimseler değilsiniz” dedi.
  63. 63 Elçiler şöyle dediler: “Endişe edecek bir şey yok! Fakat biz sana, hakkında o günahkâr topluluğun hep…
  64. 64 “Sana gerçekleşmesi kesin bir hükümle geldik. Biz gerçekten ama gerçekten doğru söylüyoruz.”
  65. 65 “Hemen gecenin bir vaktinde aileni alıp yola çıkar, sen de arkalarından gidip onları izle. Sakın hiçbiriniz…
  66. 66 Biz Lût’a şu kesin hükmü bildirdik: “Sabah vaktine girerken o azgın kavmin kökü tamâmen kesilmiş olacaktır.”
  67. 67 Bu arada şehir halkı kötü niyetle sevine sevine Lût’un evine dayandılar.
  68. 68 Lût onlara şöyle dedi: “Bunlar benim misâfirlerim! Ne olur, beni mahcup etmeyin!”
  69. 69 “Allah’tan korkun ve beni rezil rüsvâ etmeyin!”
  70. 70 Onlar da: “Seni elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?” diye çıkıştılar.
  71. 71 Lût ise: “Eğer dediğinizi illâ da yapacaksanız, işte şunlar benim kızlarım, onlarla evlenin!” dedi.
  72. 72 Rasûlüm! Ömrüne yemin olsun ki, onlar şehvetten sarhoşlukları içinde sağa sola sarkıntılık edip duruyorlardı.
  73. 73 Nihâyet güneş doğarken o korkunç çığlık kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi.
  74. 74 Böylece onların yaşadığı şehrin üstünü altına getirdik; üzerlerine de ateşte pişmiş çamurdan taş yağmuru yağdırdık.
  75. 75 Şüphesiz bunda işaretten anlayanlar için nice ibretler vardır.
  76. 76 Gerçekten o şehrin harâbeleri, hâlâ işlek olan bir yol üzerinde bulunmaktadır.
  77. 77 Doğrusu bütün bunlarda mü’minler için alınacak büyük bir ders vardır.
  78. 78 Eyke halkı da gerçekten pek zâlim kimselerdi.
  79. 79 Onlardan da intikam aldık. Eyke ve Sodom, her ikisinin harâbesi de açık bir yol üzerinde durmaktadır.
  80. 80 Yemin olsun ki, Hicr halkı da peygamberleri yalanladı.
  81. 81 Kendilerine apaçık delil ve mûcizelerimizi gösterdik, fakat bunlardan yüz çevirdiler.
  82. 82 Onlar dağları yontarak güven içinde yaşayacakları evler yaparlardı.
  83. 83 Ama bir sabah vakti, o korkunç çığlık onları da kıskıvrak yakalayıverdi.
  84. 84 Onca varlıkları ve evleri kendilerine hiçbir fayda vermedi.
  85. 85 Biz gökleri, yeri ve aralarında bulunan her şeyi gerçek bir sebep ve hikmet ile yarattık. Kıyâmet…
  86. 86 Hiç şüphesiz senin Rabbin, işte O, her şeyi mükemmel yaratan ve her şeyi hakkiyle bilendir.
  87. 87 Rasûlüm! Elbette biz sana namazın her rekâtında tekrarlanan yedi âyet-i kerîmeyi ve Kur’ân-ı Azîm’i verdik.
  88. 88 O kâfirlerden bir kısmına geçici bir zevk olarak verdiğimiz nimet ve servetlere gözlerini dikme. İman etmiyorlar…
  89. 89 Şöyle de: “Hiç şüphesiz ben, evet ben, apaçık bir uyarıcıyım.”
  90. 90 Nitekim o taksim edicilerin tepesine kendilerini sakındırdığın azabı indirmiştik.
  91. 91 Onlar ki Kur’an’ı kısım kısım ayırdılar; bir kısmına inanıp bir kısmına iman etmediler.
  92. 92 Rabbine yemin olsun ki, elbette biz onların hepsini inceden inceye hesaba çekeceğiz.
  93. 93 Yapa geldikleri bütün işlerin hesabını onlara mutlaka soracağız.
  94. 94 Öyleyse, sana emredilen şeyi kafa çatlatırcasına açıkça anlat! Müşriklere aldırma!
  95. 95 O alaycılara karşı bizim sana destek olmamız elbette yeterlidir.
  96. 96 Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâh uyduruyorlar. Fakat bunun feci sonunu yakında bilecekler.
  97. 97 Doğrusu biz, onların ileri geri söyledikleri kötü sözler yüzünden canının sıkıldığını, göğsünün daraldığını çok iyi biliyoruz.
  98. 98 Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
  99. 99 Gözlerden perdeyi kaldırıp her gerçeği ortaya çıkaracak ölüm sana gelip çatıncaya kadar da Rabbine kulluğa devam…

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma