Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الحجر

Hicr Sûresi

15. sûreMekkî99 âyetSayfa 261
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُب۪ينٍ ١

Elif-lâm-râc tilke âyâtu-lkitâbi vekur-ânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ٢

Rubemâ yeveddu-lleżîne keferû lev kânû muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.

Muhtasar Tefsir

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣

Żerhum ye/kulû veyetemette’û veyulhihimu-l-emelus fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ٤

Vemâ ehleknâ min karyetin illâ velehâ kitâbun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.

Muhtasar Tefsir

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٥

Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste/ḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ٦

Ve kâlû yâ eyyuhâ-lleżî nuzzile ‘aleyhi-żżikru inneke lemecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.

Muhtasar Tefsir

لَوْ مَا تَأْت۪ينَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧

Lev mâ te/tînâ bilmelâ-iketi in kunte mine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.

Muhtasar Tefsir

مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذًا مُنْظَر۪ينَ ٨

Mâ nunezzilu-lmelâ-ikete illâ bilhakki vemâ kânû iżen munzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٩

İnnâ nahnu nezzelnâ-żżikra ve-innâ lehu lehâfizûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ ١٠

Velekad erselnâ min kablike fî şiye’i-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ١١

Vemâ ye/tîhim min rasûlin illâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ١٢

Keżâlike neslukuhu fî kulûbi-lmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.

Muhtasar Tefsir

لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ ١٣

Lâ yu/minûne bihis vekad ḣalet sunnetu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا ف۪يهِ يَعْرُجُونَۙ ١٤

Velev fetahnâ ‘aleyhim bâben mine-ssemâ-i fezallû fîhi ya’rucûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.

Muhtasar Tefsir

لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ۟ ١٥

Lekâlû innemâ sukkirat ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ ١٦

Velekad ce’alnâ fî-ssemâ-i burûcen vezeyyennâhâ linnâzirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.

Muhtasar Tefsir

وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ١٧

Vehafiznâhâ min kulli şeytânin racîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُب۪ينٌ ١٨

İllâ meni-steraka-ssem’a feetbe’ahu şihâbun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.

Muhtasar Tefsir

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ ١٩

Vel-arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veenbetnâ fîhâ min kulli şey-in mevzûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ ٢٠

Vece’alnâ lekum fîhâ me’âyişe vemen lestum lehu birâzikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ٢١

Ve-in min şey-in illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu vemâ nunezziluhu illâ bikaderin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.

Muhtasar Tefsir

وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ٢٢

Veerselnâ-rriyâha levâkiha feenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feeskaynâkumûhu vemâ entum lehu biḣâzinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ ٢٣

Ve-innâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnu-lvâriśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ ٢٤

Velekad ‘alimnâ-lmustakdimîne minkum velekad ‘alimnâ-lmuste/ḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ۟ ٢٥

Ve-inne rabbeke huve yahşuruhumc innehu hakîmun ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍۚ ٢٦

Velekad ḣaleknâ-l-insâne min salsâlin min hame-in mesnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.

Muhtasar Tefsir

وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ٢٧

Velcânne ḣaleknâhu min kablu min nâri-ssemûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ ٢٨

Ve-iż kâle rabbuke lilmelâ-iketi innî ḣâlikun beşeran min salsâlin min hame-in mesnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٢٩

Fe-iżâ sevveytuhu venefaḣtu fîhi min rûhî feka’û lehu sâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٣٠

Fesecede-lmelâ-iketu kulluhum ecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰٓى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ٣١

İllâ iblîse ebâ en yekûne me’a-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا لَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ٣٢

Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne me’a-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ ٣٣

Kâle lem ekun li-escude libeşerin ḣalaktehu min salsâlin min hame-in mesnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌ ٣٤

Kâle faḣruc minhâ fe-inneke racîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ٣٥

Ve-inne ‘aleyke-lla’nete ilâ yevmi-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٣٦

Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ٣٧

Kâle fe-inneke mine-lmunzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ٣٨

İlâ yevmi-lvakti-lma’lûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٣٩

Kâle rabbi bimâ aġveytenî leuzeyyinenne lehum fî-l-ardi veleuġviyennehum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ٤٠

İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَق۪يمٌ ٤١

Kâle hâżâ sirâtun ‘aleyye mustekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ ٤٢

İnne ‘ibâdî leyse leke ‘aleyhim sultânun illâ meni-ttebe’ake mine-lġâvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٤٣

Ve-inne cehenneme lemev’iduhum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."

Muhtasar Tefsir

لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍۜ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ۟ ٤٤

Lehâ seb’atu ebvâbin likulli bâbin minhum cuz-un maksûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ ٤٥

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.

Muhtasar Tefsir

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِن۪ينَ ٤٦

Udḣulûhâ biselâmin âminîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.

Muhtasar Tefsir

وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٧

Veneza’nâ mâ fî sudûrihim min ġillin iḣvânen ‘alâ sururin mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.

Muhtasar Tefsir

لَا يَمَسُّهُمْ ف۪يهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَج۪ينَ ٤٨

Lâ yemessuhum fîhâ nasabun vemâ hum minhâ bimuḣracîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.

Muhtasar Tefsir

نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ٤٩

Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ ٥٠

Veenne ‘ażâbî huve-l’ażâbu-l-elîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.

Muhtasar Tefsir

وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ ٥١

Venebbi/hum ‘an dayfi ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:

Muhtasar Tefsir

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ ٥٢

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmen kâle innâ minkum vecilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٥٣

Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biġulâmin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤

Kâle ebeşşertumûnî ‘alâ en messeniye-lkiberu febime tubeşşirûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ ٥٥

Kâlû beşşernâke bilhakki felâ tekun mine-lkânitîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ ٥٦

Kâle vemen yaknetu min rahmeti rabbihi illâ-ddâllûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٥٧

Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٥٨

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٥٩

İllâ âle lûtin innâ lemuneccûhum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Muhtasar Tefsir

اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟ ٦٠

İllâ-mraetehu kaddernâﻻ innehâ lemine-lġâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ ٦١

Felemmâ câe âle lûtini-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٦٢

Kâle innekum kavmun munkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٦٣

Kâlû bel ci/nâke bimâ kânû fîhi yemterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٦٤

Veeteynâke bilhakki ve-innâ lesâdikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ٦٥

Feesri bi-ehlike bikit’in mine-lleyli vettebi’ edbârahum velâ yeltefit minkum ehadun vemdû hayśu tu/merûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ ٦٦

Vekadaynâ ileyhi żâlike-l-emra enne dâbira hâulâ-i maktû’un musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.

Muhtasar Tefsir

وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ٦٧

Vecâe ehlu-lmedîneti yestebşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şehir halkı, sevinerek geldiler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ ٦٨

Kâle inne hâulâ-i dayfî felâ tefdahûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ٦٩

VettekûAllâhe velâ tuḣzûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٧٠

Kâlû eve lem nenheke ‘ani-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ ٧١

Kâle hâulâ-i benâtî in kuntum fâ’ilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.

Muhtasar Tefsir

لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٢

Le’amruke innehum lefî sekratihim ya’mehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ ٧٣

Feeḣażet-humu-ssayhatu muşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ ٧٤

Fece’alnâ ‘âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ‘aleyhim hicâraten min siccîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّم۪ينَ ٧٥

İnne fî żâlike leâyâtin lilmutevessimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهَا لَبِسَب۪يلٍ مُق۪يمٍ ٧٦

Ve-innehâ lebisebîlin mukîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ ٧٧

İnne fî żâlike leâyeten lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunda inananlar için ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كَانَ اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ لَظَالِم۪ينَۙ ٧٨

Ve-in kâne ashâbu-l-eyketi lezâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.

Muhtasar Tefsir

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْۢ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُب۪ينٍۜ۟ ٧٩

Fentekamnâ minhum ve-innehumâ lebi-imâmin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ ٨٠

Velekad keżżebe ashâbu-lhicri-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَۙ ٨١

Veâteynâhum âyâtinâ fekânû ‘anhâ mu’ridîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا اٰمِن۪ينَ ٨٢

Vekânû yenhitûne mine-lcibâli buyûten âminîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ ٨٣

Feeḣażet-humu-ssayhatu musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.

Muhtasar Tefsir

فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ ٨٤

Femâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَم۪يلَ ٨٥

Vemâ ḣaleknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ illâ bilhakkik ve-inne-ssâ’ate leâtiyetuns fasfehi-ssafha-lcemîle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ ٨٦

İnne rabbeke huve-lḣallâku-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَان۪ي وَالْقُرْاٰنَ الْعَظ۪يمَ ٨٧

Velekad âteynâke seb’an mine-lmeśânî velkur-âne-l’azîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.

Muhtasar Tefsir

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٨٨

Lâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihi ezvâcen minhum velâ tahzen ‘aleyhim vaḣfid cenâhake lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.

Muhtasar Tefsir

وَقُلْ اِنّ۪ٓي اَنَا النَّذ۪يرُ الْمُب۪ينُۚ ٨٩

Vekul innî enâ-nneżîru-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِم۪ينَۙ ٩٠

Kemâ enzelnâ ‘alâ-lmuktesimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِض۪ينَ ٩١

Elleżîne ce’alû-lkur-âne ‘idîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٩٢

Feverabbike lenes-elennehum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٣

‘Ammâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ ٩٤

Fasde’ bimâ tu/meru vea’rid ‘ani-lmuşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِء۪ينَۙ ٩٥

İnnâ kefeynâke-lmustehzi-îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٩٦

Elleżîne yec’alûne me’aAllâhi ilâhen âḣarac fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَض۪يقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَۙ ٩٧

Velekad na’lemu enneke yadîku sadruke bimâ yekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَۙ ٩٨

Fesebbih bihamdi rabbike vekun mine-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.

Muhtasar Tefsir

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ ٩٩

Va’bud rabbeke hattâ ye/tiyeke-lyakînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.

Muhtasar Tefsir

Hicr Sûresi hakkında

Âyet
99
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
54.
Kelime
654
Harf
2.829
Cüz
14.
Sayfa
261
Hicr suresi kaç ayettir?

Hicr Sûresi 99 âyettir.

Hicr suresi Mekki mi Medeni mi?

Hicr Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Hicr suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Hicr Sûresi, mushaf sıralamasında 15. sûredir; iniş sırasına göre 54. sûredir.

Hicr suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Hicr Sûresi 14. cüzde, mushafın 261. sayfasında başlar.

Surah Al-Hijr in English · Hicr surəsi · Hijr surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma