Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ١٤

14. Cüz

Hicr 15:1 → Nahl 16:128 Sayfa 261–280 227 âyet
HicrNahl
Mushaf
سُورَةُ الحجر

Hicr Sûresi

15. sûreMekkî99 âyetSayfa 261
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُب۪ينٍ ١

Elif-lâm-râc tilke âyâtu-lkitâbi vekur-ânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ٢

Rubemâ yeveddu-lleżîne keferû lev kânû muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.

Muhtasar Tefsir

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣

Żerhum ye/kulû veyetemette’û veyulhihimu-l-emelus fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ٤

Vemâ ehleknâ min karyetin illâ velehâ kitâbun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.

Muhtasar Tefsir

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٥

Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste/ḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ٦

Ve kâlû yâ eyyuhâ-lleżî nuzzile ‘aleyhi-żżikru inneke lemecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.

Muhtasar Tefsir

لَوْ مَا تَأْت۪ينَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٧

Lev mâ te/tînâ bilmelâ-iketi in kunte mine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.

Muhtasar Tefsir

مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذًا مُنْظَر۪ينَ ٨

Mâ nunezzilu-lmelâ-ikete illâ bilhakki vemâ kânû iżen munzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ٩

İnnâ nahnu nezzelnâ-żżikra ve-innâ lehu lehâfizûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي شِيَعِ الْاَوَّل۪ينَ ١٠

Velekad erselnâ min kablike fî şiye’i-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ١١

Vemâ ye/tîhim min rasûlin illâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ١٢

Keżâlike neslukuhu fî kulûbi-lmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.

Muhtasar Tefsir

لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ ١٣

Lâ yu/minûne bihis vekad ḣalet sunnetu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا ف۪يهِ يَعْرُجُونَۙ ١٤

Velev fetahnâ ‘aleyhim bâben mine-ssemâ-i fezallû fîhi ya’rucûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.

Muhtasar Tefsir

لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ۟ ١٥

Lekâlû innemâ sukkirat ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِر۪ينَۙ ١٦

Velekad ce’alnâ fî-ssemâ-i burûcen vezeyyennâhâ linnâzirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.

Muhtasar Tefsir

وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۙ ١٧

Vehafiznâhâ min kulli şeytânin racîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُب۪ينٌ ١٨

İllâ meni-steraka-ssem’a feetbe’ahu şihâbun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.

Muhtasar Tefsir

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ ١٩

Vel-arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veenbetnâ fîhâ min kulli şey-in mevzûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِق۪ينَ ٢٠

Vece’alnâ lekum fîhâ me’âyişe vemen lestum lehu birâzikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُۘ وَمَا نُنَزِّلُهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ٢١

Ve-in min şey-in illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu vemâ nunezziluhu illâ bikaderin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.

Muhtasar Tefsir

وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ٢٢

Veerselnâ-rriyâha levâkiha feenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feeskaynâkumûhu vemâ entum lehu biḣâzinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْي۪ وَنُم۪يتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ ٢٣

Ve-innâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnu-lvâriśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِم۪ينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِر۪ينَ ٢٤

Velekad ‘alimnâ-lmustakdimîne minkum velekad ‘alimnâ-lmuste/ḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْۜ اِنَّهُ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ۟ ٢٥

Ve-inne rabbeke huve yahşuruhumc innehu hakîmun ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍۚ ٢٦

Velekad ḣaleknâ-l-insâne min salsâlin min hame-in mesnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.

Muhtasar Tefsir

وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ٢٧

Velcânne ḣaleknâhu min kablu min nâri-ssemûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ ٢٨

Ve-iż kâle rabbuke lilmelâ-iketi innî ḣâlikun beşeran min salsâlin min hame-in mesnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٢٩

Fe-iżâ sevveytuhu venefaḣtu fîhi min rûhî feka’û lehu sâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٣٠

Fesecede-lmelâ-iketu kulluhum ecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰٓى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ٣١

İllâ iblîse ebâ en yekûne me’a-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا لَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِد۪ينَ ٣٢

Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne me’a-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ ٣٣

Kâle lem ekun li-escude libeşerin ḣalaktehu min salsâlin min hame-in mesnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌ ٣٤

Kâle faḣruc minhâ fe-inneke racîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ٣٥

Ve-inne ‘aleyke-lla’nete ilâ yevmi-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٣٦

Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ٣٧

Kâle fe-inneke mine-lmunzarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ٣٨

İlâ yevmi-lvakti-lma’lûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٣٩

Kâle rabbi bimâ aġveytenî leuzeyyinenne lehum fî-l-ardi veleuġviyennehum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ٤٠

İllâ ‘ibâdeke minhumu-lmuḣlasîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَق۪يمٌ ٤١

Kâle hâżâ sirâtun ‘aleyye mustekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ عِبَاد۪ي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاو۪ينَ ٤٢

İnne ‘ibâdî leyse leke ‘aleyhim sultânun illâ meni-ttebe’ake mine-lġâvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٤٣

Ve-inne cehenneme lemev’iduhum ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."

Muhtasar Tefsir

لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍۜ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ۟ ٤٤

Lehâ seb’atu ebvâbin likulli bâbin minhum cuz-un maksûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ ٤٥

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.

Muhtasar Tefsir

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِن۪ينَ ٤٦

Udḣulûhâ biselâmin âminîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.

Muhtasar Tefsir

وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ٤٧

Veneza’nâ mâ fî sudûrihim min ġillin iḣvânen ‘alâ sururin mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.

Muhtasar Tefsir

لَا يَمَسُّهُمْ ف۪يهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَج۪ينَ ٤٨

Lâ yemessuhum fîhâ nasabun vemâ hum minhâ bimuḣracîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.

Muhtasar Tefsir

نَبِّئْ عِبَاد۪ٓي اَنّ۪ٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ٤٩

Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ ٥٠

Veenne ‘ażâbî huve-l’ażâbu-l-elîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.

Muhtasar Tefsir

وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَۢ ٥١

Venebbi/hum ‘an dayfi ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:

Muhtasar Tefsir

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ ٥٢

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmen kâle innâ minkum vecilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٥٣

Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biġulâmin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَبَشَّرْتُمُون۪ي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤

Kâle ebeşşertumûnî ‘alâ en messeniye-lkiberu febime tubeşşirûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِط۪ينَ ٥٥

Kâlû beşşernâke bilhakki felâ tekun mine-lkânitîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ ٥٦

Kâle vemen yaknetu min rahmeti rabbihi illâ-ddâllûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٥٧

Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٥٨

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٥٩

İllâ âle lûtin innâ lemuneccûhum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Muhtasar Tefsir

اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِر۪ينَ۟ ٦٠

İllâ-mraetehu kaddernâﻻ innehâ lemine-lġâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍۨ الْمُرْسَلُونَۙ ٦١

Felemmâ câe âle lûtini-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٦٢

Kâle innekum kavmun munkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٦٣

Kâlû bel ci/nâke bimâ kânû fîhi yemterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَاَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٦٤

Veeteynâke bilhakki ve-innâ lesâdikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ٦٥

Feesri bi-ehlike bikit’in mine-lleyli vettebi’ edbârahum velâ yeltefit minkum ehadun vemdû hayśu tu/merûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ ٦٦

Vekadaynâ ileyhi żâlike-l-emra enne dâbira hâulâ-i maktû’un musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.

Muhtasar Tefsir

وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ٦٧

Vecâe ehlu-lmedîneti yestebşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şehir halkı, sevinerek geldiler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ ٦٨

Kâle inne hâulâ-i dayfî felâ tefdahûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ٦٩

VettekûAllâhe velâ tuḣzûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٧٠

Kâlû eve lem nenheke ‘ani-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ ٧١

Kâle hâulâ-i benâtî in kuntum fâ’ilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.

Muhtasar Tefsir

لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٢

Le’amruke innehum lefî sekratihim ya’mehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ ٧٣

Feeḣażet-humu-ssayhatu muşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ ٧٤

Fece’alnâ ‘âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ‘aleyhim hicâraten min siccîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّم۪ينَ ٧٥

İnne fî żâlike leâyâtin lilmutevessimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهَا لَبِسَب۪يلٍ مُق۪يمٍ ٧٦

Ve-innehâ lebisebîlin mukîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ ٧٧

İnne fî żâlike leâyeten lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunda inananlar için ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كَانَ اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ لَظَالِم۪ينَۙ ٧٨

Ve-in kâne ashâbu-l-eyketi lezâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.

Muhtasar Tefsir

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْۢ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُب۪ينٍۜ۟ ٧٩

Fentekamnâ minhum ve-innehumâ lebi-imâmin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَل۪ينَۙ ٨٠

Velekad keżżebe ashâbu-lhicri-lmurselîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَۙ ٨١

Veâteynâhum âyâtinâ fekânû ‘anhâ mu’ridîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا اٰمِن۪ينَ ٨٢

Vekânû yenhitûne mine-lcibâli buyûten âminîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِح۪ينَۙ ٨٣

Feeḣażet-humu-ssayhatu musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.

Muhtasar Tefsir

فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَۜ ٨٤

Femâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَم۪يلَ ٨٥

Vemâ ḣaleknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ illâ bilhakkik ve-inne-ssâ’ate leâtiyetuns fasfehi-ssafha-lcemîle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ ٨٦

İnne rabbeke huve-lḣallâku-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَان۪ي وَالْقُرْاٰنَ الْعَظ۪يمَ ٨٧

Velekad âteynâke seb’an mine-lmeśânî velkur-âne-l’azîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.

Muhtasar Tefsir

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٨٨

Lâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihi ezvâcen minhum velâ tahzen ‘aleyhim vaḣfid cenâhake lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.

Muhtasar Tefsir

وَقُلْ اِنّ۪ٓي اَنَا النَّذ۪يرُ الْمُب۪ينُۚ ٨٩

Vekul innî enâ-nneżîru-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِم۪ينَۙ ٩٠

Kemâ enzelnâ ‘alâ-lmuktesimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِض۪ينَ ٩١

Elleżîne ce’alû-lkur-âne ‘idîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٩٢

Feverabbike lenes-elennehum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٣

‘Ammâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.

Muhtasar Tefsir

فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ ٩٤

Fasde’ bimâ tu/meru vea’rid ‘ani-lmuşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِء۪ينَۙ ٩٥

İnnâ kefeynâke-lmustehzi-îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٩٦

Elleżîne yec’alûne me’aAllâhi ilâhen âḣarac fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَض۪يقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَۙ ٩٧

Velekad na’lemu enneke yadîku sadruke bimâ yekûlûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَۙ ٩٨

Fesebbih bihamdi rabbike vekun mine-ssâcidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.

Muhtasar Tefsir

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ ٩٩

Va’bud rabbeke hattâ ye/tiyeke-lyakînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ النحل

Nahl Sûresi

16. sûreMekkî128 âyetSayfa 266
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١

Etâ emruAllâhi felâ testa’cilûhuc subhânehu vete’âlâ ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın buyruğu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.

Muhtasar Tefsir

يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ ٢

Yunezzilu-lmelâ-ikete bi-rrûhi min emrihi ‘alâ men yeşâu min ‘ibâdihi en enżirû ennehu lâ ilâhe illâ enâ fettekûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle indirerek şöyle der: "İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının."

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣

Ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bilhakkic te’âlâ ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şeylerden yücedir.

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٤

Ḣaleka-l-insâne min nutfetin fe-iżâ huve ḣasîmun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken o nasıl da açıkça karşı koymaktadır!

Muhtasar Tefsir

وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ ٥

Vel-en’âme ḣalekahâk lekum fîhâ dif-un vemenâfi’u veminhâ te-kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ ٦

Velekum fîhâ cemâlun hîne turîhûne vehîne tesrahûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.

Muhtasar Tefsir

وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ٧

Vetahmilu eśkâlekum ilâ beledin lem tekûnû bâliġîhi illâ bişikki-l-enfusic inne rabbekum leraûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşırlar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨

Velḣayle velbiġâle velhamîra literkebûhâ vezînetenc veyaḣluku mâ lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.

Muhtasar Tefsir

وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩

Ve’alaAllâhi kasdu-ssebîli veminhâ câ-irunc velev şâe lehedâkum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ ١٠

Huve-lleżî enzele mine-ssemâ-i mâ-âens lekum minhu şerâbun veminhu şecerun fîhi tusîmûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yukarıdan size su indiren O'dur. Ondan içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter.

Muhtasar Tefsir

يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١١

Yunbitu lekum bihi-zzer’a ve-zzeytûne ve-nneḣîle vel-a’nâbe vemin kulli-śśemerâtik inne fî żâlike leâyeten likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.

Muhtasar Tefsir

وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ١٢

Vesaḣḣara lekumu-lleyle ve-nnehâra ve-şşemse velkameras ve-nnucûmu musaḣḣarâtun bi-emrihik inne fî żâlike leâyâtin likavmin ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceyi gündüzü, güneşi ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ١٣

Vemâ żerae lekum fî-l-ardi muḣtelifen elvânuhuk inne fî żâlike leâyeten likavmin yeżżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٤

Vehuve-lleżî saḣḣara-lbahra lite/kulû minhu lahmen tariyyen vetestaḣricû minhu hilyeten telbesûnehâ veterâ-lfulke mevâḣira fîhi velitebteġû min fadlihi vele’allekum teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol nimetinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.

Muhtasar Tefsir

وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ١٥

Veelkâ fî-l-ardi ravâsiye en temîde bikum veenhâran vesubulen le’allekum tehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.

Muhtasar Tefsir

وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ ١٦

Ve’alâmâtinc vebi-nnecmi hum yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ١٧

Efemen yaḣluku kemen lâ yaḣlukuk efelâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٨

Ve-in te’uddû ni’metaAllâhi lâ tuhsûhâk innaAllâhe leġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ١٩

VaAllâhu ya’lemu mâ tusirrûne vemâ tu’linûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ ٢٠

Velleżîne yed’ûne min dûniAllâhi lâ yaḣlukûne şey-en vehum yuḣlekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır.

Muhtasar Tefsir

اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ ٢١

Emvâtun ġayru ahyâ-/ins vemâ yeş’urûne eyyâne yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.

Muhtasar Tefsir

اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ٢٢

İlâhukum ilâhun vâhidunc felleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati kulûbuhum munkiratun vehum mustekbirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tanrınız tek bir Tanrıdır. Ahirete inanmayanların kalbleri bunu inkar eder; onlar büyüklük taslarlar.

Muhtasar Tefsir

لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ٢٣

Lâ cerame ennaAllâhe ya’lemu mâ yusirrûne vemâ yu’linûnec innehu lâ yuhibbu-lmustekbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٢٤

Ve-iżâ kîle lehum mâżâ enzele rabbukumﻻ kâlû esâtîru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulsa: "öncekilerin masalları" derler.

Muhtasar Tefsir

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ ٢٥

Liyahmilû evzârahum kâmileten yevme-lkiyâmetiﻻ vemin evzâri-lleżîne yudillûnehum biġayri ‘ilmink elâ sâe mâ yezirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yüklenirler. Dikkat edin, yüklendikleri yük ne kötüdür!

Muhtasar Tefsir

قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٢٦

Kad mekera-lleżîne min kablihim feetaAllâhu bunyânehum mine-lkavâ’idi feḣarra ‘aleyhimu-ssekfu min fevkihim veetâhumu-l’ażâbu min hayśu lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ٢٧

Śumme yevme-lkiyâmeti yuḣzîhim veyekûlu eyne şurakâ-iye-lleżîne kuntum tuşâkkûne fîhimc kâle-lleżîne ûtû-l’ilme inne-lḣizye-lyevme ve-ssû-e ‘alâ-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra kıyamet günü onları rezil eder ve: "Haklarında tartıştığınız Benim ortaklarım nerede?" der. İlim sahibleri şöyle derler: "Doğrusu bugün inkarcılara rezillik ve iğrençlik vardır."

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٨

Elleżîne teteveffâhumu-lmelâ-iketu zâlimî enfusihims feelkavû-sseleme mâ kunnâ na’melu min sû-/inc belâ innaAllâhe ‘alîmun bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.

Muhtasar Tefsir

فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٢٩

Fedḣulû ebvâbe cehenneme ḣâlidîne fîhâs felebi/se meśvâ-lmutekebbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!

Muhtasar Tefsir

وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْرًاۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٣٠

Vekîle lilleżîne-ttekav mâżâ enzele rabbukumc kâlû ḣayrâank lilleżîne ahsenû fî hâżihi-ddunyâ hasenetunc veledâru-l-âḣirati ḣayrunc veleni’me dâru-lmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sakınan kimselere: "Rabbiniz ne indirdi?" denince, "İyilik" derler. Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٣١

Cennâtu ‘adnin yedḣulûnehâ tecrî min tahtihâ-l-enhârus lehum fîhâ mâ yeşâûnec keżâlike yecziAllâhu-lmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakınanları böylece mükafatlandırır.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّب۪ينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٣٢

Elleżîne teteveffâhumu-lmelâ-iketu tayyibîneﻻ yekûlûne selâmun ‘aleykumu-dḣulû-lcennete bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: "Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin" derler.

Muhtasar Tefsir

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ اَمْرُ رَبِّكَۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٣٣

Hel yenzurûne illâ en te/tiyehumu-lmelâ-iketu ev ye/tiye emru rabbikec keżâlike fe’ale-lleżîne min kablihimc vemâ zalemehumuAllâhu velâkin kânû enfusehum yazlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٣٤

Feesâbehum seyyi-âtu mâ ‘amilû vehâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden, işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٣٥

Vekâle-lleżîne eşrakû lev şâaAllâhu mâ ‘abednâ min dûnihi min şey-in nahnu velâ âbâunâ velâ harramnâ min dûnihi min şey-/inc keżâlike fe’ale-lleżîne min kablihimc fehel ‘alâ-rrusuli illâ-lbelâġu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ٣٦

Velekad be’aśnâ fî kulli ummetin rasûlen eni-’budûAllâhe vectenibû-ttâġûtes feminhum men hedaAllâhu veminhum men hakkat ‘aleyhi-ddalâletuc fesîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.

Muhtasar Tefsir

اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٣٧

İn tahris ‘alâ hudâhum fe-innaAllâhe lâ yehdî men yudillus vemâ lehum min nâsirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen, yine de Allah, saptırdığını doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da olmaz.

Muhtasar Tefsir

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ ٣٨

Veaksemû biAllâhi cehde eymânihimﻻ lâ yeb’aśuAllâhu men yemûtuc belâ va’den ‘aleyhi hakkan velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ ٣٩

Liyubeyyine lehumu-lleżî yaḣtelifûne fîhi veliya’leme-lleżîne keferû ennehum kânû kâżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ٤٠

İnnemâ kavlunâ lişey-in iżâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûnu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir ve hemen olur.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ ٤١

Velleżîne hâcerû fiAllâhi min ba’di mâ zulimû lenubevvi-ennehum fî-ddunyâ hasenetens veleecru-l-âḣirati ekberuc lev kânû ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşki bilseler!

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٤٢

Elleżîne saberû ve’alâ rabbihim yetevekkelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ ٤٣

Vemâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhimc fes-elû ehle-żżikri in kuntum lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.

Muhtasar Tefsir

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ٤٤

Bilbeyyinâti ve-zzuburik veenzelnâ ileyke-żżikra litubeyyine linnâsi mâ nuzzile ileyhim vele’allehum yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.

Muhtasar Tefsir

اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ ٤٥

Efeemine-lleżîne mekerû-sseyyi-âti en yaḣsifaAllâhu bihimu-l-arda ev ye/tiyehumu-l’ażâbu min hayśu lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötü işler düzenleyenler Allah'ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler?

Muhtasar Tefsir

اَوْ يَأْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ ٤٦

Ev ye/ḣużehum fî tekallubihim femâ hum bimu’cizîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٤٧

Ev ye/ḣużehum ‘alâ teḣavvufin fe-inne rabbekum leraûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَم۪ينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّدًا لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ ٤٨

Eve lem yerav ilâ mâ ḣalekaAllâhu min şey-in yetefeyyeu zilâluhu ‘ani-lyemîni ve-şşemâ-ili succeden liAllâhi vehum dâḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ ٤٩

VeliAllâhi yescudu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi min dâbbetin velmelâ-iketu vehum lâ yestekbirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.

Muhtasar Tefsir

يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ ٥٠ ۩

Yeḣâfûne rabbehum min fevkihim veyef’alûne mâ yu/merûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ ٥١

VekâlaAllâhu lâ tetteḣiżû ilâheyni-śneynis innemâ huve ilâhun vâhiduns fe-iyyâye ferhebûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, "İki tanrı edinmeyin, O ancak bir tek Tanrı'dır. Yalnız Ben'den korkun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّ۪ينُ وَاصِبًاۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ ٥٢

Velehu mâ fî-ssemâvâti vel-ardi velehu-ddînu vâsibâenc efeġayraAllâhi tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ ٥٣

Vemâ bikum min ni’metin feminaAllâhis śümme iżâ messekumu-ddurru fe-ileyhi tec-erûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ ٥٤

Śumme iżâ keşefe-ddurra ‘ankum iżâ ferîkun minkum birabbihim yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ٥٥

Liyekfurû bimâ âteynâhumc fetemette’ûs fesevfe ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ ٥٦

Veyec’alûne limâ lâ ya’lemûne nasîben mimmâ razeknâhumk taAllâhi letus-elunne ‘ammâ kuntum tefterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine verdiğimiz rızıktan, onların ne olduğunu bilmeyen putlara pay ayırırlar. Allah'a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ ٥٧

Veyec’alûne liAllâhi-lbenâti subhânehuﻻ velehum mâ yeştehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ ٥٨

Ve-iżâ buşşira ehaduhum bil-unśâ zalle vechuhu musvedden vehuve kazîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.

Muhtasar Tefsir

يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ٥٩

Yetevârâ mine-lkavmi min sû-i mâ buşşira bihic eyumsikuhu ‘alâ hûnin em yedussuhu fî-tturâbik elâ sâe mâ yahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!

Muhtasar Tefsir

لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٦٠

Lilleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati meśelu-ssev-/is veliAllâhi-lmeśelu-l-a’lâc vehuve-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise Allah verir. O Güçlü'dür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ٦١

Velev yu-âḣiżuAllâhu-nnâse bizulmihim mâ terake ‘aleyhâ min dâbbetin velâkin yu-aḣḣiruhum ilâ ecelin musemmâens fe-iżâ câe eceluhum lâ yeste/ḣirûne sâ’atens velâ yestakdimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler.

Muhtasar Tefsir

وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ ٦٢

Veyec’alûne liAllâhi mâ yekrahûne vetasifu elsinetuhumu-lkeżibe enne lehumu-lhusnâs lâ cerame enne lehumu-nnâra veennehum mufratûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Beğenmediklerini Allah'a malederler. Dilleri, güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere söyler durur. Cehennemin onların olduğunda ve önceden oraya gideceklerinde şüphe yoktur.

Muhtasar Tefsir

تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٦٣

TaAllâhi lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fezeyyene lehumu-şşeytânu a’mâlehum fehuve veliyyuhumu-lyevme velehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a and olsun ki, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi. Bugün de dostları odur. Onlara can yakıcı azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٦٤

Vemâ enzelnâ ‘aleyke-lkitâbe illâ litubeyyine lehumu-lleżî-ḣtelefû fîhiﻻ vehuden verahmeten likavmin yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana Kitap'ı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟ ٦٥

VaAllâhu enzele mine-ssemâ-i mâen feahyâ bihi-l-arda ba’de mevtihâc inne fî żâlike leâyeten likavmin yesme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَٓائِغًا لِلشَّارِب۪ينَ ٦٦

Ve-inne lekum fî-l-en’âmi le’ibratens nuskîkum mimmâ fî butûnihi min beyni ferśin vedemin lebenen ḣâlisan sâ-iġan lişşâribîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayvanlarda da size ibretler vardır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasından, içenlere halis ve içimi kolay süt içiririz.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٦٧

Vemin śemerâti-nnaḣîli vel-a’nâbi tetteḣiżûne minhu sekeran verizkan hasenâenk inne fî żâlike leâyeten likavmin ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ ٦٨

Veevhâ rabbuke ilâ-nnahli eni-tteḣiżî mine-lcibâli buyûten vemine-şşeceri vemimmâ ya’rişûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ كُل۪ي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًاۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٦٩

Śumme kulî min kulli-śśemerâti feslukî subule rabbiki żululâenc yaḣrucu min butûnihâ şerâbun muḣtelifun elvânuhu fîhi şifâun linnâsik inne fî żâlike leâyeten likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟ ٧٠

VaAllâhu ḣalekakum śümme yeteveffâkumc veminkum men yuraddu ilâ erżeli-l’umuri likey lâ ya’leme ba’de ‘ilmin şey-âenc innaAllâhe ‘alîmun kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah sizi yaratmıştır, sonra öldürecektir, içinizden bir kısmı da ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bilmez olurlar. Doğrusu Allah bilendir, her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَ فُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ٧١

VaAllâhu faddale ba’dakum ‘alâ ba’din fî-rrizkic femâ-lleżîne fuddilû birâddî rizkihim ‘alâ mâ meleket eymânuhum fehum fîhi sevâ/unc efebini’metiAllâhi yechadûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah rızıkda kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi eşittir. Allah'ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ ٧٢

VaAllâhu ce’ale lekum min enfusikum ezvâcen vece’ale lekum min ezvâcikum benîne vehafedeten verazekakum mine-ttayyibâtic efebilbâtili yu/minûne vebini’metiAllâhi hum yekfurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızık verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?

Muhtasar Tefsir

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَط۪يعُونَۚ ٧٣

Veya’budûne min dûniAllâhi mâ lâ yemliku lehum rizkan mine-ssemâvâti vel-ardi şey-en velâ yestatî’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızıkları olmayan ve vermeye güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?

Muhtasar Tefsir

فَلَا تَضْرِبُوا لِلّٰهِ الْاَمْثَالَۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧٤

Felâ tadribû liAllâhi-l-emśâlec innaAllâhe ya’lemu ve entum lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a benzerler koşmaya kalkmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًاۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٧٥

DarabaAllâhu meśelen ‘abden memlûken lâ yakdiru ‘alâ şey-in vemen razeknâhu minnâ rizkan hasenen fehuve yunfiku minhu sirran vecehrâans hel yestevûnec-lhamdu liAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah'tır, fakat çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ ٧٦

VedarabaAllâhu meśelen raculeyni ehaduhumâ ebkemu lâ yakdiru ‘alâ şey-in vehuve kellun ‘alâ mevlâhu eynemâ yuveccihhu lâ ye/ti biḣayrins hel yestevî huve vemen ye/muru bil’adli vehuve ‘alâ sirâtin mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧٧

VeliAllâhi ġaybu-ssemâvâti vel-ardic vemâ emru-ssâ’ati illâ kelemhi-lbasari ev huve akrabuc innaAllâhe ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir, kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar veya daha çabuk bir zaman içinde olur. Şüphesiz Allah her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٧٨

VaAllâhu aḣracekum min butûni ummehâtikum lâ ta’lemûne şey-en vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-af-ideteﻻ le’allekum teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٧٩

Elem yerav ilâ-ttayri museḣḣarâtin fî cevvi-ssemâ-i mâ yumsikuhunne illaAllâhuk inne fî żâlike leâyâtin likavmin yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün boşluğunda Allah'ın buyruğuna boyun eğerek uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları Allah'tan başka tutan kimse yoktur. İnanan millet için bunda dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ٨٠

VaAllâhu ce’ale lekum min buyûtikum sekenen vece’ale lekum min culûdi-l-en’âmi buyûten testaḣiffûnehâ yevme za’nikum veyevme ikâmetikumﻻ vemin asvâfihâ veevbârihâ veeş’ârihâ eśâśen vemetâ’an ilâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler var etmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ ٨١

VaAllâhu ce’ale lekum mimmâ ḣaleka zilâlen vece’ale lekum mine-lcibâli eknânen vece’ale lekum serâbîle takîkumu-lharra veserâbîle takîkum be/sekumc keżâlike yutimmu ni’metehu ‘aleykum le’allekum tuslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah yarattıklarından size gölgeler yapmış; dağlarda sığınacağınız barınaklar var etmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٨٢

Fe-in tevellev fe-innemâ ‘aleyke-lbelâġu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yüz çevirirlerse, sana düşenin sadece açıkça tebliğ olduğunu bil.

Muhtasar Tefsir

يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّٰهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ۟ ٨٣

Ya’rifûne ni’metaAllâhi śümme yunkirûnehâ veekśeruhumu-lkâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın nimetini hem bilirler hem de inkar ederler. Zaten çoğu kafir kimselerdir.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ٨٤

Veyevme neb’aśu min kulli ummetin şehîden śümme lâ yu/żenu lilleżîne keferû velâ hum yusta’tebûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٨٥

Ve-iżâ raâ-lleżîne zalemû-l’ażâbe felâ yuḣaffefu ‘anhum velâ hum yunzarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenler, azap görürlerken azabları hafifletilmez de geciktirilmez de.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذ۪ينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ ٨٦

Ve-iżâ raâ-lleżîne eşrakû şurakâehum kâlû rabbenâ hâulâ-i şurakâunâ-lleżîne kunnâ ned’û min dûnikec feelkav ileyhimu-lkavle innekum lekâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: "Rabbimiz! Seni bırakıp yalvardığımız ortaklarımız bunlardır" derler. Koştukları ortaklar: "Doğrusu siz yalancısınız" diye söz atarlar.

Muhtasar Tefsir

وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٨٧

Veelkav ilaAllâhi yevme-iżinisselemes vedalle ‘anhum mâ kânû yefterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Puta tapanlar o gün Allah'ın hükmüne teslim olurlar; uydurdukları şeyler onlardan uzaklaşırlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ ٨٨

Elleżîne keferû vesaddû ‘an sebîliAllâhi zidnâhum ‘ażâben fevka-l’ażâbi bimâ kânû yufsidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar eden, Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azap üstüne azap veririz.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟ ٨٩

Veyevme neb’aśu fî kulli ummetin şehîden ‘aleyhim min enfusihims veci/nâ bike şehîden ‘alâ hâulâ-/ic venezzelnâ ‘aleyke-lkitâbe tibyânen likulli şey-in vehuden verahmeten vebuşrâ lilmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz. Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٩٠

İnnaAllâhe ye/muru bil’adli vel-ihsâni ve-îtâ-i żî-lkurbâ veyenhâ ‘ani-lfahşâ-i velmunkeri velbaġyic ya’izukum le’allekum teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.

Muhtasar Tefsir

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ ٩١

Veevfû bi’ahdiAllâhi iżâ ‘âhedtum velâ tenkudû-l-eymâne ba’de tevkîdihâ vekad ce’altumuAllâhe ‘aleykum kefîlâenc innaAllâhe ya’lemu mâ tef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًاۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٩٢

Velâ tekûnû kelletî nekadat ġazlehâ min ba’di kuvvetin enkâśen tetteḣiżûne eymânekum deḣalen beynekum en tekûne ummetun hiye erbâ min ummetinc innemâ yeblûkumuAllâhu bihic veleyubeyyinenne lekum yevme-lkiyâmeti mâ kuntum fîhi taḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir ümmetin diğerinden daha çok olmasından ötürü, aranızdaki yeminleri bozarak, ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra bozan kadın gibi olmayın. Allah onunla sizi dener. And olsun ki, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size kıyamet günü açıklar.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٣

Velev şâaAllâhu lece’alekum ummeten vâhideten velâkin yudillu men yeşâu veyehdî men yeşâ/uc veletus-elunne ‘ammâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru yola eriştirir. İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ٩٤

Velâ tetteḣiżû eymânekum deḣalen beynekum fetezille kademun ba’de śubûtihâ veteżûkû-ssû-e bimâ sadedtum ‘an sebîliAllâhis velekum ‘ażâbun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin ki, bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir; Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve (ahirette de) büyük bir azaba uğrarsınız.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٩٥

Velâ teşterû bi’ahdiAllâhi śemenen kalîlâenc innemâ ‘indaAllâhi huve ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın ahdini hiçbir değere değişmeyin. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha iyidir.

Muhtasar Tefsir

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٦

Mâ ‘indekum yenfedus vemâ ‘indaAllâhi bâkink velenecziyenne-lleżîne saberû ecrahum bi-ahseni mâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.

Muhtasar Tefsir

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٧

Men ‘amile sâlihan min żekerin ev unśâ vehuve mu/minun felenuhyiyennehu hayâten tayyibetens velenecziyennehum ecrahum bi-ahseni mâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٩٨

Fe-iżâ kara/te-lkur-âne feste’iż biAllâhi mine-şşeytâni-rracîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٩٩

İnnehu leyse lehu sultânun ‘alâ-lleżîne âmenû ve’alâ rabbihim yetevekkelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِه۪ مُشْرِكُونَ۟ ١٠٠

İnnemâ sultânuhu ‘alâ-lleżîne yetevellevnehu velleżîne hum bihi muşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'nun nüfuzu sadece, O'nu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا بَدَّلْنَٓا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍۙ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ١٠١

Ve-iżâ beddelnâ âyeten mekâne âyetinﻻ vaAllâhu a’lemu bimâ yunezzilu kâlû innemâ ente mufterinc bel ekśeruhum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ ١٠٢

Kul nezzelehu rûhu-lkudusi min rabbike bilhakki liyuśebbite-lleżîne âmenû vehuden vebuşrâ lilmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌۜ لِسَانُ الَّذ۪ي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُب۪ينٌ ١٠٣

Velekad na’lemu ennehum yekûlûne innemâ yu’allimuhu beşerunk lisânu-lleżî yulhidûne ileyhi a’cemiyyun vehâżâ lisânun ‘arabiyyun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۙ لَا يَهْد۪يهِمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٠٤

İnne-lleżîne lâ yu/minûne bi-âyâtiAllâhi lâ yehdîhimuAllâhu velehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı azap vardır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ ١٠٥

İnnemâ yefterî-lkeżibe-lleżîne lâ yu/minûne bi-âyâtiAllâhis veulâ-ike humu-lkâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِه۪ٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْا۪يمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١٠٦

Men kefera biAllâhi min ba’di îmânihi illâ men ukrihe vekalbuhu mutme-innun bil-îmâni velâkin men şeraha bilkufri sadran fe’aleyhim ġadabun minaAllâhi velehum ‘ażâbun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ١٠٧

Żâlike bi-ennehumu-stehabbû-lhayâte-ddunyâ ‘alâ-l-âḣirati veennaAllâhe lâ yehdî-lkavme-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da, inkarcı milleti doğru yola eriştirmemesinden ötürü böyledir.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ ١٠٨

Ulâ-ike-lleżîne tabe’aAllâhu ‘alâ kulûbihim vesem’ihim veebsârihims veulâ-ike humu-lġâfilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Allah'ın kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Gafiller de işte bunlardır.

Muhtasar Tefsir

لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ١٠٩

Lâ cerame ennehum fî-l-âḣirati humu-lḣâsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahirette zarara uğrayacakların bunlar olduğunda şüphe yoktur.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١١٠

Śumme inne rabbeke lilleżîne hâcerû min ba’di mâ futinû śümme câhedû vesaberû inne rabbeke min ba’dihâ leġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَأْت۪ي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ١١١

Yevme te/tî kullu nefsin tucâdilu ‘an nefsihâ vetuveffâ kullu nefsin mâ ‘amilet vehum lâ yuzlemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.

Muhtasar Tefsir

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ١١٢

VedarabaAllâhu meśelen karyeten kânet âmineten mutme-inneten ye/tîhâ rizkuhâ raġaden min kulli mekânin fekeferat bi-en’umiAllâhi feeżâkahaAllâhu libâse-lcû’i velḣavfi bimâ kânû yasne’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ١١٣

Velekad câehum rasûlun minhum fekeżżebûhu feeḣażehumu-l’ażâbu vehum zâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.

Muhtasar Tefsir

فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ١١٤

Fekulû mimmâ razekakumuAllâhu halâlen tayyiben veşkurû ni’metaAllâhi in kuntum iyyâhu ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O'nun nimetine şükredin.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١٥

İnnemâ harrame ‘aleykumu-lmeytete ve-ddeme velahme-lḣinzîri vemâ uhille liġayriAllâhi bihis femeni-dturra ġayra bâġin velâ ‘âdin fe-innaAllâhe ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak şartiyle bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ ١١٦

Velâ tekûlû limâ tasifu elsinetukumu-lkeżibe hâżâ halâlun vehâżâ harâmun litefterû ‘alaAllâhi-lkeżibec inne-lleżîne yefterûne ‘alaAllâhi-lkeżibe lâ yuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliniz yalana alışmış olduğu için, "şu haram, bu helaldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler.

Muhtasar Tefsir

مَتَاعٌ قَل۪يلٌۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١١٧

Metâ’un kalîlun velehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır.

Muhtasar Tefsir

وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُۚ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ١١٨

Ve’alâ-lleżîne hâdû harramnâ mâ kasasnâ ‘aleyke min kablus vemâ zalemnâhum velâkin kânû enfusehum yazlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık; biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١١٩

Śumme inne rabbeke lilleżîne ‘amilû-ssû-e bicehâletin śümme tâbû min ba’di żâlike veaslehû inne rabbeke min ba’dihâ leġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyip ardından tevbe eden ve ıslah olanlardan yanadır. Rabbin bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَن۪يفًاۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ ١٢٠

İnne ibrâhîme kâne ummeten kâniten liAllâhi hanîfen velem yeku mine-lmuşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, şüphesiz Allah'a boyun eğen ve O'na yönelen bir önderdi; puta tapanlardan değildi.

Muhtasar Tefsir

شَاكِرًا لِاَنْعُمِهِۜ اِجْتَبٰيهُ وَهَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ١٢١

şâkiran li-en’umihic ictebâhu vehedâhu ilâ sirâtin mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.

Muhtasar Tefsir

وَاٰتَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَۜ ١٢٢

Veâteynâhu fî-ddunyâ hasenetens ve-innehu fî-l-âḣirati lemine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٢٣

Śumme evhaynâ ileyke eni-ttebi’ millete ibrâhîme hanîfâens vemâ kâne mine-lmuşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şimdi sana, "Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy" diye vahyettik.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ١٢٤

İnnemâ cu’ile-ssebtu ‘alâ-lleżîne-ḣtelefû fîhic ve-inne rabbeke leyahkumu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çekişenlere farz kılındı. Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.

Muhtasar Tefsir

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ١٢٥

Ud’u ilâ sebîli rabbike bilhikmeti velmev’izati-lhasenetis vecâdilhum billetî hiye ahsenuc inne rabbeke huve a’lemu bimen dalle ‘an sebîlihis vehuve a’lemu bilmuhtedîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه۪ۜ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ ١٢٦

Ve-in ‘âkabtum fe’âkibû bimiśli mâ ‘ûkibtum bihis vele-in sabertum lehuve ḣayrun lissâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.

Muhtasar Tefsir

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ ١٢٧

Vasbir vemâ sabruke illâ biAllâhic velâ tahzen ‘aleyhim velâ teku fî daykin mimmâ yemkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabret, senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır; onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَالَّذ۪ينَ هُمْ مُحْسِنُونَ ١٢٨

İnnaAllâhe me’a-lleżîne-ttekav velleżîne hum muhsinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma