Lokmân Sûresi
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ ٢
Tilke âyâtu-lkitâbi-lhakîmi
Bunlar, iyi davranan kimseler için rahmet ve doğru yol rehberi olan hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
Muhtasar Tefsir
هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ ٣
Huden verahmeten lilmuhsinîne
Bunlar, iyi davranan kimseler için rahmet ve doğru yol rehberi olan hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
Muhtasar Tefsir
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤
Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûne
O kimseler namazı kılarlar, zekatı verirler; ahirete de yakinen inanırlar.
Muhtasar Tefsir
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥
Ulâ-ike ‘alâ huden min rabbihims veulâ-ike humu-lmuflihûne
İşte onlar Rablerinin yolunda olanlardır, işte onlar saadete erenlerdir.
Muhtasar Tefsir
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦
Vemine-nnâsi men yeşterî lehve-lhadîśi liyudille ‘an sebîliAllâhi biġayri ‘ilmin veyetteḣiżehâ huzuvâenc ulâ-ike lehum ‘ażâbun muhînun
İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.
Muhtasar Tefsir
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٧
Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiran keen lem yesma’hâ keenne fî użuneyhi vakrâans febeşşirhu bi’ażâbin elîmin
Ayetlerimiz sapık kimseye okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte ona can yakıcı azabı müjde et.
Muhtasar Tefsir
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ ٨
İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lehum cennâtu-nna’îmi
İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah'ın vadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O; güçlüdür, hakim'dir.
Muhtasar Tefsir
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٩
Ḣâlidîne fîhâs va’daAllâhi hakkâanc vehuve-l’azîzu-lhakîmu
İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah'ın vadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O; güçlüdür, hakim'dir.
Muhtasar Tefsir
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ١٠
Ḣaleka-ssemâvâti biġayri ‘amedin teravnehâs veelkâ fî-l-ardi ravâsiye en temîde bikum vebeśśe fîhâ min kulli dâbbetinc veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feenbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîmin
Allah gökleri gördüğünüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir.
Muhtasar Tefsir
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ١١
Hâżâ ḣalkuAllâhi feerûnî mâżâ ḣaleka-lleżîne min dûnihic beli-zzâlimûne fî dalâlin mubînin
İşte bu Allah'ın yaratışıdır. Ondan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır; gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedir.
Muhtasar Tefsir
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ١٢
Velekad âteynâ lukmâne-lhikmete eni-şkur liAllâhis vemen yeşkur fe-innemâ yeşkuru linefsihis vemen kefera fe-innaAllâhe ġaniyyun hamîdun
And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
Muhtasar Tefsir
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ١٣
Ve-iż kâle lukmânu libnihi vehuve ya’izuhu yâ buneyye lâ tuşrik biAllâhis inne-şşirke lezulmun ‘azîmun
Lokman, oğluna öğüt vererek: "Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür" demişti.
Muhtasar Tefsir
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ١٤
Vevassaynâ-l-insâne bivâlideyhi hamelet-hu ummuhu vehnen ‘alâ vehnin vefisâluhu fî ‘âmeyni eni-şkur lî velivâlideyke ileyye-lmasîru
Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Bana'dır.
Muhtasar Tefsir
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٥
Ve-in câhedâke ‘alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihi ‘ilmun felâ tuti’humâs vesâhibhumâ fî-ddunyâ ma’rûfâens vettebi’ sebîle men enâbe ileyyec śümme ileyye merci’ukum feunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûne
Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.
Muhtasar Tefsir
يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ١٦
Yâ buneyye innehâ in teku miśkâle habbetin min ḣardelin fetekun fî saḣratin ev fî-ssemâvâti ev fî-l-ardi ye/ti bihaAllâhuc innaAllâhe latîfun ḣabîrun
Lokman: "Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latif'tir, haberdardır".
Muhtasar Tefsir
يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ ١٧
Yâ buneyye akimi-ssalâte ve/mur bilma’rûfi venhe ‘ani-lmunkeri vasbir ‘alâ mâ esâbekes inne żâlike min ‘azmi-l-umûri
"Ey oğulcuğum! Namazı kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret; doğrusu bunlar, azmedilmeğe değer işlerdir."
Muhtasar Tefsir
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ١٨
Velâ tusa’’ir ḣaddeke linnâsi velâ temşi fî-l-ardi merahâans innaAllâhe lâ yuhibbu kulle muḣtâlin feḣûrin
"İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez."
Muhtasar Tefsir
وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ ١٩
Vaksid fî meşyike vaġdud min savtikec inne enkera-l-asvâti lesavtu-lhamîri
"Yürüyüşünde tabii ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeblerin sesidir."
Muhtasar Tefsir
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ٢٠
Elem terav ennaAllâhe saḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi ve esbeġa ‘aleykum ni’amehu zâhiraten vebâtinetenk vemine-nnâsi men yucâdilu fiAllâhi biġayri ‘ilmin velâ huden velâ kitâbin munîrin
Allah'ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz? İnsanlardan, Allah hakkında hiçbir bilgisi olmadan, doğruluk rehberi ve aydınlatıcı bir Kitap bulunmadan tartışanlar vardır.
Muhtasar Tefsir
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ٢١
Ve-iżâ kîle lehumu-ttebi’û mâ enzelaAllâhu kâlû bel nettebi’u mâ vecednâ ‘aleyhi âbâenâc eve lev kâne-şşeytânu yed’ûhum ilâ ‘ażâbi-ssa’îri
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denince: "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya şeytan, babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsa?
Muhtasar Tefsir
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ٢٢
Vemen yuslim vechehu ilaAllâhi vehuve muhsinun fekadi-stemseke bil’urveti-lvuśkâk ve-ilaAllâhi ‘âkibetu-l-umûri
İyilik yaparak kendini Allah'a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur. İşlerin sonucu Allah'a aittir.
Muhtasar Tefsir
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٢٣
Vemen kefera felâ yahzunke kufruhuc ileynâ merci’uhum fenunebbi-uhum bimâ ‘amilûc innaAllâhe ‘alîmun biżâti-ssudûri
İnkar edenin inkarcılığı seni üzmesin; onların dönüşü Bize'dir; o zaman, yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah, kalblerde olanı şüphesiz bilir.
Muhtasar Tefsir
نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٢٤
Numetti’uhum kalîlen śümme nadtarruhum ilâ ‘ażâbin ġalîzin
Onları az bir süre geçindiririz, sonra da ağır bir azaba sürükleriz.
Muhtasar Tefsir
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٢٥
Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunnaAllâhuc kuli-lhamdu liAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’lemûne
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan, "Allah'tır" derler. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur", ama çoğu bilmezler.
Muhtasar Tefsir
لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٢٦
LiAllâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ardic innaAllâhe huve-lġaniyyu-lhamîdu
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır.
Muhtasar Tefsir
وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٢٧
Velev ennemâ fî-l-ardi min şeceratin aklâmun velbahru yemudduhu min ba’dihi seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtuAllâhik innaAllâhe ‘azîzun hakîmun
Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve yedi misli deniz de yedekte bulunup yazılsa yine de Allah'ın sözleri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, hakim'dir.
Muhtasar Tefsir
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٢٨
Mâ ḣalkukum velâ ba’śukum illâ kenefsin vâhidetink innaAllâhe semî’un basîrun
Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve tekrar dirilmeniz tek bir nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Muhtasar Tefsir
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٢٩
Elem tera ennaAllâhe yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî ilâ ecelin musemmen veennaAllâhe bimâ ta’melûne ḣabîrun
Allah'ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın, yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?
Muhtasar Tefsir
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ٣٠
Żâlike bi-ennaAllâhe huve-lhakku veenne mâ yed’ûne min dûnihi-lbâtilu veennaAllâhe huve-l’aliyyu-lkebîru
Bu, Allah'ın hak olmasından ve O'ndan başka taptıkları şeylerin batıl olmasındandır. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
Muhtasar Tefsir
اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٣١
Elem tera enne-lfulke tecrî fî-lbahri bini’metiAllâhi liyuriyekum min âyâtihis inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûrin
Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyla yürüdüğünü görmez misin? Allah böylece size varlığının delillerini gösterir. Bunlarda, pek sabırlı ve çok şükreden kimselerin hepsine dersler vardır.
Muhtasar Tefsir
وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ ٣٢
Ve-iżâ ġaşiyehum mevcun ke-zzuleli de’avûAllâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri feminhum muktesidunc vemâ yechadu bi-âyâtinâ illâ kullu ḣattârin kefûrin
Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkar eder.
Muhtasar Tefsir
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٣٣
Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekum vaḣşev yevmen lâ yeczî vâlidun ‘an veledihi velâ mevlûdun huve câzin ‘an vâlidihi şey-âenc inne va’daAllâhi hakkuns felâ teġurrannekumu-lhayâtu-ddunyâ velâ yeġurrannekum biAllâhi-lġarûru
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın oğlu, oğulun da babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun. Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.
Muhtasar Tefsir
اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ٣٤
İnnaAllâhe ‘indehu ‘ilmu-ssâ’ati veyunezzilu-lġayśe veya’lemu mâ fî-l-erhâmis vemâ tedrî nefsun mâżâ teksibu ġadâens vemâ tedrî nefsun bi-eyyi ardin temûtuc innaAllâhe ‘alîmun ḣabîrun
Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde bulunanı O bilir, kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haberdardır.
Muhtasar Tefsir
Lokmân Sûresi hakkında
Lokman suresi kaç ayettir?
Lokmân Sûresi 34 âyettir.
Lokman suresi Mekki mi Medeni mi?
Lokmân Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.
Lokman suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?
Lokmân Sûresi, mushaf sıralamasında 31. sûredir; iniş sırasına göre 57. sûredir.
Lokman suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?
Lokmân Sûresi 21. cüzde, mushafın 410. sayfasında başlar.