Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ٢١

21. Cüz

Ankebût 29:46 → Ahzâb 33:30 Sayfa 401–420 178 âyet
AnkebûtRûmLokmânSecdeAhzâb
Mushaf
Ankebût Sûresiالعنكبوت46. âyet →

وَلَا تُجَادِلُٓوا اَهْلَ الْكِتَابِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُٓوا اٰمَنَّا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَاُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَاِلٰهُنَا وَاِلٰهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ٤٦

Velâ tucâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye ahsenu illâ-lleżîne zalemû minhums vekûlû âmennâ billeżî unzile ileynâ veunzile ileykum ve-ilâhunâ ve-ilâhukum vâhidun venahnu lehu muslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur."

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَۜ فَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۚ وَمِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الْكَافِرُونَ ٤٧

Vekeżâlike enzelnâ ileyke-lkitâbec felleżîne âteynâhumu-lkitâbe yu/minûne bihis vemin hâulâ-i men yu/minu bihic vemâ yechadu bi-âyâtinâ illâ-lkâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkarcılar bile bile tanımazlar.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِه۪ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَم۪ينِكَ اِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ ٤٨

Vemâ kunte tetlû min kablihi min kitâbin velâ teḣuttuhu biyemînikes iżen lertâbe-lmubtilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.

Muhtasar Tefsir

بَلْ هُوَ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ ف۪ي صُدُورِ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الظَّالِمُونَ ٤٩

Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûri-lleżîne ûtû-l’ilmec vemâ yechadu bi-âyâtinâ illâ-zzâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَاتٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥٠

Ve kâlû levlâ unzile ‘aleyhi âyâtun min rabbihis kul innemâ-l-âyâtu ‘indaAllâhi ve-innemâ enâ neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ona Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟ ٥١

Eve lem yekfihim ennâ enzelnâ ‘aleyke-lkitâbe yutlâ ‘aleyhimc inne fî żâlike lerahmeten veżikrâ likavmin yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ شَه۪يدًاۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٥٢

Kul kefâ biAllâhi beynî vebeynekum şehîdâens ya’lemu mâ fî-ssemâvâti vel-ardik velleżîne âmenû bilbâtili vekeferû biAllâhi ulâ-ike humu-lḣâsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahit olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." İşte kaybedenler bunlardır.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَلَوْلَٓا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَٓاءَهُمُ الْعَذَابُۜ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٣

Veyesta’cilûneke bil’ażâbic velevlâ ecelun musemmen lecâehumu-l’ażâbu veleye/tiyennehum baġteten vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.

Muhtasar Tefsir

يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَۙ ٥٤

Yesta’cilûneke bil’ażâbi ve-inne cehenneme lemuhîtatun bilkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يَغْشٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥٥

Yevme yaġşâhumu-l’ażâbu min fevkihim vemin tahti erculihim veyekûlu żûkû mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.

Muhtasar Tefsir

يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ اَرْض۪ي وَاسِعَةٌ فَاِيَّايَ فَاعْبُدُونِ ٥٦

Yâ ‘ibâdiye-lleżîne âmenû inne ardî vâsi’atun fe-iyyâye fa’budûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz.

Muhtasar Tefsir

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ٥٧

Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevtis śümme ileynâ turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۗ ٥٨

Velleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lenubevvi-ennehum mine-lcenneti ġurafen tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâc ni’me ecru-l’âmilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ٥٩

Elleżîne saberû ve’alâ rabbihim yetevekkelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!

Muhtasar Tefsir

وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَاۗ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٦٠

Vekeeyyin min dâbbetin lâ tahmilu rizkahaAllâhu yerzukuhâ ve-iyyâkumc vehuve-ssemî’u-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٦١

Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda veseḣḣara-şşemse velkamera leyekûlunnaAllâhus feennâ yu/fekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin döndürülüyorlar?

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٦٢

Allâhu yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdiru lehuc innaAllâhe bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟ ٦٣

Vele-in seeltehum men nezzele mine-ssemâ-i mâen feahyâ bihi-l-arda min ba’di mevtihâ leyekûlunnaAllâhuc kuli-lhamdu liAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٦٤

Vemâ hâżihi-lhayâtu-ddunyâ illâ lehvun vela’ibunc ve-inne-ddâra-l-âḣirate lehiye-lhayevânuc lev kânû ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَۙ ٦٥

Fe-iżâ rakibû fî-lfulki de’avûAllâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri iżâ hum yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۙ وَلِيَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٦٦

Liyekfurû bimâ âteynâhum veliyetemette’ûs fesevfe ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ ٦٧

Eve lem yerav ennâ ce’alnâ haramen âminen veyuteḣattafu-nnâsu min havlihimc efebilbâtili yu/minûne vebini’metiAllâhi yekfurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ٦٨

Vemen azlemu mimmeni-fterâ ‘alaAllâhi keżiben ev keżżebe bilhakki lemmâ câehuc eleyse fî cehenneme meśven lilkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için durak yok mudur?

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِن۪ينَ ٦٩

Velleżîne câhedû fînâ lenehdiyennehum subulenâc ve-innaAllâhe leme’a-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الروم

Rûm Sûresi

30. sûreMekkî60 âyetSayfa 403
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓمٓ۠ ١

Elif-Lâm-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Mim.

Muhtasar Tefsir

غُلِبَتِ الرُّومُۙ ٢

Ġulibeti-rrûmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ٣

Fî ednâ-l-ardi vehum min ba’di ġalebihim seyaġlibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤

Fî bid’i sinîne liAllâhi-l-emru min kablu vemin ba’duc veyevme-iżin yefrahu-lmu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ٥

BinasriAllâhic yensuru men yeşâus vehuve-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٦

Va’daAllâhis lâ yuḣlifuAllâhu va’dehu velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ٧

Ya’lemûne zâhiran mine-lhayâti-ddunyâ vehum ‘ani-l-âḣirati hum ġâfilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, dünya hayatının görülen kısmını bilirler. Onlar, ahiretten habersizdirler.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ٨

Eve lem yetefekkerû fî enfusihimk mâ ḣalekaAllâhu-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ illâ bilhakki veecelin musemmâenk ve-inne keśîran mine-nnâsi bilikâ-i rabbihim lekâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ٩

Eve lem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne min kablihimc kânû eşedde minhum kuvveten veeśârû-l-arda ve’amerûhâ ekśera mimmâ ‘amerûhâ vecâet-hum rusuluhum bilbeyyinâtis femâ kânaAllâhu liyazlimehum velâkin kânû enfusehum yazlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ١٠

Śumme kâne ‘âkibete-lleżîne esâû-ssû-â en keżżebû bi-âyâtiAllâhi vekânû bihâ yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Allah'ın ayetlerini yalan sayıp, onları alaya alarak kötülük yapanların sonu pek kötü oldu.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١١

Allâhu yebdeu-lḣalka śümme yu’îduhu śümme ileyhi turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah önce yaratır, ölümünden sonra tekrar diriltir. Sonunda O'na döneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ١٢

Veyevme tekûmu-ssâ’atu yublisu-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğu gün suçlular umutsuz kalıverirler.

Muhtasar Tefsir

وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ١٣

Velem yekun lehum min şurakâ-ihim şufe’âu vekânû bişurakâ-ihim kâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Koştukları ortakları artık şefaatçileri değildir; ortaklarını inkar ederler.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ١٤

Veyevme tekûmu-ssâ’atu yevme-iżin yeteferrakûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğu gün, işte o gün, darmadağın olurlar.

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ١٥

Feemmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti fehum fî ravdatin yuhberûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama inanıp yararlı iş işleyenler, ağırlanacakları bir cennette bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ١٦

Veemmâ-lleżîne keferû vekeżżebû bi-âyâtinâ velikâ-i-l-âḣirati feulâ-ike fî-l’ażâbi muhdarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edip, ayetlerimizi ve ahirette Bana kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabla yüzyüze bırakılırlar.

Muhtasar Tefsir

فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ١٧

FesubhânaAllâhi hîne tumsûne vehîne tusbihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ١٨

Velehu-lhamdu fî-ssemâvâti vel-ardi ve’aşiyyen vehîne tuzhirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.

Muhtasar Tefsir

يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ١٩

Yuḣricu-lhayye mine-lmeyyiti veyuḣricu-lmeyyite mine-lhayyi veyuhyî-l-arda ba’de mevtihâc vekeżâlike tuḣracûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٢٠

Vemin âyâtihi en ḣalekakum min turâbin śümme iżâ entum beşerun tenteşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٢١

Vemin âyâtihi en ḣaleka lekum min enfusikum ezvâcen liteskunû ileyhâ vece’ale beynekum meveddeten verahmetenc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ٢٢

Vemin âyâtihi ḣalku-ssemâvâti vel-ardi vaḣtilâfu elsinetikum ve elvânikumc inne fîżâlike leâyâtin lil’âlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٢٣

Vemin âyâtihi menâmukum billeyli ve-nnehâri vebtiġâukum min fadlihic inne fî żâlike leâyâtin likavmin yesme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren millet için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٢٤

Vemin âyâtihi yurîkumu-lberka ḣavfen vetame’an veyunezzilu mine-ssemâ-i mâen feyuhyî bihi-l-arda ba’de mevtihâc inne fî żâlike leâyâtin likavmin ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٢٥

Vemin âyâtihi en tekûme-ssemâu vel-ardu bi-emrihic śümme iżâ de’âkum da’veten mine-l-ardi iżâ entum taḣrucûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٢٦

Velehu men fî-ssemâvâti vel-ardis kullun lehu kânitûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٢٧

Vehuve-lleżî yebdeu-lḣalka śümme yu’îduhu vehuve ehvenu ‘aleyhic velehu-lmeśelu-l-a’lâ fî-ssemâvâti vel-ardic vehuve-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٢٨

Darabe lekum meśelen min enfusikums hel lekum mimmâ meleket eymânukum min şurakâe fî mâ razeknâkum feentum fîhi sevâun teḣâfûnehum keḣîfetikum enfusekumc keżâlike nufassilu-l-âyâti likavmin ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen millete ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.

Muhtasar Tefsir

بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٩

Beli-ttebe’a-lleżîne zalemû ehvâehum biġayri ‘ilmins femen yehdî men edallaAllâhus vemâ lehum min nâsirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.

Muhtasar Tefsir

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفًاۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ ٣٠

Feekim vecheke liddîni hanîfâenc fitrataAllâhi-lletî fetara-nnâse ‘aleyhâc lâ tebdîle liḣalkiAllâhic żâlike-ddînu-lkayyimu velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ ٣١

Munîbîne ileyhi vettekûhu veakîmû-ssalâte velâ tekûnû mine-lmuşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.

Muhtasar Tefsir

مِنَ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ٣٢

Mine-lleżîne ferrakû dînehum vekânû şiye’âans kullu hizbin bimâ ledeyhim ferihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَٓا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ ٣٣

Ve-iżâ messe-nnâse durrun de’av rabbehum munîbîne ileyhi śümme iżâ eżâkahum minhu rahmeten iżâ ferîkun minhum birabbihim yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.

Muhtasar Tefsir

لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ٣٤

Liyekfurû bimâ âteynâhumc fetemette’û fesevfe ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.

Muhtasar Tefsir

اَمْ اَنْزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِه۪ يُشْرِكُونَ ٣٥

Em enzelnâ ‘aleyhim sultânen fehuve yetekellemu bimâ kânû bihi yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir delil mi indirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ ٣٦

Ve iżâ eżeknâ-nnâse rahmeten ferihû bihâs ve-in tusibhum seyyi-etun bimâ kaddemet eydîhim iżâ hum yaknetûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler, ama yaptıklarından ötürü başlarına bir kötülük gelirse hemen ümitlerini kaybediverirler.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٣٧

Eve lem yerav ennaAllâhe yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiruc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın, rızkı dilediğine yayıp bir ölçüye göre verdiğini görmezler mi? Doğrusu bunda, inananlar için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

فَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰهِۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٣٨

Feâti żâ-lkurbâ hakkahu velmiskîne vebne-ssebîlic żâlike ḣayrun lilleżîne yurîdûne vechaAllâhis veulâ-ike humu-lmuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ۬ا ف۪ٓي اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ ٣٩

Vemâ âteytum min riben liyerbuve fî emvâli-nnâsi felâ yerbû ‘indaAllâhis vemâ âteytum min zekâtin turîdûne vechaAllâhi feulâ-ike humu-lmud’ifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْۜ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَفْعَلُ مِنْ ذٰلِكُمْ مِنْ شَيْءٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ ٤٠

Allâhu-lleżî ḣalekakum śümme razekakum śümme yumîtukum śümme yuhyîkums hel min şurakâ-ikum men yef’alu min żâlikum min şey-/inc subhânehu vete’âlâ ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.

Muhtasar Tefsir

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٤١

Zahera-lfesâdu fî-lberri velbahri bimâ kesebet eydî-nnâsi liyużîkahum ba’da-lleżî ‘amilû le’allehum yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ ٤٢

Kul sîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne min kabluc kâne ekśeruhum muşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu ortak koşan (müşrik) olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

Muhtasar Tefsir

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ ٤٣

Feekim vecheke liddîni-lkayyimi min kabli en ye/tiye yevmun lâ meradde lehu minaAllâhis yevme-iżin yessadde’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların fırka fırka olacağı, Allah katından kaçınılmaz o günün gelmesinden önce, kendini dosdoğru dine yönelt.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ ٤٤

Men kefera fe’aleyhi kufruhus vemen ‘amile sâlihan feli-enfusihim yemhedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhine olur. Yararlı iş işleyen kimseler, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.

Muhtasar Tefsir

لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ ٤٥

Liyecziye-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti min fadlihic innehu lâ yuhibbu-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü Allah inanıp yararlı iş işleyenlere lütfundan karşılık verecektir. Doğrusu O, inkarcıları sevmez.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٤٦

Vemin âyâtihi en yursile-rriyâha mubeşşirâtin veliyużîkakum min rahmetihi velitecriye-lfulku bi-emrihi velitebteġû min fadlihi vele’allekum teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattırması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun varlığının belgelerindendir. Belki şükredersiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٤٧

Velekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fecâûhum bilbeyyinâti fentekamnâ mine-lleżîne ecramûs vekâne hakkan ‘aleynâ nasru-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki! Senden önce, birçok peygamberleri ümmetlerine gönderdik, onlara belgeler getirdiler; dinlemeyip suç işleyenlerden öç aldık, zira inananlara yardım etmek bize hak olmuştu.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ٤٨

Allâhu-lleżî yursilu-rriyâha fetuśîru sehâben feyebsutuhu fî-ssemâ-i keyfe yeşâu veyec’aluhu kisefen feterâ-lvedka yaḣrucu min ḣilâlihis fe-iżâ esâbe bihi men yeşâu min ‘ibâdihi iżâ hum yestebşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ ٤٩

Ve-in kânû min kabli en yunezzele ‘aleyhim min kablihi lemublisîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.

Muhtasar Tefsir

فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٥٠

Fenzur ilâ âśâri rahmetiAllâhi keyfe yuhyî-l-arda ba’de mevtihâc inne żâlike lemuhyî-lmevtâs vehuve ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir. O her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ ٥١

Vele-in erselnâ rîhan feraevhu musferran lezallû min ba’dihi yekfurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir rüzgar göndersek de yeşilliklerin sarardığını görseler hemen nankörlüğe başlarlar.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَٓاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِر۪ينَ ٥٢

Fe-inneke lâ tusmi’u-lmevtâ velâ tusmi’u-ssumme-ddu’âe iżâ vellev mudbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْۜ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ۟ ٥٣

Vemâ ente bihâdi-l’umyi ‘an dalâletihims in tusmi’u illâ men yu/minu bi-âyâtinâ fehum muslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةًۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْقَد۪يرُ ٥٤

Allâhu-lleżî ḣalekakum min da’fin śümme ce’ale min ba’di da’fin kuvveten śümme ce’ale min ba’di kuvvetin da’fen veşeybetenc yaḣluku mâ yeşâ/us vehuve-l’alîmu-lkadîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi güçsüz olarak yaratan, güçsüzlükten sonra kuvvetli kılan, sonra da kuvvetliliğin ardından güçsüz ve ihtiyar yapan Allah'tır. O, dilediğini yaratır; bilendir, Kadir olandır.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍۜ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ ٥٥

Veyevme tekûmu-ssâ’atu yuksimu-lmucrimûne mâ lebiśû ġayra sâ’atinc keżâlike kânû yu/fekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَالْا۪يمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ اِلٰى يَوْمِ الْبَعْثِۘ فَهٰذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلٰكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٥٦

Vekâle-lleżîne ûtû-l’ilme vel-îmâne lekad lebiśtum fî kitâbiAllâhi ilâ yevmi-lba’śis fehâżâ yevmu-lba’śi velâkinnekum kuntum lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine ilim ve iman verilenler; "And olsun ki, siz Allah'ın yazısında mevcut yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür, fakat sizler anlamıyordunuz" derler.

Muhtasar Tefsir

فَيَوْمَئِذٍ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ٥٧

Feyevme-iżin lâ yenfe’u-lleżîne zalemû ma’żiratuhum velâ hum yusta’tebûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenlerin, o gün mazeretleri fayda vermez; artık kendilerinden Allah'ı hoşnut edecek şeyleri yapmaları da istenmez.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَلَئِنْ جِئْتَهُمْ بِاٰيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُبْطِلُونَ ٥٨

Velekad darabnâ linnâsi fî hâżâ-lkur-âni min kulli meśelinc vele-in ci/tehum bi-âyetin leyekûlenne-lleżîne keferû in entum illâ mubtilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkar edenler: "Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız" derler.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٥٩

Keżâlike yatbe’uAllâhu ‘alâ kulûbi-lleżîne lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah bilmeyenlerin kalblerini işte böylece kapatır.

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذ۪ينَ لَا يُوقِنُونَ ٦٠

Fasbir inne va’daAllâhi hakkuns velâ yestaḣiffenneke-lleżîne lâ yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafife almasınlar.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ لقمان

Lokmân Sûresi

31. sûreMekkî34 âyetSayfa 410
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓمٓ۠ ١

Elif-Lâm-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Mim.

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ ٢

Tilke âyâtu-lkitâbi-lhakîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, iyi davranan kimseler için rahmet ve doğru yol rehberi olan hikmetli Kitap'ın ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ ٣

Huden verahmeten lilmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, iyi davranan kimseler için rahmet ve doğru yol rehberi olan hikmetli Kitap'ın ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤

Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O kimseler namazı kılarlar, zekatı verirler; ahirete de yakinen inanırlar.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥

Ulâ-ike ‘alâ huden min rabbihims veulâ-ike humu-lmuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar Rablerinin yolunda olanlardır, işte onlar saadete erenlerdir.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦

Vemine-nnâsi men yeşterî lehve-lhadîśi liyudille ‘an sebîliAllâhi biġayri ‘ilmin veyetteḣiżehâ huzuvâenc ulâ-ike lehum ‘ażâbun muhînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٧

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiran keen lem yesma’hâ keenne fî użuneyhi vakrâans febeşşirhu bi’ażâbin elîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz sapık kimseye okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte ona can yakıcı azabı müjde et.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ ٨

İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lehum cennâtu-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah'ın vadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O; güçlüdür, hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٩

Ḣâlidîne fîhâs va’daAllâhi hakkâanc vehuve-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah'ın vadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O; güçlüdür, hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ١٠

Ḣaleka-ssemâvâti biġayri ‘amedin teravnehâs veelkâ fî-l-ardi ravâsiye en temîde bikum vebeśśe fîhâ min kulli dâbbetinc veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feenbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah gökleri gördüğünüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ١١

Hâżâ ḣalkuAllâhi feerûnî mâżâ ḣaleka-lleżîne min dûnihic beli-zzâlimûne fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu Allah'ın yaratışıdır. Ondan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır; gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ١٢

Velekad âteynâ lukmâne-lhikmete eni-şkur liAllâhis vemen yeşkur fe-innemâ yeşkuru linefsihis vemen kefera fe-innaAllâhe ġaniyyun hamîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ١٣

Ve-iż kâle lukmânu libnihi vehuve ya’izuhu yâ buneyye lâ tuşrik biAllâhis inne-şşirke lezulmun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lokman, oğluna öğüt vererek: "Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür" demişti.

Muhtasar Tefsir

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ١٤

Vevassaynâ-l-insâne bivâlideyhi hamelet-hu ummuhu vehnen ‘alâ vehnin vefisâluhu fî ‘âmeyni eni-şkur lî velivâlideyke ileyye-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Bana'dır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٥

Ve-in câhedâke ‘alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihi ‘ilmun felâ tuti’humâs vesâhibhumâ fî-ddunyâ ma’rûfâens vettebi’ sebîle men enâbe ileyyec śümme ileyye merci’ukum feunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.

Muhtasar Tefsir

يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ١٦

Yâ buneyye innehâ in teku miśkâle habbetin min ḣardelin fetekun fî saḣratin ev fî-ssemâvâti ev fî-l-ardi ye/ti bihaAllâhuc innaAllâhe latîfun ḣabîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lokman: "Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latif'tir, haberdardır".

Muhtasar Tefsir

يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ ١٧

Yâ buneyye akimi-ssalâte ve/mur bilma’rûfi venhe ‘ani-lmunkeri vasbir ‘alâ mâ esâbekes inne żâlike min ‘azmi-l-umûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey oğulcuğum! Namazı kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret; doğrusu bunlar, azmedilmeğe değer işlerdir."

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ١٨

Velâ tusa’’ir ḣaddeke linnâsi velâ temşi fî-l-ardi merahâans innaAllâhe lâ yuhibbu kulle muḣtâlin feḣûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez."

Muhtasar Tefsir

وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ ١٩

Vaksid fî meşyike vaġdud min savtikec inne enkera-l-asvâti lesavtu-lhamîri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yürüyüşünde tabii ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeblerin sesidir."

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ٢٠

Elem terav ennaAllâhe saḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi ve esbeġa ‘aleykum ni’amehu zâhiraten vebâtinetenk vemine-nnâsi men yucâdilu fiAllâhi biġayri ‘ilmin velâ huden velâ kitâbin munîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz? İnsanlardan, Allah hakkında hiçbir bilgisi olmadan, doğruluk rehberi ve aydınlatıcı bir Kitap bulunmadan tartışanlar vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ٢١

Ve-iżâ kîle lehumu-ttebi’û mâ enzelaAllâhu kâlû bel nettebi’u mâ vecednâ ‘aleyhi âbâenâc eve lev kâne-şşeytânu yed’ûhum ilâ ‘ażâbi-ssa’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denince: "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya şeytan, babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsa?

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ٢٢

Vemen yuslim vechehu ilaAllâhi vehuve muhsinun fekadi-stemseke bil’urveti-lvuśkâk ve-ilaAllâhi ‘âkibetu-l-umûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyilik yaparak kendini Allah'a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur. İşlerin sonucu Allah'a aittir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٢٣

Vemen kefera felâ yahzunke kufruhuc ileynâ merci’uhum fenunebbi-uhum bimâ ‘amilûc innaAllâhe ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenin inkarcılığı seni üzmesin; onların dönüşü Bize'dir; o zaman, yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah, kalblerde olanı şüphesiz bilir.

Muhtasar Tefsir

نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٢٤

Numetti’uhum kalîlen śümme nadtarruhum ilâ ‘ażâbin ġalîzin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları az bir süre geçindiririz, sonra da ağır bir azaba sürükleriz.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٢٥

Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunnaAllâhuc kuli-lhamdu liAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan, "Allah'tır" derler. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur", ama çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٢٦

LiAllâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ardic innaAllâhe huve-lġaniyyu-lhamîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٢٧

Velev ennemâ fî-l-ardi min şeceratin aklâmun velbahru yemudduhu min ba’dihi seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtuAllâhik innaAllâhe ‘azîzun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve yedi misli deniz de yedekte bulunup yazılsa yine de Allah'ın sözleri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٢٨

Mâ ḣalkukum velâ ba’śukum illâ kenefsin vâhidetink innaAllâhe semî’un basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve tekrar dirilmeniz tek bir nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٢٩

Elem tera ennaAllâhe yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî ilâ ecelin musemmen veennaAllâhe bimâ ta’melûne ḣabîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın, yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ٣٠

Żâlike bi-ennaAllâhe huve-lhakku veenne mâ yed’ûne min dûnihi-lbâtilu veennaAllâhe huve-l’aliyyu-lkebîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, Allah'ın hak olmasından ve O'ndan başka taptıkları şeylerin batıl olmasındandır. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٣١

Elem tera enne-lfulke tecrî fî-lbahri bini’metiAllâhi liyuriyekum min âyâtihis inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyla yürüdüğünü görmez misin? Allah böylece size varlığının delillerini gösterir. Bunlarda, pek sabırlı ve çok şükreden kimselerin hepsine dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ ٣٢

Ve-iżâ ġaşiyehum mevcun ke-zzuleli de’avûAllâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri feminhum muktesidunc vemâ yechadu bi-âyâtinâ illâ kullu ḣattârin kefûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkar eder.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٣٣

Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekum vaḣşev yevmen lâ yeczî vâlidun ‘an veledihi velâ mevlûdun huve câzin ‘an vâlidihi şey-âenc inne va’daAllâhi hakkuns felâ teġurrannekumu-lhayâtu-ddunyâ velâ yeġurrannekum biAllâhi-lġarûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın oğlu, oğulun da babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun. Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ٣٤

İnnaAllâhe ‘indehu ‘ilmu-ssâ’ati veyunezzilu-lġayśe veya’lemu mâ fî-l-erhâmis vemâ tedrî nefsun mâżâ teksibu ġadâens vemâ tedrî nefsun bi-eyyi ardin temûtuc innaAllâhe ‘alîmun ḣabîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde bulunanı O bilir, kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haberdardır.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ السجدة

Secde Sûresi

32. sûreMekkî30 âyetSayfa 414
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓمٓ۠ ١

Elif-Lâm-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Mim.

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ٢

Tenzîlu-lkitâbi lâ raybe fîhi min rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣

Em yekûlûne-fterâhuc bel huve-lhakku min rabbike litunżira kavmen mâ etâhum min neżîrin min kablike le’allehum yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤

Allâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arşis mâ lekum min dûnihi min veliyyin velâ şefî’inc efelâ teteżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?

Muhtasar Tefsir

يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٥

Yudebbiru-l-emra mine-ssemâ-i ilâ-l-ardi śümme ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu elfe senetin mimmâ te’uddûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ٦

Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ٧

Elleżî ahsene kulle şey-in ḣalekahus vebedee ḣalka-l-insâni min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ٨

Śumme ce’ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٩

Śumme sevvâhu venefeḣa fîhi min rûhihis vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-idetec kalîlen mâ teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ ١٠

Ve kâlû e-iżâ dalâlnâ fî-l-ardi e-innâ lefî ḣalkin cedîdinc bel hum bilikâ-i rabbihim kâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ١١

Kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleżî vukkile bikum śümme ilâ rabbikum turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ ١٢

Velev terâ iżi-lmucrimûne nâkisû ruûsihim ‘inde rabbihim rabbenâ ebsarnâ vesemi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen!

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ١٣

Velev şi/nâ leâteynâ kulle nefsin hudâhâ velâkin hakka-lkavlu minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.

Muhtasar Tefsir

فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٤

Feżûkû bimâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ innâ nesînâkums veżûkû ‘ażâbe-lḣuldi bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ ١٥ ۩

İnnemâ yu/minu bi-âyâtinâ-lleżîne iżâ żukkirû bihâ ḣarrû succeden vesebbehû bihamdi rabbihim vehum lâ yestekbirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.

Muhtasar Tefsir

تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ١٦

Tetecâfâ cunûbuhum ‘ani-lmedâci’i yed’ûne rabbehum ḣavfen vetame’an vemimmâ razeknâhum yunfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٧

Felâ ta’lemu nefsun mâ uḣfiye lehum min kurrati a’yunin cezâen bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًاۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ١٨

Efemen kâne mu/minen kemen kâne fâsikâanc lâ yestevûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar.

Muhtasar Tefsir

اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٩

Emmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti felehum cennâtu-lme/vâ nuzulen bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ٢٠

Veemmâ-lleżîne fesekû feme/vâhumu-nnârus kullemâ erâdû en yaḣrucû minhâ u’îdû fîhâ vekîle lehum żûkû ‘ażâbe-nnâri-lleżî kuntum bihi tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢١

Velenużîkannehum mine-l’ażâbi-l-ednâ dûne-l’ażâbi-l-ekberi le’allehum yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ ٢٢

Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi śümme a’rada ‘anhâc innâ mine-lmucrimîne muntakimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ٢٣

Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe felâ tekun fî miryetin min likâ-ihis vece’alnâhu huden libenî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ٢٤

Vece’alnâ minhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ lemmâ saberûs vekânû bi-âyâtinâ yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٢٥

İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ ٢٦

Eve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihimc inne fî żâlike leâyâtins efelâ yesme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ ٢٧

Eve lem yerav ennâ nesûku-lmâe ilâ-l-ardi-lcuruzi fenuḣricu bihi zer’an te/kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhums efelâ yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٨

Veyekûlûne metâ hâżâ-lfethu in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٢٩

Kul yevme-lfethi lâ yenfe’u-lleżîne keferû îmânuhum velâ hum yunzarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler."

Muhtasar Tefsir

فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ٣٠

Fea’rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الأحزاب

Ahzâb Sûresi

33. sûreMedenî73 âyetSayfa 417
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۙ ١

Yâ eyyuhâ-nnebiyyu-ttekiAllâhe velâ tuti’i-lkâfirîne velmunâfikînek innaAllâhe kâne ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey peygamber! Allah'tan sakın, inkarcılara ve iki yüzlülere uyma, Allah şüphesiz bilendir, hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًاۙ ٢

Vettebi’ mâ yûhâ ileyke min rabbikec innaAllâhe kâne bimâ ta’melûne ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana Rabbinden vahyolunana uy; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Muhtasar Tefsir

وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ٣

Vetevekkel ‘alaAllâhic vekefâ biAllâhi vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a güven, Allah, vekil olarak yeter.

Muhtasar Tefsir

مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ ف۪ي جَوْفِه۪ۚ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّٰٓـ۪ٔي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْۚ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْۜ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْۜ وَاللّٰهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّب۪يلَ ٤

Mâ ce’alaAllâhu liraculin min kalbeyni fî cevfihic vemâ ce’ale ezvâcekumu-llâ-î tuzâhirûne minhunne ummehâtikumc vemâ ce’ale ed’iyâekum ebnâekumc żâlikum kavlukum bi-efvâhikums vaAllâhu yekûlu-lhakka vehuve yehdî-ssebîle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir.

Muhtasar Tefsir

اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَمَوَال۪يكُمْۜ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ ف۪يمَٓا اَخْطَأْتُمْ بِه۪ۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ٥

Ud’ûhum li-âbâ-ihim huve aksetu ‘indaAllâhic fe-in lem ta’lemû âbâehum fe-iḣvânukum fî-ddîni vemevâlîkumc veleyse ‘aleykum cunâhun fîmâ aḣta/tum bihi velâkin mâ te’ammedet kulûbukumc vekânaAllâhu ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evlatlıkları babalarına nisbet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kasdederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِن۪ينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُٓ اُمَّهَاتُهُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُٓوا اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِكُمْ مَعْرُوفًاۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا ٦

Ennebiyyu evlâ bilmu/minîne min enfusihims veezvâcuhu ummehâtuhumk veulû-l-erhâmi ba’duhum evlâ biba’din fî kitâbiAllâhi mine-lmu/minîne velmuhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâ-ikum ma’rûfâenc kâneżâlike fî-lkitâbi mestûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitap'ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّ۪نَ م۪يثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۖ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقًا غَل۪يظًاۙ ٧

Ve-iż eḣażnâ mine-nnebiyyîne mîśâkahum veminke vemin nûhin ve-ibrâhîme vemûsâ ve’îsâ-bni meryemes veeḣażnâ minhum mîśâkan ġalîzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır.

Muhtasar Tefsir

لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا اَل۪يمًا۟ ٨

Liyes-ele-ssâdikîne ‘an sidkihimc vea’adde lilkâfirîne ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkarcılara can yakıcı azap hazırlamak için bunu yapmıştır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرًاۚ ٩

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-żkurû ni’metaAllâhi ‘aleykum iż câetkum cunûdun feerselnâ ‘aleyhim rîhan vecunûden lem teravhâc vekânaAllâhu bimâ ta’melûne basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini anın; üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu.

Muhtasar Tefsir

اِذْ جَٓاؤُ۫كُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا ١٠

İż câûkum min fevkikum vemin esfele minkum ve-iż zâġati-l-ebsâru vebeleġati-lkulûbu-lhanâcira vetezunnûne biAllâhi-zzunûnâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi; gözler de dönmüştü, yürekler ağızlara gelmişti; Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.

Muhtasar Tefsir

هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَد۪يدًا ١١

Hunâlike-btuliye-lmu-minûne vezulzilû zilzâlen şedîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte orada, inananlar denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğratılmışlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اِلَّا غُرُورًا ١٢

Ve-iż yekûlu-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun mâ ve’adenaAllâhu verasûluhu illâ ġurûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaadlerde bulundular" diyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ يَٓا اَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُواۚ وَيَسْتَأْذِنُ فَر۪يقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍۜ اِنْ يُر۪يدُونَ اِلَّا فِرَارًا ١٣

Ve-iż kâlet tâ-ifetun minhum yâ ehle yeśribe lâ mukâme lekum ferci’ûc veyeste/żinu ferîkun minhumu-nnebiyye yekûlûne inne buyûtenâ ‘avratun vemâ hiye bi’avratins in yurîdûne illâ firârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden bir takımı: "Ey Medineliler! Tutunacak yeriniz yok, geri dönün" demişti. İçlerinden bir topluluk da Peygamberden: "Evlerimiz düşmana açıktır" diyerek izin istemişlerdi. Oysa evleri açık değildi sadece kaçmak istiyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يرًا ١٤

Velev duḣilet ‘aleyhim min aktârihâ śümme su-ilû-lfitnete leâtevhâ vemâ telebbeśû bihâ illâ yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لًا ١٥

Velekad kânû ‘âhedûAllâhe min kablu lâ yuvellûne-l-edbârac vekâne ‘ahduAllâhi mes-ûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, daha önce, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a ahd vermişlerdi. Allah'a verilen ahd sorulacaktır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذًا لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلًا ١٦

Kul len yenfe’akumu-lfirâru in ferartum mine-lmevti evi-lkatli ve-iżen lâ tumette’ûne illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız."

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءًا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَص۪يرًا ١٧

Kul men żâ-lleżî ya’simukum minaAllâhi in erâde bikum sû-en ev erâde bikum rahmetenc velâ yecidûne lehum min dûniAllâhi veliyyen velâ nasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese, O'na karşı kim sizi koruyabilir? Allah'tan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız."

Muhtasar Tefsir

قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّق۪ينَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِل۪ينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَاۚ وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَل۪يلًاۙ ١٨

Kad ya’lemuAllâhu-lmu’avvikîne minkum velkâ-ilîne li-iḣvânihim helumme ileynâs velâ ye/tûne-lbe/se illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.

Muhtasar Tefsir

اَشِحَّةً عَلَيْكُمْۚ فَاِذَا جَٓاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذ۪ي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۚ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ١٩

Eşihhaten ‘aleykums fe-iżâ câe-lḣavfu raeytehum yenzurûne ileyke tedûru a’yunuhum kelleżî yuġşâ ‘aleyhi mine-lmevtis fe-iżâ żehebe-lḣavfu selekûkum bi-elsinetin hidâdin eşihhaten ‘alâ-lḣayric ulâ-ike lem yu/minû feahbetaAllâhu a’mâlehumc vekâne żâlike ‘alaAllâhi yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.

Muhtasar Tefsir

يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُواۚ وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْۜ وَلَوْ كَانُوا ف۪يكُمْ مَا قَاتَلُٓوا اِلَّا قَل۪يلًا۟ ٢٠

Yahsebûne-l-ahzâbe lem yeżhebûs ve-in ye/ti-l-ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fî-l-a’râbi yes-elûne ‘an enbâ-ikums velev kânû fîkum mâkâtelû illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı, kendileri çöllerde bedevilerin yanında bulunup, sadece sizin haberlerinizi sormayı dilerlerdi. Aranızda olsalar ancak pek az savaşırlardı.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًاۜ ٢١

Lekad kâne lekum fî rasûliAllâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûAllâhe velyevme-l-âḣira veżekeraAllâhe keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir.

Muhtasar Tefsir

وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُۘ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا ا۪يمَانًا وَتَسْل۪يمًاۜ ٢٢

Velemmâ raâ-lmu/minûne-l-ahzâbe kâlû hâżâ mâ ve’adenaAllâhu verasûluhu vesadekaAllâhu verasûluhuc vemâ zâdehum illâ îmânen veteslîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: "İşte bu, Allah ve Peygamberinin bize vadettiğidir; Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. Bu onların ancak imanını ve teslimiyetlerini artırdı.

Muhtasar Tefsir

مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلًاۙ ٢٣

Mine-lmu/minîne ricâlun sadekû mâ ‘âhedûAllâhe ‘aleyhis feminhum men kadâ nahbehu veminhum men yentazirus vemâ beddelû tebdîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir.

Muhtasar Tefsir

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِق۪ينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ اِنْ شَٓاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًاۚ ٢٤

LiyecziyaAllâhu-ssâdikîne bisidkihim veyu’ażżibe-lmunâfikîne in şâe ev yetûbe ‘aleyhimc innaAllâhe kâne ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu sebeple Allah, doğruları doğrulukları ile mükafatlandırır; ikiyüzlüleri de dilerse azablandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Muhtasar Tefsir

وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْرًاۜ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ الْقِتَالَۜ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِيًّا عَز۪يزًاۚ ٢٥

VeraddaAllâhu-lleżîne keferû biġayzihim lem yenâlû ḣayrâanc vekefaAllâhu-lmu/minîne-lkitâlec vekânaAllâhu kaviyyen ‘azîzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar; savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْزَلَ الَّذ۪ينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاص۪يهِمْ وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَر۪يقًا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَر۪يقًاۚ ٢٦

Veenzele-lleżîne zâherûhum min ehli-lkitâbi min sayâsîhim vekażefe fî kulûbihimu-rru’be ferîkan taktulûne vete/sirûne ferîkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, Kitap ehlinden, kafirleri destekleyenleri kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı; onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.

Muhtasar Tefsir

وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرًا۟ ٢٧

Ve evraśekum ardahum ve diyârahum ve emvâlehum ve erdan lem tetaûhâc vekânaAllâhu ‘alâ kulli şey-in kadîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yerlerini, yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye Kadir olandır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَم۪يلًا ٢٨

Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul li-ezvâcike in kuntunne turidne-lhayâte-ddunyâ ve zînetehâ fete’âleyne umetti’kunne ve userrihkunne serâhan cemîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim."

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاٰخِرَةَ فَاِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْرًا عَظ۪يمًا ٢٩

Ve-in kuntunne turidnaAllâhe ve rasûlehu ve-ddâra-l-âḣirate fe-innaAllâhe e’adde lilmuhsinâti minkunne ecran ‘azîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer Allah'ı, Peygamberini, ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır."

Muhtasar Tefsir

يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ٣٠

Yâ nisâe-nnebiyyi men ye/ti minkunne bifâhişetin mubeyyinetin yudâ’af lehâ-l’ażâbu di’feynic ve kâne żâlike ‘alaAllâhi yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Peygamber'in hanımları! Sizlerden biri açık bir hayasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma