Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ السجدة

Secde Sûresi

32. sûreMekkî30 âyetSayfa 414
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓمٓ۠ ١

Elif-Lâm-Mîm

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Mim.

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ٢

Tenzîlu-lkitâbi lâ raybe fîhi min rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣

Em yekûlûne-fterâhuc bel huve-lhakku min rabbike litunżira kavmen mâ etâhum min neżîrin min kablike le’allehum yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤

Allâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arşis mâ lekum min dûnihi min veliyyin velâ şefî’inc efelâ teteżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?

Muhtasar Tefsir

يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٥

Yudebbiru-l-emra mine-ssemâ-i ilâ-l-ardi śümme ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu elfe senetin mimmâ te’uddûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ٦

Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ٧

Elleżî ahsene kulle şey-in ḣalekahus vebedee ḣalka-l-insâni min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ٨

Śumme ce’ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٩

Śumme sevvâhu venefeḣa fîhi min rûhihis vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-idetec kalîlen mâ teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ ١٠

Ve kâlû e-iżâ dalâlnâ fî-l-ardi e-innâ lefî ḣalkin cedîdinc bel hum bilikâ-i rabbihim kâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ١١

Kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleżî vukkile bikum śümme ilâ rabbikum turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ ١٢

Velev terâ iżi-lmucrimûne nâkisû ruûsihim ‘inde rabbihim rabbenâ ebsarnâ vesemi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen!

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ١٣

Velev şi/nâ leâteynâ kulle nefsin hudâhâ velâkin hakka-lkavlu minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecma’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.

Muhtasar Tefsir

فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٤

Feżûkû bimâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ innâ nesînâkums veżûkû ‘ażâbe-lḣuldi bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ ١٥ ۩

İnnemâ yu/minu bi-âyâtinâ-lleżîne iżâ żukkirû bihâ ḣarrû succeden vesebbehû bihamdi rabbihim vehum lâ yestekbirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.

Muhtasar Tefsir

تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ١٦

Tetecâfâ cunûbuhum ‘ani-lmedâci’i yed’ûne rabbehum ḣavfen vetame’an vemimmâ razeknâhum yunfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٧

Felâ ta’lemu nefsun mâ uḣfiye lehum min kurrati a’yunin cezâen bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًاۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ١٨

Efemen kâne mu/minen kemen kâne fâsikâanc lâ yestevûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar.

Muhtasar Tefsir

اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٩

Emmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti felehum cennâtu-lme/vâ nuzulen bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ٢٠

Veemmâ-lleżîne fesekû feme/vâhumu-nnârus kullemâ erâdû en yaḣrucû minhâ u’îdû fîhâ vekîle lehum żûkû ‘ażâbe-nnâri-lleżî kuntum bihi tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٢١

Velenużîkannehum mine-l’ażâbi-l-ednâ dûne-l’ażâbi-l-ekberi le’allehum yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ ٢٢

Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi śümme a’rada ‘anhâc innâ mine-lmucrimîne muntakimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ٢٣

Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe felâ tekun fî miryetin min likâ-ihis vece’alnâhu huden libenî isrâ-île

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ٢٤

Vece’alnâ minhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ lemmâ saberûs vekânû bi-âyâtinâ yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٢٥

İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ ٢٦

Eve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihimc inne fî żâlike leâyâtins efelâ yesme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ ٢٧

Eve lem yerav ennâ nesûku-lmâe ilâ-l-ardi-lcuruzi fenuḣricu bihi zer’an te/kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhums efelâ yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٨

Veyekûlûne metâ hâżâ-lfethu in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٢٩

Kul yevme-lfethi lâ yenfe’u-lleżîne keferû îmânuhum velâ hum yunzarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler."

Muhtasar Tefsir

فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ٣٠

Fea’rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.

Muhtasar Tefsir

Secde Sûresi hakkında

Âyet
30
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
75.
Kelime
372
Harf
1.542
Cüz
21.
Sayfa
414
Secde suresi kaç ayettir?

Secde Sûresi 30 âyettir.

Secde suresi Mekki mi Medeni mi?

Secde Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Secde suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Secde Sûresi, mushaf sıralamasında 32. sûredir; iniş sırasına göre 75. sûredir.

Secde suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Secde Sûresi 21. cüzde, mushafın 414. sayfasında başlar.

Surah As-Sajdah in English · Səcdə surəsi · Sajda surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma