Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الرعد

Ra'd Sûresi

13. sûreMedenî43 âyetSayfa 248
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓمٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِۜ وَالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ١

Elif-lâm-mîm-râc tilke âyâtu-lkitâbik velleżî unzile ileyke min rabbike-lhakku velâkinne ekśera-nnâsi lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitap'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kitap haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ٢

Allâhu-lleżî rafe’a-ssemâvâti biġayri ‘amedin teravnehâs śümme-stevâ ‘alâ-l’arşis vesaḣḣara-şşemse velkameras kullun yecrî li-ecelin musemmâenc yudebbiru-l-emra yufassilu-l-âyâti le’allekum bilikâ-i rabbikum tûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَارًاۜ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ ف۪يهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٣

Vehuve-lleżî medde-l-arda vece’ale fîhâ ravâsiye veenhârâans vemin kulli-śśemerâti ce’ale fîhâ zevceyni-śneynis yuġşî-lleyle-nnehârac inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤

Vefî-l-ardi kita’un mutecâvirâtun vecennâtun min a’nâbin vezer’un veneḣîlun sinvânun veġayru sinvânin yuskâ bimâ-in vâhidin venufaddilu ba’dahâ ‘alâ ba’din fî-l-ukulic inne fî żâlike leâyâtin likavmin ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٥

Ve-in ta’ceb fe’acebun kavluhum e-iżâ kunnâ turâben e-innâ lefî ḣalkin cedîdink ulâ-ike-lleżîne keferû birabbihims veulâ-ike-l-aġlâlu fî a’nâkihims veulâ-ike ashâbu-nnâris hum fîhâ ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir. İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ ٦

Veyesta’cilûneke bi-sseyyi-eti kable-lhaseneti vekad ḣalet min kablihimu-lmeśulâtuk ve-inne rabbeke leżû maġfiratin linnâsi ‘alâ zulmihims ve-inne rabbeke leşedîdu-l’ikâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Puta tapanlar senden, iyilikten önce kötülük isterler, oysa onlardan önce nice ibret alınacak cezalar verilmiştir. Doğrusu Rabbinin, insanların zulümlerine rağmen onlara mağfireti vardır. Rabbinin cezalandırması çetindir.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ۟ ٧

Veyekûlu-lleżîne keferû levlâ unzile ‘aleyhi âyetun min rabbihik innemâ ente munżiruns velikulli kavmin hâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثٰى وَمَا تَغ۪يضُ الْاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُۜ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ ٨

Allâhu ya’lemu mâ tahmilu kullu unśâ vemâ teġîdu-l-erhâmu vemâ tezdâdus vekullu şey-in ‘indehu bimikdârin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.

Muhtasar Tefsir

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ٩

‘Âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-lkebîru-lmute’âli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.

Muhtasar Tefsir

سَوَٓاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِه۪ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ ١٠

Sevâun minkum men eserra-lkavle vemen cehera bihi vemen huve mustaḣfin billeyli vesâribun bi-nnehâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ ١١

Lehu mu’akkibâtun min beyni yedeyhi vemin ḣalfihi yahfezûnehu min emriAllâhik innaAllâhe lâ yuġayyiru mâ bikavmin hattâ yuġayyirû mâ bi-enfusihimk ve-iżâ erâdaAllâhu bikavmin sû-en felâ meradde lehuc vemâ lehum min dûnihi min vâlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَۚ ١٢

Huve-lleżî yurîkumu-lberka ḣavfen vetame’an veyunşi-u-ssehâbe-śśikâle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِه۪ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خ۪يفَتِه۪ۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُص۪يبُ بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَد۪يدُ الْمِحَالِۜ ١٣

Veyusebbihu-rra’du bihamdihi velmelâ-iketu min ḣîfetihi veyursilu-ssavâ’ika feyusîbu bihâ men yeşâu vehum yucâdilûne fiAllâhi vehuve şedîdu-lmihâli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.

Muhtasar Tefsir

لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ١٤

Lehu da’vetu-lhakkis velleżîne yed’ûne min dûnihi lâ yestecîbûne lehum bişey-in illâ kebâsiti keffeyhi ilâ-lmâ-i liyebluġa fâhu vemâ huve bibâliġihic vemâ du’âu-lkâfirîne illâ fî dalâlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır.

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ۩ ١٥ ۩

VeliAllâhi yescudu men fî-ssemâvâti vel-ardi tav’an vekerhen vezilâluhum bilġuduvvi vel-âsâli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّاۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه۪ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ١٦

Kul men rabbu-ssemâvâti vel-ardi kuliAllâhuc kul efetteḣażtum min dûnihi evliyâe lâ yemlikûne li-enfusihim nef’an velâ darrâanc kul hel yestevî-l-a’mâ velbasîru em hel testevî-zzulumâtu ve-nnûruk em ce’alû liAllâhi şurakâe ḣalekû keḣalkihi feteşâbehe-lḣalku ‘aleyhimc kuliAllâhu ḣâliku kulli şey-in vehuve-lvâhidu-lkahhâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?", "Allah'tır" de. "Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?" de. "Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?" de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır."

Muhtasar Tefsir

اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًاۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ ١٧

Enzele mine-ssemâ-i mâen fesâlet evdiyetun bikaderihâ fahtemele-sseylu zebeden râbiyâenc vemimmâ yûkidûne ‘aleyhi fî-nnâri-btiġâe hilyetin ev metâ’in zebedun miśluhuc keżâlike yadribuAllâhu-lhakka velbâtilec feemmâ-zzebedu feyeżhebu cufâ-âens veemmâ mâ yenfe’u-nnâse feyemkuśu fî-l-ardic keżâlike yadribuAllâhu-l-emśâle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.

Muhtasar Tefsir

لِلَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنٰىۜ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُ لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ سُٓوءُ الْحِسَابِۙ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ۟ ١٨

Lilleżîne-stecâbû lirabbihimu-lhusnâc velleżîne lem yestecîbû lehu lev enne lehum mâ fî-l-ardi cemî’an vemiślehu me’ahu leftedev bihic ulâ-ike lehum sû-u-lhisâbi veme/vâhum cehennemus vebi/se-lmihâdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰىۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِۙ ١٩

Efemen ya’lemu ennemâ unzile ileyke min rabbike-lhakku kemen huve a’mâc innemâ yeteżekkeru ulû-l-elbâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ ٢٠

Elleżîne yûfûne bi’ahdiAllâhi velâ yenkudûne-lmîśâke

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ ٢١

Velleżîne yasilûne mâ emeraAllâhu bihi en yûsale veyaḣşevne rabbehum veyeḣâfûne sû-e-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِۙ ٢٢

Velleżîne saberû-btiġâe vechi rabbihim veekâmû-ssalâte veenfekû mimmâ razeknâhum sirran ve’alâniyeten veyedraûne bilhaseneti-sseyyi-ete ulâ-ike lehum ‘ukbâ-ddâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ ٢٣

Cennâtu ‘adnin yedḣulûnehâ vemen saleha min âbâ-ihim veezvâcihim veżurriyyâtihims velmelâ-iketu yedḣulûne ‘aleyhim min kulli bâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.

Muhtasar Tefsir

سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ ٢٤

Selâmun ‘aleykum bimâ sabertum feni’me ‘ukbâ-ddâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٢٥

Velleżîne yenkudûne ‘ahdaAllâhi min ba’di mîśâkihi veyakta’ûne mâ emeraAllâhu bihi en yûsale veyufsidûne fî-l-ardiﻻ ulâ-ike lehumu-lla’netu velehum sû-u-ddâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sağlam söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt, cehennem, onlaradır.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟ ٢٦

Allâhu yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiruc veferihû bilhayâti-ddunyâ vemâ-lhayâtu-ddunyâ fî-l-âḣirati illâ metâ’un

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. Dünya hayatıyla övünenler bilsinler ki dünyadaki hayat ahiret yanında sadece bir geçimlikten ibarettir.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ ٢٧

Veyekûlu-lleżîne keferû levlâ unzile ‘aleyhi âyetun min rabbihik kul innaAllâhe yudillu men yeşâu veyehdî ileyhi men enâbe

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ ٢٨

Elleżîne âmenû vetatme-innu kulûbuhum biżikriAllâhik elâ biżikriAllâhi tatme-innu-lkulûbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ ٢٩

Elleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti tûbâ lehum vehusnu meâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanan ve yararlı iş işleyen kimseler için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer vardır.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ ف۪ٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ ٣٠

Keżâlike erselnâke fî ummetin kad ḣalet min kablihâ umemun litetluve ‘aleyhimu-lleżî evhaynâ ileyke vehum yekfurûne bi-rrahmânic kul huve rabbî lâ ilâhe illâ huve ‘aleyhi tevekkeltu ve-ileyhi metâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkar eder; de ki: "O benim Rabbim'dir, O'ndan başka Tanrı yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰىۜ بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَم۪يعًاۜ اَفَلَمْ يَا۬يْـَٔسِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَم۪يعًاۜ وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا تُص۪يبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَر۪يبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٣١

Velev enne kur-ânen suyyirat bihi-lcibâlu ev kutti’at bihi-l-ardu ev kullime bihi-lmevtâk bel liAllâhi-l-emru cemî’âank efelem yey-esi-lleżîne âmenû en lev yeşâuAllâhu lehedâ-nnâse cemî’âank velâ yezâlu-lleżîne keferû tusîbuhum bimâ sane’û kâri’atun ev tehullu karîben min dârihim hattâ ye/tiye va’duAllâhic innaAllâhe lâ yuḣlifu-lmî’âde

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kafirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah'a aittir. İnananların, "Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir" gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkar edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٣٢

Velekadi-stuhzi-e birusulin min kablike feemleytu lilleżîne keferû śümme eḣażtuhums fekeyfe kâne ‘ikâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, senden önce de nice peygamberler alaya alınmıştı. İnkar edenleri önce erteledim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٣

Efemen huve kâ-imun ‘alâ kulli nefsin bimâ kesebetk vece’alû liAllâhi şurakâe kul semmûhumc em tunebbi-ûnehu bimâ lâ ya’lemu fî-l-ardi em bizâhirin mine-lkavlik bel zuyyine lilleżîne keferû mekruhum vesuddû ‘ani-ssebîlik vemen yudliliAllâhu femâ lehu min hâdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Herkesin yaptığını gözeten Allah, bunu yapamayan putlarla bir olur mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onlara bir ad bulun bakalım; yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözlere mi aldanıyorsunuz? Fakat inkar edenlere, kurdukları düzenler güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldular. Zaten Allah'ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَقُّۚ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ٣٤

Lehum ‘ażâbun fî-lhayâti-ddunyâs vele’ażâbu-l-âḣirati eşakkus vemâ lehum minaAllâhi min vâkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Allah'a karşı onları bir koruyan da yoktur.

Muhtasar Tefsir

مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اُكُلُهَا دَٓائِمٌ وَظِلُّهَاۜ تِلْكَ عُقْبَى الَّذ۪ينَ اتَّقَوْاۗ وَعُقْبَى الْكَافِر۪ينَ النَّارُ ٣٥

Meśelu-lcenneti-lletî vu’ide-lmuttekûnes tecrî min tahtihâ-l-enhârus ukuluhâ dâ-imun vezilluhâc tilke ‘ukbâ-lleżîne-ttekav ve’ukbâ-lkâfirîne-nnâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen cennetin altından ırmaklar akar; oranın yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur, inkarcıların varacağı sonuç ise ateştir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُۜ قُلْ اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪ۜ اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ ٣٦

Velleżîne âteynâhumu-lkitâbe yefrahûne bimâ unzile ileykes vemine-l-ahzâbi men yunkiru ba’dahuc kul innemâ umirtu en a’budaAllâhe velâ uşrike bihic ileyhi ed’û ve-ileyhi meâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı guruplar içinde ise, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O'na çağırıyorum vedönüşüm O'nadır."

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّاۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا وَاقٍ۟ ٣٧

Vekeżâlike enzelnâhu hukmen ‘arabiyyâenc vele-ini-tteba’te ehvâehum ba’de mâ câeke mine-l’ilmi mâ leke minaAllâhi min veliyyin velâ vâkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece Biz Kuran'ı Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةًۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ ٣٨

Velekad erselnâ rusulen min kablike vece’alnâ lehum ezvâcen veżurriyyetenc vemâ kâne lirasûlin en ye/tiye bi-âyetin illâ bi-iżniAllâhic likulli ecelin kitâbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.

Muhtasar Tefsir

يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ ٣٩

YemhûAllâhu mâ yeşâu veyuśbitus ve’indehu ummu-lkitâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ ٤٠

Ve-in mâ nuriyenneke ba’da-lleżî ne’iduhum ev neteveffeyenneke fe-innemâ ‘aleyke-lbelâġu ve’aleynâ-lhisâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de senin canını alsak da, vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek Bize düşer.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَأْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاۜ وَاللّٰهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِه۪ۜ وَهُوَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٤١

Eve lem yerav ennâ ne/tî-l-arda nenkusuhâ min etrâfihâc vaAllâhu yahkumu lâ mu’akkibe lihukmihic vehuve serî’u-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görmüyorlar mı ki, Biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O, hesabı çabuk görür.

Muhtasar Tefsir

وَقَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلّٰهِ الْمَكْرُ جَم۪يعًاۜ يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍۜ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ ٤٢

Vekad mekera-lleżîne min kablihim feliAllâhi-lmekru cemî’âans ya’lemu mâ teksibu kullu nefsink veseya’lemu-lkuffâru limen ‘ukbâ-ddâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekiler de tuzak kurdular, oysa bütün tuzaklar(ın cezası) Allah'ındır, Herkesin yaptığını bilir. İnkarcılar da, neticenin kimin olduğunu göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًاۜ قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۙ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ ٤٣

Veyekûlu-lleżîne keferû leste murselâenc kul kefâ biAllâhi şehîden beynî vebeynekum vemen ‘indehu ‘ilmu-lkitâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Sen peygamber değilsin" derler; de ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitap'ı bilenler yeter."

Muhtasar Tefsir

Ra'd Sûresi hakkında

Âyet
43
İniş yeri
Medine
İniş sırası
96.
Kelime
854
Harf
3.500
Cüz
13.
Sayfa
248
Ra'd suresi kaç ayettir?

Ra'd Sûresi 43 âyettir.

Ra'd suresi Mekki mi Medeni mi?

Ra'd Sûresi Medine'de indirilmiş Medenî bir sûredir.

Ra'd suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Ra'd Sûresi, mushaf sıralamasında 13. sûredir; iniş sırasına göre 96. sûredir.

Ra'd suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Ra'd Sûresi 13. cüzde, mushafın 248. sayfasında başlar.

Surah Ar-Ra'd in English · Rəd surəsi · Raʼd surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma