Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ١١

11. Cüz

Tevbe 9:93 → Hûd 11:5 Sayfa 200–220 151 âyet
TevbeYûnusHûd
Mushaf
Tevbe Sûresiالتوبة93. âyet →

اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ وَهُمْ اَغْنِيَٓاءُۚ رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِۙ وَطَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٩٣

İnnemâ-ssebîlu ‘alâ-lleżîne yeste/żinûneke vehum aġniyâ/uc radû bi-en yekûnû me’a-lḣavâlifi vetabe’aAllâhu ‘alâ kulûbihim fehum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.

Muhtasar Tefsir

يَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْۜ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّاَنَا اللّٰهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْۜ وَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٤

Ya’teżirûne ileykum iżâ raca’tum ileyhimc kul lâ ta’teżirû len nu/mine lekum kad nebbeenaAllâhu min aḣbârikumc veseyeraAllâhu ‘amelekum verasûluhu śümme turaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Savaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: "özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir."

Muhtasar Tefsir

سَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْۜ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْۜ اِنَّهُمْ رِجْسٌۘ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٩٥

Seyahlifûne biAllâhi lekum iżâ-nkalebtum ileyhim litu’ridû ‘anhums fea’ridû ‘anhums innehum ricsuns veme/vâhum cehennemu cezâen bimâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Döndüğünüzde kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin; çünkü pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْۚ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَرْضٰى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ ٩٦

Yahlifûne lekum literdav ‘anhums fe-in terdav ‘anhum fe-innaAllâhe lâ yerdâ ‘ani-lkavmi-lfâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerinden hoşnut olasınız diye, size and verirler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, yoldan çıkmış kimselerden razı olmaz.

Muhtasar Tefsir

اَلْاَعْرَابُ اَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَاَجْدَرُ اَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٩٧

El-e’râbu eşeddu kufran venifâkan veecderu ellâ ya’lemû hudûde mâ enzelaAllâhu ‘alâ rasûlihik vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bedevilerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, onlara daha layıktır. Allah bilendir, hakimdir.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَٓائِرَۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٩٨

Vemine-l-a’râbi men yetteḣiżu mâ yunfiku maġramen veyeterabbasu bikumu-ddevâ-irac ‘aleyhim dâ-iratu-ssev-/ik vaAllâhu semî’un ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bedevilerden, Allah yolunda sarfettiklerini angarya sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللّٰهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِۜ اَلَٓا اِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْۜ سَيُدْخِلُهُمُ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٩٩

Vemine-l-a’râbi men yu/minu biAllâhi velyevmi-l-âḣiri veyetteḣiżu mâ yunfiku kurubâtin ‘indaAllâhi vesalevâti-rrasûlic elâ innehâ kurbetun lehumc seyudḣiluhumuAllâhu fî rahmetihik innaAllâhe ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe inanan, sarfettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamberin dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır. Bilin ki, verdikleri onlar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ١٠٠

Ve-ssâbikûne-l-evvelûne mine-lmuhâcirîne vel-ensâri velleżîne-ttebe’ûhum bi-ihsânin radiyaAllâhu ‘anhum veradû ‘anhu vee’adde lehum cennâtin tecrî tahtehâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ ebedâenc żâlike-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.

Muhtasar Tefsir

وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَۜ وَمِنْ اَهْلِ الْمَد۪ينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْۜ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْۜ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظ۪يمٍۚ ١٠١

Vemimmen havlekum mine-l-a’râbi munâfikûnes vemin ehli-lmedînetis meradû ‘alâ-nnifâki lâ ta’lemuhums nahnu na’lemuhumc senu’ażżibuhum merrateyni śümme yuraddûne ilâ ‘ażâbin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çevrenizdeki Bedeviler içinde ikiyüzlüler ve Medine'liler içinde de ikiyüzlülükte direnenler vardır. Onları siz değil, ancak Biz biliriz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar.

Muhtasar Tefsir

وَاٰخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَاٰخَرَ سَيِّئًاۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٠٢

Veâḣarûne-’terafû biżunûbihim ḣaletû ‘amelen sâlihan veâḣara seyyi-en ‘asaAllâhu en yetûbe ‘aleyhimc innaAllâhe ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.

Muhtasar Tefsir

خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّ۪يهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ١٠٣

Ḣuż min emvâlihim sadekaten tutahhiruhum vetuzekkîhim bihâ vesalli ‘aleyhims inne salâteke sekenun lehumk vaAllâhu semî’un ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ ١٠٤

Elem ya’lemû ennaAllâhe huve yakbelu-ttevbete ‘an ‘ibâdihi veye/ḣużu-ssadekâti veennaAllâhe huve-ttevvâbu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?

Muhtasar Tefsir

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَۜ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۚ ١٠٥

Vekuli-’melû feseyeraAllâhu ‘amelekum verasûluhu velmu/minûnes veseturaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir."

Muhtasar Tefsir

وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ١٠٦

Veâḣarûne murcevne li-emriAllâhi immâ yu’ażżibuhum ve-immâ yetûbu ‘aleyhimk vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Savaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azabeder, ya da tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْر۪يقًا بَيْنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُۜ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّا الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ١٠٧

Velleżîne-tteḣażû mesciden dirâran vekufran vetefrîkan beyne-lmu/minîne ve-irsâden limen hârabaAllâhe verasûlehu min kabluc veleyahlifunne in eradnâ illâ-lhusnâs vaAllâhu yeşhedu innehum lekâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir.

Muhtasar Tefsir

لَا تَقُمْ ف۪يهِ اَبَدًاۜ لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ ١٠٨

Lâ tekum fîhi ebedâenc lemescidun ussise ‘alâ-ttakvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîhic fîhi ricâlun yuhibbûne en yetetahherûc vaAllâhu yuhibbu-lmuttahhirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescidde bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى تَقْوٰى مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ اَمْ مَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِه۪ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ١٠٩

Efemen essese bunyânehu ‘alâ takvâ minaAllâhi veridvânin ḣayrun em men essese bunyânehu ‘alâ şefâ curufin hârin fenhâra bihi fî nâri cehennemek vaAllâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yapısını, Allah'tan sakınmak ve Onun hoşnudluğuna ermek için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa, yapısını kayacak bir yar kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden kimselere doğru yolu göstermez.

Muhtasar Tefsir

لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذ۪ي بَنَوْا ر۪يبَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْ اِلَّٓا اَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ ١١٠

Lâ yezâlu bunyânuhumu-lleżî benev rîbeten fî kulûbihim illâ en tekatta’a kulûbuhumk vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذ۪ي بَايَعْتُمْ بِه۪ۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ١١١

İnnaAllâhe-şterâ mine-lmu/minîne enfusehum veemvâlehum bi-enne lehumu-lcennetec yukâtilûne fî sebîliAllâhi feyaktulûne veyuktelûnes va’den ‘aleyhi hakkan fî-ttevrâti vel-incîli velkur-ânic vemen evfâ bi’ahdihi minaAllâhic festebşirû bibey’ikumu-lleżî bâya’tum bihic veżâlike huve-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.

Muhtasar Tefsir

اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّٓائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ ١١٢

Ettâ-ibûne-l’âbidûne-lhâmidûne-ssâ-ihûne-rrâki’ûne-ssâcidûne-l-âmirûne bilma’rûfi ve-nnâhûne ‘ani-lmunkeri velhâfizûne lihudûdiAllâhik vebeşşiri-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele.

Muhtasar Tefsir

مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِك۪ينَ وَلَوْ كَانُٓوا اُو۬ل۪ي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ١١٣

Mâ kâne linnebiyyi velleżîne âmenû en yestaġfirû lilmuşrikîne velev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbu-lcehîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُٓ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُۜ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَاَوَّاهٌ حَل۪يمٌ ١١٤

Vemâ kâne-stiġfâru ibrâhîme li-ebîhi illâ ‘an mev’idetin ve’adehâ iyyâhu felemmâ tebeyyene lehu ennehu ‘aduvvun liAllâhi teberrae minhuc inne ibrâhîme leevvâhun halîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ اِذْ هَدٰيهُمْ حَتّٰى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ١١٥

Vemâ kânaAllâhu liyudille kavmen ba’de iż hedâhum hattâ yubeyyine lehum mâ yettekûnec innaAllâhe bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ١١٦

İnnaAllâhe lehu mulku-ssemâvâti vel-ardis yuhyî veyumîtuc vemâ lekum min dûniAllâhi min veliyyin velâ nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah'ındır; dirilten ve öldüren O'dur. Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ١١٧

Lekad tâbaAllâhu ‘alâ-nnebiyyi velmuhâcirîne vel-ensâri-lleżîne-ttebe’ûhu fî sâ’ati-l’usrati min ba’di mâ kâde yezîġu kulûbu ferîkin minhum śümme tâbe ‘aleyhimc innehu bihim raûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذ۪ينَ خُلِّفُواۜ حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّٓوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِۜ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُواۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ۟ ١١٨

Ve’alâ-śśelâśeti-lleżîne ḣullifû hattâ iżâ dâkat ‘aleyhimu-l-ardu bimâ rahubet vedâkat ‘aleyhim enfusuhum vezannû en lâ melcee minaAllâhi illâ ileyhi śümme tâbe ‘aleyhim liyetûbûc innaAllâhe huve-ttevvâbu-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ ١١٩

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekûAllâhe vekûnû me’a-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.

Muhtasar Tefsir

مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَد۪ينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِه۪ۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُص۪يبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُ۫نَ مَوْطِئًا يَغ۪يظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِه۪ عَمَلٌ صَالِحٌۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَۙ ١٢٠

Mâ kâne li-ehli-lmedîneti vemen havlehum mine-l-a’râbi en yeteḣallefû ‘an rasûliAllâhi velâ yerġabû bi-enfusihim ‘an nefsihic żâlike bi-ennehum lâ yusîbuhum zameun velâ nasabun velâ maḣmesatun fî sebîliAllâhi velâ yetaûne mevti-en yeġîzu-lkuffâra velâ yenâlûne min ‘aduvvin neylen illâ kutibe lehum bihi ‘amelun sâlihunc innaAllâhe lâ yudî’u ecra-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Medinelilere ve çevrelerinde bulunan Bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır. Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢١

Velâ yunfikûne nefekaten saġîraten velâ kebîraten velâ yakta’ûne vâdiyen illâ kutibe lehum liyecziyehumuAllâhu ahsene mâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarfettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟ ١٢٢

Vemâ kâne-lmu/minûne liyenfirû kâffetenc felevlâ nefera min kulli firkatin minhum tâ-ifetun liyetefekkahû fî-ddîni veliyunżirû kavmehum iżâ race’û ileyhim le’allehum yahżerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا ف۪يكُمْ غِلْظَةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ ١٢٣

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kâtilû-lleżîne yelûnekum mine-lkuffâri velyecidû fîkum ġilzatenc va’lemû ennaAllâhe me’a-lmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın; sizi kendilerine karşı sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَانًاۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ١٢٤

Ve-iżâ mâ unzilet sûratun feminhum men yekûlu eyyukum zâdet-hu hâżihi îmânâenc feemmâ-lleżîne âmenû fezâdet-hum îmânen vehum yestebşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir sure inince, aralarında "Bu, hanginizin imanını artırdı?" diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ ١٢٥

Veemmâ-lleżîne fî kulûbihim meradun fezâdet-hum ricsen ilâ ricsihim vemâtû vehum kâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kalblerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır; onlar kafir olarak ölmüşlerdir.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ ف۪ي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ ١٢٦

Eve lâ yeravne ennehum yuftenûne fî kulli ‘âmin merraten ev merrateyni śümme lâ yetûbûne velâ hum yeżżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, yılda bir iki defa belaya uğratılıp imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tevbe etmiyorlar, ibret de almıyorlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍۜ هَلْ يَرٰيكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُواۜ صَرَفَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ١٢٧

Ve-iżâ mâ unzilet sûratun nazara ba’duhum ilâ ba’din hel yerâkum min ehadin śümme-nsarafûc sarafaAllâhu kulûbehum bi-ennehum kavmun lâ yefkahûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir sure inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ١٢٨

Lekad câekum rasûlun min enfusikum ‘azîzun ‘aleyhi mâ ‘anittum harîsun ‘aleykum bilmu/minîne raûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ١٢٩

Fe-in tevellev fekul hasbiyaAllâhu lâ ilâhe illâ huves ‘aleyhi tevekkeltu vehuve rabbu-l’arşi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir."

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ يونس

Yûnus Sûresi

10. sûreMekkî109 âyetSayfa 207
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ ١

Elif-lâm-râc tilke âyâtu-lkitâbi-lhakîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitap'ın ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ ٢

Ekâne linnâsi ‘aceben en evhaynâ ilâ raculin minhum en enżiri-nnâse vebeşşiri-lleżîne âmenû enne lehum kademe sidkin ‘inde rabbihimk kâle-lkâfirûne inne hâżâ lesâhirun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣

İnne rabbekumuAllâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ al’arşis yudebbiru-l-emras mâ min şefî’in illâ min ba’di iżnihic żâlikumuAllâhu rabbukum fa’budûhuc efelâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ ٤

İleyhi merci’ukum cemî’âans va’daAllâhi hakkâanc innehu yebdeu-lḣalka śümme yu’îduhu liyecziye-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti bilkistic velleżîne keferû lehum şerâbun min hamîmin ve’ażâbun elîmun bimâ kânû yekfurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hepinizin dönüşü, O'nadır. Allah'ın vadi haktır. O, önce yaratır, sonra inanıp yararlı işler yapanların ve inkar edenlerin hareketlerinin karşılığını adaletle vermek için tekrar diriltir. İnkarcılara, inkarlarından ötürü kızgın bir içecek ve can yakıcı azab vardır.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٥

Huve-lleżî ce’ale-şşemse diyâen velkamera nûran vekadderahu menâzile lita’lemû ‘adede-ssinîne velhisâbec mâ ḣalekaAllâhu żâlike illâ bilhakkic yufassilu-l-âyâti likavmin ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ ٦

İnne fî-ḣtilâfi-lleyli ve-nnehâri vemâ ḣalekaAllâhu fî-ssemâvâti vel-ardi leâyâtin likavmin yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ ٧

İnne-lleżîne lâ yercûne likâenâ veradû bilhayâti-ddunyâ vatmeennû bihâ velleżîne hum ‘an âyâtinâ ġâfilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٨

Ulâ-ike me/vâhumu-nnâru bimâ kânû yeksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٩

İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti yehdîhim rabbuhum bi-îmânihims tecrî min tahtihimu-l-enhâru fî cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.

Muhtasar Tefsir

دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ١٠

Da’vâhum fîhâ subhâneke-Allâhumme ve tehiyyetuhum fîhâ selâmun© veâḣiru da’vâhum eni-lhamdu liAllâhi rabbi-l’âlemîn€

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oradaki duaları: "Münezzehsin ey Allah'ım", dirlik temennileri: "Selam size" ve dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun"dur.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ١١

Velev yu’acciluAllâhu linnâsi-şşerra-sti’câlehum bilḣayri lekudiye ileyhim eceluhums feneżeru-lleżîne lâ yercûne likâenâ fî tuġyânihim ya’mehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çarçabuk verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه۪ٓ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَٓائِمًاۚ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَٓا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِف۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٢

Ve-iżâ messe-l-insâne-ddurru de’ânâ licenbihi ev kâ’iden ev kâ-imen felemmâ keşefnâ ‘anhu durrahu merra keen lem yed’unâ ilâ durrin messehuc keżâlike zuyyine lilmusrifîne mâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel görünür.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواۙ وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُواۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ ١٣

Velekad ehleknâ-lkurûne min kablikum lemmâ zalemû vecâet-hum rusuluhum bilbeyyinâti vemâ kânû liyu/minûc keżâlike neczî-lkavme-lmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ ١٤

Śümme ce’alnâkum ḣalâ-ife fî-l-ardi min ba’dihim linenzura keyfe ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ قُلْ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٥

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtinﻻ kâle-lleżîne lâ yercûne likâenâ-/ti bikur-ânin ġayri hâżâ ev beddilhuc kul mâ yekûnu lî en ubeddilehu min tilkâ-i nefsîs in ettebi’u illâ mâ yûhâ ileyyes innî eḣâfu in ‘asaytu rabbî ‘ażâbe yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."

Muhtasar Tefsir

قُلْ لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَدْرٰيكُمْ بِه۪ۘ فَقَدْ لَبِثْتُ ف۪يكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِه۪ۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٦

Kul lev şâaAllâhu mâ televtuhu ‘aleykum velâ edrâkum bihis fekad lebiśtu fîkum ‘umuran minkablihic efelâ ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?"

Muhtasar Tefsir

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ ١٧

Femen azlemu mimmeni-fterâ ‘alaAllâhi keżiben ev keżżebe bi-âyâtihic innehu lâ yuflihu-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler.

Muhtasar Tefsir

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١٨

Veya’budûne min dûniAllâhi mâ lâ yadurruhum velâ yenfe’uhum veyekûlûne hâulâ-i şufe’âunâ ‘indaAllâhic kul etunebbi-ûnaAllâhe bimâ lâ ya’lemu fî-ssemâvâti velâ fî-l-ardic subhânehu vete’âlâ ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُواۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ ف۪يمَا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ١٩

Vemâ kâne-nnâsu illâ ummeten vâhideten faḣtelefûc velevlâ kelimetun sebekat min rabbike lekudiye beynehum fîmâ fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler; şayet Rabbinden, daha önce bir takdir geçmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ۟ ٢٠

Veyekûlûne levlâ unzile ‘aleyhi âyetun min rabbihis fekul innemâ-lġaybu liAllâhi fentazirû innî me’akum mine-lmuntazirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."

Muhtasar Tefsir

وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًاۜ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ ٢١

Ve-iżâ eżeknâ-nnâse rahmeten min ba’di darrâe messet-hum iżâ lehum mekrun fî âyâtinâc kuliAllâhu esra’u mekrâanc inne rusulenâ yektubûne mâ temkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara darlık geldikten sonra onlara bolluğu taddırdığımızda, hemen ayetlerimize dil uzatmağa kalkışırlar; onlara de ki: "Hile yapanın cezasını vermekte Allah daha çabuktur." Elçi meleklerimiz kurduğunuz tuzakları hiç şüphesiz yazmaktadırlar.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ٢٢

Huve-lleżî yuseyyirukum fî-lberri velbahric hattâ iżâ kuntum fî-lfulki vecerayne bihim birîhin tayyibetin veferihû bihâ câet-hâ rîhun ‘âsifun vecâehumu-lmevcu min kulli mekânin vezannû ennehum uhîta bihimﻻ de’avûAllâhe muḣlisîne lehu-ddîne le-in enceytenâ min hâżihi lenekûnenne mine-şşâkirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٣

Felemmâ encâhum iżâ hum yebġûne fî-l-ardi biġayri-lhakkik yâ eyyuhâ-nnâsu innemâ baġyukum ‘alâ enfusikums metâ’a-lhayâti-ddunyâs śümme ileynâ merci’ukum fenunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Geçici dünya hayatında yaptığınız taşkınlık aleyhinizedir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Yaptıklarınızı size bildiririz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَص۪يدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٢٤

İnnemâ meśelu-lhayâti-ddunyâ kemâ-in enzelnâhu mine-ssemâ-i faḣteleta bihi nebâtu-l-ardi mimmâ ye/kulu-nnâsu vel-en’âmu hattâ iżâ eḣażeti-l-ardu zuḣrufehâ vezzeyyenet vezanne ehluhâ ennehum kâdirûne ‘aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâran fece’alnâhâ hasîden keen lem taġne bil-emsic keżâlike nufassilu-l-âyâti likavmin yetefekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce birşey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen millet için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٢٥

VaAllâhu yed’û ilâ dâri-sselâmi veyehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.

Muhtasar Tefsir

لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌۜ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٢٦

Lilleżîne ahsenû-lhusnâ veziyâdetuns velâ yerheku vucûhehum katerun velâ żilletunc ulâ-ike as-hâbu-lcenneti hum fîhâ ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyi davrananlara; daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ كَسَبُوا السَّيِّـَٔاتِ جَزَٓاءُ سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَاۙ وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ مَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ كَاَنَّمَٓا اُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ الَّيْلِ مُظْلِمًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٢٧

Velleżîne kesebû-sseyyi-âti cezâu seyyi-etin bimiślihâ veterhekuhum żilletuns mâ lehum minaAllâhi min ‘âsimins keennemâ uġşiyet vucûhuhum kita’an mine-lleyli muzlimâenc ulâ-ike as-hâbu-nnâris hum fîhâ ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar ceza verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ ٢٨

Veyevme nahşuruhum cemî’an śümme nekûlu lilleżîne eşrakû mekânekum entum veşurakâukumc fezeyyelnâ beynehums vekâle şurakâuhum mâ kuntum iyyânâ ta’budûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.

Muhtasar Tefsir

فَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِل۪ينَ ٢٩

Fekefâ biAllâhi şehîden beynenâ vebeynekum in kunnâ ‘an ‘ibâdetikum leġâfilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.

Muhtasar Tefsir

هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَٓا اَسْلَفَتْ وَرُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٣٠

Hunâlike teblû kullu nefsin mâ eslefetc veruddû ilaAllâhi mevlâhumu alhakkis vedalle ‘anhum mâ kânû yefterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte orada herkes dünyada yapmış olduğuyla imtihan verir ve gerçek Mevlaları olan Allah'a döndürülür. Uydurdukları putlar da ortadan kaybolmuştur.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣١

Kul men yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ardi emmen yemliku-ssem’a vel-ebsâra vemen yuḣricu-lhayye mine-lmeyyiti veyuḣricu-lmeyyite mine-lhayyi vemen yudebbiru-l-emrac feseyekûlûnaAllâhuc fekul efelâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?" Onlar: "Allah'tır! " diyecekler. "O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

Muhtasar Tefsir

فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٣٢

FeżâlikumuAllâhu rabbukumu-lhakkus femâżâ ba’de-lhakki illâ-ddalâlus feennâ tusrafûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçeğin dışında sadece sapıklık vardır. Öyleyse nasıl olup da döndürülüyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ فَسَقُٓوا اَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٣

Keżâlike hakkat kelimetu rabbike ‘alâ-lleżîne fesekû ennehum lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti.

Muhtasar Tefsir

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣٤

Kul hel min şurakâ-ikum men yebdeu-lḣalka śümme yu’îduhuc kuliAllâhu yebdeu-lḣalka śümme yu’îduhus feennâ tu/fekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Koştuğunuz ortaklardan, önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mıdır?" De ki: "Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eder. Nasıl da döndürülürsünüz! "

Muhtasar Tefsir

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ٣٥

Kul hel min şurakâ-ikum men yehdî ilâ-lhakkic kuliAllâhu yehdî lilhakkik efemen yehdî ilâ-lhakki ehakku en yuttebe’a emmen lâ yehiddî illâ en yuhdâs femâ lekum keyfe tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?" De ki: "Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmağa daha layıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّاۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ ٣٦

Vemâ yettebi’u ekśeruhum illâ zannâenc inne-zzanne lâ yuġnî mine-lhakki şey-âenc innaAllâhe ‘alîmun bimâ yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların çoğu zanna uyarlar; gerçekte ise zan, hakikat karşısında bir şey ifade etmez. Allah, yaptıklarını şüphesiz bilir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۠ ٣٧

Vemâ kâne hâżâ-lkur-ânu en yufterâ min dûniAllâhi velâkin tasdîka-lleżî beyne yedeyhi vetefsîle-lkitâbi lâ raybe fîhi min rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu Kuran, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap'ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِه۪ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٨

Em yekûlûne-fterâhus kul fe/tû bisûratin miślihi ved’û meni-steta’tum min dûniAllâhi in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senin için, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."

Muhtasar Tefsir

بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ ٣٩

Bel keżżebû bimâ lem yuhîtû bi’ilmihi velemmâ ye/tihim te/vîluhuc keżâlike keżżebe-lleżîne min kablihims fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤٠

Veminhum men yu/minu bihi veminhum men lâ yu/minu bihic verabbuke a’lemu bilmufsidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ ل۪ي عَمَل۪ي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْۚ اَنْتُمْ بَر۪ٓيؤُ۫نَ مِمَّٓا اَعْمَلُ وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ ٤١

Ve-in keżżebûke fekul lî ‘amelî velekum ‘amelukums entum berî-ûne mimmâ a’melu veenâ berî-un mimmâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni yalanlarlarsa, "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" de.

Muhtasar Tefsir

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَۜ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ ٤٢

Veminhum men yestemi’ûne ileykec efeente tusmi’u-ssumme velev kânû lâ ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara, üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin?

Muhtasar Tefsir

وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَۜ اَفَاَنْتَ تَهْدِي الْعُمْيَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ ٤٣

Veminhum men yenzuru ileykec efeente tehdî-l’umye velev kânû lâ yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında sana bakan vardır. Sen körleri, görmezlerken doğru yola iletebilir misin?

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْـًٔا وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٤٤

İnnaAllâhe lâ yazlimu-nnâse şey-en velâkinne-nnâse enfusehum yazlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْۜ قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ ٤٥

Veyevme yahşuruhum keen lem yelbeśû illâ sâ’aten mine-nnehâri yete’ârafûne beynehumc kad ḣasira-lleżîne keżżebû bilikâ-iAllâhi vemâ kânû muhtedîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları toplayacağı kıyamet günü, sanki gündüz, birbirleriyle sadece tanışacakları bir saat kadar kalmış gibidirler. Allah'ın karşısına çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّٰهُ شَه۪يدٌ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ ٤٦

Ve-immâ nuriyenneke ba’da-lleżî na’iduhum ev neteveffeyenneke fe-ileynâ merci’uhum śümmaAllâhu şehîdun ‘alâ mâ yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya dünyada sana gösteririz, veya senin ruhunu alırız da nasıl olsa onların dönüşü Bizedir; (ahirette görürsün) Allah onların yaptıklarına şahiddir.

Muhtasar Tefsir

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٤٧

Velikulli ummetin rasûluns fe-iżâ câe rasûluhum kudiye beynehum bilkisti vehum lâ yuzlemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤٨

Veyekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu iddiada samimi iseniz, bu azabın gerçekleşmesi ne zamandır? söyle" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۜ اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ٤٩

Kul lâ emliku linefsî darran velâ nef’an illâ mâ şâaAllâhuk likulli ummetin ecelunc iżâ câe eceluhum felâ yeste/ḣirûne sâ’atens velâ yestakdimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا اَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ ٥٠

Kul eraeytum in etâkum ‘ażâbuhu beyâten ev nehâran mâżâ yesta’cilu minhu-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar?"

Muhtasar Tefsir

اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِه۪ۜ آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ٥١

Eśümme iżâ mâ veka’a âmentum bihic âl-âne vekad kuntum bihi testa’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Vuku bulduktan sonra mı O'na inanacaksınız? İnanmayanlar azabı görünce, "şimdi miydi?" derler. "Elbette, siz onu acele istiyordunuz" denir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ ق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِۚ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٥٢

Śumme kîle lilleżîne zalemû żûkû ‘ażâbe-lḣuldi hel tuczevne illâ bimâ kuntum teksibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Haksızlık edenlere de: "Sürekli azabı tadın, ancak yaptığınıza karşılık ceza çekiyorsunuz" denir.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَنْبِؤُ۫نَكَ اَحَقٌّ هُوَۜ قُلْ ا۪ي وَرَبّ۪ٓي اِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ۟ ٥٣

Veyestenbi-ûneke ehakkun huves kul î verabbî innehu lehakkuns vemâ entum bimu’cizîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"O gerçek midir?" diye senden sorarlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir, siz aciz kılamazsınız (önleyemezsiniz)."

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِي الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِه۪ۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٥٤

Velev enne likulli nefsin zalemet mâ fî-l-ardi leftedet bihik veeserrû-nnedâmete lemmâ raevû-l’ażâbes vekudiye beynehum bilkistic vehum lâ yuzlemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlık gösterdiler. Haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٥

Elâ inne liAllâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ardik elâ inne va’daAllâhi hakkun velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyi bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir, ama çoğu bunu bilmez.

Muhtasar Tefsir

هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٥٦

Huve yuhyî veyumîtu ve-ileyhi turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٥٧

Yâ eyyuhâ-nnâsu kad câetkum mev’izatun min rabbikum ve şifâun limâ fî-ssudûri vehuden verahmetun lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalblerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ٥٨

Kul bifadliAllâhi vebirahmetihi febiżâlike felyefrahû huve ḣayrun mimmâ yecme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bunlar, Allah'ın bol nimeti ve rahmetiyledir." Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ ٥٩

Kul eraeytum mâ enzelaAllâhu lekum min rizkin fece’altum minhu harâmen vehalâlen kul Âllâhu eżine lekums em ‘alaAllâhi tefterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

وَمَا ظَنُّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟ ٦٠

Vemâ zannu-lleżîne yefterûne ‘alaAllâhi-lkeżibe yevme-lkiyâmetic innaAllâhe leżû fadlin ‘alâ-nnâsi velâkinne ekśerahum lâ yeşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannederler? Doğrusu Allah'ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تَكُونُ ف۪ي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦١

Vemâ tekûnu fî şe/nin vemâ tetlû minhu min kur-ânin velâ ta’melûne min ‘amelin illâ kunnâ ‘aleykum şuhûden iż tufîdûne fîhic vemâ ya’zubu ‘an rabbike min miśkâli żerratin fî-l-ardi velâ fî-ssemâ-i velâ asġara min żâlike velâ ekbera illâ fî kitâbin mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap'dadır.

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ٦٢

Elâ inne evliyâaAllâhi lâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ ٦٣

Elleżîne âmenû vekânû yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Allah'a inanmış ve O'na karşı gelmekten sakınmışlardır.

Muhtasar Tefsir

لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۜ لَا تَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۜ ٦٤

Lehumu-lbuşrâ fî-lhayâti-ddunyâ vefî-l-âḣiratic lâ tebdîle likelimâtiAllâhic żâlike huve-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۜ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٦٥

Velâ yahzunke kavluhumm inne-l’izzete liAllâhi cemî’âanc huve-ssemî’u-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkarcıların sözleri seni üzmesin, çünkü bütün kudret Allah'ındır. O, işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ ٦٦

Elâ inne liAllâhi men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ardik vemâ yettebi’u-lleżîne yed’ûne min dûniAllâhi şurakâec in yettebi’ûne illâ-zzanne ve-in hum illâ yaḣrusûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ı bırakıp ortak koşanlar sadece zanna uyanlardır. Onlar ancak tahminde bulunuyorlar.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٦٧

Huve-lleżî ce’ale lekumu-lleyle liteskunû fîhi ve-nnehâra mubsirâanc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yesme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ هُوَ الْغَنِيُّۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦٨

Kâlû-tteḣażaAllâhu veledâens subhânehus huve-lġaniyyus lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardic in ‘indekum min sultânin bihâżâc etekûlûne ‘alaAllâhi mâ lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah çocuk edindi" dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı nasıl söylüyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ ٦٩

Kul inne-lleżîne yefterûne ‘alaAllâhi-lkeżibe lâ yuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa erişemezler."

Muhtasar Tefsir

مَتَاعٌ فِي الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذ۪يقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّد۪يدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟ ٧٠

Metâ’un fî-ddunyâ śümme ileynâ merci’uhum śümme nużîkuhumu-l’ażâbe-şşedîde bimâ kânû yekfurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar için dünyada bir müddet geçinme vardır, sonra dönüşleri Bizedir. İnkarlarına karşılık onlara çetin azab taddıracağız.

Muhtasar Tefsir

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ ٧١

Vetlu ‘aleyhim nebee nûhin iż kâle likavmihi yâ kavmi in kâne kebura ‘aleykum mekâmî veteżkîrî bi-âyâtiAllâhi fe’alaAllâhi tevekkeltu feecmi’û emrakum veşurakâekum śümme lâ yekun emrukum ‘aleykum ġummeten śümme-kdû ileyye velâ tunzirûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, "Ey milletim! Eğer durumum, Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۙ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٧٢

Fe-in tevelleytum femâ seeltukum min ecrins in ecriye illâ ‘alaAllâhis ve umirtu en ekûne mine-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aiddir. Müslimlerden olmakla emrolundum."

Muhtasar Tefsir

فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَ ٧٣

Fekeżżebûhu fenecceynâhu vemen me’ahu fî-lfulki vece’alnâhum ḣalâ-ife veaġraknâ-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâs fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِه۪ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِه۪ مِنْ قَبْلُۜ كَذٰلِكَ نَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِ الْمُعْتَد۪ينَ ٧٤

Śumme be’aśnâ min ba’dihi rusulen ilâ kavmihim fecâûhum bilbeyyinâti femâ kânû liyu/minû bimâ keżżebû bihi min kabluc keżâlike natbe’u ‘alâ kulûbi-lmu’tedîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ٧٥

Śumme be’aśnâ min ba’dihim mûsâ vehârûne ilâ fir’avne vemele-ihi bi-âyâtinâ festekberû vekânû kavmen mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun'u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُٓوا اِنَّ هٰذَا لَسِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧٦

Felemmâ câehumu-lhakku min ‘indinâ kâlû inne hâżâ lesihrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek, katımızdan onlara gelince: "Doğrusu bu apaçık bir büyüdür" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ مُوسٰٓى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَكُمْۜ اَسِحْرٌ هٰذَاۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ ٧٧

Kâle mûsâ etekûlûne lilhakki lemmâ câekums esihrun hâżâ velâ yuflihu-ssâhirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Size gelen gerçeğe dil mi uzatırsınız? Bu sihir midir? Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ ٧٨

Kâlû eci/tenâ litelfitenâ ‘ammâ vecednâ ‘aleyhi âbâenâ vetekûne lekumâ-lkibriyâu fî-l-ardi vemâ nahnu lekumâ bimu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُون۪ي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ ٧٩

Vekâle fir’avnu-/tûnî bikulli sâhirin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ٨٠

Felemmâ câe-sseharatu kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sihirbazlar gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ ٨١

Felemmâ elkav kâle mûsâ mâ ci/tum bihi-ssihrus innaAllâhe seyubtiluhus innaAllâhe lâ yuslihu ‘amele-lmufsidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَيُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ۟ ٨٢

VeyuhikkuAllâhu-lhakka bikelimâtihi velev kerihe-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَمَٓا اٰمَنَ لِمُوسٰٓى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِه۪ عَلٰى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْۜ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِۚ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِف۪ينَ ٨٣

Femâ âmene limûsâ illâ żurriyyetun min kavmihi ‘alâ ḣavfin min fir’avne vemele-ihim en yeftinehumc ve-inne fir’avne le’âlin fî-l-ardi ve-innehu lemine-lmusrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ مُوسٰى يَا قَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِم۪ينَ ٨٤

Vekâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum biAllâhi fe’aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Ey milletim! Allah'a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O'na güvenin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۚ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ ٨٥

Fekâlû ‘alaAllâhi tevekkelnâ rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lilkavmi-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ٨٦

Veneccinâ birahmetike mine-lkavmi-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخ۪يهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٨٧

Veevhaynâ ilâ mûsâ veeḣîhi en tebevveâ likavmikumâ bimisra buyûten vec’alû buyûtekum kibleten veakîmû-ssalâtek vebeşşiri-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa ve kardeşine: "Mısır'da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin, namaz kılın" diye vahyettik, "İnananlara müjde et."

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ ز۪ينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِكَۚ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ ٨٨

Vekâle mûsâ rabbenâ inneke âteyte fir’avne ve meleehu zîneten ve emvâlen fî-lhayâti-ddunyâ rabbenâ liyudillû ‘an sebîlikes rabbenâ-tmis ‘alâ emvâlihim veşdud ‘alâ kulûbihim felâ yu/minû hattâ yeravû-l’ażâbe-l-elîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٨٩

Kâle kad ucîbet da’vetukumâ festekîmâ velâ tettebi’ânni sebîle-lleżîne lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "İkinizin duası kabul olundu. Dürüst hareket edin; bilmeyenlerin yoluna asla uymayın" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي إِسْرَٓاء۪يلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًاۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٩٠

Vecâveznâ bibenî isrâ-île-lbahra feetbe’ahum fir’avnu vecunûduhu baġyen ve’advâens hattâ iżâ edrakehu-lġaraku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illâ-lleżî âmenet bihi benû isrâ-île ve enâ mine-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: "İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım" dedi.

Muhtasar Tefsir

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٩١

Âl-âne vekad ‘asayte kablu vekunte mine-lmufsidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'na: "Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" dendi.

Muhtasar Tefsir

فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟ ٩٢

Felyevme nuneccîke bibedenike litekûne limen ḣalfeke âyetenc ve-inne keśîran mine-nnâsi ‘an âyâtinâ leġâfilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız" dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٩٣

Velekad bevve/nâ benî isrâ-île mubevvee sidkin verazeknâhum mine-ttayyibâti femâ-ḣtelefû hattâ câehumu-l’ilmuc inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ ٩٤

Fe-in kunte fî şekkin mimmâ enzelnnâ ileyke fes-eli-lleżîne yakraûne-lkitâbe min kablikec lekad câeke-lhakku min rabbike felâ tekûnenne mine-lmumterîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce indirdiğimiz Kitap'ları okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden gerçek gelmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٩٥

Velâ tekûnenne mine-lleżîne keżżebû bi-âyâtiAllâhi fetekûne mine-lḣâsirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ ٩٦

İnne-lleżîne hakkat ‘aleyhim kelimetu rabbike lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ ٩٧

Velev câet-hum kullu âyetin hattâ yeravû-l’ażâbe-l-elîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَٓا ا۪يمَانُهَٓا اِلَّا قَوْمَ يُونُسَۜ لَمَّٓا اٰمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍ ٩٨

Felevlâ kânet karyetun âmenet fenefe’ahâ îmânuhâ illâ kavme yûnuse lemmâ âmenû keşefnâ ‘anhum ‘ażâbe-lḣizyi fî-lhayâti-ddunyâ vemetta’nâhum ilâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un milleti, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَاٰمَنَ مَنْ فِي الْاَرْضِ كُلُّهُمْ جَم۪يعًاۜ اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتّٰى يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ٩٩

Velev şâe rabbuke leâmene men fî-l-ardi kulluhum cemî’âanc efeente tukrihu-nnâse hattâ yekûnû mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?

Muhtasar Tefsir

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ ١٠٠

Vemâ kâne linefsin en tu/mine illâ bi-iżniAllâhic veyec’alu-rricse ‘alâ-lleżîne lâ ya’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.

Muhtasar Tefsir

قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ١٠١

Kuli-nzurû mâżâ fî-ssemâvâti vel-ardic vemâ tuġnî-l-âyâtu ve-nnużuru ‘an kavmin lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Göklerde ve yerde neler var, bir bakın" de. İnanmayacak bir millete ayetler ve uyarmalar fayda vermez.

Muhtasar Tefsir

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ ١٠٢

Fehel yentezirûne illâ miśle eyyâmi-lleżîne ḣalev min kablihimc kul fentezirû innî me’akum mine-lmuntezirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? "Bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim" de.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ١٠٣

Śumme nuneccî rusulenâ velleżîne âmenûc keżâlike hakkan ‘aleynâ nuncî-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Biz, peygamberlerimizi ve inananları böylece kurtarırız, inananları (verdiğimiz söz gereğince) kurtarmamız Bize haktır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ ١٠٤

Kul yâ eyyuhâ-nnâsu in kuntum fî şekkin min dînî felâ a’budu-lleżîne ta’budûne min dûniAllâhi velâkin a’buduAllâhe-lleżî yeteveffâkums veumirtu en ekûne mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum."

Muhtasar Tefsir

وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفًاۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ١٠٥

Veen akim vecheke liddîni hanîfen velâ tekûnenne mine-lmuşrikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۚ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذًا مِنَ الظَّالِم۪ينَ ١٠٦

Velâ ted’u min dûniAllâhi mâ lâ yenfe’uke velâ yadurrukes fe-in fe’alte fe-inneke iżen mine-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ١٠٧

Ve-in yemseskaAllâhu bidurrin felâ kâşife lehu illâ huves ve-in yuridke biḣayrin felâ râdde lifadlihic yusîbu bihi men yeşâu min ‘ibâdihic vehuve-lġafûru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ ١٠٨

Kul yâ eyyuhâ-nnâsu kad câekumu-lhakku min rabbikums femeni-htedâ fe-innemâ yehtedî linefsihis vemen dalle fe-innemâ yadillu ‘aleyhâs vemâ enâ ‘aleykum bivekîlin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin üzerinize vekil değilim."

Muhtasar Tefsir

وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ ١٠٩

Vettebi’ mâ yûhâ ileyke vasbir hattâ yahkumaAllâhuc vehuve ḣayru-lhâkimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana vahyedilene uy; Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ هود

Hûd Sûresi

11. sûreMekkî123 âyetSayfa 220
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الٓرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١

Elif-lâm-râc kitâbun uhkimet âyâtuhu śümme fussilet min ledun hakîmin ḣabîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢

Ellâ ta’budû illaAllâhec innenî lekum minhu neżîrun ve beşîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

Muhtasar Tefsir

وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣

Veeni-staġfirû rabbekum śümme tûbû ileyhi yumetti’kum metâ’en hasenen ilâ ecelin musemmen veyu/ti kulle żî fadlin fadlehus ve-in tevellev fe-innî eḣâfu ‘aleykum ‘ażâbe yevmin kebîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

Muhtasar Tefsir

اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤

İlaAllâhi merci’ukums vehuve ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥

Elâ innehum yeśnûne sudûrahum liyestaḣfû minhuc elâ hîne yestaġşûne śiyâbehum ya’lemu mâ yusirrûne vemâ yu’linûnec innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalblerde olanı bilendir.

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma