Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ مريم

Meryem Sûresi

19. sûreMekkî98 âyetSayfa 304
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

كٓهٰيٰعٓصٓۜ ١

Kâf-Hâ-Yâ-’Ayn-Sâd

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

Muhtasar Tefsir

ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢

Żikru rahmeti rabbike ‘abdehu zekeriyyâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır.

Muhtasar Tefsir

اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِيًّا ٣

İż nâdâ rabbehu nidâen ḣafiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O Rabbine içinden yalvarmıştı.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا ٤

Kâle rabbi innî vehene-l’azmu minnî veşte’ale-rra/su şeyben velem ekun bidu’â-ike rabbi şekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım."

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ ٥

Ve-innî ḣiftu-lmevâliye min verâ-î vekâneti-mraetî ‘âkiran feheb lî min ledunke veliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."

Muhtasar Tefsir

يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ٦

Yeriśunî veyeriśu min âli ya’kûbes vec’alhu rabbi radiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."

Muhtasar Tefsir

يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ٧

Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke biġulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا ٨

Kâle rabbi ennâ yekûnu lî ġulâmun vekâneti-mraetî ‘âkiran vekad belaġtu mine-lkiberi ‘itiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا ٩

Kâle keżâlike kâle rabbuke huve ‘aleyye heyyinun vekad ḣalektuke min kablu velem teku şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا ١٠

Kâle rabbi-c’al lî âyetenc kâle âyetuke ellâ tukellime-nnâse śelâśe leyâlin seviyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu.

Muhtasar Tefsir

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ١١

Feḣarace ‘alâ kavmihi mine-lmihrâbi feevhâ ileyhim en sebbihû bukraten ve’aşiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu.

Muhtasar Tefsir

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ ١٢

Yâ yahyâ ḣużi-lkitâbe bikuvvetins veâteynâhu-lhukme sabiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Muhtasar Tefsir

وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِيًّاۙ ١٣

Vehanânen min ledunnâ vezekâtens vekâne takiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Muhtasar Tefsir

وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا ١٤

Veberran bivâlideyhi velem yekun cebbâran ‘asiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Muhtasar Tefsir

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا۟ ١٥

Veselâmun ‘aleyhi yevme vulide veyevme yemûtu veyevme yub’aśu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّاۙ ١٦

Veżkur fî-lkitâbi meryeme iżi-ntebeżet min ehlihâ mekânen şarkiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ١٧

Fetteḣażet min dûnihim hicâben feerselnâ ileyhâ rûhanâ fetemeśśele lehâ beşeran seviyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا ١٨

Kâlet innî e’ûżu bi-rrahmâni minke in kunte tekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا ١٩

Kâle innemâ enâ rasûlu rabbiki li-ehebe leki ġulâmen zekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا ٢٠

Kâlet ennâ yekûnu lî ġulâmun velem yemsesnî beşerun velem eku beġiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا ٢١

Kâle keżâliki kâle rabbuki huve ‘aleyye heyyinuns velinec’alehu âyeten linnâsi verahmeten minnâc vekâne emran makdiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَانًا قَصِيًّا ٢٢

Fehamelet-hu fentebeżet bihi mekânen kasiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi.

Muhtasar Tefsir

فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا ٢٣

Feecâehâ-lmeḣâdu ilâ ciż’i-nnaḣleti kâlet yâ leytenî mittu kable hâżâ vekuntu nesyen mensiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا ٢٤

Fenâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ce’ale rabbuki tahteki seriyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.

Muhtasar Tefsir

وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّاۘ ٢٥

Vehuzzî ileyki biciż’i-nnaḣleti tusâkit ‘aleyki rutaben ceniyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.

Muhtasar Tefsir

فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْنًاۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًاۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّاۚ ٢٦

Fekulî veşrabî vekarrî ‘aynâens fe-immâ terayinne mine-lbeşeri ehaden fekûlî innî neżertu lirrahmâni savmen felen ukellime-lyevme insiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."

Muhtasar Tefsir

فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا ٢٧

Feetet bihi kavmehâ tahmiluhus kâlû yâ meryemu lekad ci/ti şey-en feriyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّاۚ ٢٨

Yâ uḣte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sev-in vemâ kânet ummuki beġiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا ٢٩

Feeşârat ileyhis kâlû keyfe nukellimu men kâne fî-lmehdi sabiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ ٣٠

Kâle innî ‘abduAllâhi âtâniye-lkitâbe vece’alenî nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّاۖ ٣١

Vece’alenî mubâraken eynemâ kuntu veevsânî bi-ssalâti ve-zzekâti mâ dumtu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَبَرًّا بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّارًا شَقِيًّا ٣٢

Veberran bivâlidetî velem yec’alnî cebbâran şekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا ٣٣

Ve-sselâmu ‘aleyye yevme vulidtu veyevme emûtu veyevme ub’aśu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٣٤

Żâlike ‘îsâ-bnu meryemec kavle-lhakki-lleżî fîhi yemterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.

Muhtasar Tefsir

مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ ٣٥

Mâ kâne liAllâhi en yetteḣiże min veledins subhânehuc iżâ kadâ emran fe-innemâ yekûlu lehu kun feyekûnu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٣٦

Ve-innaAllâhe rabbî ve rabbukum fa’budûhuc hâżâ sirâtun mustekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur."

Muhtasar Tefsir

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣٧

Faḣtelefe-l-ahzâbu min beynihims feveylun lilleżîne keferû min meşhedi yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!

Muhtasar Tefsir

اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٨

Esmi’ bihim veebsir yevme ye/tûnenâs lâkini-zzâlimûne-lyevme fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٩

Veenżirhum yevme-lhasrati iż kudiye-l-emru vehum fî ġafletin vehum lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ٤٠

İnnâ nahnu neriśu-l-arda vemen ‘aleyhâ ve-ileynâ yurce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّا ٤١

Veżkur fî-lkitâbi ibrâhîmec innehu kâne siddîkan nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـًٔا ٤٢

İż kâle li-ebîhi yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesme’u velâ yubsiru velâ yuġnî ‘anke şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا ٤٣

Yâ ebeti innî kad câenî mine-l’ilmi mâ lem ye/tike fettebi’nî ehdike sirâtan seviyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim."

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا ٤٤

Yâ ebeti lâ ta’budi-şşeytânes inne-şşeytâne kâne lirrahmâni ‘asiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır"

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا ٤٥

Yâ ebeti innî eḣâfu en yemesseke ‘ażâbun mine-rrahmâni fetekûne lişşyetâni veliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın."

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِيًّا ٤٦

Kâle erâġibun ente ‘an âlihetî yâ ibrâhîmus le-in lem tentehi leercumennekes vehcurnî meliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Babası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِيًّا ٤٧

Kâle selâmun ‘aleykes seestaġfiru leke rabbîs innehu kâne bî hafiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır."

Muhtasar Tefsir

وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِيًّا ٤٨

Vea’tezilukum vemâ ted’ûne min dûniAllâhi veed’û rabbî ‘asâ ellâ ekûne bidu’â-i rabbî şekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ٤٩

Felemmâ-’tezelehum vemâ ya’budûne min dûniAllâhi vehebnâ lehu ishâka veya’kûbes vekullen ce’alnâ nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟ ٥٠

Vevehebnâ lehum min rahmetinâ vece’alnâ lehum lisâne sidkin ‘aliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ٥١

Veżkur fî-lkitâbi mûsâc innehu kâne muḣlasan vekâne rasûlen nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ٥٢

Venâdeynâhu min cânibi-ttûri-l-eymeni vekarrabnâhu neciyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ٥٣

Vevehebnâ lehu min rahmetinâ eḣâhu hârûne nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ ٥٤

Veżkur fî-lkitâbi ismâ’îlec innehu kâne sâdika-lva’di vekâne rasûlen nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِيًّا ٥٥

Vekâne ye/muru ehlehu bi-ssalâti ve-zzekâti vekâne ‘inde rabbihi merdiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّاۗ ٥٦

Veżkur fî-lkitâbi idrîsec innehu kâne siddîkan nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا ٥٧

Verafa’nâhu mekânen ‘aliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onu yüce bir yere yükselttik.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا ۩ ٥٨ ۩

Ulâ-ike-lleżîne en’amaAllâhu ‘aleyhim mine-nnebiyyîne min żurriyyeti âdeme vemimmen hamelnâ me’a nûhin vemin żurriyyeti ibrâhîme ve-isrâ-île vemimmen hedeynâ vectebeynâc iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtu-rrahmâni ḣarrû succeden vebukiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

Muhtasar Tefsir

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّاۙ ٥٩

Feḣalefe min ba’dihim ḣalfun edâ’û-ssalâte vettebe’û-şşehevâtis fesevfe yelkavne ġayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ ٦٠

İllâ men tâbe veâmene ve’amile sâlihan feulâ-ike yedḣulûne-lcennete velâ yuzlemûne şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا ٦١

Cennâti ‘adninilletî ve’ade-rrahmânu ‘ibâdehu bil-ġaybic innehu kâne va’duhu me/tiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ٦٢

Lâ yesme’ûne fîhâ laġven illâ selâmâens velehum rizkuhum fîhâ bukraten ve’aşiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا ٦٣

Tilke-lcennetu-lletî nûriśu min ‘ibâdinâ men kâne tekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.

Muhtasar Tefsir

وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّاۚ ٦٤

Vemâ netenezzelu illâ bi-emri rabbikes lehu mâ beyne eydînâ vemâ ḣalfenâ vemâ beyne żâlikec vemâ kâne rabbuke nesiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir."

Muhtasar Tefsir

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟ ٦٥

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ fa’budhu vastabir li’ibâdetihic hel ta’lemu lehu semiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَيًّا ٦٦

Veyekûlu-l-insânu e-iżâ mâ mittu lesevfe uḣracu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا ٦٧

Eve lâ yeżkuru-l-insânu ennâ ḣalaknâhu min kablu velem yeku şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi?

Muhtasar Tefsir

فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّاۚ ٦٨

Feverabbike lenahşurannehum ve-şşeyâtîne śümme lenuhdirannehum havle cehenneme ciśiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِيًّاۚ ٦٩

Śumme lenenzi’anne min kulli şî’atin eyyuhum eşeddu ‘alâ-rrahmâni ‘itiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِيًّا ٧٠

Śumme lenahnu a’lemu billeżîne hum evlâ bihâ siliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّاۚ ٧١

Ve-in minkum illâ vâriduhâc kâne ‘alâ rabbike hatmen makdiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِيًّا ٧٢

Śumme nuneccî-lleżîne-ttekav veneżeru-zzâlimîne fîhâ ciśiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا ٧٣

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû eyyu-lferîkayni ḣayrun mekâmen veahsenu nediyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler.

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا ٧٤

Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu eśâśen veri/yân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا ٧٥

Kul men kâne fî-ddalâleti felyemdud lehu-rrahmânu meddâenc hattâ iżâ raev mâ yû’adûne immâ-l’ażâbe ve-immâ-ssâ’ate feseya’lemûne men huve şerrun mekânen veed’afu cundân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir."

Muhtasar Tefsir

وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا ٧٦

VeyezîduAllâhu-lleżîne-htedev hudâenc velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun ‘inde rabbike śevâben veḣayrun meraddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ ٧٧

Eferaeyte-lleżî kefera bi-âyâtinâ vekâle leûteyenne mâlen veveledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu?

Muhtasar Tefsir

اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ ٧٨

Ettale’a-lġaybe emi-tteḣaże ‘inde-rrahmâni ‘ahdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّاۙ ٧٩

Kellâc senektubu mâ yekûlu venemuddu lehu mine-l’ażâbi meddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.

Muhtasar Tefsir

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْدًا ٨٠

Veneriśuhu mâ yekûlu veye/tînâ ferdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ ٨١

Vetteḣażû min dûniAllâhi âliheten liyekûnû lehum ‘izzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler.

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟ ٨٢

Kellâc seyekfurûne bi’ibâdetihim veyekûnûne ‘aleyhim diddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّاۙ ٨٣

Elem tera ennâ erselnâ-şşeyâtîne ‘alâ-lkâfirîne teuzzuhum ezzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?

Muhtasar Tefsir

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّاۚ ٨٤

Felâ ta’cel ‘aleyhims innemâ ne’uddu lehum ‘addân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ ٨٥

Yevme nahşuru-lmuttekîne ilâ-rrahmâni vefdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.

Muhtasar Tefsir

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًاۢ ٨٦

Venesûku-lmucrimîne ilâ cehenneme virdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.

Muhtasar Tefsir

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۢ ٨٧

Lâ yemlikûne-şşefâ’ate illâ meni-tteḣaże ‘inde-rrahmâni ‘ahdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًاۜ ٨٨

Ve kâlû-tteḣaże-rrahmânu veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا اِدًّاۙ ٨٩

Lekad ci/tum şey-en iddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız.

Muhtasar Tefsir

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ ٩٠

Tekâdu-ssemâvâtu yetefettarne minhu vetenşakku-l-ardu veteḣirru-lcibâlu heddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.

Muhtasar Tefsir

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَدًاۚ ٩١

En de’av lirrahmâni veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًاۜ ٩٢

Vemâ yenbeġî lirrahmâni en yetteḣiże veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ ٩٣

İn kullu men fî-ssemâvâti vel-ardi illâ âtî-rrahmâni ‘abdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّاۜ ٩٤

Lekad ahsâhum ve’addehum ‘addân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır.

Muhtasar Tefsir

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا ٩٥

Vekulluhum âtîhi yevme-lkiyâmeti ferdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا ٩٦

İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti seyec’alu lehumu-rrahmânu vuddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْمًا لُدًّا ٩٧

Fe-innemâ yessernâhu bilisânike litubeşşira bihi-lmuttekîne vetunżira bihi kavmen luddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا ٩٨

Vekem ehleknâ kablehum min karnin hel tuhissu minhum min ehadin ev tesme’u lehum rikzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?

Muhtasar Tefsir

Meryem Sûresi hakkında

Âyet
98
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
44.
Kelime
961
Harf
3.868
Cüz
16.
Sayfa
304
Meryem suresi kaç ayettir?

Meryem Sûresi 98 âyettir.

Meryem suresi Mekki mi Medeni mi?

Meryem Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Meryem suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Meryem Sûresi, mushaf sıralamasında 19. sûredir; iniş sırasına göre 44. sûredir.

Meryem suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Meryem Sûresi 16. cüzde, mushafın 304. sayfasında başlar.

Surah Maryam in English · Məryəm surəsi · Maryam surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma