Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ١٦

16. Cüz

Kehf 18:75 → Tâhâ 20:135 Sayfa 301–320 269 âyet
KehfMeryemTâhâ
Mushaf
Kehf Sûresiالكهف75. âyet →

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا ٧٥

Kâle elem ekul leke inneke len testatî’a me’iye sabrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O: "Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْرًا ٧٦

Kâle in seeltuke ‘an şey-in ba’dehâ felâ tusâhibnîs kad belaġte min ledunnî ‘użrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَارًا يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا ٧٧

Fentalekâ hattâ iżâ eteyâ ehle karyetini-stat’amâ ehlehâ feebev en yudayyifûhumâ fevecedâ fîhâ cidâran yurîdu en yenkadda feekâmehus kâle lev şi/te letteḣażte ‘aleyhi ecrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Musa'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Musa: "Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا ٧٨

Kâle hâżâ firâku beynî vebeynikec seunebbi-uke bite/vîli mâ lem testati’ ‘aleyhi sabrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım"

Muhtasar Tefsir

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْبًا ٧٩

Emmâ-ssefînetu fekânet limesâkîne ya’melûne fî-lbahri feeradtu en e’îbehâ vekâne verâehum melikun ye/ḣużu kulle sefînetin ġasbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ ٨٠

Veemmâ-lġulâmu fekâne ebevâhu mu/mineyni feḣaşînâ en yurhikahumâ tuġyânen vekufrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk.

Muhtasar Tefsir

فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا ٨١

Feeradnâ en yubdilehumâ rabbuhumâ ḣayran minhu zekâten veakrabe ruhmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik."

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟ ٨٢

Veemmâ-lcidâru fekâne liġulâmeyni yetîmeyni fî-lmedîneti vekâne tahtehu kenzun lehumâ vekâne ebûhumâ sâlihan feerâde rabbuke en yebluġâ eşuddehumâ veyestaḣricâ kenzehumâ rahmeten min rabbikec vemâ fe’altuhu ‘an emrîc żâlike te/vîlu mâ lem testi’ ‘aleyhi sabrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."

Muhtasar Tefsir

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًاۜ ٨٣

Veyes-elûneke ‘an żî-lkarneynis kul seetlû ‘aleykum minhu żikrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana Zülkarneyn'i sorarlar, "Onu size anlatacağım" de.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًاۙ ٨٤

İnnâ mekkennâ lehu fî-l-ardi veâteynâhu min kulli şey-in sebebân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.

Muhtasar Tefsir

فَاَتْبَعَ سَبَبًا ٨٥

Feetbe’a sebebân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da bir yol tuttu.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًاۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْنًا ٨٦

Hattâ iżâ beleġa maġribe-şşemsi vecedehâ taġrubu fî ‘aynin hami-etin vevecede ‘indehâ kavmâenk kulnâ yâżâ-lkarneyni immâ en tu’ażżibe ve-immâ en tetteḣiże fîhim husnân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا ٨٧

Kâle emmâ men zaleme fesevfe nu’ażżibuhu śümme yuraddu ilâ rabbihi feyu’ażżibuhu ‘ażâben nukrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًاۜ ٨٨

Veemmâ men âmene ve’amile sâlihan felehu cezâeni-lhusnâs vesenekûlu lehu min emrinâ yusrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ٨٩

Śumme etbe’a sebebân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra yine bir yol tuttu.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًاۙ ٩٠

Hattâ iżâ beleġa matli’a-şşemsi vecedehâ tatlu’u ‘alâ kavmin lem nec’al lehum min dûnihâ sitrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا ٩١

Keżâlike vekad ehatnâ bimâ ledeyhi ḣubrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştanbaşa biliyorduk.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا ٩٢

Śumme etbe’a sebebân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra yine bir yol tuttu.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًاۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا ٩٣

Hattâ iżâ beleġa beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ kavmen lâ yekâdûne yefkahûne kavlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا ٩٤

Kâlû yâżâ-lkarneyni inne ye/cûce veme/cûce mufsidûne fî-l-ardi fehel nec’alu leke ḣarcen ‘alâ en tec’ale beynenâ vebeynehum seddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?

Muhtasar Tefsir

قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًاۙ ٩٥

Kâle mâ mekkennî fîhi rabbî ḣayrun fee’înûnî bikuvvetin ec’al beynekum vebeynehum radmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

Muhtasar Tefsir

اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَارًاۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًاۜ ٩٦

Âtûnî zubera-lhadîdis hattâ iżâ sâvâ beyne-ssadefeyni kâle-nfuḣûs hattâ iżâ ce’alehu nâran kâle âtûnî ufriġ ‘aleyhi kitrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا ٩٧

Femâ-stâ’û en yazherûhu vemâ-stetâ’û lehu nakbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık Yecüc ve Mecüc onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقًّاۜ ٩٨

Kâle hâżâ rahmetun min rabbîs fe-iżâ câe va’du rabbî ce’alehu dekkâ/es vekâne va’du rabbî hakkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zülkarneyn: "İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdiği söz gerçektir" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ ف۪ي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًاۙ ٩٩

Veteraknâ ba’dahum yevme-iżin yemûcu fî ba’dins venufiḣa fî-ssûri fecema’nâhum cem’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız.

Muhtasar Tefsir

وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِر۪ينَ عَرْضًاۙ ١٠٠

Ve’aradnâ cehenneme yevme-iżin lilkâfirîne ‘ardân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِكْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعًا۟ ١٠١

Elleżîne kânet a’yunuhum fî ġitâ-in ‘an żikrî vekânû lâ yestatî’ûne sem’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!

Muhtasar Tefsir

اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلًا ١٠٢

Efehasibe-lleżîne keferû en yetteḣiżû ‘ibâdî min dûnî evliyâ/ec innâ a’tednâ cehenneme lilkâfirîne nuzulân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.

Muhtasar Tefsir

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالًاۜ ١٠٣

Kul hel nunebbi-ukum bil-aḣserîne a’mâlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?" de.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا ١٠٤

Elleżîne dalle sa’yuhum fî-lhayâti-ddunyâ vehum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا ١٠٥

Ulâ-ike-lleżîne keferû bi-âyâti rabbihim velikâ-ihi fehabitat a’mâluhum felâ nukîmu lehum yevme-lkiyâmeti veznân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُوًا ١٠٦

Żâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vetteḣażû âyâtî verusulî huzuvân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًاۙ ١٠٧

İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti kânet lehum cennâtu-lfirdevsi nuzulân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir.

Muhtasar Tefsir

خَالِد۪ينَ ف۪يهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا ١٠٨

Ḣâlidîne fîhâ lâ yebġûne ‘anhâ hivelân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَدًا ١٠٩

Kul lev kâne-lbahru midâden likelimâti rabbî lenefide-lbahru kable en tenfede kelimâtu rabbî velev ci/nâ bimiślihi mededân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا ١١٠

Kul innemâ enâ beşerun miślukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhiduns femen kâne yercû likâe rabbihi felya’mel ‘amelen sâlihan velâ yuşrik bi’ibâdeti rabbihi ehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın."

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ مريم

Meryem Sûresi

19. sûreMekkî98 âyetSayfa 304
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

كٓهٰيٰعٓصٓۜ ١

Kâf-Hâ-Yâ-’Ayn-Sâd

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

Muhtasar Tefsir

ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢

Żikru rahmeti rabbike ‘abdehu zekeriyyâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır.

Muhtasar Tefsir

اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِيًّا ٣

İż nâdâ rabbehu nidâen ḣafiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O Rabbine içinden yalvarmıştı.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا ٤

Kâle rabbi innî vehene-l’azmu minnî veşte’ale-rra/su şeyben velem ekun bidu’â-ike rabbi şekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım."

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ ٥

Ve-innî ḣiftu-lmevâliye min verâ-î vekâneti-mraetî ‘âkiran feheb lî min ledunke veliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."

Muhtasar Tefsir

يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ٦

Yeriśunî veyeriśu min âli ya’kûbes vec’alhu rabbi radiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."

Muhtasar Tefsir

يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ٧

Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke biġulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا ٨

Kâle rabbi ennâ yekûnu lî ġulâmun vekâneti-mraetî ‘âkiran vekad belaġtu mine-lkiberi ‘itiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا ٩

Kâle keżâlike kâle rabbuke huve ‘aleyye heyyinun vekad ḣalektuke min kablu velem teku şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا ١٠

Kâle rabbi-c’al lî âyetenc kâle âyetuke ellâ tukellime-nnâse śelâśe leyâlin seviyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu.

Muhtasar Tefsir

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ١١

Feḣarace ‘alâ kavmihi mine-lmihrâbi feevhâ ileyhim en sebbihû bukraten ve’aşiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu.

Muhtasar Tefsir

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ ١٢

Yâ yahyâ ḣużi-lkitâbe bikuvvetins veâteynâhu-lhukme sabiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Muhtasar Tefsir

وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِيًّاۙ ١٣

Vehanânen min ledunnâ vezekâtens vekâne takiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Muhtasar Tefsir

وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا ١٤

Veberran bivâlideyhi velem yekun cebbâran ‘asiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.

Muhtasar Tefsir

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا۟ ١٥

Veselâmun ‘aleyhi yevme vulide veyevme yemûtu veyevme yub’aśu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّاۙ ١٦

Veżkur fî-lkitâbi meryeme iżi-ntebeżet min ehlihâ mekânen şarkiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ١٧

Fetteḣażet min dûnihim hicâben feerselnâ ileyhâ rûhanâ fetemeśśele lehâ beşeran seviyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا ١٨

Kâlet innî e’ûżu bi-rrahmâni minke in kunte tekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا ١٩

Kâle innemâ enâ rasûlu rabbiki li-ehebe leki ġulâmen zekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا ٢٠

Kâlet ennâ yekûnu lî ġulâmun velem yemsesnî beşerun velem eku beġiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا ٢١

Kâle keżâliki kâle rabbuki huve ‘aleyye heyyinuns velinec’alehu âyeten linnâsi verahmeten minnâc vekâne emran makdiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَانًا قَصِيًّا ٢٢

Fehamelet-hu fentebeżet bihi mekânen kasiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi.

Muhtasar Tefsir

فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا ٢٣

Feecâehâ-lmeḣâdu ilâ ciż’i-nnaḣleti kâlet yâ leytenî mittu kable hâżâ vekuntu nesyen mensiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا ٢٤

Fenâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ce’ale rabbuki tahteki seriyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.

Muhtasar Tefsir

وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّاۘ ٢٥

Vehuzzî ileyki biciż’i-nnaḣleti tusâkit ‘aleyki rutaben ceniyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.

Muhtasar Tefsir

فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْنًاۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًاۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّاۚ ٢٦

Fekulî veşrabî vekarrî ‘aynâens fe-immâ terayinne mine-lbeşeri ehaden fekûlî innî neżertu lirrahmâni savmen felen ukellime-lyevme insiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."

Muhtasar Tefsir

فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا ٢٧

Feetet bihi kavmehâ tahmiluhus kâlû yâ meryemu lekad ci/ti şey-en feriyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّاۚ ٢٨

Yâ uḣte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sev-in vemâ kânet ummuki beġiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا ٢٩

Feeşârat ileyhis kâlû keyfe nukellimu men kâne fî-lmehdi sabiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ ٣٠

Kâle innî ‘abduAllâhi âtâniye-lkitâbe vece’alenî nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّاۖ ٣١

Vece’alenî mubâraken eynemâ kuntu veevsânî bi-ssalâti ve-zzekâti mâ dumtu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَبَرًّا بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّارًا شَقِيًّا ٣٢

Veberran bivâlidetî velem yec’alnî cebbâran şekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا ٣٣

Ve-sselâmu ‘aleyye yevme vulidtu veyevme emûtu veyevme ub’aśu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ ٣٤

Żâlike ‘îsâ-bnu meryemec kavle-lhakki-lleżî fîhi yemterûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.

Muhtasar Tefsir

مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ ٣٥

Mâ kâne liAllâhi en yetteḣiże min veledins subhânehuc iżâ kadâ emran fe-innemâ yekûlu lehu kun feyekûnu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٣٦

Ve-innaAllâhe rabbî ve rabbukum fa’budûhuc hâżâ sirâtun mustekîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur."

Muhtasar Tefsir

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣٧

Faḣtelefe-l-ahzâbu min beynihims feveylun lilleżîne keferû min meşhedi yevmin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!

Muhtasar Tefsir

اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٨

Esmi’ bihim veebsir yevme ye/tûnenâs lâkini-zzâlimûne-lyevme fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٩

Veenżirhum yevme-lhasrati iż kudiye-l-emru vehum fî ġafletin vehum lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ ٤٠

İnnâ nahnu neriśu-l-arda vemen ‘aleyhâ ve-ileynâ yurce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّا ٤١

Veżkur fî-lkitâbi ibrâhîmec innehu kâne siddîkan nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـًٔا ٤٢

İż kâle li-ebîhi yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesme’u velâ yubsiru velâ yuġnî ‘anke şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا ٤٣

Yâ ebeti innî kad câenî mine-l’ilmi mâ lem ye/tike fettebi’nî ehdike sirâtan seviyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim."

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا ٤٤

Yâ ebeti lâ ta’budi-şşeytânes inne-şşeytâne kâne lirrahmâni ‘asiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır"

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا ٤٥

Yâ ebeti innî eḣâfu en yemesseke ‘ażâbun mine-rrahmâni fetekûne lişşyetâni veliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın."

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِيًّا ٤٦

Kâle erâġibun ente ‘an âlihetî yâ ibrâhîmus le-in lem tentehi leercumennekes vehcurnî meliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Babası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِيًّا ٤٧

Kâle selâmun ‘aleykes seestaġfiru leke rabbîs innehu kâne bî hafiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır."

Muhtasar Tefsir

وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِيًّا ٤٨

Vea’tezilukum vemâ ted’ûne min dûniAllâhi veed’û rabbî ‘asâ ellâ ekûne bidu’â-i rabbî şekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ٤٩

Felemmâ-’tezelehum vemâ ya’budûne min dûniAllâhi vehebnâ lehu ishâka veya’kûbes vekullen ce’alnâ nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟ ٥٠

Vevehebnâ lehum min rahmetinâ vece’alnâ lehum lisâne sidkin ‘aliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ٥١

Veżkur fî-lkitâbi mûsâc innehu kâne muḣlasan vekâne rasûlen nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ٥٢

Venâdeynâhu min cânibi-ttûri-l-eymeni vekarrabnâhu neciyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ٥٣

Vevehebnâ lehu min rahmetinâ eḣâhu hârûne nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ ٥٤

Veżkur fî-lkitâbi ismâ’îlec innehu kâne sâdika-lva’di vekâne rasûlen nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِيًّا ٥٥

Vekâne ye/muru ehlehu bi-ssalâti ve-zzekâti vekâne ‘inde rabbihi merdiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّاۗ ٥٦

Veżkur fî-lkitâbi idrîsec innehu kâne siddîkan nebiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi.

Muhtasar Tefsir

وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا ٥٧

Verafa’nâhu mekânen ‘aliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onu yüce bir yere yükselttik.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا ۩ ٥٨ ۩

Ulâ-ike-lleżîne en’amaAllâhu ‘aleyhim mine-nnebiyyîne min żurriyyeti âdeme vemimmen hamelnâ me’a nûhin vemin żurriyyeti ibrâhîme ve-isrâ-île vemimmen hedeynâ vectebeynâc iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtu-rrahmâni ḣarrû succeden vebukiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

Muhtasar Tefsir

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّاۙ ٥٩

Feḣalefe min ba’dihim ḣalfun edâ’û-ssalâte vettebe’û-şşehevâtis fesevfe yelkavne ġayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ ٦٠

İllâ men tâbe veâmene ve’amile sâlihan feulâ-ike yedḣulûne-lcennete velâ yuzlemûne şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا ٦١

Cennâti ‘adninilletî ve’ade-rrahmânu ‘ibâdehu bil-ġaybic innehu kâne va’duhu me/tiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ٦٢

Lâ yesme’ûne fîhâ laġven illâ selâmâens velehum rizkuhum fîhâ bukraten ve’aşiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا ٦٣

Tilke-lcennetu-lletî nûriśu min ‘ibâdinâ men kâne tekiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.

Muhtasar Tefsir

وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّاۚ ٦٤

Vemâ netenezzelu illâ bi-emri rabbikes lehu mâ beyne eydînâ vemâ ḣalfenâ vemâ beyne żâlikec vemâ kâne rabbuke nesiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir."

Muhtasar Tefsir

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟ ٦٥

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ fa’budhu vastabir li’ibâdetihic hel ta’lemu lehu semiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَيًّا ٦٦

Veyekûlu-l-insânu e-iżâ mâ mittu lesevfe uḣracu hayyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا ٦٧

Eve lâ yeżkuru-l-insânu ennâ ḣalaknâhu min kablu velem yeku şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi?

Muhtasar Tefsir

فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّاۚ ٦٨

Feverabbike lenahşurannehum ve-şşeyâtîne śümme lenuhdirannehum havle cehenneme ciśiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِيًّاۚ ٦٩

Śumme lenenzi’anne min kulli şî’atin eyyuhum eşeddu ‘alâ-rrahmâni ‘itiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِيًّا ٧٠

Śumme lenahnu a’lemu billeżîne hum evlâ bihâ siliyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّاۚ ٧١

Ve-in minkum illâ vâriduhâc kâne ‘alâ rabbike hatmen makdiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِيًّا ٧٢

Śumme nuneccî-lleżîne-ttekav veneżeru-zzâlimîne fîhâ ciśiyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا ٧٣

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû eyyu-lferîkayni ḣayrun mekâmen veahsenu nediyyân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler.

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا ٧٤

Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu eśâśen veri/yân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا ٧٥

Kul men kâne fî-ddalâleti felyemdud lehu-rrahmânu meddâenc hattâ iżâ raev mâ yû’adûne immâ-l’ażâbe ve-immâ-ssâ’ate feseya’lemûne men huve şerrun mekânen veed’afu cundân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir."

Muhtasar Tefsir

وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا ٧٦

VeyezîduAllâhu-lleżîne-htedev hudâenc velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun ‘inde rabbike śevâben veḣayrun meraddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ ٧٧

Eferaeyte-lleżî kefera bi-âyâtinâ vekâle leûteyenne mâlen veveledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu?

Muhtasar Tefsir

اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ ٧٨

Ettale’a-lġaybe emi-tteḣaże ‘inde-rrahmâni ‘ahdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّاۙ ٧٩

Kellâc senektubu mâ yekûlu venemuddu lehu mine-l’ażâbi meddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.

Muhtasar Tefsir

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْدًا ٨٠

Veneriśuhu mâ yekûlu veye/tînâ ferdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ ٨١

Vetteḣażû min dûniAllâhi âliheten liyekûnû lehum ‘izzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler.

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟ ٨٢

Kellâc seyekfurûne bi’ibâdetihim veyekûnûne ‘aleyhim diddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّاۙ ٨٣

Elem tera ennâ erselnâ-şşeyâtîne ‘alâ-lkâfirîne teuzzuhum ezzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?

Muhtasar Tefsir

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّاۚ ٨٤

Felâ ta’cel ‘aleyhims innemâ ne’uddu lehum ‘addân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ ٨٥

Yevme nahşuru-lmuttekîne ilâ-rrahmâni vefdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.

Muhtasar Tefsir

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًاۢ ٨٦

Venesûku-lmucrimîne ilâ cehenneme virdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.

Muhtasar Tefsir

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۢ ٨٧

Lâ yemlikûne-şşefâ’ate illâ meni-tteḣaże ‘inde-rrahmâni ‘ahdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًاۜ ٨٨

Ve kâlû-tteḣaże-rrahmânu veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا اِدًّاۙ ٨٩

Lekad ci/tum şey-en iddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız.

Muhtasar Tefsir

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ ٩٠

Tekâdu-ssemâvâtu yetefettarne minhu vetenşakku-l-ardu veteḣirru-lcibâlu heddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.

Muhtasar Tefsir

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَدًاۚ ٩١

En de’av lirrahmâni veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًاۜ ٩٢

Vemâ yenbeġî lirrahmâni en yetteḣiże veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ ٩٣

İn kullu men fî-ssemâvâti vel-ardi illâ âtî-rrahmâni ‘abdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّاۜ ٩٤

Lekad ahsâhum ve’addehum ‘addân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır.

Muhtasar Tefsir

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا ٩٥

Vekulluhum âtîhi yevme-lkiyâmeti ferdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا ٩٦

İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti seyec’alu lehumu-rrahmânu vuddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْمًا لُدًّا ٩٧

Fe-innemâ yessernâhu bilisânike litubeşşira bihi-lmuttekîne vetunżira bihi kavmen luddân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا ٩٨

Vekem ehleknâ kablehum min karnin hel tuhissu minhum min ehadin ev tesme’u lehum rikzân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ طه

Tâhâ Sûresi

20. sûreMekkî135 âyetSayfa 311
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

طٰهٰۜ ١

Tâ-Hâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ta, Ha.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ ٢

Mâ enzelnâ ‘aleyke-lkur-âne liteşkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ٣

İllâ teżkiraten limen yaḣşâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ ٤

Tenzîlen mimmen ḣaleka-l-arda ve-ssemâvâti-l’ulâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

Muhtasar Tefsir

اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ٥

Errahmânu ‘alâ-l’arşi-stevâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman arşa hükmetmektedir.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ٦

Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi vemâ beynehumâ vemâ tahte-śśerâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى ٧

Ve-in techer bilkavli fe-innehu ya’lemu-ssirra veaḣfâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ٨

Allâhu lâ ilâhe illâ huves lehu-l-esmâu-lhusnâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.

Muhtasar Tefsir

وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ٩

Vehel etâke hadîśu mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?

Muhtasar Tefsir

اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ١٠

İż raâ nâran fekâle li-ehlihi-mkuśû innî ânestu nâran le’allî âtîkum minhâ bikabesin ev ecidu ‘alâ-nnâri hudân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ١١

Felemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ١٢

İnnî enâ rabbuke faḣla’ na’leykes inneke bilvâdi-lmukaddesi tuvân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى ١٣

Ve enâ-ḣtertuke festemi’ limâ yûhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle."

Muhtasar Tefsir

اِنَّن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي ١٤

İnnenî enaAllâhu lâ ilâhe illâ enâ fa’budnî veekimi-ssalâte liżikrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl."

Muhtasar Tefsir

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى ١٥

İnne-ssâ’ate âtiyetun ekâdu uḣfîhâ lituczâ kullu nefsin bimâ tes’â

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.

Muhtasar Tefsir

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى ١٦

Felâ yesuddenneke ‘anhâ men lâ yu/minu bihâ vettebe’a hevâhu feterdâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun."

Muhtasar Tefsir

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ١٧

Vemâ tilke biyemînike yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Musa! Sağ elindeki nedir?"

Muhtasar Tefsir

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ١٨

Kâle hiye ‘asâye etevekkeu ‘aleyhâ ve ehuşşu bihâ ‘alâ ġanemî veliye fîhâ meâribu uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ١٩

Kâle elkihâ yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ٢٠

Feelkâhâ fe-iżâ hiye hayyetun tes’â

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُولٰى ٢١

Kâle ḣużhâ velâ teḣafs senu’îduhâ sîratehâ-l-ûlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ ٢٢

Vadmum yedeke ilâ cenâhike taḣruc beydâe min ġayri sû-in âyeten uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.

Muhtasar Tefsir

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ٢٣

Linuriyeke min âyâtinâ-lkubrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ٢٤

İżheb ilâ fir’avne innehu taġâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ٢٥

Kâle rabbi-şrah lî sadrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ٢٦

Veyessir lî emrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ٢٧

Vahlul ‘ukdeten min lisânî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ٢٨

Yefkahû kavlî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يرًا مِنْ اَهْل۪يۙ ٢٩

Vec’al lî vezîran min ehlî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

هٰرُونَ اَخ۪يۚ ٣٠

Hârûne eḣî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ ٣١

Uşdud bihi ezrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ ٣٢

Ve eşrik-hu fî emrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يرًاۙ ٣٣

Key nusebbihake keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يرًاۜ ٣٤

Veneżkurake keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يرًا ٣٥

İnneke kunte binâ basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى ٣٦

Kâle kad ûtîte su/leke yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ ٣٧

Velekad menennâ ‘aleyke merraten uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

Muhtasar Tefsir

اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ ٣٨

İż evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

Muhtasar Tefsir

اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ ٣٩

Eni-kżifîhi fî-ttâbûti fakżifîhi fî-lyemmi felyulkihi-lyemmu bi-ssâhili ye/ḣużhu ‘aduvvun lî ve’aduvvun lehuc veelkaytu ‘aleyke mehabbeten minnî velitusne’a ‘alâ ‘aynî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

Muhtasar Tefsir

اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى ٤٠

İż temşî uḣtuke fetekûlu hel edullukum ‘alâ men yekfuluhus feraca’nâke ilâ ummike key tekarra ‘aynuhâ velâ tahzenec vekatelte nefsen fenecceynâke mine-lġammi vefetennâke futûnâenc felebiśte sinîne fî ehli medyene śümme ci/te ‘alâ kaderin yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.

Muhtasar Tefsir

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ ٤١

Vastana’tuke linefsî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni kendim için ayırdım.

Muhtasar Tefsir

اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ ٤٢

İżheb ente veeḣûke bi-âyâtî velâ teniyâ fî żikrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın.

Muhtasar Tefsir

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ ٤٣

İżhebâ ilâ fir’avne innehu taġâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır.

Muhtasar Tefsir

فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى ٤٤

Fekûlâ lehu kavlen leyyinen le’allehu yeteżekkeru ev yaḣşâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.

Muhtasar Tefsir

قَالَا رَبَّنَٓا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى ٤٥

Kâlâ rabbenâ innenâ neḣâfu en yefruta ‘aleynâ ev en yatġâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى ٤٦

Kâle lâ teḣâfâs innenî me’akumâ esme’u ve erâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."

Muhtasar Tefsir

فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى ٤٧

Fe/tiyâhu fekûlâ innâ rasûlâ rabbike feersil me’anâ benî isrâ-île velâ tu’ażżibhums kad ci/nâke bi-âyetin min rabbikes ve-sselâmu ‘alâ meni-ttebe’a-lhudâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."

Muhtasar Tefsir

اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى ٤٨

İnnâ kad ûhiye ileynâ enne-l’ażâbe ‘alâ men keżżebe vetevellâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى ٤٩

Kâle femen rabbukumâ yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبُّنَا الَّذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى ٥٠

Kâle rabbunâ-lleżî a’tâ kulle şey-in ḣalkahu śümme hedâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى ٥١

Kâle femâ bâlu-lkurûni-l-ûlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ ٥٢

Kâle ‘ilmuhâ ‘inde rabbî fî kitâbins lâ yadillu rabbî velâ yensâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى ٥٣

Elleżî ce’ale lekumu-l-arda mehden veseleke lekum fîhâ subulen veenzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi ezvâcen min nebâtin şettâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.

Muhtasar Tefsir

كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ٥٤

Kulû ver’av en’âmekumk inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى ٥٥

Minhâ ḣalaknâkum vefîhâ nu’îdukum veminhâ nuḣricukum târaten uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى ٥٦

Velekad eraynâhu âyâtinâ kullehâ fekeżżebe veebâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى ٥٧

Kâle eci/tenâ lituḣricenâ min ardinâ bisihrike yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى ٥٨

Felene/tiyenneke bisihrin miślihi fec’al beynenâ vebeyneke mev’iden lâ nuḣlifuhu nahnu velâ ente mekânen suvân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى ٥٩

Kâle mev’idukum yevmu-zzîneti veen yuhşera-nnâsu duhân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى ٦٠

Fetevellâ fir’avnu feceme’a keydehu śümme etâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى ٦١

Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû ‘alaAllâhi keżiben feyushitekum bi’ażâbins vekad ḣâbe meni-fterâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى ٦٢

Fetenâze’û emrahum beynehum veeserrû-nnecvâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى ٦٣

Kâlû in hâżâni lesâhirâni yurîdâni en yuḣricâkum min ardikum bisihrihimâ veyeżhebâ bitarîkatikumu-lmuślâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّاۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى ٦٤

Feecmi’û keydekum śümme-/tû saffâenc vekad efleha-lyevme meni-sta’lâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى ٦٥

Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve-immâ en nekûne evvele men elkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى ٦٦

Kâle bel elkûs fe-iżâ hibâluhum ve’isiyyuhum yuḣayyelu ileyhi min sihrihim ennehâ tes’â

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.

Muhtasar Tefsir

فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى ٦٧

Feevcese fî nefsihi ḣîfeten mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.

Muhtasar Tefsir

قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى ٦٨

Kulnâ lâ teḣaf inneke ente-l-a’lâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى ٦٩

Veelki mâ fî yemînike telkaf mâ sane’ûs innemâ sane’û keydu sâhirins velâ yuflihu-ssâhiru hayśu etâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."

Muhtasar Tefsir

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى ٧٠

Feulkiye-sseharatu succeden kâlû âmennâ birabbi hârûne vemûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى ٧١

Kâle âmentum lehu kable en âżene lekums innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihras feleukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum fî cużû’i-nnaḣli veleta’lemunne eyyunâ eşeddu ‘ażâben ve ebkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ٧٢

Kâlû len nu/śirake ‘alâ mâ câenâ mine-lbeyyinâti velleżî fetaranâs fakdi mâ ente kâdin innemâ takdî hâżihi-lhayâte-ddunyâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ٧٣

İnnâ âmennâ birabbinâ liyaġfira lenâ ḣatâyânâ vemâ ekrahtenâ ‘aleyhi mine-ssihrik vaAllâhu ḣayrun ve ebkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَۜ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰى ٧٤

İnnehu men ye/ti rabbehu mucrimen fe-inne lehu cehenneme lâ yemûtu fîhâ velâ yahyâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَأْتِه۪ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰىۙ ٧٥

Vemen ye/tihi mu/minen kad ‘amile-ssâlihâti feulâ-ike lehumu-dderacâtu-l’ulâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.

Muhtasar Tefsir

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟ ٧٦

Cennâtu ‘âdnin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâc veżâlike cezâu men tezekkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى ٧٧

Velekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi’ibâdî fadrib lehum tarîkan fî-lbahri yebesen lâ teḣâfu deraken velâ taḣşâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik.

Muhtasar Tefsir

فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ ٧٨

Feetbe’ahum fir’avnu bicunûdihi feġaşiyehum mine-lyemmi mâ ġaşiyehum

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!

Muhtasar Tefsir

وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى ٧٩

Veedalle fir’avnu kavmehu vemâ hedâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.

Muhtasar Tefsir

يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى ٨٠

Yâ benî isrâ-île kad enceynâkum min ‘aduvvikum ve vâ’adnâkum cânibe-ttûri-l-eymene venezzelnâ ‘aleykumu-lmenne ve-sselvâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

Muhtasar Tefsir

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى ٨١

Kulû min tayyibâti mâ razaknâkum velâ tatġav fîhi feyehille ‘aleykum ġadabîs vemen yahlil ‘aleyhi ġadabî fekad hevâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur.

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدٰى ٨٢

Ve-innî leġaffârun limen tâbe veâmene ve’amile sâlihan śümme-htedâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى ٨٣

Vemâ a’celeke ‘an kavmike yâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik.

Muhtasar Tefsir

قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى ٨٤

Kâle hum ulâ-i ‘alâ eśerî ve’aciltu ileyke rabbi literdâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ ٨٥

Kâle fe-innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edallehumu-ssâmiriyyu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي ٨٦

Ferace’a mûsâ ilâ kavmihi ġadbâne esifâenc kâle yâ kavmi elem ya’idkum rabbukum va’den hasenâenc efetâle ‘aleykumu-l’ahdu em eradtum en yehille ‘aleykum ġadabun min rabbikum feaḣleftum mev’idî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ ٨٧

Kâlû mâ aḣlefnâ mev’ideke bimelkinâ velâkinnâ hummilnâ evzâran min zîneti-lkavmi fekażefnâhâ fekeżâlike elkâ-ssâmiriyyu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ ٨٨

Feaḣrace lehum ‘iclen ceseden lehu ḣuvârun fekâlû hâżâ ilâhukum ve-ilâhu mûsâ fenesiye

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler.

Muhtasar Tefsir

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًاۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا۟ ٨٩

Efelâ yeravne ellâ yerci’u ileyhim kavlen velâ yemliku lehum darran velâ nef’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي ٩٠

Velekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bihis ve-inne rabbekumu-rrahmânu fettebi’ûnî ve etî’û emrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى ٩١

Kâlû len nebraha ‘aleyhi ‘âkifîne hattâ yerci’a ileynâ mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ ٩٢

Kâle yâ hârûnu mâ mene’ake iż raeytehum dallû

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي ٩٣

Ellâ tettebi’anis efe’asayte emrî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي ٩٤

Kâle yebne umme lâ te/ḣuż bilihyetî velâ bira/sîs innî ḣaşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâ-île velem terkub kavlî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ ٩٥

Kâle femâ ḣatbuke yâ sâmiriyyu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي ٩٦

Kâle basurtu bimâ lem yebsurû bihi fekabedtu kabdaten min eśeri-rrasûli fenebeżtuhâ vekeżâlike sevvelet lî nefsî

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًاۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا ٩٧

Kâle feżheb fe-inne leke fî-lhayâti en tekûle lâ misâses ve-inne leke mev’iden len tuḣlefehus venzur ilâ ilâhike-lleżî zalte ‘aleyhi ‘âkifâens lenuharrikannehu śümme lenensifennehu fî-lyemmi nesfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا ٩٨

İnnemâ ilâhukumuAllâhu-lleżî lâ ilâhe illâ huvec vesi’a kulle şey-in ‘ilmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًاۚ ٩٩

Keżâlike nakussu ‘aleyke min enbâ-i mâkad sebakac vekad âteynâke min ledunnâ żikran

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

Muhtasar Tefsir

مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْرًاۙ ١٠٠

Men a’rada ‘anhu fe-innehu yahmilu yevme-lkiyâmeti vizrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

Muhtasar Tefsir

خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلًاۙ ١٠١

Ḣâlidîne fîhis vesâe lehum yevme-lkiyâmeti himlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًاۚ ١٠٢

Yevme yunfeḣu fî-ssûri venahşuru-lmucrimîne yevme-iżin zurkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.

Muhtasar Tefsir

يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْرًا ١٠٣

Yeteḣâfetûne beynehum in lebiśtum illâ ‘aşrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْمًا۟ ١٠٤

Nahnu a’lemu bimâ yekûlûne iż yekûlu emśeluhum tarîkaten in lebiśtum illâ yevmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ي نَسْفًاۙ ١٠٥

Veyes-elûneke ‘ani-lcibâli fekul yensifuhâ rabbî nesfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

Muhtasar Tefsir

فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًاۙ ١٠٦

Feyeżeruhâ kâ’an safsafân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

Muhtasar Tefsir

لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجًا وَلَٓا اَمْتًا ١٠٧

Lâ terâ fîhâ ‘ivecen velâ emtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

Muhtasar Tefsir

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْسًا ١٠٨

Yevme-iżin yettebi’ûne-ddâ’iye lâ ‘ivece lehus veḣaşe’ati-l-asvâtu lirrahmâni felâ tesme’u illâ hemsân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

Muhtasar Tefsir

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا ١٠٩

Yevme-iżin lâ tenfe’u-şşefâ’atu illâ men eżine lehu-rrahmânu veradiye lehu kavlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

Muhtasar Tefsir

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُح۪يطُونَ بِه۪ عِلْمًا ١١٠

Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bihi ‘ilmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.

Muhtasar Tefsir

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا ١١١

Ve’aneti-lvucûhu lilhayyi-lkayyûmis vekad ḣâbe men hamele zulmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا ١١٢

Vemen ya’mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ yeḣâfu zulmen velâ hedmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا ١١٣

Vekeżâlike enzelnâhu kur-ânen ‘arabiyyen vesarrafnâ fîhi mine-lva’îdi le’allehum yettekûne ev yuhdiśu lehum żikrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.

Muhtasar Tefsir

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْمًا ١١٤

Fete’âlaAllâhu-lmeliku-lhakkuk velâ ta’cel bilkur-âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuhus vekul rabbi zidnî ‘ilmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا۟ ١١٥

Velekad ‘ahidnâ ilâ âdeme min kablu fenesiye velem necid lehu ‘azmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى ١١٦

Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse ebâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

Muhtasar Tefsir

فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى ١١٧

Fekulnâ yâ âdemu inne hâżâ ‘aduvvun leke velizevcike felâ yuḣricennekumâ mine-lcenneti feteşkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ ١١٨

İnne leke ellâ tecû’a fîhâ velâ ta’râ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى ١١٩

Veenneke lâ tazmeu fîhâ velâ tadhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

Muhtasar Tefsir

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى ١٢٠

Fevesvese ileyhi-şşeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke ‘alâ şecerati-lḣuldi vemulkin lâ yeblâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ ١٢١

Feekelâ minhâ febedet lehumâ sev-âtuhumâ vetafikâ yaḣsifâni ‘aleyhimâ min veraki-lcennetic ve’asâ âdemu rabbehu feġavâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى ١٢٢

Śumme-ctebâhu rabbuhu fetâbe ‘aleyhi vehedâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى ١٢٣

Kâle-hbitâ minhâ cemî’an ba’dukum liba’din ‘aduvvuns fe-immâ ye/tiyennekum minnî huden femeni-ttebe’a hudâye felâ yadillu velâ yeşkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى ١٢٤

Vemen a’rada ‘an żikrî fe-inne lehu ma’îşeten dankân venahşuruhu yevme-lkiyâmeti a’mân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يرًا ١٢٥

Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ vekad kuntu basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى ١٢٦

Kâle keżâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâs vekeżâlike-lyevme tunsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى ١٢٧

Vekeżâlike neczî men esrafe velem yu/min bi-âyâti rabbihic vele’ażâbu-l-âḣirati eşeddu veebkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır.

Muhtasar Tefsir

اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ١٢٨

Efelem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihimk inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ ١٢٩

Velevlâ kelimetun sebekat min rabbike lekâne lizâmen veecelun musemmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى ١٣٠

Fasbir ‘alâ mâ yekûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû’i-şşemsi vekable ġurûbihâs vemin ânâ-i-lleyli fesebbih veatrâfe-nnehâri le’alleke terdâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى ١٣١

Velâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihi ezvâcen minhum zehrate-lhayâti-ddunyâ lineftinehum fîhic verizku rabbike ḣayrun veebkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.

Muhtasar Tefsir

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًاۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى ١٣٢

Ve/mur ehleke bi-ssalâti vastabir ‘aleyhâs lâ nes-eluke rizkâans nahnu nerzukukek vel’âkibetu littakvâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا لَوْلَا يَأْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُولٰى ١٣٣

Ve kâlû levlâ ye/tînâ bi-âyetin min rabbihic eve lem te/tihim beyyinetu mâ fî-ssuhufi-l-ûlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى ١٣٤

Velev ennâ ehleknâhum bi’ażâbin min kablihi lekâlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebi’a âyâtike min kabli en neżille venaḣzâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.

Muhtasar Tefsir

قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى ١٣٥

Kul kullun muterabbisun feterabbesûs feseta’lemûne men as-hâbu-ssirâti-sseviyyi vemeni-htedâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma