Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ١٧

17. Cüz

Enbiyâ 21:1 → Hac 22:78 Sayfa 321–340 190 âyet
EnbiyâHac
Mushaf
سُورَةُ الأنبياء

Enbiyâ Sûresi

21. sûreMekkî112 âyetSayfa 321
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ ١

İkterabe linnâsi hisâbuhum vehum fî ġafletin mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar.

Muhtasar Tefsir

مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ ٢

Mâ ye/tîhim min żikrin min rabbihim muhdeśin illâ-steme’ûhu vehum yel’abûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.

Muhtasar Tefsir

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٣

Lâhiyeten kulûbuhumk veeserrû-nnecvâ-lleżîne zalemû hel hâżâ illâ beşerun miślukums efete/tûne-ssihra veentum tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٤

Kâle rabbî ya’lemu-lkavle fî-ssemâ-i vel-ardis vehuve-ssemî’u-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi.

Muhtasar Tefsir

بَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ ٥

Bel kâlû adġâśu ahlâmin beli-fterâhu bel huve şâ’irun felye/tinâ bi-âyetin kemâ ursile-l-evvelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَاۚ اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ ٦

Mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâs efehum yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar?

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٧

Vemâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhims fes-elû ehle-żżikri in kuntum lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.

Muhtasar Tefsir

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ ٨

Vemâ ce’alnâhum ceseden lâ ye/kulûne-tta’âme vemâ kânû ḣâlidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَٓاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِف۪ينَ ٩

Śumme sadaknâhumu-lva’de feenceynâhum vemen neşâu veehleknâ-lmusrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ١٠

Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi żikrukums efelâ ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ١١

Vekem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten veenşe/nâ ba’dehâ kavmen âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَأْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ١٢

Felemmâ ehassû be/senâ iżâ hum minhâ yerkudûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı.

Muhtasar Tefsir

لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ١٣

Lâ terkudû verci’û ilâ mâ utriftum fîhi vemesâkinikum le’allekum tus-elûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ١٤

Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يدًا خَامِد۪ينَ ١٥

Femâ zâlet tilke da’vâhum hattâ ce’alnâhum hasîden ḣâmidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ١٦

Vemâ ḣalaknâ-ssemâe vel-arda vemâ beynehumâ lâ’ibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

Muhtasar Tefsir

لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ١٧

Lev eradnâ en netteḣiże lehven letteḣażnâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız.

Muhtasar Tefsir

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ١٨

Bel nakżifu bilhakki ‘alâ-lbâtili feyedmeġuhu fe-iżâ huve zâhikunc velekumu-lveylu mimmâ tasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!

Muhtasar Tefsir

وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ١٩

Velehu men fî-ssemâvâti vel-ardic vemen ‘indehu lâ yestekbirûne ‘an ‘ibâdetihi velâ yestahsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.

Muhtasar Tefsir

يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ٢٠

Yusebbihûne-lleyle ve-nnehâra lâ yefturûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.

Muhtasar Tefsir

اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ٢١

Emi-tteḣażû âliheten mine-l-ardi hum yunşirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler?

Muhtasar Tefsir

لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٢

Lev kâne fîhimâ âlihetun illaAllâhu lefesedetâc fesubhânaAllâhi rabbi-l’arşi ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ٢٣

Lâ yus-elu ‘ammâ yef’alu vehum yus-elûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.

Muhtasar Tefsir

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٤

Emi-tteḣażû min dûnihi âlihetens kul hâtû burhânekums hâżâ żikru men ma’iye veżikru men kablîk bel ekśeruhum lâ ya’lemûne-lhakkas fehum mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ٢٥

Vemâ erselnâ min kablike min rasûlin illâ nûhî ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ enâ fa’budûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ ٢٦

Ve kâlû-tteḣaże-rrahmânu veledâenk subhânehuc bel ‘ibâdun mukramûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ٢٧

Lâ yesbikûnehu bilkavli vehum bi-emrihi ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler.

Muhtasar Tefsir

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ ٢٨

Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yeşfe’ûne illâ limeni-rtedâ vehum min ḣaşyetihi muşfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّ۪ٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِه۪ فَذٰلِكَ نَجْز۪يهِ جَهَنَّمَۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ۟ ٢٩

Vemen yekul minhum innî ilâhun min dûnihi feżâlike neczîhi cehennemec keżâlike neczî-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz.

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ ٣٠

Eve lem yerâ-lleżîne keferû enne-ssemâvâti vel-arda kânetâ ratkan fefetaknâhumâs vece’alnâ mine-lmâ-i kulle şey-in hayyins efelâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı?

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا ف۪يهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣١

Vece’alnâ fî-l-ardi ravâsiye en temîde bihim vece’alnâ fîhâ ficâcen subulen le’allehum yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ ٣٢

Vece’alnâ-ssemâe sakfen mahfûzâans vehum ‘an âyâtihâ mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ٣٣

Vehuve-lleżî ḣaleka-lleyle ve-nnehâra ve-şşemse velkameras kullun fî felekin yesbehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.

Muhtasar Tefsir

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَۜ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ ٣٤

Vemâ ce’alnâ libeşerin min kablike-lḣuldes efe-in mitte fehumu-lḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?

Muhtasar Tefsir

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ٣٥

Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevtik veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitnetens ve-ileynâ turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاٰكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي يَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْۚ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ ٣٦

Ve-iżâ raâke-lleżîne keferû in yetteḣiżûneke illâ huzuven ehâżâ-lleżî yeżkuru âlihetekum vehum biżikri-rrahmâni hum kâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler.

Muhtasar Tefsir

خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ٣٧

Ḣulika-l-insânu min ‘acelinc seurîkum âyâtî felâ testa’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٨

Veyekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler.

Muhtasar Tefsir

لَوْ يَعْلَمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ح۪ينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ٣٩

Lev ya’lemu-lleżîne keferû hîne lâ yekuffûne ‘an vucûhihimu-nnâra velâ ‘an zuhûrihim velâ hum yunsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler.

Muhtasar Tefsir

بَلْ تَأْت۪يهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٤٠

Bel te/tîhim baġteten fetebhetuhum felâ yestatî’ûne raddehâ velâ hum yunzarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٤١

Velekadi-stuhzi-e birusulin min kablike fehâka billeżîne seḣirû minhum mâ kânû bihi yestehzi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ ٤٢

Kul men yekleukum billeyli ve-nnehâri mine-rrahmânik bel hum ‘an żikri rabbihim mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ ٤٣

Em lehum âlihetun temne’uhum min dûninâc lâ yestatî’ûne nasra enfusihim velâ hum minnâ yushabûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler.

Muhtasar Tefsir

بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۜ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَأْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاۜ اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ ٤٤

Bel metta’nâ hâulâ-i veâbâehum hattâ tâle ‘aleyhimu-l’umuruk efelâ yeravne ennâ ne/tî-l-arda nenkusuhâ min atrâfihâc efehumu-lġâlibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır?

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ ٤٥

Kul innemâ unżirukum bilvahyic velâ yesme’u-ssummu-ddu’âe iżâ mâ yunżerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٤٦

Vele-in messet-hum nefhatun min ‘ażâbi rabbike leyekûlunne yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler.

Muhtasar Tefsir

وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ ٤٧

Venada’u-lmevâzîne-lkista liyevmi-lkiyâmeti felâ tuzlemu nefsun şey-âens ve-in kâne miśkâle habbetin min ḣardelin eteynâ bihâk vekefâ binâ hâsibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى وَهٰرُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَٓاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٤٨

Velekad âteynâ mûsâ vehârûne-lfurkâne vediyâen veżikran lilmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ ٤٩

Elleżîne yaḣşevne rabbehum bilġaybi vehum mine-ssâ’ati muşfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler.

Muhtasar Tefsir

وَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ۟ ٥٠

Vehâżâ żikrun mubârakun enzelnâhuc efeentum lehu munkirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰه۪يمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِه۪ عَالِم۪ينَۚ ٥١

Velekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu vekunnâ bihi ‘âlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا هٰذِهِ التَّمَاث۪يلُ الَّت۪ٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ ٥٢

İż kâle li-ebîhi vekavmihi mâ hâżihi-ttemâśîlu-lletî entum lehâ ‘âkifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا لَهَا عَابِد۪ينَ ٥٣

Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ ‘âbidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Babalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٥٤

Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince:

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ ٥٥

Kâlû eci/tenâ bilhakki em ente mine-llâ’ibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ٥٦

Kâle bel rabbukum rabbu-ssemâvâti vel-ardi-lleżî fetarahunne ve enâ ‘alâ żâlikum mine-şşâhidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."

Muhtasar Tefsir

وَتَاللّٰهِ لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ ٥٧

VetaAllâhi leekîdenne asnâmekum ba’de en tuvellû mudbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım!"

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلَّا كَب۪يرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ ٥٨

Fece’alehum cużâżen illâ kebîran lehum le’allehum ileyhi yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا مَنْ فَعَلَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَٓا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ ٥٩

Kâlû men fe’ale hâżâ bi-âlihetinâ innehu lemine-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ ٦٠

Kâlû semi’nâ feten yeżkuruhum yukâlu lehu ibrâhîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا فَأْتُوا بِه۪ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ ٦١

Kâlû fe/tû bihi ‘alâ a’yuni-nnâsi le’allehum yeşhedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا ءَاَنْتَ فَعَلْتَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَا يَٓا اِبْرٰه۪يمُۜ ٦٢

Kâlû eente fe’alte hâżâ bi-âlihetinâ yâ ibrâhîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ بَلْ فَعَلَهُۗ كَب۪يرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ ٦٣

Kâle bel fe’alehu kebîruhum hâżâ fes-elûhum in kânû yentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَرَجَعُٓوا اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُٓوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَۙ ٦٤

Ferace’û ilâ enfusihim fekâlû innekum entumu-zzâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ ٦٥

Śumme nukisû ‘alâ ruûsihim lekad ‘alimte mâ hâulâ-i yentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْۜ ٦٦

Kâle efeta’budûne min dûniAllâhi mâ lâ yenfe’ukum şey-en velâ yadurrukum

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٦٧

Uffin lekum velimâ ta’budûne min dûniAllâhis efelâ ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُٓوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ ٦٨

Kâlû harrikûhu vensurû âlihetekum in kuntum fâ’ilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.

Muhtasar Tefsir

قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ ٦٩

Kulnâ yâ nâru kûnî berden veselâmen ‘alâ ibrâhîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَر۪ينَۚ ٧٠

Veerâdû bihi keyden fece’alnâhumu-l-aḣserîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık.

Muhtasar Tefsir

وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا لِلْعَالَم۪ينَ ٧١

Venecceynâhu velûtan ilâ-l-ardi-lletî bâraknâ fîhâ lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.

Muhtasar Tefsir

وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَۜ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةًۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِح۪ينَ ٧٢

Vevehebnâ lehu ishâka veya’kûbe nâfiletens vekullen ce’alnâ sâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِد۪ينَۙ ٧٣

Vece’alnâhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ veevhaynâ ileyhim fi’le-lḣayrâti ve-ikâme-ssalâti ve-îtâe-zzekâtis vekânû lenâ ‘âbidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.

Muhtasar Tefsir

وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ ٧٤

Velûtan âteynâhu hukmen ve’ilmen venecceynâhu mine-lkaryeti-lletî kânet ta’melu-lḣabâ-iśek innehum kânû kavme sev-in fâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti.

Muhtasar Tefsir

وَاَدْخَلْنَاهُ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ۟ ٧٥

Veedḣalnâhu fî rahmetinâs innehu mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi.

Muhtasar Tefsir

وَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ٧٦

Venûhan iż nâdâ min kablu festecebnâ lehu fenecceynâhu veehlehu mine-lkerbi al’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

Muhtasar Tefsir

وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٧٧

Venasarnâhu mine-lkavmi-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ innehum kânû kavme sev-in feaġraknâhum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk.

Muhtasar Tefsir

وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ ٧٨

Vedâvûde vesuleymâne iż yahkumâni fî-lharśi iż nefeşet fîhi ġanemu-lkavmi vekunnâ lihukmihim şâhidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.

Muhtasar Tefsir

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ ٧٩

Fefehhemnâhâ suleymânec vekullen âteynâ hukmen ve’ilmâenc vesaḣḣarnâ me’a dâvûde-lcibâle yusebbihne ve-ttayrac vekunnâ fâ’ilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.

Muhtasar Tefsir

وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ ٨٠

Ve’allemnâhu san’ate lebûsin lekum lituhsinekum min be/sikums fehel entum şâkirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ عَاصِفَةً تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ٓ اِلَى الْاَرْضِ الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَاۜ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِم۪ينَ ٨١

Velisuleymâne-rrîha ‘âsifeten tecrî bi-emrihi ilâ-l-ardi-lletî bâraknâ fîhâc vekunnâ bikulli şey-in ‘âlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ الشَّيَاط۪ينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَۚ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظ۪ينَۙ ٨٢

Vemine-şşeyâtîni men yeġûsûne lehu veya’melûne ‘amelen dûne żâlikes vekunnâ lehum hâfizîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk.

Muhtasar Tefsir

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ٨٣

Veeyyûbe iż nâdâ rabbehu ennî messeniye-ddurru veente erhamu-rrâhimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ٨٤

Festecebnâ lehu fekeşefnâ mâ bihi min durrins veâteynâhu ehlehu vemiślehum me’ahum rahmeten min ‘indinâ veżikrâ lil’âbidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.

Muhtasar Tefsir

وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابِر۪ينَۚ ٨٥

Ve-ismâ’île ve-idrîse veżâ-lkiflis kullun mine-ssâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi.

Muhtasar Tefsir

وَاَدْخَلْنَاهُمْ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٨٦

Veedḣalnâhum fî rahmetinâ innehum mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi.

Muhtasar Tefsir

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ ٨٧

Veżâ-nnûni iżżehebe muġâdiben fezanne en len nakdira ‘aleyhi fenâdâ fî-zzulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu mine-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ ٨٨

Festecebnâ lehu venecceynâhu mine-lġammic vekeżâlike nuncî-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız.

Muhtasar Tefsir

وَزَكَرِيَّٓا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْن۪ي فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَۚ ٨٩

Vezekeriyyâ iż nâdâ rabbehu rabbi lâ teżernî ferden veente ḣayru-lvâriśîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاسْتَجَبْنَا لَهُۘ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًاۜ وَكَانُوا لَنَا خَاشِع۪ينَ ٩٠

Festecebnâ lehu vevehebnâ lehu yahyâ veaslahnâ lehu zevcehuc innehum kânû yusâri’ûne fî-lḣayrâti veyed’ûnenâ raġaben verahebâens vekânû lenâ ḣâşi’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَالَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٩١

Velletî ahsanet fercehâ fenefaḣnâ fîhâ min rûhinâ vece’alnâhâ vebnehâ âyeten lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةًۘ وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ ٩٢

İnne hâżihi ummetukum ummeten vâhideten veenâ rabbukum fa’budûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin.

Muhtasar Tefsir

وَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْۜ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟ ٩٣

Vetekatta’û emrahum beynehums kullun ileynâ râci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir.

Muhtasar Tefsir

فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِه۪ۚ وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ ٩٤

Femen ya’mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ kufrâne lisa’yihi ve-innâ lehu kâtibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız.

Muhtasar Tefsir

وَحَرَامٌ عَلٰى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَٓا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ ٩٥

Veharâmun ‘alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ ٩٦

Hattâ iżâ futihat ye/cûcu veme/cûcu vehum min kulli hadebin yensilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar.

Muhtasar Tefsir

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٩٧

Vakterabe-lva’du-lhakku fe-iżâ hiye şâḣisatun ebsâru-lleżîne keferû yâ veylenâ kad kunnâ fî ġafletin min hâżâ bel kunnâ zâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ ٩٨

İnnekum vemâ ta’budûne min dûniAllâhi hasabu cehenneme entum lehâ vâridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.

Muhtasar Tefsir

لَوْ كَانَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَاۜ وَكُلٌّ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٩٩

Lev kâne hâulâ-i âliheten mâ veradûhâs vekullun fîhâ ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَهُمْ ف۪يهَا لَا يَسْمَعُونَ ١٠٠

Lehum fîhâ zefîrun vehum fîhâ lâ yesme’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓىۙ اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَۙ ١٠١

İnne-lleżîne sebekat lehum minnâ-lhusnâ ulâ-ike ‘anhâ mub’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْمَعُونَ حَس۪يسَهَاۚ وَهُمْ ف۪ي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَۚ ١٠٢

Lâ yesme’ûne hasîsehâs vehum fî mâ-ştehet enfusuhum ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.

Muhtasar Tefsir

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذ۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ١٠٣

Lâ yahzunuhumu-lfeze’u-l-ekberu vetetelakkâhumu-lmelâ-iketu hâżâ yevmukumu-lleżî kuntum tû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِۜ كَمَا بَدَأْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُع۪يدُهُۜ وَعْدًا عَلَيْنَاۜ اِنَّا كُنَّا فَاعِل۪ينَ ١٠٤

Yevme natvî-ssemâe ketayyi-ssiclli lilkutubic kemâ bede/nâ evvele ḣalkin nu’îduhuc va’den ‘aleynâc innâ kunnâ fâ’ilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ ١٠٥

Velekad ketebnâ fî-zzebûri min ba’di-żżikri enne-l-arda yeriśuhâ ‘ibâdiye-ssâlihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي هٰذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِد۪ينَۜ ١٠٦

İnne fî hâżâ lebelâġan likavmin ‘âbidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ ١٠٧

Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ١٠٨

Kul innemâ yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhiduns fehel entum muslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız?"

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اٰذَنْتُكُمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ وَاِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ اَمْ بَع۪يدٌ مَا تُوعَدُونَ ١٠٩

Fe-in tevellev fekul âżentukum ‘alâ sevâ-/ins ve-in edrî ekarîbun em ba’îdun mâ tû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem."

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ ١١٠

İnnehu ya’lemu-lcehra mine-lkavli veya’lemu mâ tektumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ اَدْر۪ي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ ١١١

Ve-in edrî le’allehu fitnetun lekum vemetâ’un ilâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir."

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۜ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ ١١٢

Kâle rabbi-hkum bilhakkik verabbunâ-rrahmânu-lmuste’ânu ‘alâ mâ tasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الحج

Hac Sûresi

22. sûreMedenî78 âyetSayfa 331
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ ١

Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekumc inne zelzelete-ssâ’ati şey-un ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ ٢

Yevme teravnehâ teżhelu kullu murdi’atin ‘ammâ erda’at veteda’u kullu żâti hamlin hamlehâ veterâ-nnâse sukârâ vemâ hum bisukârâ velâkinne ‘ażâbaAllâhi şedîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَر۪يدٍۙ ٣

Vemine-nnâsi men yucâdilu fiAllâhi biġayri ‘ilmin veyettebi’u kulle şeytânin merîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah hakkında bilmeden taşıyan ve her azılı şeytana uyan insanlar vardır.

Muhtasar Tefsir

كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ٤

Kutibe ‘aleyhi ennehu men tevellâhu feennehu yudilluhu veyehdîhi ilâ ‘ażâbi-sse’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـًٔاۜ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ ٥

Yâ eyyuhâ-nnâsu in kuntum fî raybin mine-lba’śi fe-innâ ḣalaknâkum min turâbin śümme min nutfetin śümme min ‘alekatin śümme min mudġatin muḣallekatin veġayri muḣallekatin linubeyyine lekumc venukirru fî-l-erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen śümme nuḣricukum tiflen śümme litebluġû eşuddekums veminkum men yuteveffâ veminkum men yuraddu ilâ erżeli-l’umuri likeylâ ya’leme min ba’di ‘ilmin şey-âenc veterâ-l-arda hâmideten fe-iżâ enzelnâ ‘aleyhâ-lmâe-htezzet verabet veenbetet min kulli zevcin behîcin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken birşey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ يُحْيِ الْمَوْتٰى وَاَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ٦

Żâlike bi-ennaAllâhe huve-lhakku veennehu yuhyî-lmevtâ veennehu ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٧

Veenne-ssâ’ate âtiyetun lâ raybe fîhâ veennaAllâhe yeb’aśu men fî-lkubûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍۙ ٨

Vemine-nnâsi men yucâdilu fiAllâhi biġayri ‘ilmin velâ huden velâ kitâbin munîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.

Muhtasar Tefsir

ثَانِيَ عِطْفِه۪ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذ۪يقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَر۪يقِ ٩

Śâniye ‘itfihi liyudille ‘an sebîliAllâhis lehu fî-ddunyâ ḣizyuns venużîkuhu yevme-lkiyâmeti ‘ażâbe-lharîki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ١٠

Żâlike bimâ kaddemet yedâke veennaAllâhe leyse bizallâmin lil’abîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona: "Bunlar senin yaptıklarından ötürüdür" denir, yoksa Allah, kullarına karşı hiç de zalim değildir.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍۚ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌۨ اطْمَاَنَّ بِه۪ۚ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌۨ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِه۪۠ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ١١

Vemine-nnâsi men ya’buduAllâhe ‘alâ harfins fe-in esâbehu ḣayrunitmeenne bihis ve-in esâbet-hu fitnetuninkalebe ‘alâ vechihi ḣasira-ddunyâ vel-âḣiratec żâlike huve-lḣusrânu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.

Muhtasar Tefsir

يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ١٢

Yed’û min dûniAllâhi mâ lâ yedurruhu vemâ lâ yenfe’uhuc żâlike huve-ddalâlu-lbe’îdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp, kendisine fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.

Muhtasar Tefsir

يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِه۪ۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَش۪يرُ ١٣

Yed’û lemen darruhu akrabu min nef’ihi lebi/se-lmevlâ velebi/se-l’aşîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُر۪يدُ ١٤

İnnaAllâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâruc innaAllâhe yef’alu mâ yurîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Allah, inananları ve yararlı işler işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah, şüphesiz, istediğini yapar.

Muhtasar Tefsir

مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغ۪يظُ ١٥

Men kâne yazunnu en len yensurahuAllâhu fî-ddunyâ vel-âḣirati felyemdud bisebebin ilâ-ssemâ-i śümme-lyakta’ felyenzur hel yużhibenne keyduhu mâ yaġîzu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi?

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يُر۪يدُ ١٦

Vekeżâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin veennaAllâhe yehdî men yurîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte böylece Kuran'ı apaçık ayetler olarak indirdik. Allah, şüphesiz, dilediğini doğru yola eriştirir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ١٧

İnne-lleżîne âmenû velleżîne hâdû ve-ssâbi-îne ve-nnasârâ velmecûse velleżîne eşrakû innaAllâhe yefsilu beynehum yevme-lkiyâmetic innaAllâhe ‘alâ kulli şey-in şehîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَث۪يرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَث۪يرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ ۩ ١٨ ۩

Elem tera ennaAllâhe yescudu lehu men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ardi ve-şşemsu velkameru ve-nnucûmu velcibâlu ve-şşeceru ve-ddevâbbu vekeśîrun mine-nnâsis vekeśîrun hakka ‘aleyhi-l’ażâbuk vemen yuhiniAllâhu femâ lehu min mukriminc innaAllâhe yef’alu mâ yeşâ/

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar.

Muhtasar Tefsir

هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ ١٩

Hâżâni ḣasmâni-ḣtesamû fî rabbihims felleżîne keferû kutti’at lehum śiyâbun min nârin yusabbu min fevki ruûsihimu-lhamîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

يُصْهَرُ بِه۪ مَا ف۪ي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُۜ ٢٠

Yusheru bihi mâ fî butûnihim vel-culûdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَد۪يدٍ ٢١

Velehum mekâmi’u min hadîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.

Muhtasar Tefsir

كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ۟ ٢٢

Kullemâ erâdû en yaḣrucû minhâ min ġammin u’îdû fîhâ veżûkû ‘ażâbe-lharîki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ٢٣

İnnaAllâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min żehebin velu/lu-âens velibâsuhum fîhâ harîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.

Muhtasar Tefsir

وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ٢٤

Vehudû ilâ-ttayyibi mine-lkavli vehudû ilâ sirâti-lhamîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذ۪ي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءًۨ الْعَاكِفُ ف۪يهِ وَالْبَادِۜ وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ۟ ٢٥

İnne-lleżîne keferû veyesuddûne ‘an sebîliAllâhi velmescidi-lharâmi-lleżî ce’alnâhu linnâsi sevâenil’âkifu fîhi velbâdic vemen yurid fîhi bi-ilhâdin bizulmin nużikhu min ‘ażâbin elîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu inkar edenleri, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanları ve orada zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız.

Muhtasar Tefsir

وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ٢٦

Ve-iż bevve/nâ li-ibrâhîme mekâne-lbeyti en lâ tuşrik bî şey-en vetahhir beytiye littâ-ifîne velkâ-imîne ve-rrukke’i-ssucûdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut" diye İbrahim'i Kabe'nin yerine yerleştirmiştik.

Muhtasar Tefsir

وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ ٢٧

Veeżżin fî-nnâsi bilhacci ye/tûke ricâlen ve’alâ kulli dâmirin ye/tîne min kulli feccin ‘amîkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.

Muhtasar Tefsir

لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ ٢٨

Liyeşhedû menâfi’a lehum veyeżkurû-smaAllâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin ‘alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en’âmis fekulû minhâ veat’imû-lbâ-ise-lfakîra

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Taki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ ٢٩

Śumme-lyakdû tefeśehum velyûfû nużûrahum velyattavvefû bilbeyti-l’atîki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kabe'yi tavaf etsinler.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ ٣٠

Żâlike vemen yu’azzim hurumâtiAllâhi fehuve ḣayrun lehu ‘inde rabbihik veuhillet lekumu-l-en’âmu illâ mâ yutlâ ‘aleykums fectenibû-rricse mine-l-evśâni vectenibû kavle-zzûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının.

Muhtasar Tefsir

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ ٣١

Hunefâe liAllâhi ġayra muşrikîne bihic vemen yuşrik biAllâhi fekeennemâ ḣarra mine-ssemâ-i fetaḣtafuhu-ttayru ev tehvî bihi-rrîhu fî mekânin sehîkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a ortak koşmaksızın O'na yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ ٣٢

Żâlike vemen yu’azzim şe’â-iraAllâhi fe-innehâ min takvâ-lkulûbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyledir; kişinin Allah'ın nişanelerine hürmet göstermesi, kalblerin Allah'a karşı gelmekten sakınmasındandır.

Muhtasar Tefsir

لَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟ ٣٣

Lekum fîhâ menâfi’u ilâ ecelin musemmen śümme mehilluhâ ilâ-lbeyti-l’atîki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti Atik'de, Kabe'de son bulurlar.

Muhtasar Tefsir

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۜ فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُٓ اَسْلِمُواۜ وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ ٣٤

Velikulli ummetin ce’alnâ menseken liyeżkurû-smaAllâhi ‘alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en’âmik fe-ilâhukum ilâhun vâhidun felehu eslimûk vebeşşiri-lmuḣbitîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٣٥

Elleżîne iżâ żukiraAllâhu vecilet kulûbuhum va-ssâbirîne ‘alâ mâ esâbehum velmukîmî-ssalâti vemimmâ razeknâhum yunfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.

Muhtasar Tefsir

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌۗ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَٓافَّۚ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّۜ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٣٦

Velbudne ce’alnâhâ lekum min şe’â-iriAllâhi lekum fîhâ ḣayruns feżkurû-smaAllâhi ‘aleyhâ savâffes fe-iżâ vecebet cunûbuhâ fekulû minhâ veat’imû-lkâni’a velmu’terrac keżâlike seḣḣarnâhâ lekum le’allekum teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.

Muhtasar Tefsir

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ ٣٧

Len yenâlaAllâhe luhûmuhâ velâ dimâuhâ velâkin yenâluhu-ttakvâ minkumc keżâlike seḣḣarahâ lekum litukebbirûAllâhe ‘alâ mâ hedâkumk vebeşşiri-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟ ٣٨

İnnaAllâhe yudâfi’u ‘ani-lleżîne âmenûk innaAllâhe lâ yuhibbu kulle ḣavvânin kefûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah şüphesiz inananları savunur, çünkü hainleri ve nankörleri hiç sevmez.

Muhtasar Tefsir

اُذِنَ لِلَّذ۪ينَ يُقَاتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُواۜ وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَد۪يرٌۙ ٣٩

Użine lilleżîne yukâtelûne bi-ennehum zulimûc ve-innaAllâhe ‘alâ nasrihim lekadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ ف۪يهَا اسْمُ اللّٰهِ كَث۪يرًاۜ وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَز۪يزٌ ٤٠

Elleżîne uḣricû min diyârihim biġayri hakkin illâ en yekûlû rabbunaAllâhuk velevlâ def’uAllâhi-nnâse ba’dahum biba’din lehuddimet savâmi’u vebiye’un vesalevâtun vemesâcidu yużkeru fîhâ-smuAllâhi keśîrâanc veleyensurannaAllâhu men yensuruhuk innaAllâhe lekaviyyun ‘azîzun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar haksız yere ve "Rabbimiz Allah'tır" dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَلِلّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ٤١

Elleżîne in mekkennâhum fî-l-ardi ekâmû-ssalâte veâtevû-zzekâte veemerû bilma’rûfi venehev ‘ani-lmunkerik veliAllâhi ‘âkibetu-l-umûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ ٤٢

Ve-in yukeżżibûke fekad keżżebet kablehum kavmu nûhin ve’âdun veśemûdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْمُ اِبْرٰه۪يمَ وَقَوْمُ لُوطٍۙ ٤٣

Vekavmu ibrâhîme vekavmu lûtin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ مَدْيَنَۚ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَيْتُ لِلْكَافِر۪ينَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْۚ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ ٤٤

Veas-hâbu medyenes vekużżibe mûsâ feemleytu lilkâfirîne śümme eḣażtuhums fekeyfe kâne nekîri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.

Muhtasar Tefsir

فَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَش۪يدٍ ٤٥

Fekeeyyin min karyetin ehleknâhâ vehiye zâlimetun fehiye ḣâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ vebi/rin mu’attaletin vekasrin meşîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nice kasabaların halkını haksızlık yaparken yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, sarayları bomboş kalmıştır.

Muhtasar Tefsir

اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَٓا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۚ فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّت۪ي فِي الصُّدُورِ ٤٦

Efelem yesîrû fî-l-ardi fetekûne lehum kulûbun ya’kilûne bihâ ev âżânun yesme’ûne bihâs fe-innehâ lâ ta’mâ-l-ebsâru velâkin ta’mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.

Muhtasar Tefsir

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ وَعْدَهُۜ وَاِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٤٧

Veyesta’cilûneke bil’ażâbi velen yuḣlifaAllâhu va’dehuc ve-inne yevmen ‘inde rabbike keelfi senetin mimmâ te’uddûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir.

Muhtasar Tefsir

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ اَخَذْتُهَاۚ وَاِلَيَّ الْمَص۪يرُ۟ ٤٨

Vekeeyyin min karyetin emleytu lehâ vehiye zâlimetun śümme eḣażtuhâ ve-ileyye-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nice kasabalara, haksız oldukları halde, mehil vermiştim; sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş ancak Bana'dır.

Muhtasar Tefsir

قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَٓا اَنَا۬ لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٤٩

Kul yâ eyyuhâ-nnâsu innemâ enâ lekum neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım" de.

Muhtasar Tefsir

فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ ٥٠

Felleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lehum maġfiratun verizkun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cömertçe verilmiş rızık ve mağfiret, inanan ve yararlı iş işleyenleredir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ ٥١

Velleżîne se’av fî âyâtinâ mu’âcizîne ulâ-ike ashâbu-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ ف۪ٓي اُمْنِيَّتِه۪ۚ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌۙ ٥٢

Vemâ erselnâ min kablike min rasûlin velâ nebiyyin illâ iżâ temennâ elkâ-şşeytânu fî umniyyetihi feyenseḣuAllâhu mâ yulkî-şşeytânu śümme yuhkimuAllâhu âyâtihik vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Muhtasar Tefsir

لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ ٥٣

Liyec’ale mâ yulkî-şşeytânu fitneten lilleżîne fî kulûbihim meradun velkâsiyeti kulûbuhumk ve-inne-zzâlimîne lefî şikâkin be’îdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

/. Allah şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamayı vesile kılar. Zalimler şüphesiz derin bir ayrılık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِه۪ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٥٤

Veliya’leme-lleżîne ûtû-l’ilme ennehu-lhakku min rabbike feyu/minû bihi fetuḣbite lehu kulûbuhumk ve-innaAllâhe lehâdi-lleżîne âmenû ilâ sirâtin mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'ın, senin Rabbin'den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَق۪يمٍ ٥٥

Velâ yezâlu-lleżîne keferû fî miryetin minhu hattâ te/tiyehumu-ssâ’atu baġteten ev ye/tiyehum ‘ażâbu yevmin ‘akîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, ceza saati kendilerine ansızın gelene veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar Kuran'dan şüphe etmekte devam ederler.

Muhtasar Tefsir

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٥٦

Elmulku yevme-iżin liAllâhi yahkumu beynehumc felleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti fî cennâti-nne’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte o gün hükümranlık Allah'ındır. O aralarında hükmeder. İnanıp yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٥٧

Velleżîne keferû vekeżżebû bi-âyâtinâ feulâ-ike lehum ‘ażâbun muhînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, ayetlerimizi yalan sayan kimseler, işte onlar için hakir düşüren azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ قُتِلُٓوا اَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللّٰهُ رِزْقًا حَسَنًاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ٥٨

Velleżîne hâcerû fî sebîliAllâhi śümme kutilû ev mâtû leyerzukannehumuAllâhu rizkan hasenâenc ve-innaAllâhe lehuve ḣayru-rrâzikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah yolunda hicret edenlere, sonra öldürülen veya ölenlere Allah, elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

لَيُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلًا يَرْضَوْنَهُۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَل۪يمٌ حَل۪يمٌ ٥٩

Leyudḣilennehum mudḣalen yerdavnehuk ve-innaAllâhe le’alîmun halîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere koyar. Şüphesiz Allah bilendir, Halim'dir.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَۚ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِه۪ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ٦٠

Żâlike vemen ‘âkabe bimiśli mâ ‘ûkibe bihi śümme buġiye ‘aleyhi leyensurannehuAllâhuk innaAllâhe le’afuvvun ġafûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَاَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٦١

Żâlike bi-ennaAllâhe yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veennaAllâhe semî’un basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böyledir; Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar ve Allah şüphesiz işitir ve görür.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ ٦٢

Żâlike bi-ennaAllâhe huve-lhakku veenne mâ yed’ûne min dûnihi huve-lbâtilu veennaAllâhe huve-l’aliyyu-lkebîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Keza Hak yalnız Allah'tır; O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücedir büyüktür.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۘ فَتُصْبِحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌۚ ٦٣

Elem tera ennaAllâhe enzele mine-ssemâ-i mâen fetusbihu-l-ardu muḣdarratenk innaAllâhe latîfun ḣabîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah Latif'dir, haberdardır.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ٦٤

Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardik ve-innaAllâhe lehuve-lġaniyyu-lhamîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar, yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۜ وَيُمْسِكُ السَّمَٓاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٦٥

Elem tera ennaAllâhe seḣḣara lekum mâ fî-l-ardi velfulke tecrî fî-lbahri bi-emrihi veyumsiku-ssemâe en teka’a ‘alâ-l-ardi illâ bi-iżnihik innaAllâhe bi-nnâsi leraûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَحْيَاكُمْۘ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ ٦٦

Vehuve-lleżî ahyâkum śümme yumîtukum śümme yuhyîkumk inne-l-insâne lekefûrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.

Muhtasar Tefsir

لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَۜ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَق۪يمٍ ٦٧

Likulli ummetin ce’alnâ menseken hum nâsikûhus felâ yunâzi’unneke fî-l-emric ved’u ilâ rabbikes inneke le’alâ huden mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ٦٨

Ve-in câdelûke fekuliAllâhu a’lemu bimâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٦٩

Allâhu yahkumu beynekum yevme-lkiyâmeti fîmâ kuntum fîhi taḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ ذٰلِكَ ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٧٠

Elem ta’lem ennaAllâhe ya’lemu mâ fî-ssemâ-i vel-ardik inne żâlike fî kitâbinc inne żâlike ‘alaAllâhi yesîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'dadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ ٧١

Veya’budûne min dûniAllâhi mâ lem yunezzil bihi sultânen vemâ leyse lehum bihi ‘ilmunk vemâ lizzâlimîne min nasîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği, kendilerinde de bir bilgi olmayan şeylere taparlar. Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ٧٢

Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin ta’rifu fî vucûhi-lleżîne keferû-lmunkeras yekâdûne yestûne billeżîne yetlûne ‘aleyhim âyâtinâk kul efeunebbi-ukum bişerrin min żâlikumk ennâru ve’adehaAllâhu-lleżîne keferûs vebi/se-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vadettiği ateş! Ne kötü bir dönüştür!..

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـًٔا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ ٧٣

Yâ eyyuhâ-nnâsu duribe meśelun festemi’û lehuc inne-lleżîne ted’ûne min dûniAllâhi len yaḣlukû żubâben velevi-cteme’û lehus ve-in yeslubuhumu-żżubâbu şey-en lâ yestenkiżûhu minhuc da’ufe-ttâlibu velmatlûbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!

Muhtasar Tefsir

مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَز۪يزٌ ٧٤

Mâ kaderûAllâhe hakka kadrihik innaAllâhe lekaviyyun ‘azîzun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ يَصْطَف۪ي مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌۚ ٧٥

Allâhu yastafî mine-lmelâ-iketi rusulen vemine-nnâsic innaAllâhe semî’un basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.

Muhtasar Tefsir

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٧٦

Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehumk ve-ilaAllâhi turce’u-l-umûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, geçmişlerini geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döner.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ٧٧ ۩

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-rke’û vescudû va’budû rabbekum vef’alû-lḣayra le’allekum tuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Rüku edin, secdeye varın, Rabbiniz'e kulluk edin, iyilik yapın ki saadete erişesiniz.

Muhtasar Tefsir

وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ ٧٨

Vecâhidû fiAllâhi hakka cihâdihic huve-ctebâkum vemâ ce’ale ‘aleykum fî-ddîni min haracinc millete ebîkum ibrâhîmec huve semmâkumu-lmuslimîne minkablu vefî hâżâ liyekûne-rrasûlu şehîden ‘aleykum vetekûnû şuhedâe ‘alâ-nnâsic feakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte va’tasimû biAllâhi huve mevlâkums feni’me-lmevlâ veni’me-nnasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma