Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ القلم

Kalem Sûresi

68. sûreMekkî52 âyetSayfa 563
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ١

Nûnc velkalemi vemâ yesturûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ ٢

Mâ ente bini’meti rabbike bimecnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۚ ٣

Ve-inne leke le-ecran ġayra memnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ٤

Ve-inneke le’alâ ḣulukin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.

Muhtasar Tefsir

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ ٥

Fesetubsiru ve yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Muhtasar Tefsir

بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ٦

Bi-eyyikumu-lmeftûnu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٧

İnne rabbeke huve a’lemu bimen dalle ‘an sebîlihi ve huve a’lemu bilmuhtedîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ ٨

Felâ tuti’i-lmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;

Muhtasar Tefsir

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ٩

Veddû lev tudhinu feyudhinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ ١٠

Velâ tuti’ kulle hallâfin mehînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ ١١

Hemmâzin meşşâ-in binemîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ١٢

Mennâ’in lilḣayri mu’tedin eśîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ ١٣

‘Utullin ba’de żâlike zenîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ ١٤

En kâne żâ mâlin ve benîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ١٥

İżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.

Muhtasar Tefsir

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ١٦

Senesimuhu ‘alâ-lḣurtûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ١٧

İnnâ belevnâhum kemâ belevnâ ashâbe-lcenneti iż aksemû leyasrimunnehâ musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَسْتَثْنُونَ ١٨

Velâ yesteśnûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ١٩

Fetâfe ‘aleyhâ tâ-ifun min rabbike vehum nâ-imûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ٢٠

Feasbehat ke-ssarîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ٢١

Fetenâdev musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

Muhtasar Tefsir

اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ٢٢

Eni-ġdû ‘alâ harśikum in kuntum sârimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

Muhtasar Tefsir

فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ٢٣

Fentalekû vehum yeteḣâfetûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Muhtasar Tefsir

اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ٢٤

En lâ yedḣulennehâ-lyevme ‘aleykum miskînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ٢٥

Ve ġadev ‘alâ hardin kâdirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ٢٦

Felemmâ raevhâ kâlû innâ ledâllûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

Muhtasar Tefsir

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٢٧

Bel nahnu mahrûmûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨

Kâle evsetuhum elem ekul lekum levlâ tusebbihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٢٩

Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ٣٠

Feakbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetelâvemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerini yermeye başladılar.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ ٣١

Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâġîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."

Muhtasar Tefsir

عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ ٣٢

‘Asâ rabbunâ en yubdilenâ ḣayran minhâ innâ ilâ rabbinâ râġibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ ٣٣

Keżâlike-l’ażâbus vele’ażâbu al-âḣiratic ekberu lev kânû ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٣٤

İnne lilmuttekîne ‘inde rabbihim cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.

Muhtasar Tefsir

اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ ٣٥

Efenec’alu-lmuslimîne kelmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ ٣٦

Mâ lekum keyfe tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ ٣٧

Em lekum kitâbun fîhi tedrusûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لَكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ ٣٨

İnne lekum fîhi lemâ teḣayyerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ ٣٩

Em lekum eymânun ‘aleynâ bâliġatun ilâ yevmi-lkiyâmetiﻻ inne lekum lemâ tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?

Muhtasar Tefsir

سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ ٤٠

Selhum eyyuhum biżâlike ze’îmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ ٤١

Em lehum şurakâu felye/tû bişurakâ-ihim in kânû sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ ٤٢

Yevme yukşefu ‘an sâkin ve yud’avne ilâ-ssucûdi felâ yestatî’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

Muhtasar Tefsir

خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ ٤٣

Ḣâşi’aten ebsâruhum terhekuhum żilletuns ve kad kânû yud’avne ilâ-ssucûdi vehum sâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

Muhtasar Tefsir

فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ ٤٤

Feżernî vemen yukeżżibu bihâżâ-lhadîśis senestedricuhum min hayśu lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

Muhtasar Tefsir

وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ٤٥

Ve umlî lehumc inne keydî metînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ ٤٦

Em tes-eluhum ecran fehum min maġramin muśkalûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ٤٧

Em ‘indehumu-lġaybu fehum yektubûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ ٤٨

Fasbir lihukmi rabbike velâ tekun kesâhibi-lhûti iż nâdâ ve huve mekzûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.

Muhtasar Tefsir

لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ٤٩

Levlâ en tedârakehu ni’metun min rabbihi lenubiże bil’arâ-i ve huve meżmûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.

Muhtasar Tefsir

فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٥٠

Fectebâhu rabbuhu fece’alehu mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ ٥١

Ve-in yekâdu-lleżîne keferû leyuzlikûneke bi-ebsârihim lemmâ semi’û-żżikra ve yekûlûne innehu lemecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ٥٢

Vemâ huve illâ żikrun lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

Muhtasar Tefsir

Kalem Sûresi hakkında

Âyet
52
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
2.
Kelime
300
Harf
1.264
Cüz
29.
Sayfa
563
Kalem suresi kaç ayettir?

Kalem Sûresi 52 âyettir.

Kalem suresi Mekki mi Medeni mi?

Kalem Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Kalem suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Kalem Sûresi, mushaf sıralamasında 68. sûredir; iniş sırasına göre 2. sûredir.

Kalem suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Kalem Sûresi 29. cüzde, mushafın 563. sayfasında başlar.

Surah Al-Qalam in English · Qələm surəsi · Qalam surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma