Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ٢٩

29. Cüz

Mülk 67:1 → Mürselât 77:50 Sayfa 561–580 431 âyet
MülkKalemHâkkaMeâricNûhCinMüzzemmilMüddessirKıyâmeİnsanMürselât
Mushaf
سُورَةُ الملك

Mülk Sûresi

67. sûreMekkî30 âyetSayfa 561
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

تَبَارَكَ الَّذ۪ي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ١

Tebârake-lleżî biyedihi-lmulku ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ ٢

Elleżî ḣaleka-lmevte velhayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu ‘amelâens ve huve-l’azîzu-lġafûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۜ مَا تَرٰى ف۪ي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ ٣

Elleżî ḣaleka seb’a semâvâtin tibâkâns mâ terâ fî ḣalki-rrahmâni min tefâvutins ferci’i-lbasara hel terâ min futûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَس۪يرٌ ٤

Śumme-rci’i-lbasara kerrateyni yenkalib ileyke-lbasaru ḣâsi-en ve huve hasîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ ٥

Ve lekad zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bimesâbîha ve ce’alnâhâ rucûmen lişşeyâtînis ve a’tednâ lehum ‘ażâbe-sse’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.

Muhtasar Tefsir

وَلِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٦

Velilleżîne keferû birabbihim ‘ażâbu cehennemes vebi/se-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerini inkar eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür!

Muhtasar Tefsir

اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقًا وَهِيَ تَفُورُۙ ٧

İżâ ulkû fîhâ semi’û lehâ şehîkan ve hiye tefûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.

Muhtasar Tefsir

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ ٨

Tekâdu temeyyezu mine-lġayzis kullemâ ulkiye fîhâ fevcun se-elehum ḣazenetuhâ elem ye/tikum neżîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا بَلٰى قَدْ جَٓاءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪يرٍ ٩

Kâlû belâ kad câenâ neżîrun fekeżżebnâ ve kulnâ mâ nezzelaAllâhu min şey-in in entum illâ fî dalâlin kebîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik" derler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ ١٠

Ve kâlû lev kunnâ nesme’u ev na’kilu mâ kunnâ fî ashâbi-sse’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler.

Muhtasar Tefsir

فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْۚ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّع۪يرِ ١١

Fa’terafû biżenbihim fesuhkan li-ashâbi-sse’îri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١٢

İnne-lleżîne yaḣşevne rabbehum bilġaybi lehum maġfiratun ve ecrun kebîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ١٣

Ve esirrû kavlekum evi-cherû bihis innehu ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir.

Muhtasar Tefsir

اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ۟ ١٤

Elâ ya’lemu men ḣalaka ve huve-lletîfu-lḣabîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ ١٥

Huve-lleżî ce’ale lekumu-l-arda żelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rizkihis ve-ileyhi-nnuşûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır.

Muhtasar Tefsir

ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ ١٦

E-emintum men fî-ssemâ-i en yaḣsife bikumu-l-arda fe-iżâ hiye temûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًاۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذ۪يرِ ١٧

Em emintum men fî-ssemâ-i en yursile ‘aleykum hâsibâens feseta’lemûne keyfe neżîri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ ١٨

Ve lekad keżżebe-lleżîne min kablihim fekeyfe kâne nekîri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış?

Muhtasar Tefsir

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٓافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَص۪يرٌ ١٩

Eve lem yerav ilâ-ttayri fevkahum sâffâtin ve yakbidnec mâ yumsikuhunne illâ-rrahmânuc innehu bikulli şey-in basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir.

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ي غُرُورٍۚ ٢٠

Emmen hâżâ-lleżî huve cundun lekum yensurukum min dûni-rrahmânic ini-lkâfirûne illâ fî ġurûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُۚ بَلْ لَجُّوا ف۪ي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ ٢١

Emmen hâżâ-lleżî yerzukukum in emseke rizkahuc bel leccû fî ‘utuvvin ve nufûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler.

Muhtasar Tefsir

اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٢٢

Efemen yemşî mukibben ‘alâ vechihi ehdâ emmen yemşî seviyyen ‘alâ sirâtin mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır?

Muhtasar Tefsir

قُلْ هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٢٣

Kul huve-lleżî enşe-ekum ve ce’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-idetes kalîlen mâ teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!"

Muhtasar Tefsir

قُلْ هُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٢٤

Kul huve-lleżî żeraekum fî-l-ardi ve-ileyhi tuhşerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٥

Ve yekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٢٦

Kul innemâ-l’ilmu ‘indaAllâhi ve-innemâ enâ neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً س۪ٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَق۪يلَ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَدَّعُونَ ٢٧

Felemmâ raevhu zulfeten sî-et vucûhu-lleżîne keferû ve kîle hâżâ-lleżî kuntum bihi tedde’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz işte budur" denir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَاۙ فَمَنْ يُج۪يرُ الْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ ٢٨

Kul eraeytum in ehlekeniyaAllâhu vemen me’iye ev rahimenâ femen yucîru-lkâfirîne min ‘ażâbin elîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder; söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azabdan kim alıkoyabilir?"

Muhtasar Tefsir

قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٩

Kul huve-rrahmânu âmennâ bihi ve ’aleyhi tevekkelnâs feseta’lemûne men huve fî dalâlin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ ٣٠

Kul eraeytum in asbeha mâukum ġavran femen ye/tîkum bimâ-in ma’înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?"

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ القلم

Kalem Sûresi

68. sûreMekkî52 âyetSayfa 563
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ١

Nûnc velkalemi vemâ yesturûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ ٢

Mâ ente bini’meti rabbike bimecnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۚ ٣

Ve-inne leke le-ecran ġayra memnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ٤

Ve-inneke le’alâ ḣulukin ‘azîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.

Muhtasar Tefsir

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ ٥

Fesetubsiru ve yubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Muhtasar Tefsir

بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ٦

Bi-eyyikumu-lmeftûnu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٧

İnne rabbeke huve a’lemu bimen dalle ‘an sebîlihi ve huve a’lemu bilmuhtedîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ ٨

Felâ tuti’i-lmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;

Muhtasar Tefsir

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ٩

Veddû lev tudhinu feyudhinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ ١٠

Velâ tuti’ kulle hallâfin mehînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ ١١

Hemmâzin meşşâ-in binemîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ١٢

Mennâ’in lilḣayri mu’tedin eśîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ ١٣

‘Utullin ba’de żâlike zenîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ ١٤

En kâne żâ mâlin ve benîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Muhtasar Tefsir

اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ١٥

İżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.

Muhtasar Tefsir

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ١٦

Senesimuhu ‘alâ-lḣurtûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ١٧

İnnâ belevnâhum kemâ belevnâ ashâbe-lcenneti iż aksemû leyasrimunnehâ musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَسْتَثْنُونَ ١٨

Velâ yesteśnûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

Muhtasar Tefsir

فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ١٩

Fetâfe ‘aleyhâ tâ-ifun min rabbike vehum nâ-imûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ٢٠

Feasbehat ke-ssarîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ٢١

Fetenâdev musbihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

Muhtasar Tefsir

اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ٢٢

Eni-ġdû ‘alâ harśikum in kuntum sârimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

Muhtasar Tefsir

فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ٢٣

Fentalekû vehum yeteḣâfetûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Muhtasar Tefsir

اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ٢٤

En lâ yedḣulennehâ-lyevme ‘aleykum miskînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ٢٥

Ve ġadev ‘alâ hardin kâdirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ٢٦

Felemmâ raevhâ kâlû innâ ledâllûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

Muhtasar Tefsir

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٢٧

Bel nahnu mahrûmûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨

Kâle evsetuhum elem ekul lekum levlâ tusebbihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٢٩

Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ٣٠

Feakbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetelâvemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerini yermeye başladılar.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ ٣١

Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâġîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."

Muhtasar Tefsir

عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ ٣٢

‘Asâ rabbunâ en yubdilenâ ḣayran minhâ innâ ilâ rabbinâ râġibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ ٣٣

Keżâlike-l’ażâbus vele’ażâbu al-âḣiratic ekberu lev kânû ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٣٤

İnne lilmuttekîne ‘inde rabbihim cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.

Muhtasar Tefsir

اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ ٣٥

Efenec’alu-lmuslimîne kelmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ ٣٦

Mâ lekum keyfe tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ ٣٧

Em lekum kitâbun fîhi tedrusûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لَكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ ٣٨

İnne lekum fîhi lemâ teḣayyerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ ٣٩

Em lekum eymânun ‘aleynâ bâliġatun ilâ yevmi-lkiyâmetiﻻ inne lekum lemâ tahkumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?

Muhtasar Tefsir

سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ ٤٠

Selhum eyyuhum biżâlike ze’îmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ ٤١

Em lehum şurakâu felye/tû bişurakâ-ihim in kânû sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ ٤٢

Yevme yukşefu ‘an sâkin ve yud’avne ilâ-ssucûdi felâ yestatî’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

Muhtasar Tefsir

خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ ٤٣

Ḣâşi’aten ebsâruhum terhekuhum żilletuns ve kad kânû yud’avne ilâ-ssucûdi vehum sâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

Muhtasar Tefsir

فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ ٤٤

Feżernî vemen yukeżżibu bihâżâ-lhadîśis senestedricuhum min hayśu lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

Muhtasar Tefsir

وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ ٤٥

Ve umlî lehumc inne keydî metînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ ٤٦

Em tes-eluhum ecran fehum min maġramin muśkalûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.

Muhtasar Tefsir

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ٤٧

Em ‘indehumu-lġaybu fehum yektubûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ ٤٨

Fasbir lihukmi rabbike velâ tekun kesâhibi-lhûti iż nâdâ ve huve mekzûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.

Muhtasar Tefsir

لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ٤٩

Levlâ en tedârakehu ni’metun min rabbihi lenubiże bil’arâ-i ve huve meżmûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.

Muhtasar Tefsir

فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٥٠

Fectebâhu rabbuhu fece’alehu mine-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ ٥١

Ve-in yekâdu-lleżîne keferû leyuzlikûneke bi-ebsârihim lemmâ semi’û-żżikra ve yekûlûne innehu lemecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ٥٢

Vemâ huve illâ żikrun lil’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الحاقة

Hâkka Sûresi

69. sûreMekkî52 âyetSayfa 565
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَٓاقَّةُۙ ١

Elhâkkatu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekleşecek olan!

Muhtasar Tefsir

مَا الْحَٓاقَّةُۚ ٢

Mâ-lhâkkatu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nedir o gerçekleşecek olan gün?

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحَٓاقَّةُۜ ٣

Vemâ edrâke mâ-lhâkkatu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ ٤

Keżżebet śemûdu ve ’âdun bilkâri’ati

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ ٥

Fe-emmâ śemûdu feuhlikû bi-ttâġiyeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ ٦

Ve emmâ ‘âdun feuhlikû birîhin sarsarin ‘âtiyetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.

Muhtasar Tefsir

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ ٧

Seḣḣarahâ ‘aleyhim seb’a leyâlin ve śemâniyete eyyâmin husûmen feterâ-lkavme fîhâ sar’â ke-ennehum a’câzu naḣlin ḣâviyetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.

Muhtasar Tefsir

فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ ٨

Fehel terâ lehum min bâkiyetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?

Muhtasar Tefsir

وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ ٩

Ve câe fir’avnu vemen kablehu velmu/tefikâtu bilḣâti-eti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.

Muhtasar Tefsir

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً ١٠

Fe’asav rasûle rabbihim fe-eḣażehum aḣżeten râbiyeten

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ ١١

İnnâ lemmâ taġâ-lmâu hamelnâkum fî-lcâriyeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.

Muhtasar Tefsir

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ ١٢

Linec’alehâ lekum teżkiraten vete’iyehâ użunun vâ’iyetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ ١٣

Fe-iżâ nufiḣa fî-ssûri nefḣatun vâhidetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

Muhtasar Tefsir

وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً ١٤

Ve humileti-l-ardu velcibâlu fedukketâ dekketen vâhideten

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

Muhtasar Tefsir

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ١٥

Feyevme-iżin veka’ati-lvâki’atu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

Muhtasar Tefsir

وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ ١٦

Venşakkati-ssemâu fehiye yevme-iżin vâhiyetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.

Muhtasar Tefsir

وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ ١٧

Velmeleku ‘alâ ercâ-ihâc ve yahmilu ‘arşe rabbike fevkahum yevme-iżin śemâniyetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ ١٨

Yevme-iżin tu’radûne lâ taḣfâ minkum ḣâfiyetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ ١٩

Fe-emmâ men ûtiye kitâbehu biyemînihi feyekûlu hâumu-kraû kitâbiyeh

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي ظَنَنْتُ اَنّ۪ي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ ٢٠

İnnî zanentu ennî mulâkin hisâbiyeh

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.

Muhtasar Tefsir

فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ ٢١

Fehuve fî ‘îşetin râdiyetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ ٢٢

Fî cennetin ‘âliyetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

Muhtasar Tefsir

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ ٢٣

Kutûfuhâ dâniyetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

Muhtasar Tefsir

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـًٔا بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ ٢٤

Kulû veşrabû henî-en bimâ esleftum fî-l-eyyâmi-lḣâliyeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ ٢٥

Ve emmâ men ûtiye kitâbehu bişimâlihi feyekûlu yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Muhtasar Tefsir

وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْۚ ٢٦

Velem edri mâ hisâbiyeh

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Muhtasar Tefsir

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ ٢٧

Yâ leytehâ kâneti-lkâdiyetu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ ٢٨

Mâ aġnâ ‘annî mâliyeh

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Muhtasar Tefsir

هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ ٢٩

Heleke ‘annî sultâniyeh

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Muhtasar Tefsir

خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ ٣٠

Ḣużûhu feġullûhu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ ٣١

Śumme-lcahîme sallûhu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra cehenneme yaslayın"

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُۜ ٣٢

Śumme fî silsiletin żer’uhâ seb’ûne żirâ’an feslukûhu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظ۪يمِۙ ٣٣

İnnehu kâne lâ yu/minu biAllâhi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ٣٤

Velâ yehuddu ‘alâ ta’âmi-lmiskîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."

Muhtasar Tefsir

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ ٣٥

Feleyse lehu-lyevme hâhunâ hamîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."

Muhtasar Tefsir

وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ ٣٦

Velâ ta’âmun illâ min ġislînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

Muhtasar Tefsir

لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟ ٣٧

Lâ ye/kuluhu illâ-lḣâti-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

Muhtasar Tefsir

فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ ٣٨

Felâ uksimu bimâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Muhtasar Tefsir

وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ ٣٩

Vemâ lâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ ٤٠

İnnehu lekavlu rasûlin kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Muhtasar Tefsir

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلًا مَا تُؤْمِنُونَۙ ٤١

Vemâ huve bikavli şâ’irinc kalîlen mâ tu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!

Muhtasar Tefsir

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَۜ ٤٢

Velâ bikavli kâhininc kalîlen mâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٤٣

Tenzîlun min rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ ٤٤

Velev tekavvele ‘aleynâ ba’da-l-ekâvîli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

Muhtasar Tefsir

لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ ٤٥

Le-eḣażnâ minhu bilyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ ٤٦

Śumme lekata’nâ minhu-lvetîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

Muhtasar Tefsir

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ ٤٧

Femâ minkum min ehadin ‘anhu hâcizîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ ٤٨

Ve-innehu leteżkiratun lilmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ ٤٩

Ve-innâ lena’lemu enne minkum mukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ٥٠

Ve-innehu lehasratun ‘alâ-lkâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ ٥١

Ve-innehu lehakku-lyakîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, şüphesiz kesin gerçektir.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ٥٢

Fesebbih bismi rabbike-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ المعارج

Meâric Sûresi

70. sûreMekkî44 âyetSayfa 567
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

سَاَلَ سَٓائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍۙ ١

Se-ele sâ-ilun bi’ażâbin vâki’in

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.

Muhtasar Tefsir

لِلْكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌۙ ٢

Lilkâfirîne leyse lehu dâfi’un

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.

Muhtasar Tefsir

مِنَ اللّٰهِ ذِي الْمَعَارِجِۜ ٣

MinaAllâhi żî-lme’ârici

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.

Muhtasar Tefsir

تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ ٤

Ta’rucu-lmelâ-iketu ve-rrûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu ḣamsîne elfe senetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ صَبْرًا جَم۪يلًا ٥

Fasbir sabran cemîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güzel güzel sabret;

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَع۪يدًاۙ ٦

İnnehum yeravnehu be’îdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.

Muhtasar Tefsir

وَنَرٰيهُ قَر۪يبًاۜ ٧

Ve nerâhu karîbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama biz onu yakın görmekteyiz.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ ٨

Yevme tekûnu-ssemâu kelmuhli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.

Muhtasar Tefsir

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِۙ ٩

Ve tekûnu-lcibâlu kel’ihni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dağlar da atılmış pamuğa döner.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَسْـَٔلُ حَم۪يمٌ حَم۪يمًاۚ ١٠

Velâ yes-elu hamîmun hamîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.

Muhtasar Tefsir

يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ ١١

Yubassarûnehumc yeveddu-lmucrimu lev yeftedî min ‘ażâbi yevmi-iżin bibenîhi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

Muhtasar Tefsir

وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ ١٢

Ve sâhibetihi ve eḣîhi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

Muhtasar Tefsir

وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُـْٔو۪يهِۙ ١٣

Ve fasîletihi-lletî tu/vîhi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ ١٤

Vemen fî-l-ardi cemî’an śümme yuncîhi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ ١٥

Kellâs innehâ lezâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

Muhtasar Tefsir

نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ ١٦

Nezzâ’aten lişşevâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

Muhtasar Tefsir

تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ ١٧

Ted’û men edbera ve tevellâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

Muhtasar Tefsir

وَجَمَعَ فَاَوْعٰى ١٨

Ve ceme’a fe-ev’â

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًاۙ ١٩

İnne-l-insâne ḣulika helû’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:

Muhtasar Tefsir

اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًاۙ ٢٠

İżâ messehu-şşerru cezû’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Başına bir fenalık gelince feryat eder,

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًاۙ ٢١

Ve-iżâ messehu-lḣayru menû’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ ٢٢

İllâ-lmusallîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ ٢٣

Elleżîne hum ‘alâ salâtihim dâ-imûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ ٢٤

Velleżîne fî emvâlihim hakkun ma’lûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

Muhtasar Tefsir

لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ ٢٥

Lissâ-ili velmahrûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ ٢٦

Velleżîne yusaddikûne biyevmi-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ ٢٧

Velleżîne hum min ‘ażâbi rabbihim muşfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ ٢٨

İnne ‘ażâbe rabbihim ġayru me/mûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٢٩

Velleżîne hum lifurûcihim hâfizûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٣٠

İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.

Muhtasar Tefsir

فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٣١

Femeni-bteġâ verâe żâlike feulâ-ike humu-l’âdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ ٣٢

Velleżîne hum li-emânâtihim ve ’ahdihim râ’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ ٣٣

Velleżîne hum bişehâdâtihim kâ-imûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ ٣٤

Velleżîne hum ‘alâ salâtihim yuhâfizûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Namazlarına riayet edenler,

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ۟ ٣٥

Ulâ-ike fî cennâtin mukramûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.

Muhtasar Tefsir

فَمَالِ ‌الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ ٣٦

Femâli-lleżîne keferû kibeleke muhti’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?

Muhtasar Tefsir

عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ ٣٧

‘Ani-lyemîni ve ’ani-şşimâli ‘izîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?

Muhtasar Tefsir

اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ ٣٨

Eyatme’u kullu-mri-in minhum en yudḣale cennete na’îmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ ٣٩

Kellâ innâ ḣalaknâhum mimmâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

فَلَٓا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ ٤٠

Felâ uksimu birabbi-lmeşâriki velmeġâribi innâ lekâdirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

Muhtasar Tefsir

عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْۙ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَ ٤١

‘Alâ en nubeddile ḣayran minhum vemâ nahnu bimesbûkîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

Muhtasar Tefsir

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَۙ ٤٢

Feżerhum yeḣûdû ve yel’abû hattâ yulâkû yevmehumu-lleżî yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَۙ ٤٣

Yevme yaḣrucûne mine-l-ecdâśi sirâ’an ke-ennehum ilâ nusubin yûfidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

Muhtasar Tefsir

خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ ٤٤

Ḣâşi’aten ebsâruhum terhekuhum żilletunc żâlike-lyevmu-lleżî kânû yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ نوح

Nûh Sûresi

71. sûreMekkî28 âyetSayfa 569
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١

İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihi en enżir kavmeke min kabli en ye/tiyehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٢

Kâle yâ kavmi innî lekum neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."

Muhtasar Tefsir

اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ ٣

Eni-’budûAllâhe vettekûhu ve etî’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"

Muhtasar Tefsir

يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٤

Yaġfir lekum min żunûbikum veyu-aḣḣirkum ilâ ecelin musemmânc inne ecelaAllâhi iżâ câe lâ yu-aḣḣarus lev kuntum ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلًا وَنَهَارًاۙ ٥

Kâle rabbi innî de’avtu kavmî leylen ve nehârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım."

Muhtasar Tefsir

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَارًا ٦

Felem yezidhum du’â-î illâ firârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı."

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُٓوا اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًاۚ ٧

Ve-innî kullemâ de’avtuhum litaġfira lehum ce’alû esâbi’ahum fî âżânihim vestaġşev śiyâbehum ve esarrû vestekberû-stikbârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنّ۪ي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًاۙ ٨

Śumme innî de’avtuhum cihârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım."

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنّ۪ٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًاۙ ٩

Śumme innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim."

Muhtasar Tefsir

فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًاۙ ١٠

Fekultu-staġfirû rabbekum innehu kâne ġaffârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."

Muhtasar Tefsir

يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًاۙ ١١

Yursili-ssemâe ‘aleykum midrârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."

Muhtasar Tefsir

وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاۜ ١٢

Ve yumdidkum bi-emvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın."

Muhtasar Tefsir

مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَارًاۚ ١٣

Mâ lekum lâ tercûne liAllâhi vekârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz."

Muhtasar Tefsir

وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا ١٤

Ve kad ḣalekakum etvârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır."

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۙ ١٥

Elem terav keyfe ḣalekaAllâhu seb’a semâvâtin tibâkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?"

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا ١٦

Ve ce’ale-lkamera fîhinne nûran ve ce’ale-şşemse sirâcân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır."

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًاۙ ١٧

VaAllâhu enbetekum mine-l-ardi nebâtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir."

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا ١٨

Śumme yu’îdukum fîhâ ve yuḣricukum iḣrâcân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır."

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًاۙ ١٩

VaAllâhu ce’ale lekumu-l-arda bisâtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur."

Muhtasar Tefsir

لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا۟ ٢٠

Liteslukû minhâ subulen ficâcân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur."

Muhtasar Tefsir

قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْن۪ي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًاۚ ٢١

Kâle nûhun rabbi innehum ‘asavnî vettebe’û men lem yezidhu mâluhu ve veleduhu illâ ḣasârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًاۚ ٢٢

Ve mekerû mekran kubbârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًاۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًاۚ ٢٣

Ve kâlû lâ teżerunne âlihetekum velâ teżerunne vedden velâ suvâ’an velâ yeġûśe ve ye’ûka ve nesrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يرًاۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالًا ٢٤

Ve kad edallû keśîrâns velâ tezidi-zzâlimîne illâ dalâlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır."

Muhtasar Tefsir

مِمَّا خَط۪ٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَارًا ٢٥

Mimmâ ḣatî-âtihim uġrikû feudḣilû nâran felem yecidû lehum min dûniAllâhi ensârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّارًا ٢٦

Ve kâle nûhun rabbi lâ teżer ‘alâ-l-ardi mine-lkâfirîne deyyârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh dedi ki: "Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma."

Muhtasar Tefsir

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا ٢٧

İnneke in teżerhum yudillû ‘ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler."

Muhtasar Tefsir

رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَارًا ٢٨

Rabbi-ġfir lî velivâlideyye ve limen deḣale beytiye mu/minen velilmu/minîne velmu/minâti velâ tezidi-zzâlimîne illâ tebâran

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır."

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الجن

Cin Sûresi

72. sûreMekkî28 âyetSayfa 571
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ ١

Kul ûhiye ileyye ennehu-steme’a neferun mine-lcinni fekâlû innâ semi’nâ kur-ânen ‘acebân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

Muhtasar Tefsir

يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَدًاۙ ٢

Yehdî ilâ-rruşdi feâmennâ bihis velen nuşrike birabbinâ ehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًاۙ ٣

Ve ennehu te’âlâ ceddu rabbinâ mâ-tteḣaże sâhibeten velâ veledân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًاۙ ٤

Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ ‘alaAllâhi şetatân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۙ ٥

Ve ennâ zanennâ en len tekûle-l-insu velcinnu ‘alaAllâhi keżibân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًاۙ ٦

Ve ennehu kâne ricâlun mine-l-insi ye’ûżûne biricâlin mine-lcinni fezâdûhum rahekân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَدًاۙ ٧

Ve ennehum zannû kemâ zanentum en len yeb’aśaAllâhu ehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَد۪يدًا وَشُهُبًاۙ ٨

Ve ennâ lemesnâ-ssemâe fevecednâhâ muli-et harasen şedîden ve şuhubân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًاۙ ٩

Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâ’ide lissem’is femen yestemi’i-l-âne yecid lehu şihâben rasadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًاۙ ١٠

Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bimen fî-l-ardi em erâde bihim rabbuhum raşedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَدًاۙ ١١

Ve ennâ minnâ-ssâlihûne ve minnâ dûne żâlikes kunnâ tarâ-ika kidedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًاۙ ١٢

Ve ennâ zanennâ en len nu’cizaAllâhe fî-l-ardi velen nu’cizehu herabân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًاۙ ١٣

Ve ennâ lemmâ semi’nâ-lhudâ âmennâ bihis femen yu/min birabbihi felâ yeḣâfu baḣsen velâ rahekân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz."

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا ١٤

Ve ennâ minnâ-lmuslimûne ve minnâ-lkâsitûnes femen esleme feulâ-ike teharrav raşedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır."

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًاۙ ١٥

Ve emmâ-lkâsitûne fekânû licehenneme hatabân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular."

Muhtasar Tefsir

وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ ١٦

Ve-en levi-stekâmû ‘alâ-ttarîkati le-eskaynâhum mâen ġadekân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.

Muhtasar Tefsir

لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًاۙ ١٧

Lineftinehum fîhic vemen yu’rid ‘an żikri rabbihi yesluk-hu ‘ażâben sa’adân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًاۙ ١٨

Ve enne-lmesâcide liAllâhi felâ ted’û me’aAllâhi ehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًاۜ۟ ١٩

Ve ennehu lemmâ kâme ‘abduAllâhi yed’ûhu kâdû yekûnûne ‘aleyhi libedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَدًا ٢٠

Kul innemâ ed’û rabbî velâ uşriku bihi ehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا ٢١

Kul innî lâ emliku lekum darran velâ raşedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًاۙ ٢٢

Kul innî len yucîranî minaAllâhi ehadun velen ecide min dûnihi multehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam."

Muhtasar Tefsir

اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ٢٣

İllâ belâġan minaAllâhi ve risâlâtihic vemen ya’siAllâhe ve rasûlehu fe-inne lehu nâra cehenneme ḣâlidîne fîhâ ebedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır."

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا ٢٤

Hattâ iżâ raev mâ yû’adûne feseya’lemûne men ad’afu nâsiran ve ekallu ‘adedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَدًا ٢٥

Kul in edrî ekarîbun mâ tû’adûne em yec’alu lehu rabbî emedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem."

Muhtasar Tefsir

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًاۙ ٢٦

‘Âlimu-lġaybi felâ yuzhiru ‘alâ ġaybihi ehadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًاۙ ٢٧

İllâ meni-rtedâ min rasûlin fe-innehu yesluku min beyni yedeyhi vemin ḣalfihi rasadân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.

Muhtasar Tefsir

لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا ٢٨

Liya’leme en kad eblaġû risâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey-in ‘adedân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ المزمل

Müzzemmil Sûresi

73. sûreMekkî20 âyetSayfa 573
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ ١

Yâ eyyuhâ-lmuzzemmilu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.

Muhtasar Tefsir

قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلًاۙ ٢

Kumi-lleyle illâ kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.

Muhtasar Tefsir

نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلًاۙ ٣

Nisfehu evi-nkus minhu kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.

Muhtasar Tefsir

اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلًاۜ ٤

Ev zid ‘aleyhi ve rattili-lkur-âne tertîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَق۪يلًاۜ ٥

İnnâ senulkî ‘aleyke kavlen śekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـًٔا وَاَقْوَمُ ق۪يلًاۜ ٦

İnne nâşi-ete-lleyli hiye eşeddu vat-en ve akvemu kîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحًا طَو۪يلًاۜ ٧

İnne leke fî-nnehâri sebhan tavîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلًاۜ ٨

Veżkuri-sme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin adını an; herşeyi bırakıp yalnız O'na yönel,

Muhtasar Tefsir

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلًا ٩

Rabbu-lmeşriki velmaġribi lâ ilâhe illâ huve fetteḣiżhu vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, doğunun ve batının Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O'nu vekil tut.

Muhtasar Tefsir

وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَم۪يلًا ١٠

Vasbir ‘alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl.

Muhtasar Tefsir

وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلًا ١١

Ve żernî velmukeżżibîne ulî-nna’meti ve mehhilhum kalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالًا وَجَح۪يمًاۙ ١٢

İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.

Muhtasar Tefsir

وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا اَل۪يمًا ١٣

Ve ta’âmen żâ ġussatin ve ’ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يبًا مَه۪يلًا ١٤

Yevme tercufu-l-ardu velcibâlu ve kâneti-lcibâlu keśîben mehîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumuşak kum yığını haline gelir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولًاۜ ١٥

İnnâ erselnâ ileykum rasûlen şâhiden ‘aleykum kemâ erselnâ ilâ fir’avne rasûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de, hakkınızda şahidlik edecek bir peygamber gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذًا وَب۪يلًا ١٦

Fe’asâ fir’avnu-rrasûle fe-eḣażnâhu aḣżen vebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يبًاۗ ١٧

Fekeyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alu-lvildâne şîbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer inkar ederseniz, gençleri ihtiyarlatan günden nasıl korunursunuz?

Muhtasar Tefsir

اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا ١٨

Essemâu munfatirun bihic kâne va’duhu mef’ûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O günün şiddetiyle gök bile parçalanır. O'nun sözü yerine gelir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلًا۟ ١٩

İnne hâżihi teżkiratuns femen şâe-tteḣaże ilâ rabbihi sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًاۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًاۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢٠

İnne rabbeke ya’lemu enneke tekûmu ednâ min śuluśeyi-lleyli ve nisfehu ve śuluśehu ve tâ-ifetun mine-lleżîne me’akec vaAllâhu yukaddiru-lleyle ve-nnehârac ‘alime en len tuhsûhu fetâbe ‘aleykums fakraû mâ teyessera mine-lkur-ânic ‘alime en seyekûnu minkum merdâﻻ ve âḣarûne yadribûne fî-l-ardi yebteġûne min fadliAllâhiﻻ ve âḣarûne yukâtilûne fî sebîliAllâhis fakraû mâ teyessera minhuc ve ekîmû-ssalâte ve âtû-zzekâte ve akridûAllâhe kardan hasenânc vemâ tukaddimû li-enfusikum min ḣayrin tecidûhu ‘indaAllâhi huve ḣayran ve a’zame ecrânc vestaġfirûAllâhes innaAllâhe ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı ve üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık, Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ المدثر

Müddessir Sûresi

74. sûreMekkî56 âyetSayfa 574
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ١

Yâ eyyuhâ-lmuddeśśiru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey örtüye bürünen!

Muhtasar Tefsir

قُمْ فَاَنْذِرْۙ ٢

Kum fe-enżir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kalk da uyar.

Muhtasar Tefsir

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ ٣

Ve rabbeke fekebbir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbini yücelt.

Muhtasar Tefsir

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ٤

Ve śiyâbeke fetahhir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Giydiklerini temiz tut.

Muhtasar Tefsir

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ٥

Ve-rrucze fehcur

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötü şeyleri terke devam et.

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ٦

Velâ temnun testekśiru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.

Muhtasar Tefsir

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ٧

Velirabbike fasbir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin için sabret.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ٨

Fe-iżâ nukira fî-nnâkûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.

Muhtasar Tefsir

فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ٩

Feżâlike yevme-iżin yevmun ‘asîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.

Muhtasar Tefsir

عَلَى الْكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ ١٠

‘Alâ-lkâfirîne ġayru yesîrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.

Muhtasar Tefsir

ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يدًاۙ ١١

Żernî vemen ḣalaktu ve hîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ ١٢

Ve ce’altu lehu mâlen memdûdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.

Muhtasar Tefsir

وَبَن۪ينَ شُهُودًاۙ ١٣

Ve benîne şuhûdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.

Muhtasar Tefsir

وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يدًاۙ ١٤

Ve mehhedtu lehu temhîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۙ ١٥

Śumme yatme’u en ezîde

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar;

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يدًاۜ ١٦

Kellâs innehu kâne li-âyâtinâ ‘anîdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır.

Muhtasar Tefsir

سَاُرْهِقُهُ صَعُودًاۜ ١٧

Seurhikuhu sa’ûdân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَۙ ١٨

İnnehu fekkera ve kaddera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti;

Muhtasar Tefsir

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ١٩

Fekutile keyfe kaddera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti!

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ٢٠

Śumme kutile keyfe kaddera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti!

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ نَظَرَۙ ٢١

Śumme nezara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra baktı;

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ ٢٢

Śumme ‘abese ve besera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı;

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ ٢٣

Śumme edbera vestekbera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.

Muhtasar Tefsir

فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ ٢٤

Fekâle in hâżâ illâ sihrun yu/śeru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ ٢٥

İn hâżâ illâ kavlu-lbeşeri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.

Muhtasar Tefsir

سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ ٢٦

Seuslîhi sekara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ ٢٧

Vemâ edrâke mâ sekaru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin?

Muhtasar Tefsir

لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ ٢٨

Lâ tubkî velâ teżeru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer.

Muhtasar Tefsir

لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ ٢٩

Levvâhatun lilbeşeri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın derisini kavurur;

Muhtasar Tefsir

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ ٣٠

‘Aleyhâ tis’ate ‘aşera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada ondokuz bekçi vardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟ ٣١

Vemâ ce’alnâ ashâbe-nnâri illâ melâ-iketenﻻ vemâ ce’alnâ ‘iddetehum illâ fitneten lilleżîne keferû liyesteykine-lleżîne ûtû-lkitâbe ve yezdâde-lleżîne âmenû îmânenﻻ velâ yertâbe-lleżîne ûtû-lkitâbe velmu/minûneﻻ veliyekûle-lleżîne fî kulûbihim meradun velkâfirûne mâżâ erâdaAllâhu bihâżâ meśelânc keżâlike yudilluAllâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâuc vemâ ya’lemu cunûde rabbike illâ huvec vemâ hiye illâ żikrâ lilbeşeri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.

Muhtasar Tefsir

كَلَّا وَالْقَمَرِۙ ٣٢

Kellâ velkameri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ ٣٣

Velleyli iż edbera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

Muhtasar Tefsir

وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ ٣٤

Ve-ssubhi iżâ esfera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِۙ ٣٥

İnnehâ le-ihdâ-lkuberi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

Muhtasar Tefsir

نَذ۪يرًا لِلْبَشَرِۙ ٣٦

Neżîran lilbeşeri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

Muhtasar Tefsir

لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ ٣٧

Limen şâe minkum en yetekaddeme ev yeteaḣḣara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.

Muhtasar Tefsir

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ ٣٨

Kullu nefsin bimâ kesebet rahînetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Herkes kazancına bağlı bir rehindir;

Muhtasar Tefsir

اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ ٣٩

İllâ ashâbe-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَٓاءَلُونَۙ ٤٠

Fî cennâtin yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.

Muhtasar Tefsir

عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ٤١

‘Ani-lmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.

Muhtasar Tefsir

مَا سَلَكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ ٤٢

Mâ selekekum fî sekara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ ٤٣

Kâlû lem neku mine-lmusallîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik."

Muhtasar Tefsir

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ ٤٤

Velem neku nut’imu-lmiskîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Düşkün kimseyi doyurmuyorduk."

Muhtasar Tefsir

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ ٤٥

Ve kunnâ neḣûdu me’a-lḣâ-idîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Batıla dalanlarla biz de dalardık."

Muhtasar Tefsir

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ ٤٦

Ve kunnâ nukeżżibu biyevmi-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ceza gününü yalanlardık."

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ ٤٧

Hattâ etânâ-lyakînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ölüm bize o haldeyken geldi."

Muhtasar Tefsir

فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ ٤٨

Femâ tenfe’uhum şefâ’atu-şşâfi’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.

Muhtasar Tefsir

فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ ٤٩

Femâ lehum ‘ani-tteżkirati mu’ridîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?

Muhtasar Tefsir

كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ ٥٠

Ke-ennehum humurun mustenfiratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.

Muhtasar Tefsir

فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ ٥١

Ferrat min kasveratin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.

Muhtasar Tefsir

بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفًا مُنَشَّرَةًۙ ٥٢

Bel yurîdu kullu-mri-in minhum en yu/tâ suhufen muneşşeraten

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.

Muhtasar Tefsir

كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ ٥٣

Kellâs bel lâ yeḣâfûne-l-âḣirate

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar.

Muhtasar Tefsir

كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ ٥٤

Kellâ innehu teżkiratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür.

Muhtasar Tefsir

فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ ٥٥

Femen şâe żekerahu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dileyen kimse öğüt alır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ٥٦

Vemâ yeżkurûne illâ en yeşâaAllâhuc huve ehlu-ttakvâ ve ehlu-lmaġfirati

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ القيامة

Kıyâme Sûresi

75. sûreMekkî40 âyetSayfa 576
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ ١

Lâ uksimu biyevmi-lkiyâmeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet gününe yemin ederim.

Muhtasar Tefsir

وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ ٢

Velâ uksimu bi-nnefsi-llevvâmeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.

Muhtasar Tefsir

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُۜ ٣

Eyahsebu-l-insânu ellen necme’a ‘izâmehu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?

Muhtasar Tefsir

بَلٰى قَادِر۪ينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ ٤

Belâ kâdirîne ‘alâ en nusevviye benânehu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.

Muhtasar Tefsir

بَلْ يُر۪يدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ ٥

Bel yurîdu-l-insânu liyefcura emâmehu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.

Muhtasar Tefsir

يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ ٦

Yes-elu eyyâne yevmu-lkiyâmeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ ٧

Fe-iżâ berika-lbasaru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

Muhtasar Tefsir

وَخَسَفَ الْقَمَرُۙ ٨

Ve ḣasefe-lkameru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

Muhtasar Tefsir

وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ ٩

Ve cumi’a-şşemsu velkameru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

Muhtasar Tefsir

يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّۚ ١٠

Yekûlu-l-insânu yevme-iżin eyne-lmeferru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

Muhtasar Tefsir

كَلَّا لَا وَزَرَۚ ١١

Kellâ lâ vezera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمُسْتَقَرُّۜ ١٢

İlâ rabbike yevme-iżinilmustekarru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.

Muhtasar Tefsir

يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ ١٣

Yunebbeu-l-insânu yevme-iżin bimâ kaddeme ve aḣḣara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.

Muhtasar Tefsir

بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ ١٤

Beli-l-insânu ‘alâ nefsihi basîratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ ١٥

Velev elkâ me’âżîrahu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.

Muhtasar Tefsir

لَا تُحَرِّكْ بِه۪ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه۪ۜ ١٦

Lâ tuharrik bihi lisâneke lita’cele bihi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ ١٧

İnne ‘aleynâ cem’ahu ve kur-ânehu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ ١٨

Fe-iżâ kara/nâhu fettebi’ kur-ânehu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۜ ١٩

Śumme inne ‘aleynâ beyânehu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.

Muhtasar Tefsir

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ ٢٠

Kellâ bel tuhibbûne-l’âcilete

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.

Muhtasar Tefsir

وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ ٢١

Ve teżerûne-l-âḣirate

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahireti bırakırsınız.

Muhtasar Tefsir

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ ٢٢

Vucûhun yevme-iżin nâdiratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ ٢٣

İlâ rabbihâ nâziratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.

Muhtasar Tefsir

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ ٢٤

Ve vucûhun yevme-iżin bâsiratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün bir takım yüzler de asıktır.

Muhtasar Tefsir

تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۜ ٢٥

Tezunnu en yuf’ale bihâ fâkiratun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.

Muhtasar Tefsir

كَلَّٓا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَۙ ٢٦

Kellâ iżâ belaġati-tterâkiye

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.

Muhtasar Tefsir

وَق۪يلَ مَنْ۔ رَاقٍۙ ٢٧

Ve kîle mense râkin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.

Muhtasar Tefsir

وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُۙ ٢٨

Ve zanne ennehu-lfirâku

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.

Muhtasar Tefsir

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِۙ ٢٩

Velteffeti-ssâku bi-ssâki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bacaklar birbirine dolaşır.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمَسَاقُۜ۟ ٣٠

İlâ rabbike yevme-iżinilmesâku

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün sevk Rabbin huzurunadır.

Muhtasar Tefsir

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ ٣١

Felâ saddeka velâ sallâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

Muhtasar Tefsir

وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ ٣٢

Velâkin keżżebe ve tevellâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ ذَهَبَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ يَتَمَطّٰىۜ ٣٣

Śumme żehebe ilâ ehlihi yetemettâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

Muhtasar Tefsir

اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ ٣٤

Evlâ leke fe-evlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana yazıklar olsun, yazıklar!

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ ٣٥

Śumme evlâ leke fe-evlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!

Muhtasar Tefsir

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ ٣٦

Eyahsebu-l-insânu en yutrake sudân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ ٣٧

Elem yeku nutfeten min meneyyin yumnâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, katılan bir meni damlası değil miydi?

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰىۙ ٣٨

Śumme kâne ‘alekaten feḣaleka fesevvâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۜ ٣٩

Fece’ale minhu-zzevceyni-żżekera vel-unśâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.

Muhtasar Tefsir

اَلَيْسَ ذٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى ٤٠

Eleyse żâlike bikâdirin ‘alâ en yuhyiye-lmevtâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الإنسان

İnsan Sûresi

76. sûreMedenî31 âyetSayfa 577
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـًٔا مَذْكُورًا ١

Hel etâ ‘alâ-l-insâni hînun mine-ddehri lem yekun şey-en meżkûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?

Muhtasar Tefsir

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعًا بَص۪يرًا ٢

İnnâ ḣalaknâ-l-insâne min nutfetin emşâcin nebtelîhi fece’alnâhu semî’an basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا ٣

İnnâ hedeynâhu-ssebîle immâ şâkiran ve-immâ kefûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالًا وَسَع۪يرًا ٤

İnnâ a’tednâ lilkâfirîne selâsile ve aġlâlen ve se’îrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًاۚ ٥

İnne-l-ebrâra yeşrabûne min ke/sin kâne mizâcuhâ kâfûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler.

Muhtasar Tefsir

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يرًا ٦

‘Aynen yeşrabu bihâ ‘ibâduAllâhi yufeccirûnehâ tefcîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.

Muhtasar Tefsir

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يرًا ٧

Yûfûne bi-nneżri ve yeḣâfûne yevmen kâne şerruhu mustetîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.

Muhtasar Tefsir

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪ينًا وَيَت۪يمًا وَاَس۪يرًا ٨

Ve yut’imûne-tta’âme ‘alâ hubbihi miskînen ve yetîmen ve-esîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُورًا ٩

İnnemâ nut’imukum livechiAllâhi lâ nurîdu minkum cezâen velâ şukûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَر۪يرًا ١٠

İnnâ neḣâfu min rabbinâ yevmen ‘abûsen kamtarîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.

Muhtasar Tefsir

فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًاۚ ١١

FevekâhumuAllâhu şerra żâlike-lyevmi ve lakkâhum nadraten ve surûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.

Muhtasar Tefsir

وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يرًاۙ ١٢

Ve cezâhum bimâ saberû cenneten ve harîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir.

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَر۪يرًاۚ ١٣

Mutteki-îne fîhâ ‘alâ-l-erâ-ikis lâ yeravne fîhâ şemsen velâ zemherîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.

Muhtasar Tefsir

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلًا ١٤

Ve dâniyeten ‘aleyhim zilâluhâ ve żullilet kutûfuhâ teżlîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.

Muhtasar Tefsir

وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ ١٥

Ve yutâfu ‘aleyhim bi-âniyetin min fiddatin ve ekvâbin kânet kavârîrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır.

Muhtasar Tefsir

قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يرًا ١٦

Kavârîra min fiddatin kadderûhâ takdîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.

Muhtasar Tefsir

وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلًاۚ ١٧

Ve yuskavne fîhâ ke/sen kâne mizâcuhâ zencebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler.

Muhtasar Tefsir

عَيْنًا ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلًا ١٨

‘Aynen fîhâ tusemmâ selsebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O pınara "Selsebil" denir.

Muhtasar Tefsir

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤً۬ا مَنْثُورًا ١٩

Ve yetûfu ‘aleyhim vildânun muḣalledûne iżâ raeytehum hasibtehum lu/lu-en menśûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يمًا وَمُلْكًا كَب۪يرًا ٢٠

Ve-iżâ raeyte śemme raeyte na’îmen ve mulken kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.

Muhtasar Tefsir

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا ٢١

‘Âliyehum śiyâbu sundusin ḣudrun ve-istebrakuns ve hullû esâvira min fiddatin ve sekâhum rabbuhum şerâben tahûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا۟ ٢٢

İnne hâżâ kâne lekum cezâen ve kâne sa’yukum meşkûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلًاۚ ٢٣

İnnâ nahnu nezzelnâ ‘aleyke-lkur-âne tenzîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz.

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِمًا اَوْ كَفُورًاۚ ٢٤

Fasbir lihukmi rabbike velâ tuti’ minhum âśimen ev kefûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma.

Muhtasar Tefsir

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلًاۚ ٢٥

Veżkuri-sme rabbike bukraten ve asîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin adını sabah akşam an.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَو۪يلًا ٢٦

Ve mine-lleyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْمًا ثَق۪يلًا ٢٧

İnne hâulâ-i yuhibbûne-l’âcilete ve yeżerûne verâehum yevmen śekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلًا ٢٨

Nahnu ḣalaknâhum ve şedednâ esrahums ve-iżâ şi/nâ beddelnâ emśâlehum tebdîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلًا ٢٩

İnne hâżihi teżkiratuns femen şâe-tteḣaże ilâ rabbihi sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar.

Muhtasar Tefsir

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۗ ٣٠

Vemâ teşâûne illâ en yeşâaAllâhuc innaAllâhe kâne ‘alîmen hakîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا ٣١

Yudḣilu men yeşâu fî rahmetihic ve-zzâlimîne e’adde lehum ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ المرسلات

Mürselât Sûresi

77. sûreMekkî50 âyetSayfa 579
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًاۙ ١

Velmurselâti ‘urfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًاۙ ٢

Fel’âsifâti ‘asfân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًاۙ ٣

Ve-nnâşirâti neşrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًاۙ ٤

Felfârikâti ferkân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًاۙ ٥

Felmulkiyâti żikrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

عُذْرًا اَوْ نُذْرًاۙ ٦

‘Użran ev nużran

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ ٧

İnnemâ tû’adûne levâki’un

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ ٨

Fe-iżâ-nnucûmu tumiset

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yıldızların ışığı giderildiği zaman,

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ ٩

Ve-iżâ-ssemâu furicet

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gök yarıldığı zaman,

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ ١٠

Ve-iżâ-lcibâlu nusifet

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ ١١

Ve-iżâ-rrusulu ukkitet

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;

Muhtasar Tefsir

لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ ١٢

Li-eyyi yevmin uccilet

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, hangi güne bırakılmıştı?

Muhtasar Tefsir

لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ ١٣

Liyevmi-lfasli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hüküm gününe bırakılmıştı.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ ١٤

Vemâ edrâke mâ yevmu-lfasli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ١٥

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün yalanlamış olanların vay haline!

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ ١٦

Elem nuhliki-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ ١٧

Śumme nutbi’uhumu-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ١٨

Keżâlike nef’alu bilmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçlulara böyle yaparız.

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ١٩

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, yalanlamış olanların vay haline!.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ ٢٠

Elem naḣlukkum min mâ-in mehînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ ٢١

Fece’alnâhu fî karârin mekînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

Muhtasar Tefsir

اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ ٢٢

İlâ kaderin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

Muhtasar Tefsir

فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ٢٣

Fekadernâ feni’me-lkâdirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٢٤

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün yalanlamış olanların vay haline!

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًاۙ ٢٥

Elem nec’ali-l-arda kifâtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

Muhtasar Tefsir

اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتًاۙ ٢٦

Ahyâen ve emvâtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتًاۜ ٢٧

Ve ce’alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḣâtin ve eskaynâkum mâen furâtân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٢٨

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlamış olanların vay o gün haline!

Muhtasar Tefsir

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ ٢٩

İntalikû ilâ mâ kuntum bihi tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"

Muhtasar Tefsir

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ ٣٠

İntalikû ilâ zillin żî śelâśi şu’abin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

Muhtasar Tefsir

لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ ٣١

Lâ zalîlin velâ yuġnî mine-llehebi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

Muhtasar Tefsir

اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ ٣٢

İnnehâ termî bişerarin kelkasri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

Muhtasar Tefsir

كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ ٣٣

Ke-ennehu cimâletun sufrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٣٤

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlamış olanların o gün vay haline!

Muhtasar Tefsir

هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ ٣٥

Hâżâ yevmu lâ yentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, onların konuşamayacakları gündür.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ٣٦

Velâ yu/żenu lehum feya’teżirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٣٧

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlamış olanların o gün vay haline!

Muhtasar Tefsir

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ ٣٨

Hâżâ yevmu-lfaslis cema’nâkum vel-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ ٣٩

Fe-in kâne lekum keydun fekîdûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٤٠

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlamış olanların o gün vay haline!.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ ٤١

İnne-lmuttekîne fî zilâlin ve ’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.

Muhtasar Tefsir

وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ٤٢

Ve fevâkihe mimmâ yeştehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.

Muhtasar Tefsir

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٣

Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٤٤

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٤٥

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün yalanlamış olanların vay haline

Muhtasar Tefsir

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ٤٦

Kulû ve temette’û kalîlen innekum mucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٤٧

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün yalanlamış olanların vay haline!

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ ٤٨

Ve-iżâ kîle lehumu-rke’û lâ yerke’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ٤٩

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün yalanlamış olanların vay haline!

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ ٥٠

Febi-eyyi hadîśin ba’dehu yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma